Yazı boyutunu değiştir
Sistem saati: 17 Oca 2018, 00:01


Yeni bir konu gönderCevap gönder 5 sayfadan 3. sayfa   [ 68 ileti ]
Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Re: chp asla iktidar olamaz.
İletiTarih: 01 Eyl 2009, 14:14 
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Ağu 2009, 11:09
İleti: 574

chp yi tanımaya devam edelim
uyan Türkoğlu bunlara alet olma,bunların oyununa gelme;

Atatürk'ten sonraki ismet inönü'lü chp , para ve pullardaki Atatürk resimlerinin yanı sıra, Atatürk'ün emri ile basılan bozkurtlu para ve pulları da kaldırtmış. işte o paralar ve pullar.

chp'nin bu günlerde en çok tartışılan tavrı olan “Atatürk'ün arkasına sığınma' iddialarını tarihi belgelerde doğrulamakta.

Atatürk'ten sonra parti yönetimini alan ve ' ben ortanın sol'un dayım” diyen ismet inönü'nün, işbaşına geçtikten sonra paralardan Atatürk'ün resimlerini çıkardığı gibi, atatürk resimli pullarında basımını yasaklamıştı.

chp'yi tamamen atatürk çizgisinden çıkarma mücadelesi veren 'milli şef' ismet inönü, iş başına gelir-gelmez Türk paralarından atatürk resimlerini çıkartıp kendi resimlerini koydurttuğu gibi, Ttatürk resimli posta pullarının da basımını durdurmuştu.

inönü, bozkurtlu para ve pullarida kaldiriyor

milli şef unvanını alan ismet inönü, atatürk resimlerine karşı yaptığı operasyonları bununla da kalmıyor,
Atatürk, “Türklüğün ve Türklüğün dünyaya dağılışının sembolü” olarak tanımladığı bozkurt'u, gelecek nesillere tarihi vesika olması düşüncesiyle, bozkurt resimli paralar ve posta pulların basımı talimatı verir ve bastırır.

iş başına gelen 'milli şef' lakaplı ismet inönü'nün, Atatürk'ün bastırdığı bozkurtlu paraları da yasakladığı gibi, pullarında basımını durduğu ortaya çıktı.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: chp asla iktidar olamaz.
İletiTarih: 01 Eyl 2009, 14:18 
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Ağu 2009, 11:09
İleti: 574
(yazılanların bir kısmına katılmıyorum ,alıntıdır)
oğuzboylu oyunu verirken iyice düşün.
NEDEN CHP DEĞİL ?

Türkçülerin partisinin chp olamayacağı bu parti içerisindeki ırksızların çokluğundan değil,chp nin bizim partimiz olamamasının en büyük sebebi 5000 den fazla Türk evladının akan kanlarının faturasının bu enternasyonal sosyalist partinin üzerinde olmasıdır.

Başbuğumuz Atatürk'ün bu partiyi kurmuş olması onu ilelebet destekleyeceğimiz anlamını taşımaz.Türkiye Cumhuriyetinide Başbuğumuz kurmuştur.Tanrı esirgesin devletimiz yabancı güçlerin eline geçtiğindede Başbuğumuz kurdu bu devleti diye o güçlerimi destekleyeceğiz olurmu böyle saçmalık.Sırf Atamız kurdu diye yabancılardan yanamı olacağız.

Chp nin içerisinde bir tek kişi bile Türkçülükten,Turancılıktan bahsedemez bu imkansızdır.Neden diyemezler? Çünkü onların geriden gelen bir Türk düşmanlığı vardır ve bu had safhadadır.Kuyruk açıları büyüktür,onlarda bu Kuyruk acısı, bizdede bu evlat acısı olduğu sürece chp Türkçülerin partisi olamaz.Bu partiyi Başbuğumuzun kurduğu için desteklenmesi gerektiğini söyleyenler tek parti döneminde Türk Lirasının üzerinden Atatürkün resminin kaldıranlarında bunlar olduğunu bilmemeleri imkansızdır.

12 Eylül öncesi sol franksiyonların chp nin himayesinde olup onları bu partinin finanse ettiği gün gibi aşikarken neden Lenin,Stalin,Marx,Mao vs. gibi yabancı kominist liderlerin arkasından gittilerde bir defa olsa Atatürkün adını anmadılar?.Anmayı bırak Atatürkçü Türk soylu yavruların, Bozkurtların canlarına kıydılar.Bu millet, Türk milleti aptalmı? İşine gelirse Mao cu ol işine gelirse Atatürkçü.

Daha dün yakın Tarihimizde chp nin Milli şefi sağır İsmetin oğlu pepe Erdal, milletimizin başına bela olan Kürtleri T.B.M.M. ne sokmadımı? Hala yüce Türk Milleti bu büyük ihanetin acısını çekmektedir.Ya şimdiki Çerkez genel başkanlarının Kürt aşkına ne demeli? Ne diyor genel başkan Deniz Baykal? ��Hakkarideki bir kürdü Antalyalı yapmak istiyorum,onlarla tam bir kardeş gibi olmak istiyoruz�� bu mudur?budur.

Leyla Zana ve onun gibi vatan hainerini meclise taşıyan İnönü idaresindeki chp de Deniz Baykalın hiç mi iradesi yoktu?1994 te Kürt milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırmak için yapılan meclis oylamasından bu Deniz Baykal kaçmadımı? oy vermemek için.Türkçüler bu adamımı desteklemeli? soyu belli adamı.


Neden chp değil? Kan alacağımız var onun için.

Neden chp değil? Sosyalist enternasyonel olduğu için.

Neden chp değil? Türk milletini halkların kardeşliği martavallarıyla uyutmaya kalkıştığı için.



Sonuç olarak Türkçülerin bir partisi olmadığı kanaatindeyim,bu düzende düzen değişirde düzülenler asla değişmez.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: chp asla iktidar olamaz.
İletiTarih: 01 Eyl 2009, 14:46 
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 05 Haz 2009, 01:48
İleti: 1363
Konum: TURAN
Alıntı:
oğuzboylu oyunu verirken iyice düşün.



CHP'ye oy verdiğimi söylemedim. Vermediğimi de söylemedim.


Alıntı:
Chp nin içerisinde bir tek kişi bile Türkçülükten,Turancılıktan bahsedemez bu imkansızdır.Neden diyemezler? Çünkü onların geriden gelen bir Türk düşmanlığı vardır ve bu had safhadadır.


viewtopic.php?f=4&t=4489&hilit=helal+olsun


Sırf birilerine ders vermek amacı güderek alıntıladığın yazılara katılmadığını da belirterek ne denli bir sentezci olduğunu belirtmiş oldun zaten. Ve ben Oğuz Boylu Türk Soylu Türkçü Soycu sizin deyiminizle Irkçı olan ben senin samimiyetine inanmayarak yazdığın (alıntıladığına değil) yazıya kahkalarla gülüyorum.

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diye bir laf vardır. :mrgreen:

_________________
Tanrı dünya milletlerinin idare dizginlerini onlara verdi... Onlara Türk adını Tanrı verdi... Onları üstün kıldı. Tanrıya şükürler olsun ki TÜRKÜM.
KAŞGARLI MAHMUT


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: chp asla iktidar olamaz.
İletiTarih: 01 Eyl 2009, 15:55 
Onursal Üye

Kayıt: 06 Eyl 2008, 18:58
İleti: 2329
Türkçünün gerçeğini sahtesinden ayırmak için yeterli olan üç harf: CHP


Alıntı:
Türkçülük, son yıllarda en çok ilgi gören ideolojilerden biridir. Fakat bu ilginin Türkçülüğe vermiş olduğu zararlar da göz ardı edilemeyecek kadar büyüktür. Bu zararlardan en büyüğü; özel ve asil bir ideoloji olan Türkçülüğün, dünün ülkücüleri, bugünün sözde Türkçüleri tarafından sahiplenilmeye çalışılmasıdır. Türkçülük gibi bilgili, kültürlü ve soyu tartışmalı olmayan insanlarca icra edilmesi gereken bir ülkülem; cahil, sığ, kafası basmayan, biat ettiği dogmaların etkisiyle ruh sağlığı yerinde olmayan ve gerek dış görünüş, gerekse davranış olarak Türk'ten başka her şeye benzeyen güruh tarafından sahiplenilmeye çalışılmaktadır. Halbuki ayak takımına ait kimseler; zeka ve entelektüelite gerektiren fikirlerin mensubu gibi görünmeye çalıştıklarında, bu durum onlarda yan etkiler gösterecek ve bastırmaya çalıştıkları çapulculuk duygusu bir gün mutlaka onları ele verecektir.


Bu duruma en somut kanıt; günümüz şartlarında Türkçülerin CHP'yi desteklemesi gerektiği dile getirildiğinde, bu güruhta meydana gelen hazımsızlık ve saldırganlık gibi belirtilerdir. Henüz genç yaşlarda ailelerinden, arkadaş çevrelerinden ve en önemlisi de havasını soludukları Ülkü Ocakları'ndan kaptıkları "CHP=solcu" düşüncesi, onları bu tür davranışlara zorlamaktadır.


Türk siyasi arenasında sağ - sol kavramları tedavülden kalkmış, bunun yerini "Dinci - Laik" kavramları almıştır. Sol zaten tamamen bitmiş; kendini sağcı olarak tanımlayanlar da, sağcılığın gerçek anlamı olan milliyetçiliği yozlaştırarak, bu kavramı dincilikten ibaret kılmıştır. Dincilik her geçen gün daha da güçlenip, taşradan büyük şehirlere doğru bir tehlike yayarken; Atatürk ve ilkeleri ise unutturulmakta ve kötülenmektedir. Tüm bunlar, milletin Kürt terörüne karşı olan hassasiyetini köreltmekte ve Kürt terörünün daha da güçlenmesinde dolaylı olarak rol oynamaktadır. Plan açık: Millet, din afyonuyla uyutulacak ve Türk Ordusu pasifize edilecek; Kürtler ise tüm dünyanın ve kendilerinin nihai hedefleri olan Türk Yurdu'nu parçalama ve paylaştırmada piyonluk rolünü üstlenecektir. Türklük, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarının hedeflerine adım adım yürüdükleri bu ortamda; yobazlığın -dolayısıyla da Türk yurdu ve milletinin başına gelebilecek her türlü kötülüğün- panzehiri olan laikliği ve -her ne kadar Türkçü anlayış içerisinde olmasa da- Atatürk İlke ve İnkılapları'nı savunan tek siyasal partinin Cumhuriyet Halk Partisi olduğunun bilincinde olan Türkçüler de; Türkçü bakış ile değerlendirildiğinde Türkçü olmadığını kabul ettikleri; fakat Türk Yurdu'nun dinci - kürtçü tehditlere karşı korunması yolunda desteklenebilecek tek parti olan CHP'yi destekleme kararı almıştır.


Dünün ülkücüleri, bugünün büyük Türkçüleri (!) ise genlerine işlemiş olan bu zavallı düşünceler nedeniyle, CHP'nin günümüz Türkiyesinde desteklenebilecek tek parti olduğu gerçeğini kabullenemez ve içlerinde saklı tuttukları çapulculuk duygusunu dışa vururlar.


Bu güruhun; Türkçülerin CHP'yi destekleme kararına karşı ürettikleri savları tek tek irdeleyip, yanıtlandıralım ki -her ne kadar bu konuda umudumuz tecrübelerimizden dolayı çok az da olsa- ülkücülük mikrobundan kurtulabilme olasılığı olan Türk çocuklarına karşı görevimizi yerine getirelim:


CHP Türkçü değildir, dolayısıyla CHP'yi desteklemek Türkçülüğe ihanettir.


Bu görüşü savunanlar, eğer ülkücülüğün gereklerinden olan "okumamak, sorgulamamak, araştırmamak" ilkelerini yerine getirmeyip, bizim CHP hakkındaki görüşlerimizi okuyup, anlamaya çalışsaydı; biz Türkçülerin de CHP'nin Türkçü bir parti olmadığının farkında olduğumuzu bilirdi. CHP'nin Türkçü olmadığını kabul ederiz; fakat mevcut siyasi partiler içinde milliyetçiliğin gereklerini en iyi şekilde yerine getiren partinin CHP olduğu gerçeğini bu Türkçülüğe özenmiş özde ülkücü olan güruhun gözüne sokmak boynumuzun borcudur.


Çünkü ebedi lideri; kızının birini kürd'e, birini İngiliz'e veren Alparslan Türkeş takma adlı Hüseyin Feyzullah olan; hem kökeni Irkçılık-Turancılık Davası'na dayanan 3 Mayıs Türkçüler Günü'nü kutlayıp, hem de bünyesinden her türlü etnik kökenden milletvekili çıkartan; başta ruhani liderleri Feyzullah olmak üzere her dönemde Türk-kürt kardeşliğinden dem vuran milliyetçi (!) partinin bünyesinde bulunmuş olanların, CHP'nin milliyetçiliğine söz söylemeye hakkı yoktur!


Aynı suçlamayı Türkçülere yöneltenlerin daha da sinsileri vardır ki, bunlar hesapta MHP'yi de sevmezler ve MHP'nin de, CHP'nin de Türkçü olmadığı için desteklenmemesi gerektiğini söylerler. Halbuki bu teslimiyetçi düşüncenin altında da CHP düşmanlığı yatmaktadır. Nasıl ki sayısal bölümde okuyan bir öğrenci ile sözel bölümde okuyan bir öğrencinin matematik sınavından aynı notu almaları, sözel bölümde okuyan öğrencinin daha başarılı olduğu anlamına geliyorsa; Türkçülük iddiasında bulunmayan CHP ile bütün Türkçü sembolleri ve Türkçülüğe mâl olmuş kişileri sahiplenen MHP'nin aynı derecede milliyetçi olduğu da, aynı öğrenci örneğindeki gibi CHP'nin milliyetçilik konusunda MHP'den daha duyarlı olduğu anlamına gelir.


CHP'yi desteklemek, Türkçülüğe ihanet değil; Türklüğün önündeki en büyük engel olan dinciliğe karşı teslimiyetçi olmayıp savaş vermektir. Çünkü laikliğin sağlanamadığı bir ortamda, Türkçülüğü icra etmek olanaksızdır. Kutsal sayılan kitabı bile "Arapça" olan bir fikir, Türk Yurdu'nda egemen olduğunda "Türkçülük" yapmanın hatta "Türklükten" bahsetmenin imkansız olacağını bilmek için müneccim olmak değil; Osmanlı tarihini bilmek yeterlidir...


Türkçülük; Türklük ve Cumhuriyet için öncelikli tehlike olan dincilik belasına karşı durmak için fedakarlık yapmayı, yani gereken şartlarda Türklük için Türkçülükten vazgeçmeyi gerektirir(bu sözü alt düzey zekaya sahip olanlar ve yazıyı kötü niyetle okuyanlar saptırarak gerçek Türkçüleri, Türkçü hatta Türk olmamakla suçlayacaktır!). Türk'ün son başbuğu Atatürk; eğer böyle düşünmemiş olsaydı ve içinde bulunduğu şartları göz ardı ederek asıl amacına giden yolda politik davranmamış olsaydı, bugün ne Türklük, ne de Türkiye'den bahsedemeyecektik.


Halbuki kendisi din karşıtı olan Başbuğ Atatürk, yeri geldiğinde hedefe giden yolda karşısına çıkacak engelleri birer birer bertaraf etmek için İslam dinini övmüş; yine aynı şekilde Komünizm düşmanı olduğu halde de gerektiğinde TKP'yi kurmuştur.


Atsız Ata'nın yazılarını okuyan biri, onun da din karşıtı olduğu halde dönemin şartlarında Komünizm'in panzehiri olarak görülen "din" e vurgu yaptığını, bu tehlike bittiğinde ise din hakkındaki gerçek görüşlerini açıkça belirttiğini bilir.


Bu uluların yaptıkları bize göstermektedir ki; sonunda Türk Irkı'nın ve Türkçülüğün menfaati varsa, yapılacak siyaset kutlu bir iştir.


Sizler Komünist CHP'nin partizanlarısınız


Bu düşünce; sığ beyinli, düşünme yetisinden yoksun ve cahil güruhun olmazsa olmazıdır. Çapulcular, kendileriyle paralel düşünmeyen her oluşuma ve her insana iftiralar atar. Eğer ülkücü zihniyete karşıysanız; "sabetayist, komünist, dinsiz, ermeni, yahudi vs" gibi iftiralara maruz kalmaya hazır olmalısınız. Çünkü bu güruh, kafalarının basmadığı her şeye ve kendilerinden her konuda üstün fikirleri olan insanlara karşı bu kavramlarla saldırırlar. Gerçek Türkçüleri de Türk olmamakla suçlarlar; fakat kendi dış görünüşleri, davranışları ve yaşantıları Türk'ten başka her şeye benzemektedir. İtaat ettikleri büyük fikir ve dava adamlarının (!) çok az bir kısmı -o da hasbelkader ve %100 olmamak şartıyla- Türk'tür.


Son dönemlerde ise, her CHP konusu açıldığında, Türkçüleri CHP partizanı olmakla suçlarlar. Halbuki ne bu yazıyı kaleme alan benim, ne de günümüz Türkçülüğünün ileri gelenlerinin daha önce CHP ile "sandık başı" haricinde bir münasebeti olmamıştır. Olmuş olduğunu farz etsek bile, daha dün ülkücü olanların; Türkçülerin, Atatürk'ün partisi olan CHP ile nasıl bir münasebet kurmuş olduğunu veya kuracak olmasını sorgulamaya hakkı yoktur. (Genç yaşta yalanlara inanarak ülkücüleri Türkçü sanan ve kısa sürede doğru yolu bulanları, yani kendini ülkücü sananları tenzih ederim.)Çünkü Atatürk'ün kurmuş olduğu partinin özüne dönmesini istemek ve bu amaçla faaliyete geçmek, her Türkçünün en doğal hakkıdır.


CHP'ye attıkları "Komünizm" iftirası ise ayrı bir parantezi hak edecek kadar gülünçtür... Çapulcu ülkücüler ve ülkücülük mikrobundan kurtulamayanlar, Komünizm'in ne olduğu hakkında bir fikir sahibi değildir; bildikleri şey "Gominist= dinsiz, vatan haini ve CHP'li" dogmasıyla sınırlıdır. İktisadi ve ideolojik anlamda içeriğini bilmedikleri bir fikri, günümüzde solculuk ile uzaktan yakından bir ilgilisi kalmayan bir parti olan CHP'ye yamayarak, düşmanlarına kendilerini güldürür ve ülkücülerin zeka seviyeleri konusunda insanlara fikir vermiş olurlar.


Çünkü kurucusu Türk ırkçısı ve Komünizm düşmanı Atatürk olan bir partinin Komünist parti olmasına imkan yoktur. Bir dönem Komünistlerce istila edilmesi, CHP'nin kökenindeki Atatürk ve Türkçülük gerçeğini değiştirmez. Ayrıca, CHP, Komünist istilasından bugüne kadar çehresini Komünistlerce "faşist, kapitalist, burjuva partisi" diye anılacak kadar değiştirmiş; hatta Sosyalist Enternasyonal'den ayrılarak tavrını belli etmiştir. Kökü Atatürk'e dayanan CHP'yi bir dönem Komünistlerin ilgi odağı olmasından dolayı Komünist yapanlar, Türkçülerin CHP'yi özüne, yani Türkçülüğe döndürme fikrine karşı çıkarlar.


Yani CHP'nin içerisine Komünist girerse CHP Komünist olur ama Türkçüler girdiğinde bir değişiklik olmaz! Bu iki yüzlü davranışın tek nedeni, şüphesiz ki bünyeden atılması en zor mikroplardan olan ülkücülük mikrobudur...


Solcu olan CHP yerine, özü zaten Türkçü olan MHP'yi Türkçüleştirelim.




Bu, temelden çürük bir öneridir; zira MHP'nin özünün Türkçü olduğu koca bir yalandır. MHP, hiç bir dönem Türkçü olmamıştır. CHP ise, Atatürk'ün ve ırkçı cumhuriyet rejimine yön verenlerin partisidir. Yaşadığı dönemde haklı olarak CHP'nin en büyük düşmanı olan Atsız Ata bile, CHP'nin hakkını teslim etmiştir:
"İsmet İnönü için hayatta gaye bir ülkü değil, sadece "İktidar" olmuş, iktidar için, Atatürk tarafından millî gayelerle kurulan Halk Partisini kalıptan kalıba sokarak bugünkü duruma getirmiştir."
Atatürk, Halk Partisi'ni kurarken komünistlerin sinsi maksatları henüz anlaşılmamıştı. Milletleri ortadan kaldırmak için halk kelimesini kullanacakları bilinmiyordu. Atatürk "halk" demekle edebî dildeki manayı kastetmiş, milletin geri kalmış tabakalarını düşünmüştü. Partisiyle bunları kalkındırmayı amaç edinmişti.
Fakat özü Türkçü olan (!) MHP hakkında, net bir tavırla şunları söylemiştir:



Türkçü bir genç olan Ali Balseven milliyetçi partidir diye MHP ye girip bu partiden, Türkçü olmadığı kesinlikle anlaşıldıktan sonra çıktığı için üstüne çektiği düşmanlıklar sebebiyle ve kahpece öldürülmüştür.
MHP'de "lider, teşkilat, doktrin" üçlemesi tartışılmaz... Hele ki bu fikriyatın ebedi lideri olan Alparslan Türkeş takma adlı Hüseyin Feyzullah'ın tartışılması akıllardan bile geçemez...




Bakalım Atsız Ata ülkücülerin başbuğu (!) için neler söylemiş:

Türkçülük sözünün eri olmak, ettiği yemine sadık kalmak ve yalan söylememektir. Türkçü taviz vermez ve politika yapıyorum zannı ile "biz Yahudi aleyhtarı değiliz; çünkü onlarla hiç savaşmadık" gibi gülünç sözler söylemez. Türkçülük makam hırsı ile bağdaşmaz. (Yahudiler ile savaşmadığımız için onlara düşman olamayacağımızı zırvalayan Türkeş'e ithafen)
Başkanlık vasıflarından mahrum insanların başkalarını kötüleyerek liderlik dâvası gütmeleri, hilekâr daltabanların oyuncağı olmaları kadar acıklı durum yoktur. Başkan olacak adamın bütün ömrü dimdik geçmiş olmalı, mazisinde kendisini küçük düşürecek bir zaaf bulunmamalıdır.
Vaktiyle kendisini sorguya çekenlere "hatamı anladım. Beni affetmenizi istirham ederim" diye mektup yazanların liderlik dâvası Don Kişot cakasından başka bir şey değildir. Böyle liderler ilk seçimde silinmeye mahkûmdur.
Yüksek tepelere kartal da çıkar, bazen yılan da çıkar ama kartal yükselerek, yılan sürünerek çıkar.
(Makalenin tamamı için bkz: Ne Yaptığını Bilmeyenler)





Ülkücülük mikrobu taşıdığı halde Türkçü olduğunu iddia edenler, Atsız Ata'nın İslam ve Muhammed hakkındaki görüşlerini belirttiği makaleleri gibi (bkz: Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir) bunları da bilmez.


Çünkü Atsız Ata'yı yok saydıklarında; ideolojik ve edebi anlamda fikirlerinin içi boşalmış olacaktır.


Görüldüğü üzere, MHP ve ülkücülerin Türkçülüğe verdikleri zarar, Türkçülerin tabutluklarda işkence görmesini sağlayan dönemin CHP'sinden bile daha fazladır. Çünkü görünen düşman, Türk Ulusu ve Türkçüler için her zaman kenetlenme nedeni olmuştur; fakat bulundukları yer ile aynı renkte olan yılanlar, Türkçülüğü; ayak takımının, soysuzların, cahillerin, vandalların ideolojisiymiş gibi göstererek, Türk çocuklarını bu kutlu ülkülemden soğutmakta ve yanlış yollara sapmalarına sebep olmaktadır. Eğer böyle olmasaydı, hem günümüzün ülkücü sayısı kadar Türkçü olmuş olacaktı; hem de ülkücüler gibi çapulcu, cahil, mankurt ve hurafeci değil; çağdaş, akılcı, hurafelerin etkisinden kurtulmuş ve dolayısıyla da ülkenin kalkınmasında büyük rol oynayan bir gençlik oluşacaktı.

Dünün ülkücüleri, bugünün büyük (!) Türkçülerinde nükseden CHP rahatsızlığının nedenleri bunlardan ibarettir... Geçmişteki kişi ve olaylar hakkındaki izlenimlerimiz, bunun bir önyargı olmadığını, tecrübelerle sabitlenmiş bir gerçek olduğunu desteklemektedir.
Erlik Han

15 Haziran 2009


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: chp asla iktidar olamaz.
İletiTarih: 01 Eyl 2009, 16:01 
Onursal Üye

Kayıt: 06 Eyl 2008, 18:58
İleti: 2329
Mantığa bakın. İsmet İnönü CHP'yi gerçek yolundan saptırdığı için bu partiye düşman oluyoruz ama aynı partiyi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu gerçeğini bilmezden geliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi'nin 6 Ok'unun ne anlama geldiğini öğren ve yukarıdaki yazıyı oku sonra yorum yaparsın.

Artık gerçeği söyleyin. Sizin hoşunuza gitmeyen ve içinize sinmeyen şey CHP veya Deniz Baykal değil. Mustafa Kemal Atatürk ve O'nun devrimleri.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: chp asla iktidar olamaz.
İletiTarih: 01 Eyl 2009, 16:26 
Onursal Üye

Kayıt: 05 Ağu 2009, 16:33
İleti: 4182
ilk zamanlar chp Atatürk'ün chp'siydi sonra ismet inönü ,sonra ecevit ,en sonundada baykalın chp'si oldu Atatürk'le hiç bir ilgisi kalmadı,kalamazda zaten bu mantığa aykırı partiler liderinin etkisinde kalır baykal bir Atatürk'mü ki bugünki chp için Atatürk'ün chp'si diyelim bu mümkün değil ,
kurduğun mantık çok yanlış ve tehlikeli sayın ruh adam, chp'yi eleşitirmek yada chp'ye oy vermemeyi Atatürk devrimlerine karşı Atatrükcülüğe karşı gibi algılamak çok büyük bir hata,Atatürk'ü siyasete alet etmek doğru birşey değil , malesef bunu yaparak Atatürk'e zarer verenler var
ben chp'ye oy vermedim en büyük nedeni baykal ,ama Atatürkcülük ayrı lütfen siyasete alet etmeyelim Atamızı


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: chp asla iktidar olamaz.
İletiTarih: 01 Eyl 2009, 18:59 
Katılımcı Üye

Kayıt: 08 Tem 2009, 23:37
İleti: 108
frontosa yazdı:
ilk zamanlar chp Atatürk'ün chp'siydi sonra ismet inönü ,sonra ecevit ,en sonundada baykalın chp'si oldu Atatürk'le hiç bir ilgisi kalmadı,kalamazda zaten bu mantığa aykırı partiler liderinin etkisinde kalır baykal bir Atatürk'mü ki bugünki chp için Atatürk'ün chp'si diyelim bu mümkün değil ,
kurduğun mantık çok yanlış ve tehlikeli sayın ruh adam, chp'yi eleşitirmek yada chp'ye oy vermemeyi Atatürk devrimlerine karşı Atatrükcülüğe karşı gibi algılamak çok büyük bir hata,Atatürk'ü siyasete alet etmek doğru birşey değil , malesef bunu yaparak Atatürk'e zarer verenler var
ben chp'ye oy vermedim en büyük nedeni baykal ,ama Atatürkcülük ayrı lütfen siyasete alet etmeyelim Atamızı

Merakımdan soruyorum
Atatürk'ün Chp'sinin , İnönü'nün Chp'sine dönüştüğü iddalarını bizzat yaşadın mı ?
Yoksa Ana,Baba, çevre veya okuduğun taraflı kitaplardan mı kaptın bu bilgileri ?


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: chp asla iktidar olamaz.
İletiTarih: 01 Eyl 2009, 19:31 
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Ağu 2009, 11:09
İleti: 574
sen yaşamışsındır anlat anılarından istifade edelim mantığa bakın hey Allahım ya.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: chp asla iktidar olamaz.
İletiTarih: 01 Eyl 2009, 19:51 
Onursal Üye

Kayıt: 20 Şub 2009, 22:40
İleti: 26408
Iste sectiginiz iktidar bülbüllerinin dillerinden dökülen inciler:


1. Başbakan Erdoğan bir Amerikan gazetesine yazdığı makalede Irak’a savaşmaya giden ABD’li askerlere dua etti:
“Irak’ta savaşan ABD’li kahraman bay ve bayan askerlere, en az zayiatla ülkelerine mümkün olan en kısa zamanda dönmeleri arzusuyla dua ediyoruz.”
“We further hope and pray that the brave young men and women return home with the lowest possible casualties, and the suffering in Iraq ends as soon as possible.”
By Recep Tayyip Erdogan
The Wall Street Journal
March 31st, 2003
2. Dışişleri Bakanı Gül “Dünya barışı için, barışı korumak için, son 50 senede dünyada en çok Amerikalılar kendi çocuklarını feda etmişlerdir.”dedi. (http://www.milliyet.com/2006/05/16/siyaset/siy03.html)
3. Yirmibeş İslam ülkesinin sınırlarını değiştirip hepsini Irak gibi yapma projesi olan ABD kaynaklı BOP’la ilgili Sayın Gül’ün görüşü: “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Türkiye’nin dış politika ilkelerine uygun. ABD ile hareket ediyoruz. Amacımız İslam ülkelerine özgürlük ve demokrasi getirmek.” (http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=181295)
Not: Vatandaşlarımızın % 72’si BOP’u tehlikeli görüyor.(25.07.2004 – Yeni Şafak)
4. Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın diyor ki:
“Ben Avrupa’ya gittiğimde kiliseye çok giderim, büyük zevk duyuyorum.”
(II. Din Şurası Tebliğ ve Müzakereleri cilt:2 sayfa:375)
5. ABD Savunma Bakan yardımcısı Paul Wolfowitz: “Biz Irak’a müdahale konusunda tereddüt ediyorduk, Tayyip Erdoğan bize cesaret vermiştir.” (Irak işgalinden üç ay önceki Türkiye ziyareti esnasında yaptığı açıklamadan.)

_________________
.

..Forum Kuralları ve Üyelik Sözleşmesi İçin Tıklayın.
..(viewtopic.php?f=6&t=1)

..Forumumuzun Yazım Kuralları için tıklayın.
..(viewtopic.php?f=6&t=14739)

..Yasaklı yayınlar için duyuru: Tıklayın..
..(viewtopic.php?f=6&t=20215&start=0)


..........Zorsa mutlaka başarırım.
..................................İmkansızsa biraz zaman alır..
.
.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: chp asla iktidar olamaz.
İletiTarih: 01 Eyl 2009, 21:45 
Yeni Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Ağu 2009, 20:02
İleti: 44
Chp hiçbirzaman Ecevitin partisi olmadı..aksine Ecevit Atatürkün Mirasına sahip çıktı..Chp yi gerçek bir Kemalist ölçde tuttu..Bu yüzdendir ki İsmet İnönü ile arası açıldı..

İnönü ile ilgili eleştirilerin çoğuna katılırım..Tüm tarihçilerinde birleştiği ortak noktadır ki İnönü Atatürkü unutturmaya çalışmıştır..Atatürk Öldüğünde 12 sene de bir anıt bile yapamamış mecliste Atatürkü koruma kanunu nu çıkarma şerefini bile Dplilere kaptırmış..Baykalda Bugün İnönünün devamıdır..

Atatürk-------------Ecevit

İnönü-------------- Baykal

anlayışları ve devamlarıdır (idi) diyebiliriz

_________________
''biz demirellerden, türkeşlerden milliyetçilik dersi almayız.
sevgili kardeşlerim; biz milliyetçiliği; sokak duvarlarına değil,
kıbrısın topraklarına,egenin deniz yataklarına yazmışız,
biz milliyetçiliği batı anadolunun haşhaş tarlasına yazmışız Biz Milliyetçiliği 6.filonun güvertesine kazımışız''


Bülent ECEVİT


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: chp asla iktidar olamaz.
İletiTarih: 01 Eyl 2009, 22:11 
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Ağu 2009, 11:09
İleti: 574
igneci yazdı:
Iste sectiginiz iktidar bülbüllerinin dillerinden dökülen inciler:


1. Başbakan Erdoğan bir Amerikan gazetesine yazdığı makalede Irak’a savaşmaya giden ABD’li askerlere dua etti:
“Irak’ta savaşan ABD’li kahraman bay ve bayan askerlere, en az zayiatla ülkelerine mümkün olan en kısa zamanda dönmeleri arzusuyla dua ediyoruz.”
“We further hope and pray that the brave young men and women return home with the lowest possible casualties, and the suffering in Iraq ends as soon as possible.”
By Recep Tayyip Erdogan
The Wall Street Journal
March 31st, 2003
2. Dışişleri Bakanı Gül “Dünya barışı için, barışı korumak için, son 50 senede dünyada en çok Amerikalılar kendi çocuklarını feda etmişlerdir.”dedi. (http://www.milliyet.com/2006/05/16/siyaset/siy03.html)
3. Yirmibeş İslam ülkesinin sınırlarını değiştirip hepsini Irak gibi yapma projesi olan ABD kaynaklı BOP’la ilgili Sayın Gül’ün görüşü: “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Türkiye’nin dış politika ilkelerine uygun. ABD ile hareket ediyoruz. Amacımız İslam ülkelerine özgürlük ve demokrasi getirmek.” (http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=181295)
Not: Vatandaşlarımızın % 72’si BOP’u tehlikeli görüyor.(25.07.2004 – Yeni Şafak)
4. Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın diyor ki:
“Ben Avrupa’ya gittiğimde kiliseye çok giderim, büyük zevk duyuyorum.”
(II. Din Şurası Tebliğ ve Müzakereleri cilt:2 sayfa:375)
5. ABD Savunma Bakan yardımcısı Paul Wolfowitz: “Biz Irak’a müdahale konusunda tereddüt ediyorduk, Tayyip Erdoğan bize cesaret vermiştir.” (Irak işgalinden üç ay önceki Türkiye ziyareti esnasında yaptığı açıklamadan.)


“Irak’ta savaşan ABD’li şerefsiz bay ve bayan askerlere, en fazla zayiatla ülkelerine mümkün olan en kısa zamanda dönmeleri arzusuyla beddua ediyoruz.”

2. Dışişleri Bakanı Gül “Dünya hegemonyası için, sömürüyü korumak için, son 50 senede dünyada en çok Amerikalılar kendi çocuklarını heba etmişlerdir.”dedi.

ABD kaynaklı BOP’la ilgili Sayın Gül’ün görüşü: “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Türkiye’nin dış politika ilkelerine uygun değildir baltalamak için elimizden geleni ardımıza koymuyoruz. ABD ile hareket ediyormuş gibi davranıyoruz. Amacımız İslam ülkelerine özgürlük ve demokrasi getirmek.” (http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=181295)

4. Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın diyor ki:
“Ben Avrupa’ya gittiğimde kiliseye hiç gitmem, ne işim var lan benim kafirin arasında dedi”
------------------------------------------------------------------------------
ülke yönetmeyi kıt aklınızla algılamaya çalışıyorsunuz ama işin içinden çıkamyorsunuz arzunuza göre bazı düzeltmeler yaptım.


eski düşmanımız suriye şu an fiilen olmasada bir eyaletimiz durumundadır.hatta israil-abd saldırısı gündeme geldiğinde suriyeli yöneticiler "gerekirse Türkiyeye ilhak oluruz dediler"alıştınız tabi eski dönemde okumana bile gerek yok at koçum imzayı türündeki anlaşmalara.şimdi Türkiye piyon değil oyuncudur.bunu sizde gayet iyi bilmenize rağmen ideolojik katarakt sorunu yüzünden göremiyorsunuz.Türkiye eski Türkiye değil yabancılar farkında sizde farkına varın.
şu yazıyı bir okuyun bakalım neymiş;

Abdullah Gül Şam'a ilk kez Başbakan olarak Ocak 2003'te gelmişti.
Sayın Gül, yaklaşan Amerikan saldırısını önlemek için bölge ülkelerini turluyor ve işe Şam'dan başlamıştı. Suriye lideri Esad ise Gül'ün bu jestine karşılık ve Türkiye'ye verdiği önemi kanıtlamak için Başbakan Miro dahil 20 bakanını Gül'ü karşılamak için havalanına göndermişti.
O ziyaret Suriye-Türkiye ilişkilerinde çok önemli bir dönemi başlatmıştı. Daha sonraki dönemde Sayın Gül Dışişleri Bakanı olarak Şam'a birkaç kez gitti ve Suriyeli yetkililerle önemli görüşmeler yaparak Türkiye-Suriye ilişkilerinin her anlamı ile ideal bir düzeye taşınmasına Başbakan Erdoğan ile birlikte büyük katkı sağladı.
Cumhurbaşkanı Gül önceki üç gün önce Suriye Haber Ajansı'na verdiği demeçte 'İkili ilişkileri ideal ve örnek alınması gereken' olarak nitelemişti.
Elbette bu sürece katkı sağlayan çok kişi var.
Bunların başında 9.Cumhurbaşkanı Sezer gelir.
Sayın Sezer, Suriye Cumhurbaşkanı Hafız Esad'ın 13 Haziran 2000'deki cenaze törenine katılarak Türkiye'nin bu ülkeye karşı yeni yaklaşımının işaretini vermişti. Çünkü bu ülke yıllarca Abdullah Öcalan'ı barındırmış ve Ağustos 1998'deki gerginlikten sonra 9 Ekim 1998'de onu kovup Adana Anlaşması'nı imzalayarak Türkiye ile dost olma yolunu tercih etmişti.
Ağustos 1998'de savaşın eşiğine gelen iki ülke, Nisan 2009'de ortak askeri tatbikat yaparak istenildiğinde her şeyin ne denli kolay olduğunu kanıtladı.
Bunun da bir tek açıklaması var.
Sayın Cumhurbaşkanı'nın dediği gibi: Karşılıklı güven, içtenlik ve ortak çıkarlara inanç.
Bu ilke Sayın Sezer'in Şam ziyaretinden bu yana geçen 9 yıl süresince hep geçerliydi. Sayın Sezer daha sonra bir kez daha Şam'a gitti. Başkan Esad da 2004 ve 2008'de iki kez Türkiye'ye gelerek çok sıcak bir şekilde karşılandı. Başbakan Erdoğan ise yanlış hatırlamıyorsam 3 kez Suriye'yi ziyaret etti ve bu ay sonunda Halep'e giderek kendisine verilen fahri doktorasını alacak. Sayın Gül Cumhurbaşkanı seçildikten sonra ilk dış gezisini 2003'te olduğu gibi Suriye'ye gerçekleştirdi.
Tabii bu arada Suriye ve Türkiye bakanlarının neredeyse tümü karşılıklı olarak birbirlerinin misafiri oldu ve iki ülke arasında ekonomik ile ticari ilişkilerde müthiş gelişmelere imza attılar.
Bu alanda sağlanan başarıya en önemli katkının kuşkusuz Kürşad Tüzmen tarafından sağlandığını hatırlatmakta yarar var.
Peki Suriye-Türkiye ilişkilerinde sağlanan bunca gelişmeler başka neye yaradı?
Adana Anlaşması sonucu PKK'ya karşı ortak adımlar atan Suriye ve Türkiye Irak'ın işgalinden sonra bu ülkede gelişen tüm süreçlerle ilgili olarak sürekli diyalog ve koordinasyon içindeydi.
Bölgede gelişen tüm olaylarla ilgili olarak mutlak görüş birliği içinde olan iki ülke bölgesel barış içinde ortak davranma kararı almıştı. Bunun sonucu olarak Suriye, Türkiye'nin arabuluculuğunu kabul ederek İsrail ile barış görüşmelerine başladı.
Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu ise ABD, AB ve NATO buluşmalarının tümünde Suriye lideri Esad'a sahip çıkarak onun barış, demokrasi ve çağdaşlaşmaya olan inancına destek verdiler.
Suriye lideri Esad da Türkiye'nin Arap aleminde kabul görmesi ve önder rol oynamasının önünü açarak hep dayanışma içinde oldu.
Başbakan Erdoğan'ın ilk kez bir Arap liderler zirvesine davet edilmesi ve öncesine Prof. Ekmelettin İhsanoğlu'nun İKÖ Genel Sekreterliği'ne seçilmesi de bu destek ve dayanışma sonucu olmuştu.
KKTC pasaportlarının geçerli olduğu tek yabancı ülke Suriye'dir ve Suriye ile KKTC arasında direkt feribot seferleri devam ediyor.
Özetle vardığı düzeyle, Suriye-Türkiye ilişkileri bu coğrafyanın geleceği için çok ama şey ifade etmektedir.
Elbette bu ilişkiler ile ilgili çok şey söylenebilir.
Ama herkesin bilmesi gereken en önemli gerçek
Türkiye ile Suriye insanlarının her konuda birbirinden hiçbir farkının olmadığıdır.
Bu tespiti son yıllarda Suriye'ye turist olarak giden Türk vatandaşlarından binlerce kez duydum.
Suriyeliler ise Fenerbahçe'nin Halep'teki maçına gösterdikleri olağanüstü ilgiyle kanıtladı. Benzer ilgiyi belki de yakında Beşiktaş'ın benzer maçına göstereceklerdir.
Suriye'nin Türkiye ile ve Türkiye'nin Suriye ile olan bu ilişkileri doğal olarak birilerini kıskandırıyor ve zaman zaman da kızdırıyor.
Ama boşuna...
Bölgede barış, istikrar, güvenlik, esenlik ve herkes için mutluluğu amaçlayan ve hiç kimseye karşı olmayan bu dostluk hiç kimseyi tedirgin etmemeli, korkutmamalıdır.
Samimi olarak bu coğrafyada barış ve istikrar istiyorlarsa değişim sloganı ile seçim kazanan Obama yönetimindeki ABD ile AB'ye düşen görev Türkiye-Suriye ilişkilerine köstek değil destek vermektir.
Batı'nın tavrı ve karşı çabası ne olursa olsun Türkiye-Suriye ilişkilerinin geriye dönüşü yoktur ve olmayacaktır.
Batı'nın samimiyeti de Türkiye'nin Suriye ile ilişkilerine karşı tavrı ile test edilecektir.
Sayın Cumhurbaşkanı'nı dün akşam bir kez daha Şam havalanında izlerken ben de bunları düşünüyordum.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: chp asla iktidar olamaz.
İletiTarih: 01 Eyl 2009, 22:13 
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Ağu 2009, 11:09
İleti: 574
Türk dış politikasının arkasındaki beyin


İngiltere'de yayınlanan Economist dergisi, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AK Parti) iktidara geldiği 2003 yılından beri Türk dış politikasındaki değişimlere dikkat çekerek, bu yeni yaklaşımların arkasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın dış politika başdanışmanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu'nun olduğunu yazdı.



Dergi, Davutoğlu'nu 'Yeni iddialı Türk dış politikasının arkasındaki beyin' diye tanıtırken, Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün kendisine 'Hoca' diye hitap ettiğine işaret etti. Davutoğlu'nun Erdoğan ve Gül'ün ilgisini İslam ve Batı hakkındaki denemeleri ile çektiğini kaydeden dergi, Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın nereye giderse profesörü yanında götürdüğünü kaydetti.

Makalede birkaç yıl öncesine kadar Amerika ve İsrail ile yakın bağları olan Türkiye'nin, Arap komşularınca 'Batı'nın yardakçısı' olarak küçümsendiği; ancak bu imajın AK Parti'nin 5 yıl önce iktidara gelmesi ile silindiği vurgulandı. "Türk dış politikası demek Davutoğlu demektir" ifadesi kullanılırken, profesörün en çok Hamas lideri Halid Meşal'in Ankara'ya getirilmesi konusunda eleştirildiği kaydedildi. Dergi, Ahmet Davutoğlu'nun kendilerine yaptığı açıklamada Türkiye'nin amacının Hamas'ı İsrail'i tanımaya ikna etmek olduğunu anlattığını ve "Hamas'ı Filistin seçimlerine girmeye cesaretlendiren ABD değil miydi?" sorusunu sorduğunu aktardı. "Davutoğlu'nun Türkiye'yi bölgede kilit bir ülkeye dönüştürme isteği, vizyonunun merkezi bir unsurudur." diyen dergi, Türkiye'nin AB üyeliğine büyük destek verdiğine de işaret etti. The Economist şöyle devam etti: "Irak'taki kaos ve PKK saldırılarının tırmanması Türkiye'nin en büyük baş ağrısı olmayı sürdürüyor. Ancak burada da Türkiye inisiyatif alıyor. 5 Kasım'da İstanbul'da ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın da katıldığı Irak'a Komşu Ülkeler Konferansı düzenlendi. Bir gün sonra Davutoğlu, Erdoğan ile birlikte Washington'a uçtu. Erdoğan ile ABD Başkanı George W. Bush arasındaki görüşmeye katılan birkaç Türk'ten biri idi."


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: chp asla iktidar olamaz.
İletiTarih: 01 Eyl 2009, 22:17 
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Ağu 2009, 11:09
İleti: 574
cahil kalmayın bilgilenin,umulur ki vicdan sahibisinizdir,ihtimal objektif olursunuz;

Son dönemlerde “Türk dış politikası çok boyutludur” denilince, kamuoyumuzda sanki Türkiye’ye has, o politikayı ayrıcalıklı kılan, özel beceri gerektiren bir durumdan bahsediliyor izlenimi mevcuttur. Diğer bir deyişle, iktidar tarafından ‘çok boyutluluk’ dış politikamızın ülkemize ayrı bir itibar kazandıran yeni bir niteliği olarak takdim edilmekte ve kimi çevrelerce de öyle algılanmaktadır. Bu durum sağlıklı değildir ve Türk dış politikasının son yıllardaki eğilim ve uygulamalarının doğru değerlendirilmesini engelleyici bir etkendir.

Bütün dış politikalar çok boyutludur
‘Çok boyutluluk’ genellikle üç anlamda kullanılmaktadır. En yaygın olarak, çok sayıda ve değişik coğrafyalarda bulunan ülkelerle ilişki içinde olmak ‘çok boyutluluk’ olarak değerlendirilmektedir. Kavramın taraftarlarınca bu çerçevede en fazla işaret edilen husus Türkiye’nin son yıllarda Rusya, Hindistan, Çin, Afrika ve Latin Amerika ülkeleriyle geliştirilmesine çalışılan ilişkileridir.
Dış ilişkilerde belirlenen hedeflere ulaşmak için kullanılan değişik araç ve yetenekler topluluğu da “çok boyutluluk” bağlamında ortaya konulan bir diğer unsurdur. Buna göre, ekonomik güç, askeri güç, kültür, tarih, siyasi rejimin özellikleri dış politikanın farklı boyutlarını oluşturmaktadır. Türkiye bakımından son dönemin en gözde kavramlarından biri olan ‘stratejik derinlik’ işte bu anlamda dış politikamızın yeni bir esin kaynağı olarak gösterilmektedir. Arap ve İslam dünyasına artan ilgimizin gerekçesi olarak ‘küresel coğrafyadaki konumumuz, tarihimiz ve kültürümüz’ unsurlarının toplamı olarak tanımlanan ‘stratejik derinlik’ kavramı ileri sürülmektedir.
‘Çok boyutluluk’ iddiasının AK Parti iktidarı açısından bir başka önemli anlamı daha vardır. Gerek Türkiye’nin farklı ülkelerle geliştirilen ilişkileri, gerek dış politika araçları olarak devreye soktuğu unsurlar, öncelikle dış ilişkilerimizin çok boyutlu niteliğinin göstergeleri olarak takdim edilmektedir. Sonra da bu durumdan şöyle bir sonuç çıkartılmaktadır: “Türkiye artık Batı’ya bağlı veya mahkûm olan bir ülke değildir; seçenekleri olan, bölgesel, hatta küresel güç olma iddiasına sahip bir ülke konumundadır.” Özellikle son iki yıldır durma noktasına gelen AB katılma müzakereleri, Fransa başta olmak üzere
bazı AB ülkeleri liderlerinin Türkiye’ye olumsuz yaklaşımları, Irak, PKK ve Ermeni tasarıları nedeniyle ABD’yle ilişkilerimizde yaşanan sıkıntılar, Türk kamuoyunda yaygın bir Batı karşıtlığına yol açmıştır. Böyle bir ortamda ‘çok boyutlu’ dış politika söylemi doğal olarak toplumumuzda olumlu yankı bulmaktadır.
Ancak bu kavramı uluslararası düzeyde değerlendirdiğimizde karşımıza farklı bir tablo çıkmaktadır. İlk gözlenen husus, irili ufaklı bütün ülkelerin dış politikalarının aslında çok boyutlu olduğu gerçeğidir. Her ülkenin konum ve büyüklüğüne göre birçok ülkeyle ilişkisi vardır. Her ülke dış ilişkilerinde kendine has özellik ve yeteneklerini hedef ve amaçlarına ulaşmak için kullanmaktadır. Komşumuz İran bu bağlamda iyi bir örnektir. Burma ve Kuzey Kore gibi dışlanmış ülkelerin dahi kendi çaplarında çok boyutlu dış politika izledikleri açıktır. Sadece ülkemiz tarafından tanınan KKTC’nin bile dış ilişkileri bu anlamda çok boyutludur.
Öte yandan, küreselleşme sürecinin de etkisiyle bütün ülkeler dışa daha çok açılma ihtiyacını duymakta, yatırım, ticaret ve enerji için kıyasıya bir rekabet içine girmektedirler. Diğer bir deyişle, çok boyutluluk, günümüz dünyasının hemen herkes için zorunlu kıldığı ve esasen dış ilişkilerin doğasında yatan bir özellikten ibarettir. Ülkemiz bakımından ise, jeopolitik konumunu özellikleri nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikası kuruluşundan beri zaten çok boyutlu olmuştur. Dolayısıyla, kendi başına bir başarı ölçüsü de değildir. Türk dış politikasının öteden beri zaten çok boyutlu olduğu ve Afrika ve Latin Amerika açılımların 1990’lı yıllarda başlatıldığı da hatırlanacak olursa, bunun AKP dönemine ait bir özellik veya ayrıcalık olduğunu ileri sürmek doğru değildir.

Çok boyutluluk ile yönsüzlük farklıdır
Bugün üzerinde durulması gereken husus yukarıda açıklanan nedenlerle çok boyutluluk konusu değil, Türk dış politikasının çıkış noktası, onu yönlendiren çerçeve anlayışın, temel esin kaynağının ne olduğu konusudur. Türk dış politikası AKP iktidara geldiğinden beri ciddi ve soru işaretlerine yol açan önemli gelişmelere konu olmaktadır. Bir yanda, Avrupa ve ABD’yle ilişkilerimizde sıkıntılar yaşamaktayız. Ülkemizde İsrail karşıtlığı artarken, İslamcılık ve aşırı milliyetçilik yükselmektedir. Öbür yanda, Rusya’yla hızla derinleşen ilişkilerimiz, Arap ve İslam dünyasıyla yoğunlaşan bağlarımız, Hamas savunuculuğumuz, İran’ın nükleer programı hakkında zihinleri karıştıran beyanlarımız, Darfur trajedisinin sorumlularına göze batırırcasına gösterdiğimiz itibar gibi gelişmeler bulunmaktadır. Bütün bunlar Türkiye’nin nerede durduğu, yönünün ne olduğu hakkında çelişki ve kuşkulu bir tablo yaratmaktadır. İstanbul’da Hamas’ın da katıldığı ulema ve din adamları toplantısında Gazze için ‘Üçüncü Cihat cephesi’ çağrısı yapıldığı yolundaki haberler doğruysa, bu, Türkiye’nin hangi noktaya gelmiş olduğunu gösteren düşündürücü bir gelişmedir. Başbakan Erdoğan’ın Davos çıkışı, hem alkışlayanlar, hem eleştirenler bakımından bir ‘İslam’ dünyası liderinin ‘Batı’ya karşı’ dik duruşu olarak algılanmıştır.
Tartışma konumuz dış politikamız kapsamına giren muhtelif uygulamaların münferit değerlendirilmeleri değildir. Konumuz Türk dış politikasını yönlendiren temel parametre ve ilkeler topluluğu, zihniyetteki değişikliktir. Kuşkusuz, dış politikamız bakımından Kıbrıs, AB reform süreci (2002-2006), Ermenistan’la ilişkiler, gecikerek de olsa Irak Kürtlerine yönelik olumlu yaklaşım gibi yerinde ve doğru olan tercihlerimiz de vardır. Bununla beraber, genel tablonun da parlak olmadığının altını çizmemiz gerekir. En fazla sözü edilen ‘komşularla sıfır problem’ politikası ki bu ilke, adı konmasa bile, Atatürk tarafından belirlenmiştir - dahi istenilen noktaya ulaştırılamamış, Ermenistan, Suriye ve Yunanistan’la olan sorunlarımız, ilişkilerde AKP döneminden önce başlayan yumuşamaya rağmen, hâlâ çözülememiştir. Ancak, daha önemlisi, bugün Türkiye’nin bölgesindeki her sorunu çözmeye kalkışan, bölgesel güç ve rolünün vazgeçilmez olduğu varsayımıyla hareket eden, yerleşik diplomasi yöntemlerine itibar etmeyen, Atlantik camiasının bir üyesi olmaktan çok, bir Ortadoğulu Müslüman bir ülke görünümü vermekte olmasıdır. Eş başkanı olmakla övündüğümüz ‘Uygarlıklar İttifakı’nda bile laik kimliğimizle değil, İslam ülkesi sıfatımızla yer almaktayız. Çok boyutlu olacağız diyerek tutarsızlıklar içine düşmenin bir faydası yoktur.
Bu durum geçici midir, yoksa sistemik nedenleri mi vardır, asıl mesele budur. Bu açıdan bakıldığında sorunun daha derin ve kaygı verici olduğunu düşünmemiz gerekiyor. AK Partinin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana, Türk dış politikası giderek belirginleşen bir doku değişikliğinin işaretlerini vermektedir. Türkiye AB üyeliği hedefini kenara itmiş, NATO’yu pek hatırlamaz hale gelmiştir. Bu değişiklikleri dış politikamızın iç siyasi dinamiklerimizin artan etkisi altına girmesi, dış politikamızda yeni gözlenen eğilim, tercih ve söylemlerin Türkiye’de iktidarda bulunanların dünya görüşünün yansımaları olarak yorumlamak herhalde yanıltıcı olmayacaktır. İçerde toplumsal hayatımızda kapsama alanı her geçen gün genişleyen dini referansların dış politikamız üzerinde de etkisi artmaktadır. Türk dış politikası demokratik, laik, insan haklarına saygılı, terörün her türlüsüne karşı olan bir ülkenin mi, yoksa bir temel dürtülerini dinden alan Müslüman bir ülkenin mi politikasıdır sorusunu sorma noktasına gelmişsek, hayati bir yol ayırımında bulunduğumuz aşikârdır.
Türkiye, var olan potansiyeliyle 21. yüzyıla damgasını vurabilecek bir konumdadır. Ancak bunu başarabilmesi ülke içinde demokrasiye, laik, hukuk devleti ilkelerine sahip çıkmasına bağlıdır. Dış ilişkilerimizde ise Türkiye’nin aynı ilkeleri esas alarak, bu ilkelerle tutarlı politikalar üretmesi ve bunların küresel çapta benimsenmesi ve yaygınlaşması yönünde faaliyet göstermesi gerekmektedir. Bu amaçla benzer değerler taşıyan Batı camiasının içinde yer almalı ve bu nedenle AB üyelik hedefinin gereğini eksiksiz yerine getirmelidir. Türkiye, demokrasi ile laikliği bir arada yaşatabildiği ölçüde uluslararası düzeyde etkili olabilecek ve özgün bir rol oynayabilecektir.

Osman Faruk Loğoğlu: Emekli Büyükelçi


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: chp asla iktidar olamaz.
İletiTarih: 02 Eyl 2009, 02:36 
Onursal Üye

Kayıt: 20 Şub 2009, 22:40
İleti: 26408
Saftirik Seminol Yukaridaki yazilarin her birinde yerli yabanci kaynak gösterilmis.

Sen degistirsen ne yazar?
Bak bakalim bunlar nasil? :mrgreen:

6. Erdoğan, AJC örgütünden bugüne kadar “cesaret ödülü” alan 10 kişi içinde Yahudi olmayan tek kişi.
Tayyip Erdoğan’a “cesaret ödülü” veren “American Jewish Congress” (AJC) adlı kuruluş, WJC’ye bağlı.
Theodore Herzl tarafından Dünya Musevilerini bir “ulusal yurda” kavuşturma amacıyla 19. yüzyıl sonunda kurulan “World Jewish Congress” (WJC) İsrail devletini kurmakla amacını gerçekleştirmiş bir Yahudi teşkilatıdır.
Daha önce AJC tarafından 10 kadar kişi ödüle lâyık görülmüştü; bunlar arasında İsrailli veya Musevi olmayan tek kişi Tayyip Erdoğan. Listede İsrail’in önemli bütün başbakanları var. Türkiye başbakanına bu ödülün verilmesi de, verildiği mekân da anlamlı: HSBC bankasının New York merkezi… (http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/20...5/tkivanc.html)
7. Erdoğan genel başkan sıfatıyla gittiği Çin’de de şöyle dedi:
“Tek Çin anlayışını destekliyoruz. Çin’in toprak bütünlüğü konusunda Türkiye’nin herhangi bir tereddüdü yok, saygısı vardır. Terörün dini, milleti, ırkı olamaz.”
(Çin, işgal ettiği Doğu Türkistan’ı kendi toprağı sayıyor. Özgürlük mücadelesi veren 30 milyon Uygur Türkü kardeşimize de terörist diyor. Tayyip Bey’in sözü bu manada nasıl değerlendirilecek?)
(Tayyip Erdoğan, diline pelesenk olduğu üzere, Pekin’de de “Han, Mançur, Moğol, Doğu Türkistanlı, Tibetlisi ile Çin bir büyük mozaiktir. Bu da büyük zenginliktir” demeliydi (!) alıntı)
8. Kuzey Irak’ta askerlerimizin başına çuval geçirildi. Buna ciddi hiçbir tepki gösterilemedi.
9.Üstelik ağır ve ciddi çuval olayı sonrası “ABD’ye nota verecek misiniz?” sorusuna başbakan şöyle veciz(!) bir cevap verdi: “Bu müzik notası değil. Öyle aklınıza her estiğinde verilmez. Ağırlığı ve ciddiyeti vardır.” (http://www.hurriyet.com.tr/agora/art...sid=1&aid=2257)
10. Erdoğan’dan enteresan bir açıklama: “Amerika’nın düşündüğü Büyük Ortadoğu Projesi var ya, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi; Diyarbakır işte bu proje içinde bir yıldız, bir merkez olabilir. Bunu başarmamız lazım.”
(15 Şubat 2004, Kanal D, Teke Tek Programı) 18.02.2004. Hürriyet Gazetesi, sayfa: 20.

_________________
.

..Forum Kuralları ve Üyelik Sözleşmesi İçin Tıklayın.
..(viewtopic.php?f=6&t=1)

..Forumumuzun Yazım Kuralları için tıklayın.
..(viewtopic.php?f=6&t=14739)

..Yasaklı yayınlar için duyuru: Tıklayın..
..(viewtopic.php?f=6&t=20215&start=0)


..........Zorsa mutlaka başarırım.
..................................İmkansızsa biraz zaman alır..
.
.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: chp asla iktidar olamaz.
İletiTarih: 02 Eyl 2009, 09:36 
Onursal Üye

Kayıt: 05 Ağu 2009, 16:33
İleti: 4182
Kemalist01 yazdı:
frontosa yazdı:
ilk zamanlar chp Atatürk'ün chp'siydi sonra ismet inönü ,sonra ecevit ,en sonundada baykalın chp'si oldu Atatürk'le hiç bir ilgisi kalmadı,kalamazda zaten bu mantığa aykırı partiler liderinin etkisinde kalır baykal bir Atatürk'mü ki bugünki chp için Atatürk'ün chp'si diyelim bu mümkün değil ,
kurduğun mantık çok yanlış ve tehlikeli sayın ruh adam, chp'yi eleşitirmek yada chp'ye oy vermemeyi Atatürk devrimlerine karşı Atatrükcülüğe karşı gibi algılamak çok büyük bir hata,Atatürk'ü siyasete alet etmek doğru birşey değil , malesef bunu yaparak Atatürk'e zarer verenler var
ben chp'ye oy vermedim en büyük nedeni baykal ,ama Atatürkcülük ayrı lütfen siyasete alet etmeyelim Atamızı

Merakımdan soruyorum
Atatürk'ün Chp'sinin , İnönü'nün Chp'sine dönüştüğü iddalarını bizzat yaşadın mı ?
Yoksa Ana,Baba, çevre veya okuduğun taraflı kitaplardan mı kaptın bu bilgileri ?

inönü'nün chp'si gerçeğini, bugün birçok siyaset bilimcisi söylüyor ,bunun nedenini , Atatürk'ün ömrünün son dönemlerinde inönü ile özellikler ekonomi konusunda yaşanan fikir ayrılıklarına bağlıyorlar ,hatta Atatürk inönüyü başbakanlık görevinden alarak yerine celal bayarı atıyor ,Atatürk'ün ölümünden sonra yerine geçen ismet inönü parti içinde tabiri caizse kendi borusunu öttürüyor ,hatta chp'den ayrılarak dp'yi kuran kadroların ayrılma sebebini buna dayandıran araştırmacılar var ....
aslında partinin dönüşmesi çok doğal çünki siyasi partiler liderlerinin etkisinde olur ismet inönü'de bir Atatürk olmadığına göre o dönemin chp için Atatürkün partisi demek yanlış olur


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni bir konu gönderCevap gönder 5 sayfadan 3. sayfa   [ 68 ileti ]
Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan SiyasiForum.net Siyasi Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. SiyasiForum.Net hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde dönüş yapacaktır. Forumumuz kesinlikle hiçbir şekilde parti, örgüt, kurum, kuruluş ve oluşumu desteklememektedir. Tüm Problemler ve Reklam İçin: İletişim Formu için tıklayınız.