Yazı boyutunu değiştir
Sistem saati: 21 Oca 2018, 17:31


Yeni bir konu gönderCevap gönder 1 sayfadan 1. sayfa   [ 3 ileti ]
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Nuri Demirağ ve İsmet İnönü
İletiTarih: 03 Tem 2013, 12:21 
Kıdemli Üye

Kayıt: 11 Nis 2011, 12:28
İleti: 1469

Nuri Demirağ Efsanesi

29 Ekim 2011 10:51
ikrar44@gmail.com
"Hayatımda fuzuli masraflardan daima kaçındım. Çünkü kazandığım parayı, Türk milletinin bir vediası olarak muhafazaya mecbur olduğumu unutmadım... Türk milletinin müşterek servetini israf ve sefahatin batağına gömmeğe benim ne hakkım var? Yanımda çalışanlar da, bu düsturu ezber edecek kadar bellemişlerdir.”

Hayat felsefesi halkına hizmet olan azim abidesi bir nefer. Çok geç kalmışım tanımaya. Ve bu geç kalmışlığımdan utanıyorum doğrusu. Belki kendi adıma vicdanımı rahatlatmak düşüncesi ile bu yürekli insanı kaleme almak istedim. Kimse adını sanını anmamış ders kitaplarında bile tesadüf etmedim hiç. Bu büyük insana karşı olmakla, ona zorluk çıkarmakla bu millette karşı duran her fertten tarih bir gün inanıyorum ki hesap soracaktır.

Onun hayatını öğrenmek birlik ve beraberliğe daha çok ihtiyacımız olan şu günlerde bence ilaç kadar gereklidir. Çünkü bir maneviyat, milli ruh hani o damarlarımızda olduğunu iddia ettiğimiz asil kanı hissetmek hepimize iyi gelecektir. Ve Nuri Bey muhteşem kişiliği, örnek yaşam azmiyle bunu bizlere hatırlatacaktır. Evet, bu kişi tüm bağnazlıkların karşısında pes etmeden “DEMİR” gibi duran bir azim öyküsünün, vatanperverliğin anlatılacağı okunası bir hikâyenin kahramanıdır.

1886 da Sivas Divriği’de doğdu.3 yaşında iken babası öldü. Çocukluk yaşlarında babasını kaybedince annesi tarafından Divrik’te (o zamanki adı) büyütüldü. Oğlunun eğitiminde son derece titiz davranan annesi 5–6 yaşlarındayken yerden bulduğu iskambil kâğıdının ne olduğunu anlamaya çalışarak incelediğini görmüş ; “evladım nereden buldun onu, neden o tertemiz ellerini kirlettin” diyerek kâğıdı alır ve çöpe atar. Daha sonra bahçedeki tulumbadan su çekerek ellerine değdi ellerin kirlenmiştir diyerek ellerini, gözlerin gördü kirlenmiştir diyerek gözlerini, yüzünü tekrar tekrar yıkamıştır o günden sonra Nuri Demirağ’ın en sevmediği şey oyun ve tembellik olmuştur.

Tahsilini yaptıktan sonra ilk olarak ziraat bankasında, sonra maliyede işe başlıyor. Anılarında kendi ağzıyla anlattığı gibi 56 altın (252 Kâğıt lira) biriktirip “Türk Zaferi” adlı sigara kâğıdı üretim ve satışına başladı.Bu işe başlamasının en büyük nedeni o dönemde sigara kağıdının İngilizlerden alınmasıydı.. Bz para veriyoruz onlar bize kurşun alıp sıkıyor diyerekten bu işe başladı. 252 lirası üç sene içinde 84 000 lira olunca sonra, Cumhuriyet hükümeti’nin Türkiye Demiryolları ve şoseleri ile başladığı büyük imar işini benimseyerek, işi yarıda bırakıp giden Fransızlara rağmen devlete en uygun tekliflerle müteahhitlik hayatına atılmıştır.

İlk Türk Demiryolu Müteahhidi, ilk kazmayı vurduğu yerden itibaren azminin ve imanın bütün kuvvetiyle ilerlemeye ve bütün geçtiği yerleri, demir ağlarla örmeye başladı. Türkiye’nin daha önce Fransızlar tekelinde olan Demiryolu işine de bir Türk girişimcisi el atmıştı. Soyadını da Atatürk yaptığı büyük işten dolayı verdi “DEMİRAĞ” 1012 km’lik demiryolu yaparken, diğer büyük inşaat işlerine de atıldı.

Bursa’da Sümerbank’ın Merinos, Karabük’te Demir ve Çelik, İzmit’te Selüloz, Sivas’ta Çimento fabrikalarıyla, İstanbul’da Hal binasını ve Eceabat - Hava soşesini de yapti. Şunu da ilave etmek lazımdır ki Nuri Bey, bütün bu büyük eserlerinin önünde ve muhitlerinde, hayrat çeşmeler yapmayı unutmamıştı, bu çeşmelerin sayısı kırk sekizi bulmuştur.

1931 yılında, Asya’yı Avrupa’ya bağlayacak Boğaz Köprüsü projesini yaptı. Amerika’dan uzmanlar getirtti. 4 yıl süren araştırmalarının sonucunda hazırladığı projeyi Salih Bozok, Atatürk’e götürdü. Atatürk çok beğendi. Hükümete gönderdi. Ancak hükümet reddetti.(İsmet İnönü)

1934 yılında, Yabancıların tekel oluşturarak çimentoyu 33 liraya satmaya başladıklarını görünce çimento fabrikası kurmak istedi. 13 liraya satmayı önerdiği halde fabrika kurmasına da aynı hükümetçe izin verilmedi.

Cumhuriyetin ilk yıllarında, Türk Hava Kurumu kurulmuştu fakat milli mücadele savaşı vermiş ülke olarak ekonomik durum oldukça kötü durumdaydı. Türk hava kurumu da bu ekonomik olumsuzluklar nedeniyle uçak alamamaktaydı. Tüm yurtta uçak alımı için bağış kampanyaları düzenlenmekteydi. Halktan gelen 3 kuruş–5 kuruş gibi bağışlar yetmemekteydi. Dönemin zenginlerinden Vehbi koç’un 5.000 Türk lirası bağışta bulunması oldukça büyük bir haberdi. Türk hava kurumu yetkilileri, Nuri Demirağ’ın kardeşine, Abdurrahman Naci Demirağ’a gitmişlerdi. Abdurrahman Naci Demirağ Türk Hava Kurumuna tam 50.000 Türk lirası bağışlamıştı. Bu haber günlerce gazetelerin manşetlerine konu oldu. Kardeşinden çok daha zengin olan Nuri Demirağ’ın, Türk Hava Kurumu’na bağışlayacağı miktara dair yorumlar gündemi meşgul etmekteydi. Kimi 250.000, kimi 500.000 Türk lirası bağışlayacağını iddia ediyordu. Türk hava kurumu’ndan kalabalık bir heyet, bağış için Nuri Demirağ’ın ofisine gitmişlerdi. Nuri Demirdağ onlara şunu söyledi:

"Ben size bağış yapmayacağım, para vermeyeceğim. Ben bu ülkeye uçak fabrikası kurup onu hediye edeceğim... Avrupa’dan, Amerika’dan lisanslar alıp tayyare yapmak kopyacılıktan ibarettir. Demode tipler için lisans verilmektedir. Yeni icat edilenler ise bir sır gibi, büyük bir kıskançlıkla saklanmaktadır. Binaenaleyh kopyacılıkla devam edilirse, demode şeylerle beyhude yere vakit geçirilecektir. Şu halde Avrupa ve Amerika’nın son sistem teyyarelerine mukabil, yepyeni bir Türk tipi vücuda getirilmelidir. "der ve bu amaçla kolları sıvar.

Uçak imalatına başlayınca, bana uçak mühendisi lazım diyerek o zaman ülkemizde hiç uçak mühendisi yetiştirecek okul olmadığından İstanbul Teknik üniversitesinde uçak mühendisliği bölümü kurdurdu ve tüm masraflarını kendisi üstlendi o zaman İstanbul teknik üniversitesi hocalarından ingiliz fizik profösörü bodler (daha sonra Müslüman olmuştur.) kendisine bu konuda çok destek olmuştur.

Ve Nuri Demirağ sözünü tutar. Bugünkü Beşiktaş; Barbaros Hayrettin Paşa iskelesinin yanına uçak fabrikasını kurar. Fabrikasının giriş kapısına bir arı kovanı yerleştirmiş ve o arıdan çalışanlarının ibret almasını istemiştir. Tamamen Türk mühendis ve işçileri tarafından yapılan ilk yerli uçağı üretir. Dikkat edilmesi gereken konu şudur ki, sene 1940’lardır. o dönemde ürettiği nu d 38 tipi uçağı 6 yolcu kapasiteli, saatte 325 km hız yapabilen, 1000 km uçan ve 5000 ft irtifaya çıkabilen bir uçaktı. Türkiye’nin 1970 yılında aldığı f 27 tipi uçakların ancak 6000 ft irtifaya çıkması, Nuri Demirağ’ın ileri görüşlülüğü hakkında biraz ipucu vermektedir. Fabrikasının girişine altı tane uçak resmi asar. Kanatlarına;
İşretten,
Oyundan, (kumar)
İffetsizlikten,
Eğrilikten,
Tembellikten,
Zulümkarlıktan ;

sakınınız diye yazar . “Bu altı kanatta yazılı altı nevi fenalığı havada denizde ve karada yapmayacağıma yapanları gücüm yettiği dilim döndüğü kadar uğraşarak yaptırmamaya çalışacağıma namusum vicdanım şerefim varlığım benliğim hülasa vatanım ve öz Türklüğüm namına and içiyorum. Ömrüm oldukça bu sayılı fenalıklardan herhangi birini işlersem ve başkalarının fenalıklarını da usanmadan asla fütur getirmeden telkin ve tatlılıkla men’e çalışmazsam gökler başıma yıkılsın dağlar beni ezsin yerler beni yutsun ırmaklar denizler beni boğsun hasılı her türlü felaket beni yok etsin.”

1937–1938 yılı içinde Türk Hava Kurumu Nuri Demirağ’a 10 okul uçağı ve 65 planör siparişinde bulundu. İstanbul fabrikalarında yapılan ilk yerli Türk uçağı, 1941 yılı ağustosunda Nuri Bey’in doğduğu yer olan Divriği’ye uçarak gidip gelmişti. Halkı da heyecanlandıran bu tür gösterilerin yararlı olduğunu düşünen Nuri Bey, Eylül ayında 12 uçaklık bir filoyu, Bursa, Kütahya, Eskişehir, Ankara, Konya, Adana, Elazığ ve Malatya rotasında uçurarak halka kendi tayyarelerimizle göklerimizi kendimizin koruyabileceğini göstermek ve onlara inanç vermek istemiştir.

“Türk milletine gençlerine inancı büyüktü onlarla çok büyük işlere imza atabileceğine sonuna kadar inanıyordu bu konuda şunları söylemiştir. Bizim çocuklardan, gelişi güzel birini çağırıp: Dünyanın en iyi tayyaresini yapar mısın? Diye sorunuz. Size, mümkün değil yapamam cevabını vermez. Çünkü yapamam demek, benliğimden, varlığımdan vazgeçtim. Aczimi zaafımı kabul ettim demektir. Hâlbuki Türk aciz değildir ki aczi kabul etsin.’’

Yapılan uçakların Türk Hava Kurumunca amaca uygunluğu tespiti yapılacakken devrin başbakanı İsmet İnönü uçakların test sürüşünü görmek üzere Yeşilköy’e gelmeyi reddetmiş ve uçakları Eskişehir’de görmeyi talep etmiştir. Çok zor şartlarda bu manasız isteğe karşın uçakların nakliyesi yapıldı. O günün şartlarında Eskişehir’in pisti uçağı kaldırmaya elverişli değildi. Test sürüşünü tamamlayan uçağın piste inişi sırasında tekerin bir çukura denk gelmesi, başmühendis Selahattin Alan’ın uçuş tecrübesinin olmaması nedeniyle iniş sırasında kaza geçirerek hayatını kaybetti.

Bu kazadan sonra THK siparişi iptal etti. Nuri Demirağ, mahkemeye verdiği THK ile yıllar süren bir mahkeme sürecine girdi. Mahkeme THK lehine sonuçlanınca fabrika ve Gök Okulu kapandı; Yeşilköy’deki tesisler havaalanı yapılmak üzere istimlâk edildi; İspanya, İran ve Irak’tan alınan siparişler engellendi; elde kalan uçaklar hurdacıya satıldı. Nuri Demirağ’ın davayı kaybettikten sonra hükümet üyeleri ve cumhurbaşkanına mektuplar yazarak yanlışlığın düzeltilmesi için yaptığı girişimler başarısız oldu; fabrika tekrar açılamadı. Üstüne üstlük hükümet teminat mektubu muhteviyatı olan 14,000 liranın, zapt ve avans verdikleri 40,000 liranın geri iadesini talep etmiştir.

Ölümüne yakın kızı Mefkûre Azak’a şunları söyler; "İşçilerim ve fabrika personelleri işsiz kalmıştır.. Bu uğurda şimdiye kadar harcanan 1,5 milyon lira ile hoş karakterim buna müsait değil ya-farzı muhal 15–20 adet han, apartman yaptım, senede 150–200 bin lira kira alarak istediğim yerde gezer, tozardım. Hülasa, Türk’e ecdadından miras ve dünyaya numuneyi imtisal olmuş olan sipahiliğin, süvariliğin, serden geçtiligin bugünkü şekli de tayyareciliktir.Yazık ki dünyaya 30 sene erken gelmişim kızım; 30 sene sonra gelseydim, bütün projelerimi yerine getirebilirdim.."

Geçen gün Türk Milletine ne umutlarla kurulup hediye edilen bu fabrikanın düdüklü tencere ürettiği haberini bir gazetede görmek inanın içimi acıttı. Ve o gün ülke sevgisinde sınır tanımayan bu uğurda parası ile sefa sürüp rahat yaşayacakken; sürekli halkı için mücadeleyi göze alan bu büyük şahsiyeti yazmaya karar verdim.

Gök Okulu’nun ilk mezunlarından birisi ve aynı zamanda Nuri Bey’in damadı olan Mehmet Kum anlatıyor: “Fabrikanın kapatılmasındaki görünür sebep, uçakları kifayetsiz görmeleriydi. Ben uçak mühendisiyim. Bu işin okulunu, kitabını okudum. Benim gibi birçok arkadaşım vardı. Ve biz bu uçaklarla binlerce saat uçuş yaptık. Sadece benim 600 saat uçuşum var. Ve hiç birimizin burnu dahi kanamadı. Biz bu tecrübelerle, üretilen uçakların kifayetsiz olmadığını biliyoruz. Ben bir uçak mühendisi olarak, bu uçakların o zamanın en iyi uçaklarından olduğunu meslek hayatımı ortaya koyarak söyleyebilirim. O zamanki dünya standartlarına uygun uçaklardı. “

Mehmet Kum’un da söylediği gibi uçakları kifayetsiz gördükleri için siparişi iptal etmeleri görünürdeki sebepti. Ancak durumun bir de görünmeyen kısmı vardı. O dönemin devlet adamları ve bunlara karşı iyi görünmeye çalışan birtakım çevreler ile dış güçlerin baskısı Nuri Demirağ’a en büyük darbeleri vuranlardı.Bu günkü moda tabirle balık tutabilen bir Türk ulusu modeli değil de ilk etapta eline balık verilen bir ulus bizler adına planlanmıştı..Bu amaçla da ortada kurulmuş kukla bir hükümet vardı..

Meşhur bir hikâye vardır bu konu ile alakalı. Hatırladığım kadarıyla elinde oltası balık tutan adama yaklaşan onu kendine tabii kılmaya niyet etmiş kötü niyetli bir adam oltası karşılığında ona balık vermeyi teklif eder. Bir yıl boyunca balık ihtiyacını karşılayacaktır. Oltasını diğer adama teslim eden adam balığını bir yıl boyunca alır ve yıl biter. İkinci yıl geldiğinde artık ne olta ne balık vardır. Bu defa sürekli olarak adama borçlanmaya başlamıştır. Planlı programlı hareket eden kötü niyetli adama giden bizim oltasız balıkçı; tekrar oltasını almayı talep eder. Tabiî ki alamaz artık karnını bile doyurması bu adamın insafına kalmıştır..Yarım yamalak hatırladığım bu hikaye aslında bu durumu ne kadar da güzel izah etmektedir.

Zaten Nuri Bey’in tüm atılımları karşısında bu çevreler her zaman engel olmaya çalışmışlardı. Bu engellemelere; uçak fabrikasının kapatılması, Nuri Demirağ’ın Boğaz için Ahırkapı - Salacak arasında kurulmasını planladığı asma köprüye, Boğaz’ın görüntüsünü bozar mazeretiyle karşı çıkılması. Köy planlarının işleme konulmaması, İstanbul’da yaptırmayı planladığı büyük bir hastanenin engellenmesi ve daha birçok durum örnek gösterilebilir.

Uçakların siparişini iptal eden Türk Hava Kurumu, bunların yerine Fransız Henrio uçaklarını alır. Ancak bu uçaklar satın alındığı zaman içinde bile serisinden kalkmış, hurdaya ayrılmışlardı. Zaten Türk Hava Kurumu da uçakları kısa bir süre kullandıktan sonra, kullanılmayacak halde bir kenara bırakmıştı.

Fabrika kapatıldıktan sonra, Nuri Demirağ kendisine yapılan bu haksızlıktan dolayı, haklı davasını savunabilmek için, bu ortamın değişmesi lazım diyerek politikaya atılmaya karar verir. Mücadelesine politikacı olarak devam edecektir. Bu sebeple 1945 yılının temmuz ayında Türkiye’nin ilk muhalefet partisi olan Milli Kalkınma Partisi’ni kurar. Verdiği davetlerde kuzu çevirip ikram ettiği için, politik çevreler ve basın tarafından alaya alınıyor, kurduğu partiye kuzu partisi deniyordu. Demirağ, Milli Kalkınma Partisi’yle seçimlerde yeteri kadar başarı gösteremez ve Demokrat Parti’den adaylığını koyarak Sivas bağımsız milletvekilliğine seçilir.

“Makam ve memuriyet güçlerini kötüye kullanarak kamu düzenini çiğneyen ve genel ahlakı bozanlar hakkında cezai yaptırım ” isteyen yasa önerisini meclise sundu. Çölleşme, tarım ve hayvancılıkta gerileme, enerji, barajlar, köprüler, limanlar, körfezler, uluslararası işbirliği ve dayanışmalar meclis kürsüsünden ulusun temsilcilerine aktarmaya çalıştığı gerçeklerden kimileriydi.

1957 yılında, Mecliste kötü gidişi ağır bir dille eleştiren tarihi bir konuşma yaptı. Çalışanlar arasındaki ücret adaletsizliğinin ve uçurumun kapatılmasını isteyen yasa teklifini sundu. 1957 yılında, Nuri Demirağ, İstanbul’da vefat etti.

Arka arkaya üç bilemedin dört tane Nuri Demirağ yaşasaydı yaptıklarını ve yapmak istediklerini aynı kararlılıkla devam ettirseydi, bu ülke şimdi hangi noktada olurdu acaba diye bir kez kendimize sormaya ne dersiniz?

Yaşadığı zamanda, yaptıklarını çoğunun insanın hayal dahi edemediği müstesna şahsiyet. herhalde hayallerini gerçekleştirebilmiş olsaydı, şu an hepimizin hayalleri de çok daha farklı noktalarda olurdu. Tarihimizde hayırla yâd edilmeyi sonuna kadar hak eden ancak ismini dahi şu son günlere kadar bilmediğim için beni utandıran nadide bir insandır Nuri Demirağ..Ruhu şad olsun..

VAKIFNAMESİ: Mevcut ve ömrümün sonuna kadar mesaimden hasıl olacak serveti şahsiyemden aile ve efradımın orta halde maaşiyetini kifayet edecek ve yavrularımın yüksek tahsil masraflarını temin eyleyecek miktar çıkarıldıktan sonra, hali hayatımda yapmaya muaffak olamayacağım hayırlı müesseseler vücuda getirmek ve idame ettirilmek şartıyla serveti zatiyemi vakfettim. Hükümdarzade noteri 7.Mayıs 1925
Ve tüm servetini ölümünden sonra bile çok sevdiği Türk halkına hizmet etmek amacıyla bağışladı... Yorum sizin sevgili okurlar...
http://www.malatyaguncel.com/nuri-demirag-efsanesi-1841yy.htm


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Nuri Demirağ ve İsmet İnönü
İletiTarih: 06 Mar 2014, 22:15 
Genel Yetkili

Kayıt: 12 Haz 2009, 15:36
İleti: 1319
“…Herkes İsmet Paşa’yı görmek istiyor. Fakat onu bir gören bir daha görmek istemiyor. O; ufak tefek, kara kuru, hiçbir çekiciliği olmayan bir adam. Bir insan, ne kadar küçük, silik, ilgi uyandırmayan bir kimse olabilirse, o da öyleydi. O, bir Türk generalinden daha çok bir Ermeni dantelâcısına benziyordu. İnsanda fare gibi bir intibâ uyandırıyordu."

"...Mustafa Kemal’in bir yüzü vardı ki hiç kimse unutamazdı. İsmet Paşa’nın bir yüzü vardı ki kimse bir daha hatırlayamazdı."

Nejdet Sançar

_________________
bin cihana değişmem şu öksüz türklüğümü


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Nuri Demirağ ve İsmet İnönü
İletiTarih: 07 Mar 2014, 02:16 
Kıdemli Üye

Kayıt: 24 Oca 2014, 13:32
İleti: 303
Nuri Demiragin Ucak Fabrikasi bir Ölüm nedeninden kapatilmistir. Yeni Ucak Modeli tasarlayan genc bir Mühendis Ucagi denerkene Ucak düsmüs ve Pilot hayatini kaybetmistir.

Fransa Ucagin düsmesinden sonra Siparisini iptal etmistir.

Tarihi carpitmada Akkoyunlardan daha basarili kimse bulamassiniz.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni bir konu gönderCevap gönder 1 sayfadan 1. sayfa   [ 3 ileti ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan SiyasiForum.net Siyasi Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. SiyasiForum.Net hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde dönüş yapacaktır. Forumumuz kesinlikle hiçbir şekilde parti, örgüt, kurum, kuruluş ve oluşumu desteklememektedir. Tüm Problemler ve Reklam İçin: İletişim Formu için tıklayınız.