Yazı boyutunu değiştir
Sistem saati: 21 Ekm 2017, 09:44


Yeni bir konu gönderCevap gönder 1 sayfadan 1. sayfa   [ 1 ileti ]
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Özgürlük Üzerine
İletiTarih: 24 Tem 2017, 13:33 
Yeni Üye

Kayıt: 07 Tem 2017, 19:47
İleti: 6

Liberalinden tut sosyalistine, IŞİD militanından kahvede oturup "büyük resmi" görerek "hain" yahudilerin komplolarını teker teker açığa vuran dayılara dek herkes özgürlükten bahseder durur. Burada ki esas sıkıntı insanların özgürlükten bahsetmesi değil, "özgürlük" kelimesinin içini boşaltıp anlamsız bir şekilde kullanmasıdır. O halde nedir bu "özgürlük"? Bir sınırı varmıdır? Peki ya birilerine faydası varmıdır? Bu yazıda bahsettiğim soruların cevaplarını ve az biraz fazlasını bulacaksınız.

Herşeyden önce "özgürlük" kavramının ne olduğundan bahsetmem doğru olacaktır. Söz konusu özgürlüğün tanımı olduğunda genellikle Isaiah Berlin'in yaptığı iki konseptten birinden bahsedildiği görülebilir. Berlin'in ortaya koyduğu ilk tanım "negatif" özgürlüktür. Negatif özgürlük, bireyin seçim yapma ve eyleme geçme veya geçmeme konusunda dışsal bir engele sahip olmaması anlamına gelmektedir. Berlin negatif özgürlüğün insanın seçim yapabildiği alan olduğundan bahsetmiştir. Örneğin devlet sizin A ürününü satın almanızı yasaklayan bir yasa çıkardıysa o halde A ürününü satın alma konusunda negatif olarak özgür değilsiniz demektir. Isaiah Berlin'in ortaya koyduğu ikinci tanım ise "pozitif" özgürlüktür. Pozitif özgürlük ise bireyin yaptığı seçimi gerçekleştirebilme imkanına sahip olması anlamında özgürlüktür. Yani siz A ürününü devlet yasakladığından ötürü değilde cebinizde A ürününün fiyatı kadar paraya sahip olmadığınızdan ötürü satın alamıyorsanız negatif olarak özgür olsanız da pozitif olarak özgür değilsiniz demektir. Anlaşılabileceği negatif özgürlük konsepti gibi günlük dilde kullanılan özgürlük kelimesine denk düşerken pozitif özgürlük ise imkan sahibi olmak, kabiliyet sahibi olmak anlamına gelmektedir. Bu yazıda "özgürlük" dendiğinde negatif özgürlük ifade ediliyor olacaktır.

İnsan doğası gereği özgürdür. Doğal durumda insan istediği her davranışı yapmaya çabaladığı için özgürlüğün insanın varsayılan konumu olduğu çıkarımı yapılabilir. Ancak yinede birey doğada tek başına hayatta kalamadığı ve dolayısıyla hayatta kalmak için öteki bireylerle işbirliği içine girmek zorunda olduğu için toplum oluşmuş ve birey her yapmak istediği davranışını gerçekleştiremeyerek sınırsız özgürlüğünden vazgeçmek zorunda kalmıştır. Peki bireyin öteki bireyler arasında ki ilişkilerinde gerçekleştirmeyi tercih ettiği eylemlerinin sınırı nedir? Özgürlük bireyin varsayılan konumu olduğu için bireyin özgürlüğünü sınırlandırmanın bir gerekçeye dayanması gerektiği açıktır. Bireyin özgürlüğünü sınırlandırmayı haklılaştıran bu gerekçe herhalde toplumsal işbirliğinin sağlanıp bireylerin hayatta kalmasını sağlamaktır. Bireyin özgürlüğünü sınırlandırıp toplumsal işbirliğini yaratan ilkeye "saldırmazlık ilkesi" adı verilmektedir. Bu ilke bireyin başka bir bireye veya onun sahip olduğu şeylere zarar vermediği müddetçe istediği her davranışı gerçekleştirmekte özgür olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla saldırmazlık ilkesi bize saldırmazlık ilkesini çiğnemeyen herkesin dokunulumaz olduğunu söylemekte ve saldırmazlık ilkesini çiğneyip başka bireylere zarar veren bir kişiye müdahale edip onu engellememizi meşru kılmaktadır.

Özgürlüğün bireye faydaları olduğu su götürmez bir gerçektir. Öyle ki özgürlük bireye kendi arzu ve potansiyelini gerçekleştirme imkanı tanıyarak kendisine şu otorite veya bu düşünce sistemi tarafından dayatılan değilde kendine ait bir hayata sahip olmasını sağlamaktadır. Kendine ait bir hayata sahip olan kişi onu önemser, değer verir ve sağlıklı bir psikolojiye sahip olarak yaşamını sürdürmesini sağlar. Öteki taraftan özgürlük, bireye kendi hayatı hakkında karar alma imkanı tanır ve başka bireyler tarafından alınan kararların sonucunda suistimal edilmesini engeller.

Bireyin özgürlüğü sanılanın aksine topluma da fayda sağlamaktadır. Pek çok kişi özgürlüğün toplumsal yapıyı çürüttüğünden falan bahseder. Ancak toplum zaten bireylerden oluşuyor ise ve bireylerin özgür olması hem hakları hemde kendilerine gayet faydalı ise o halde "toplumsal çürüme" adı verilen ne idüğü belirsiz şeyin ne önemi kalır ki? Gerçeği söylemek gerekirse bireysel özgürlük bireylerin geneline yani topluma fayda sağlamaktadır çünkü özgürlük bireylerin kendi arzu ve potansiyellerini gerçekleştirmesine imkan tanıyarak gelişimin önünü açmaktadır. Ayrıca piyasa mekanizması bireysel çıkarı kolektif faydaya çevirerek her ne kadar o kişiler öyle niyetlemese de sonuçta bireylerin birbirleri pahasına değil birbirleri için çalışmasını sağlamaktadır. Öyle ki piyasa mekanizması öteki insanların ihtiyaç ve isteklerini yani talebini karşılayan kişileri para ile ödüllendirdiği için bireyler özgür bırakıldığında sırf kâr elde etmeyi hedefleyerek toplumun faydasına davranışlarda bulunmaya başlarlar.

Neden hep özgürlük derken bireyden bahsettiğim sorulabilir. Özgürlüğün tek anlamlı birimi birey olduğu için sürekli bireyden bahsetmekteyim. Yani devletin, toplumun veya sınıfın özgürlüğü olmaz çünkü bu bahsettiklerim gerçekte yoktur. Bu söylediğimi pek çok kişi garipseyecektir ve "devlet nasıl yok?" diye soracaktır. Ben burada "gerçek" derken nesnel gerçekliği kastetmekteyim. Örneğin biz insanlar olarak yerçekiminin varlığına inansakta inanmasakta onun etkisi altındayızdır. Ancak biz insanlar devletin varlığına inanmayı kestiğimiz anda devlet diye bir şey kalmaz çünkü devlet uzay ve zamanda mevcut değildir, o bizim bir soyutlamamızdan ibarettir ve biz onun gerçek olduğuna inandığımız müddetçe gerçektir. Dolayısıyla seçim yapabilecek, seçimini gerçekleştirebilecek ve sorumluluk sahibi olabilecek özgürlüğün anlamlı tek gerçek birimi birey olduğu için sürekli bireyden bahsetmekteyim. Birey dışında bir gerçeklik yoktur.

Bireyin özgürlüğünün temeli nedir? Yani birey özgür olma hakkını kendinde nereden bulmaktadır? Buna "özsahiplik ilkesi" adı verilmektedir. Bu ilkeye göre her birey kendi kendisinin sahibidir. Örneğin ben düşünce özgürlüğümün olduğunu iddia edebilirim çünkü düşünen beyin bana aittir ve dolayısıyla onun ürettiği düşüncelerde benimdir, nasıl kullanacağım bana kalmıştır. Veya ben ifade özgürlüğüm olduğunu iddia edebilirim çünkü kendimi ifade etmemi sağlayan en basit araç olan ağzım bana aittir ve dolayısıyla onun ne tür sözcükler ürettiğini belirlemekte benim bileceğim iştir. Dikkat ettiyseniz hep bir "sahiplikten" bahsettim. Sahipliğin kendisine temel sağlayan hak mülkiyet hakkıdır. Mülkiyet hakkı olmaksızın ne kişi kendi kendisinin sahibi olduğunu iddia edebilir ne de özgür olduğunu. Mülkiyet hakkı olmayan kişi kendi kendisinin sahibi de olamayacağından ötürü özgür olamaz. Tarihe bakıldığında bu tip kişilere kendi kendinin sahibi olmayan anlamında kısaca "köle" dendiği görülebilir.

Bana göre devlet ancak negatif özgürlüğü garanti altına alıp sağlayabilir, onuda kısmen yapar. Ancak söz konusu pozitif özgürlük olduğunda devlet pozitif özgürlüğü sağlamada hem faydasız kalır, hemde ahlak dışı bir yolla bunu yapmaya çalışır. Devlet insanlara imkanlar tanıyarak pozitif olarak özgür kılma konusunda faydasız kalır çünkü devlet yaptığı işlerin verimli ve kaliteli olmasına özen göstermezken piyasa mekanizmasına dahil olan şirketler verimliliğe ve kaliteye önem verdikleri gibi eğer ki rekabet ediyorlarsa yaptıkları işin kalitesi artar ve fiyatı ise düşmeye başlar. Ayrıca devlet insanlara imkan tanıyıp pozitif olarak özgür kılmak için ortaya koyduğu projeleri gerçekleştirmek namına vergi mükelleflerinden topladığı paraların büyük kısmı zaten o paraları toplamakla görevli bürokrasinin içinde gerçekleşen işlemlerde eriyip gidecektir. Yani toplanan on kuruşun yedisi zaten o on kuruşu toplayan bürokrasi tarafından yutulacaktır. Geri kalan üç kuruş devlet adamları tarafından ceplenmez ise büyük ihtimal piyasanın kullandığından daha verimsiz kullanılıp israf edilecektir. Öteki taraftan bu pozitif özgürlüğü sağlamak için oluşturulan devlet programları ahlak dışıdır çünkü şu kişiden zorunlu olarak alınan parayı bu kişi için harcamaktadır yani bir nevi çakma robinhoodluk yapmakta -ancak yukarıda bahsettiğim gibi pekte başarılı olmamaktadır. Ben burada insanların birbirlerine yardım etmemesi gerektiğini söylemiyorum. Ben burada insanlar birbirlerine yardım edecekse, zengin fakire para verecekse bunu gönüllü olarak yapması gerektiğini, devletin zorbalığının ahlak dışı olduğunu ve zaten pekte işlevli olmadığını savunuyorum. Eğer ki fakirlere yardım edecek programlar lazımsa bu programlar devlet eliyle değil sivil toplum kuruluşları aracılığı ile gerçekleştirilmelidir, ben bunu savunuyorum.

Sonuç olarak özgürlük bireyin varsayılan konumudur ve bir gerekçesi bulunmadığı müddetçe engellenmemelidir. Özgürlüğün tek anlamlı birimi bireydir ve özgürlük, hem bireyin kendisi için hemde toplum için faydalıdır. Ayrıca devlet tarafından garanti edilebilecek tek özgürlük çeşidi negatif özgürlüktür.

http://ozgurzihinlervepiyasalar.blogspo ... z-ben.html


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni bir konu gönderCevap gönder 1 sayfadan 1. sayfa   [ 1 ileti ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan SiyasiForum.net Siyasi Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. SiyasiForum.Net hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde dönüş yapacaktır. Forumumuz kesinlikle hiçbir şekilde parti, örgüt, kurum, kuruluş ve oluşumu desteklememektedir. Tüm Problemler ve Reklam İçin: İletişim Formu için tıklayınız.