Yazı boyutunu değiştir
Sistem saati: 21 Oca 2018, 17:33


Yeni bir konu gönderCevap gönder 7 sayfadan 7. sayfa   [ 100 ileti ]
Sayfaya git Önceki  1 ... 3, 4, 5, 6, 7
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Re: Deniz Gezmiş Gerçeği./‘Üç Fidan’a İade-i İtibar.
İletiTarih: 14 Ağu 2012, 13:15 
Kıdemli Üye

Kayıt: 04 Tem 2012, 18:21
İleti: 1822

Mirza Sultan Galiyev yazdı:
John Smith yazdı:
Mirza Sultan Galiyev yazdı:
John Smith yazdı:

1.Atatürk'ün döneminde CHP'nin parti programında da Kemalizm,"Kamâlizm" olarak geçiyordu.Demek ki onayı vardı.
2.Chavez başka kim ile iyi geçinecek?En büyük Amerikan karşıtı devletlerden biri de İran.Ayrıca bölge ülkeleri ile sorunun olabilir ama hiçbir yönetim,Amerikan işgali kadar kötü olamaz...
3.Amerika hâlâ Emperyalisttir...Latin Amerika'da sayısız askeri müdahalede bulunan,Vietnam,Afganistan ve Irak'ı işgal eden kim?

1-Kemalizm 1934'de Fransa'da dağıtılan propaganda kitaplarında başlamıştır.Kemal ismi kağıt üstünde vardı.Atatürk veya akraba-arkadaşlarından hiçbiri ona bu isimle seslenmiyordu.Zamanla devlet propagandası için kullanılmaya başlamıştır.Atatürk ilk beş maddeyi yazdığından CHP açılışına kadar öyle bir kavram kullanılmamıştır.O kadar da önemli değil.
2-Zamanınında Ortdoks papazında dediği gibi şeriat kavuğunu görmektense yıldız ve çizgileri yeğlerim.Amerika'nın sorunları İran-Kuzey Kore gibi devletlerinkinden kat be kat az.
3-Ona bakarsan biz de Kuzey Kıbrıs'ı işgal ettik,Irağa syaısız müdehale.ABD o müdehaleleri müttefiklerini korumak amacıyla yaptı.Afganistan'ı birlikte işgal ettik ki Afganistan'a karşı değil Taliban'a karşı bölge hükümetinin desteğiyle savaş verilmiştir.Petrol için diyorsunuz petrolü sırtlayıp ta getirmedi ki.Petrolü şeritaçılardan alıp güvendiği yerli-yabancı şirketlere paylaştırdı.


1.Ama farkettiysen "Atatürkçülük" kavramından önce Kemalizm vardı.O yüzden Kemalizmi kullanmayı tercih ederim.
2.Şeriatçı olalım diyen yok,diplomasi ayrı birşeydir.
3.Kuzey Kıbrıs ve Irak'a yapılan müdaheleler aslında bizim iç meselelerimiz olan olayların dışa yansıması sonucudur.Afganistan'ı Amerika'nın işgalinin nedenlerinden biri ise afyon piyasasına hakim olmaktır.Kraliçe Viktorya'dan beri hiçbir şey değişmedi,hâlâ emperyalistler baş uyuşturucu satıcılarıdır.

1-Atatürkçülüğü de biz uydurduk.o CHP parti programını uyguluyordu ve bunun için Türk genel devrimi diyordu.Neyse kavram karmaşası.
2-Biz Amerika değiliz.Yanımızda köpek gezdiremeyiz.Er ya da geç bizi de ısırır.
3-Kıbrıs işgali ise sizin doğu akdenizdeki Hamas gibi ortaklarınıza destek için askeri kapılar açma girişimi.Amerika'nın Taliban ve El kaide'yle çatışmak için ciddi sebepleri var.Bu da onların iç işi.Uyuşturucu ise tamamen komplo teorisi.Araştırmıştım.Taliban uyuşturucu trafiğini engellemğe çalışmaktan başka bir şey yapmamışlar.

_________________
Para ve insan arasındaki karşılıklı ilişki şöyledir: İnsan paranın sahtesini yapar, para da insanın.

Arkadaş, sizinle aynı düşmanlara sahip olandır.

Önemsemediğimiz özgürlükler için direnmediğimiz sürece diktatörler tarafından yönetilmeye mahkümuz.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Deniz Gezmiş Gerçeği./‘Üç Fidan’a İade-i İtibar.
İletiTarih: 15 Ağu 2012, 03:11 
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Şub 2012, 14:15
İleti: 954
Kemalizm ya da Atatürkçülük,al ya da kırmızı...O kadar da önemli değil ideolojik bakımdan zaten.

İran'la bu saatten sonra zaten müttefik olamayız ama Amerika ile ittifak bize ne verdi?Marshall yardımı adı altında paslı silahlar,donmuş etler ve ne idüğü belirsiz süt tozları.

HAMAS benim müttefikim değil,olamaz da.1974'te HAMAS yoktu.El-Fetih/FKÖ desen anlarım.Kıbrıs'ta Türkler kesilirken biz izleyecek miydik?

Hadi her şeyi unuttuk...Vietnam,Dominik,Şili'de Allende'ye karşı düzenlenen darbe...Bunlar ne sence?

_________________
Garb'ın cebin-i zalimi affetmedim seni ,

Türk'üm ve düşmanım sana kalsam da bir kişi!-Emin Bülent Serdaroğlu


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Deniz Gezmiş Gerçeği./‘Üç Fidan’a İade-i İtibar.
İletiTarih: 16 Ağu 2012, 21:54 
Kıdemli Üye

Kayıt: 04 Tem 2012, 18:21
İleti: 1822
Kıbrıs'ta kesiliyor dediğin Türkler bir kaç çeteci tarafından öldürülümüş otuzu aşmayan kişidir.İşgali haklı göstermez.Sen kimsin bilmem ama siyasi olarak temsil ettiğin kesimler Anti-semitizm ve Anti-kapitalizm'i mazeret göstererek Haması kahramanlaştırıyor.Vietnam,Dominik,Şili'de Amerika'ya yardım edelim demiyorum zaten.Amerika tabi ki kendi çıkarlarını savunuyor.Ama dediğim gibi bu konuda çıkarlarımız ortak.Ayrıca o dediğin muz cumhuriyetlerindeki darbelerin en yakını 73'te.Şimdi Hamasla,İran islam devrimiyle kıyaslamıyacaksın değil mi?

_________________
Para ve insan arasındaki karşılıklı ilişki şöyledir: İnsan paranın sahtesini yapar, para da insanın.

Arkadaş, sizinle aynı düşmanlara sahip olandır.

Önemsemediğimiz özgürlükler için direnmediğimiz sürece diktatörler tarafından yönetilmeye mahkümuz.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Deniz Gezmiş Gerçeği./‘Üç Fidan’a İade-i İtibar.
İletiTarih: 01 Eyl 2012, 02:52 
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Şub 2012, 14:15
İleti: 954
John Smith yazdı:
Kıbrıs'ta kesiliyor dediğin Türkler bir kaç çeteci tarafından öldürülümüş otuzu aşmayan kişidir.İşgali haklı göstermez.Sen kimsin bilmem ama siyasi olarak temsil ettiğin kesimler Anti-semitizm ve Anti-kapitalizm'i mazeret göstererek Haması kahramanlaştırıyor.Vietnam,Dominik,Şili'de Amerika'ya yardım edelim demiyorum zaten.Amerika tabi ki kendi çıkarlarını savunuyor.Ama dediğim gibi bu konuda çıkarlarımız ortak.Ayrıca o dediğin muz cumhuriyetlerindeki darbelerin en yakını 73'te.Şimdi Hamasla,İran islam devrimiyle kıyaslamıyacaksın değil mi?


Yahu sadece Kanlı Noel'de 364 kişi öldürüldü!Taşkent katliamını sayma bile.Adamlar Akritas Planı ile adayı Yunanistan'a bağlamayı düşünüyordu,ne yapaydık,ellerimiz bağlı otura mıydık?

Türk Solu asla anti-semitist olmadı,anti-siyonizm ayrı şey.

Ve Türk Solu her zaman El-Fetih'i savunmuştur.Türksolu dergisinin 2002'deki ilk kapağında laik ve sosyalist Arafat vardı,HAMAS'ı sadece islamcılar destekler.

Ayrıca daha 2002'de senin taptığın Amerika,halkın seçtiği Chavez'e darbe yaptırdı Venezuela'da ama Latin Amerika gözünü açtı bir kere,bu sefer Yankiler kuyruklarını kıstırıp gittiler ;)

_________________
Garb'ın cebin-i zalimi affetmedim seni ,

Türk'üm ve düşmanım sana kalsam da bir kişi!-Emin Bülent Serdaroğlu


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Deniz Gezmiş Gerçeği./‘Üç Fidan’a İade-i İtibar.
İletiTarih: 02 Eyl 2012, 00:04 
Onursal Üye

Kayıt: 20 Şub 2009, 22:40
İleti: 26408
İster parça parça okuyun istersenin bir çırpıda bitirin, ama mutlaka okuyun!

-Günümüz Türkiye'sinde ülkemizin üzerine karabasanlar gibi çöken bir iktidar ve yaptıklarına bakın.
-Yıllarca, Deniz Gezmiş ve arkadaşları millete yalan yanlış anlatıldı durdu. Onların yaptığı neydi de asıldılar? Okuyun bakalım.


D. Gezmiş Savunmasında Atatürk'ün Lozan Zaferini Anlatıyor


Alıntı:

O «ACILI gece»den bu yana 16 yıl geçti. Belleğimi yokluyorum. Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan ve arkadaşları hakkındaki davayı baştan sona kadar izleyen, olayı benimle birlikte yaşayan, çocukların aile ve yakınlarının acılarını paylaşan eşim Şekibe Çelenk ile birlikte düşünüyoruz. Anılarımız birbirini kovalıyor.

Bunların daha önce yazılmamış olanlarından kimilerini aşağıya alıyorum:

1 — Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının davaları sürüyor. Deniz mahkemede ortak savunmanın bir bölümünü okuyor.

Lozan Barış Andlaşması'nı anlatıyor ve elindeki yazılı metinden şunları okuyor:

«... Andlaşmaya karşı tepki (Amerika'nın tepkisi) o kadar büyüktü ki, Andlaşma metni Amerikan senatosuna bir yıl sonra getirilebilmiştir.

18 Ocak 1927 tarihinde Amerikalı Senatör Upshow şöyle diyordu:

"... Andlaşma, Timurlenk kadar hunhar. Müthiş İvan kadar sefih ve kafatasları piramidi üzerine oturan Cengiz Han kadar kepaze olan bir diktatörün zekice yürüttüğü politikasının bir toplamıdır. Bu canavar, savaştan bıkmış bir dünyaya, bütün uygar uluslara onursuzluk getiren bir diplomatik andlaşma kabul ettirmiştir. Buna her yerde bir Türk zaferi dediler. Ve eski dünya parlamentolarını bunu kabule ikna ettikten sonra, büyük sermaye gurupları, soğukkanlı ticaret erbabı ve giderek güya bazı din temsilcileri bile, Türkiye'yi uygar uluslar masasında, uluslararası bir konuk durumuna yücelterek, Amerika'yı yüksek ülkülerinden uzaklaştırmada birleştiler.' Amerikan senatörünün Hunhar Timurlenk, Sefih Müthiş İvan ve kafatası piramidi üzerinde oturan Cengiz Han'a benzettiği kişi, emperyalizme karşı Türkiye halkının ulusal kurtuluş savaşına önderlik eden Mustafa Kemal'dir.»

Gezmiş, yazılı savunmasını böylece okumayı sürdürürken elindeki kâğıtları masanın üzerine bırakmış ve başını kaldırarak mahkeme kuruluna şunları söylemişti:

«İşte tam kaçırılacak bir Amerikalı!»

2 — Hüseyin İnan mahkemede savunmasını sözlü olarak yapıyor, toprak reformu, toprak işgalleri, ulusçuluk konularını anlatıyor ve bunların değerlendirmesini yapıyordu. İçten ve özlü konuşuyordu.

Savunmasının bir bölümünü bitirdikten sonra mahkeme kuruluna bakarak şunları söylemişti:

«Biz de silâhlı 25 kişiyle devrim yapılamayacağının bi-lincindeyiz. Bunu çok iyi biliyoruz. Ama bu işe yaşamımızı ortaya koyarak öncülük etmek istedik. Nasılsa arkamızdan gelinir diye düşündük.»

3 — Ölüm cezalarının İnfazından önce Mamak Askerî Cezaevi'nde Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan ve arkadaşlarıyla sık sık görüşüyorduk. Bu görüşmelerimizde kendilerine dışarıda yaptığımız hukuksal başvuruları, girişimleri, çalışmaları anlatıyor ve bilgi veriyorduk.
Anımsadığıma göre infazlardan iki ya da üç önceki görüşmemizde Deniz Gezmiş'e yine bu konularda bilgiler vermiştim. Görüşmemiz sona ermişti.

Ayrılıyordum. Gözlerime bakarak şunları söylemişti:

«Ağabey, faşizmin eline bir kerre düşmeyeceksin.»

4 — Ölüm cezaları kesinleşmiş, karar düzeltme istemlerimiz reddedilmişti. Yasa yolları kapanmıştı. Hüküm Büyük Millet Meclisi'nce onaylanmıştı.
İsmet İnönü imzası ile CHP tarafından, ölüm cezalarının yerine getirilmesine ilişkin yasanın iptali için Anayasa Mahkemesinde gerek usul ve gerekse esas yönlerinden iptal davası açılmıştı.

Anayasa Mahkemesi, bu yasanın usul yönünden iptaline karar vermiş ve yargılama usulü gereğince, esas hakkında hüküm oluşturmamıştı. Bu iptal kararından sonra Büyük Millet Meclisi'nce usul eksiklikleri giderilerek ölüm cezalarının yerine getirilmesine yeniden karar verilmişti. Yasa niteliğindeki bu karar karşısında CHP'nin Anayasa Mahkemesine yeniden dava açması ve yasanın esas yönünden incelenmesini ve iptal edilmesini istemesi gere-kiyordu. Çünkü CHP davayı açarken yasanın esas yönünden haksız, yanlış olduğuna ve ölüm cezalarının yerine getirilmemesinin toplumsal çıkarlara uygun olduğuna inandığını dava dilekçesinde dile getirmişti.

Buna rağmen CHP ölüm cezalarının yerine getirilmesine ilişkin yasanın iptali için yeniden dava açmamış ve görevini yerine getirmemişti. Bu tutarsızlığın ve geriye dönüşün tarihsel sorumluluğunu üstünde taşıyordu. Bu durum karşısında yürürlükteki Anayasa hükümlerine göre Cumhuriyet Senatosu üye tam sayısının altıda birinin dava açma hakkı bulunduğundan bu yola başvurmaktan başka çıkar yol kalmamıştı. Bunun için de 31 imza gerekmekteydi. Millî Birlik Komitesi üyelerinin tamamı yani 22 kişi imza vermeyi kabul etmişlerdi. CHP Genel Sekreteri Kâmil Kırıkoğlu'nun girişimleri ve çabalarıyla CHP'den altı senatörün imzası sağlanabilmiş, geri kalan CHP senatörleri imza vermekten kaçınmışlardı. İmzalar 28'de kalmış ve 3 imza eksikliği nedeniyle Anayasa Mahkemesine dava açılamamıştı.

Elimiz böğrümüzde kalmıştı. Biçimsel Adalet'in acısını bir kez daha ama yaşamsal biçimde iliklerimize kadar duymuştuk.

Adam öldürmemişlerdi. Kimseyi yaralamamışlardı. Kaçırdıkları Amerikalılara insanca davranmışlardı. Bunu Amerikalılar mahkemede açıklamışlardı. Olağan, yansız, adil bir mahkemede yargılanmaydılar bugün yaşayacaklardı.

Bugün demokrasiyi ve İnsan Hakları'nı dilinden düşürmeyen ve meydanlarda nutuklar veren Süleyman Demirel ve ekibinin, o günlerde, Büyük Millet Meclisi'nde infazların yapılması için kendilerinden geçercesine ne büyük çabalar gösterdiğini gözlerimin önüne getiriyor ve geçmişi ibretle anımsıyorum.

Deniz'in de söylediği gibi: «Faşizmin eline bir kerre düşmeyeceksin.»

28 Nisan 1988
T. B. M. Meclisine Başvuru

Cumhuriyet gazetesi bana, eski başbakanlardan Adnan Menderes, eski bakanlardan Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ın itibarlarının iade edilmesi ve mezarlarının «anıt mezar»lara nakli konularında ne düşünüyorsunuz diye soruyor.

Bu soru 12 Mart döneminde ölüm cezasına çarptırılan ve cezaları infaz edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan'ı da ilgilendirdiği için verdiğim kısa yanıt, buraya aktarmakta yarar görüyorum. Soruyu şöyle yanıtladım:

— Ben siyasal suç - adi suç ayrımı yapmadan tüm ölüm cezalarına karşıyım. Yani siyasal suç - adi suç ayırımı yapan hukukçuların görüşlerine katılmıyor ve insanlığın yüzkarası olan, bu ilkel ceza anlayışına karşı çıkıyor ve ölüm cezasının kaldırılmasını istiyorum. Bu nedenle 27 Mayıs döneminde açılan davaların hukuksal tartışmasına girmeden eski Başbakan Adnan Menderes, eski bakanlardan Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ın ölüm cezasına çarptırılmalarını ve bu cezaların infaz edilmesini yanlış buluyorum. Çünkü ölüm cezası insanın yaşam hakkını ortadan kaldıran, caydırıcı niteliği olmayan ceza hukuku açısından bir «ceza» niteliği de taşımayan bir yaptırımdır.

Bu nedenle ölüm cezasının yasalarımızdan çıkarılması gerektiğine inanıyorum. Ancak bugün cenazelerin nakli olayı, devlet töreni yapılarak, demeçler verilerek, yayınlar yapılarak ANAP ve DYP ve bir kısım basın tarafından siyasal amaçlarla kullanılmaktadır. Temelinde doğal bir hak olan cenaze nakli olayını siyasal amaçlara araç olarak kullanmak içtenlikle bağdaştırılamaz.

Eğer bu olay insanlara, ölüm cezasının (özellikle siyasal suçlarda. Çünkü bazı çevreler bu konuda siyasal suç - adi suç ayırımı yapıyorlar) ne kadar yanlış olduğunu göstermişse bunu olumlu bir gelişme olarak karşılamak gerektiğini düşünüyorum. Ve yine eğer ölüm cezasına karşı isek, bu konuda içten isek, insanlar arasında hiç bir ayırım yapmadan 12 Mart - 12 Eylül dönemlerinde verilen ölüm cezalarına da karşı çıkmak tutarlı elmanın önkoşuludur. Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan ve 12 Ey-lül döneminde idam edilen gençler de yine siyasal suçlardan, yani Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan' Polatkan gibi, 146. maddeden ölüm cezasına çarptırılmışlardı. Yani suçlamalar aynı idi. Bugün 27 Mayıs döneminde verilen ölüm cezalarından üzüntü duyanların tüm ölüm cezalarına karşı çikmaları sağduyu ve objektif olmanın bir gereğidir.

Bizler, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Ankara'da bulunan avukatları olarak, TBMM'ne başvurduk. Bu gençler hakkında Meclisçe verilen «infazın yerine getirilmesi»ne ilişkin kararın kaldırılmasını istedik. Bu başvurumuzda «itibar iadesi» gibi bir istemimiz olmadı. Çünkü siyasal iktidara bağımlı bir kurul (mahkeme değil) tarafından verilen böylesine haksız, adaletsiz ve siyasal nitelikli bir cezanın, müvekkillerimizin itibarlarına gölge düşürebileceğine inanmıyorduk. Bu istemimiz hakkında bugüne kadar bize bir yanıt da verilmedi.

TBMM'ne verdiğimiz dilekçede şu düşüncelere yer vermiştik:

Ankara, 11.5.1990
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına, Ankara
Dilekçe sunanlar Cemil Gezmiş, Hıdır İnan, Beşir Aslan
Vekilleri Av. Halit Çelenk, A. Orhan İzzet Kök,
Av. Refik Ergün - Ankara Barosu
Selanik Cad. 23/12 Yenişehir - Ankara

D. konusu: Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf

Arslan haklarında verilen ölüm cezalarının yerine getirilmesine dair 1586 Sayılı Yasanın kaldırılması isteğidir.
Ekde sunulan vekâletnameler uyarınca, 1972 yılında sıkıyönetim mahkemesi kararı ve TBMM onayı ile idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan varislerinin vekili bulunuyoruz.

Bilindiği gibi bu üç genç insan, TCK'nın 146/1. maddesine aykırı eylem iddiasıyla, 12 Mart döneminde sıkıyönetim askerî mahkemesince yargılanıp ölüm cezasına mahkûm edilmişlerdir. Kararın Askerî Yargıtay'ca onanmasından sonra cezaların yerine getirilmesine ilişkin 1576 sayılı ilk yasa, zamanın muhalefet partisi tarafından dava konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir. İptalden sonra yeniden bir infaz yasası çıkarılmış, Resmî Gazete'nin 5.5.1972 tarih ve 14178 sayılı nüshasında ya-yımlanan 1586 sayılı bu yasa, Anayasa Mahkemesine yeniden bir başvuru yapılmadığından, bir gün sonra uygulamasına geçilmiştir. Bunun sonucunda, o dönemde savunmalarını da üstlendiğimiz bu üç genç insan, 6 Mayıs 1972 tarihinde idam edilmişlerdir.

Adalet tarihimizin en haksız ve bu anlamda en talihsiz olaylarından birini oluşturan bu karar ve infazına ilişkin yasa, ülkemizde ve kamu vicdanında hiçbir zaman kabul görmemiş, haksız ve yersiz bulunmuştur. Aradan geçen 18 yıl, bu gerçeği nesnel biçimde ortaya koymuştur.

Kuşkusuz, ölüm cezası yaşadığımız çağa ve insanlığa terstir. Yurdumuz, ölüm cezasının halen geçerli bulunduğu ender ülkelerden biridir. Kime yönelirse yönelsin, ölüm cezasına hoşgörüyle bakmak mümkün değildir.

Kaldı ki, dilekçeye konu olan üç genç insan bu cezayı kesinlikle haketmemişlerdi. Dava, siyasal iktidarı yoğun bir hiddet ve gerilimin kapladığı bir ortamda açılmıştı. Bu hiddet, davayı gören mahkeme heyetine de yansımıştı. Hiddetli adaletin her zaman intikamcı bir adalete dönüştüğü görülmüştür. İntikam duygusu ise sonuçta şiddete götürür, bu da adalette tehlikeli bir durum yaratır.

O davada mahkeme başkanı olan bir generalin, daha sonra bir siyasal partiye girmesi, bu partiden milletvekili seçilmesi ve yaptığı seçim gezilerinde komünistleri astırdığını söyleyerek propagandalar yapması da onun ne kadar yanlı olduğunu ortaya koymuştur.

Başkanı bu kadar yanlı, kendisi siyasal iktidara bağımlı bir sıkıyönetim mahkemesinden, âdil bir kararın çıkması olanaksızdır. İnfaz gecesi, yazılan infaz tutanağını alıp cebine koyarak Ali Elverdi'nin Av. Halit Çelenk'e yaklaşarak «siz görevinizi fazlasıyla yaptınız ama bu'iş başka» demesi de, kararın hukukdışı etkenlerle verildiğini ve adaletle ilgisinin olmadığını göstermiştir.

İnanıyoruz ki yargılama daha sonraki bir dönemde, hattta 12 Eylül süreci içinde yapılmış olsaydı, en zorlama bir olasılıkla TCK'nın 168. maddesinin uygulanmasıyla sonuçlanacaktı ve kendileri 10-15 yıl hapis cezası alacaklardı. Siyasal ve hukuksal anlamda yakın tarihimizin en bunalımlı dönemi olan 12 Eylül yargılamaları dahi bunun emsalleriyle doludur.

Olayla ilgili dava dosyası, 146/1. maddenin uygulanma koşulu olan elverişli vasıta öğesinden kesinlikle yoksundu. Nitekim Askerî Yargıtay incelemesindeki muhalefet oyları bu durumu açıklıkla dile getiriyordu.

Olağanüstü bir mahkemenin hukukdışı kararlarıyla ölüme gönderilen bu insanların eylemleri arasında bir tek öldürme yoktu, kaçırdıkları insanlara son derece iyi davranmışlar ve sonunda serbest bırakmışlardı. Görünürdeki tek olay, bir bankanın Emek Şubesi'nin soyulmasından ibaretti. Ayrıca kendileri, amaçlarının anayasayı ihlâl olmadığını, tam tersine 1961 Anayasasını savunduklarını, savaştıkları şeyin emperyalizm olduğunu, mahkemede açık-seçik anlatmışlardı. Buna ve yapılan talebe rağmen mahkeme, TCK'nın 59. maddesinin uygulanmasına dahi gerek duymamıştı.

Öte yandan hatırlamak gerekir ki, 12 Mart döneminin hukukdışı uygulamaları toplumda yoğun tepki görmüş ve bunun sonucunda TBMM 1974 yılında durumu kısmen de olsa hafifletmek gereğini duymuştur. 1803 sayılı Genel Af Yasası bu toplumsal ihtiyacın sonucudur. Yani, eğer infazlar yapılmasaydı ya da bir süre geciktirilseydi, üç genç insan bugün yaşıyor olacaktı.

Görülüyor ki ne yandan bakılırsa bakılsın, üç gencin asılması ülkemiz için, insanımız için bir büyük kayıptır. Hukuk tarihimiz açısından ise büyük acıyla hatırlanan bir talihsizliktir, son derece ağır bir adlî hatadır. Ne var ki olayın geri dönüşü yoktur ve ölüm cezasını çağdışı kılan en temel özellik de buradadır.

11 Nisan 1990 tarihinde, 3623 sayılı Yasa ile 1961'de Yüksek Adalet Divanı kararıyla idam edilen Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ın «itibarları iade edilmiş»tir. 17 Nisan 1990 tarihli 20495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan bu yasa ile sözkonusu üç siyaset adamına, başka bazı onurlandırmalar da getirilmektedir. Yasa gerekçesinde, adı geçenlerin esasen kamu vicdanında aklandıkları, halkın arzu ve isteğinin de bunu gerek-tirdiği belirtilmekte, ayrıca kendilerinin, tüm sonuçları da dahil olmak üzere 1966 tarihinde çıkarılan 780 sayılı Yasa ile affedildikleri anlatılmaktadır.

Yukarıda bir biçimde değinildiği gibi bu gerekçelerin tümü Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan için de geçerlidir. Halk vicdanı onların idamını hiçbir zaman kabul etmemiş, buna yolaçan kararı doğru bulmamıştır. Aynı dönemde yargılanıp mahkûm olanlar için. infazdan iki yıl sonra, sonuçlarını da kapsamak üzere genel af yasası çıkarılmıştır. Ne var ki geç kalınmış ve bundan, toplumumuz ve yargı sistemimiz büyük yara almıştır.

Olaydan şu kadar zaman sonra, hukukdışı bir dönemin kurbanı olan bu üç insan için ne yapılabilir? İnsan ve hukukçu kimliğimizle biz, bunları düşünmeye çalıştık. Haksızlığa uğrayan insanlarımız için çok geç de olsa pratik değeri sınırlı da kalsa, yapılabilecek şeyler olması gerektiğine inanıyoruz. Haksızlığa uğrayan insanlara toplum olarak sahip çıkmak zorunda olduğumuzu düşünüyoruz. Çünkü onlar bizim insanlarımızdır.
Eğer bir haksızlık yapılmışsa bunu kabul etmek ve bir biçimde açıklamak, kurumları ve yönetimleri sağlıklı ve onurlu kılar, onları yüceltir. Tam tersine bundan kaçınmak, sadece o kurum ve yönetimleri değil, bizzat toplumu da zayıflığa ve kendine güvensizliğe iter.

Yanlışın açıklanması ve olabildiğince düzeltilmesi, aynı hataların yinelenmesini de önler ve bu konuda kalıcı bir alışkanlık kazandırır.
Hemen .belirtelim ki biz, bir itibar isteği peşinde değiliz. Çünkü emperyalizmle mücadeleyi ve bağımsızlığı hedefleyen üç gençle ilgili haksız, adaletsiz ve siyasal nitelikli bu karar ve sonucu, onların itibarlarına, onurlarına ve siyasal kişiliklerine bir gölge düşürememiştir. Onlar bugün sağ olsalardı, itibarlarının iadesi yolunda bir istemde bulunmayacakları, inancımıza göre kuşkusuzdur.

Ancak, ölüm cezalarının yerine getirilmesine ilişkin yasa kamu vicdanına, hukuka ve yasa hükümlerine aykırıdır ve bu gerçek, üçüncü bin yıla girmeye hazırlandığımız şu dönemde daha belirgin olarak açıktır. Öyleyse bu yanlışlığı açıklamak ve olabildiğince düzeltmek gerekir. Böyle bir davranış, yurdumuzun' ve insanımızın yüzlerce yıllık geleneğine, demokrasi özlem ve tutkusuna, adalet duygusuna, açıklık ve cesaret ihtiyacına görkemli bir cevap oluşturacak ve gelecek kuşaklar, geçmişleriyle övüneceklerdir. Buna içtenlikle inanıyoruz ve talebimiz bu inançtan kaynaklanmaktadır.
Adı geçen yasanın TBMM'ce kaldırılmasını saygıyla diliyoruz.

AT. Halit Çelenk Av. Orhan İzzet Kök Av. Refik Ergun

ÇİÇEĞE DURAN ÜÇ DAL

Değerli ozan Tahsin Saraç'ın diliyle «Deniz gülü, Yusuf gülü, Hüseyin gülü»nün sonsuzluğa yol alışlarından bu yana yirmi yıl gerilerde kaldı. O uzun gece bugün gibi gözlerimin önünde. İşte idam sehpasının kurulduğu avlu şurada, Ankara Merkez Kapalı Cezaevinin hemen girişinde. Deniz'in sonsuz yolculuk için bekletildiği başgardiyanın odasından idam sehpasının kurulduğu bu avlu görülüyor. Deniz, sakin, rahat sehpayı seyrediyor. Avlunun ortasında gökyüzüne yükselen bir kara kavak. Bugün de ayakta, yaşıyor, ölümsüz bir tanık gibi. Yirmi yıldır her gidişimde ben ona bakarım, o bana bakar ağlamaklı. Yirmi yıl öncesi, o karanlık gece gözlerimizin önüne serilir. O ağlar, ben ağlarım için için, «yan yana çiçeğe duran üç dal için...»

12 Mart öncesinde sıksık «kilimimize ayak basan» bu genç insanlarla eşim Şekibe ile birlikte konuşuyor, sohbet ediyoruz. Kültürlü, kişilikli, onurlu, namuslu ve yurtsever insanlar... Tam bağımsızlık, anti emperyalizm, anti faşizm en belirgin özellikleri. Bu ilkeleri adeta bir yaşam felsefesi olarak benimsemişler. Kendilerini Türkiye halkının (kendi deyimleriyle Türk ve Kürt halklarının) hizmetine vermişler. Özlemleri, Bağımsız Türkiye ve hakça toplumsal bir düzen. Onlarda, yurt ve Türkiye insanı için özveri öyle bir düzeye ulaşmış ki yaşamlarını verdikleri idam sehpasında inançlarını haykırmışlar... Gencecik, yemyeşil, umut dolu, heyecan dolu çağlarında.

Ankara Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi'nde yargılanmaları sürüyor, «yarın yanağından gayrı» her şeyleri gibi, savunmaları da ortak. Sırayla savunmalarını okuyorlar, açıklıyorlar, anlatıyorlar. Siyasal iktidara bağımlı bir mahkemede yargılanmalarına, savunma üzerindeki baskılara karşın kendinden emin, rahat bir tutum içindeler. Sıra Deniz Gezmiş'te. Deniz, kimi espriler de yapıyor. Lozan Antlaşması'nı anlatıyor.

Amerika Birleşik Devletleri'nin bu antlaşmaya karşı çıktığını, 1927 yılına kadar onu onaylamadığını açıklıyor ve savunmasını şöyle sürdürüyor:

"... Andlaşmaya karşı tepki (Amerika'nın tepkisi) o kadar büyüktü ki, Andlaşma metni Amerikan Senatosuna bir yıl sonra getirilebilmiştir.

18 Ocak 1927 tarihinde Amerikalı Senatör Upshow şöyle diyordu:

'Andlaşma, Timurlenk kadar hunhar, Müthiş İvan kadar sefih ve kafatasları piramidi üzerine oturan Cengiz Han kadar kepaze olan bir diktatörün zekice yürüttüğü politikasının bir toplamıdır. Bu canavar, savaştan bıkmış bir dünyaya, bütün uygar uluslara onursuzluk getiren bir diplomatik antlaşma kabul ettirmiştir. Buna her yerde bir Türk zaferi dediler ve eski dünya parlamentolarını bunu kabule ikna ettikten sonra, büyük sermaye grupları, soğukkanlı ticaret erbabı ve giderek güya bazı din temsilcileri bile Türkiye'yi uygar uluslar masasında, uluslararası bir konuk durumuna yücelterek Amerika'yı yüksek ülkülerinden uzaklaştırmada birleştiler.

"Amerikalı senatörün Hunhar Timurlenk, sefih müthiş İvan ve kafatası piramidi üzerinde oturan Cengiz Han'a benzettiği kişi emperyalizme karşı Türkiye halkının ulusal Kurtuluş Savaşı'na önderlik eden Mustafa Kemal'dir."

Gezmiş, yazılı savunmasını okumayı böylece sürdürürken elindeki kâğıtları masanın üzerine bırakıyor ve başını kaldırarak mahkeme kuruluna şunları söylüyor:

«İşte tam kaçırılacak bir Amerikalı!»

O güne kadar yüzü gülmeyen mahkeme başkanı Ali Elverdi de gülümsüyor.

O Ali Elverdi ki mahkemede ölüm cezasına imza koyduktan, idam gecesi idam sehpası karşısında, bir eli arkada, bir elinde sigara "mağrurane" infazı seyrettikten sonra müdür odasında bana:

«Siz görevinizi fazlasıyla yaptınız, ama bu iş başka iş,» diyecek ve AP'den katıldığı milletvekili seçim propagandalarında «Deniz Gezmişleri, komünistleri ben astım, » diyerek onurlu ve yurtsever genç insanların cesetlerini oya çevirme çabasına girecektir.

* * *

İnfazlardan bir süre önce, onlara cezaevine harçlık götürüyordum. «Şurada birkaç günümüz kaldı, harçlığa ihtiyacımız kalmadı, » diyorlar. İnfaz gecesi Yusuf Arslan'ın cebinden 17 lira 25 kuruş, Hüseyin İnan'ın cebinden 21 lira 95 kuruş çıkıyor.
Gezmiş sehpaya gitmeden beş on dakika önce uçlu (filtreli) bir sigara içiyor. Elleri arkasından bağlı olduğu için bir görevli sigarayı ağzına götürüyor, getiriyor.

Deniz bana ve avukat Mükerrem Erdoğan'a dönüyor:

«Biz hep birinci içiyorduk, infazın yapılacağını anlayınca 2-3 gün uçlu sigara içelim dedik,» diye açıklama yaparak sanki bu lüksü (!) bağışlamamızı istiyor.

Aradan yirmi yıl geçti. Onlar kimseyi öldürmediler, cana kıymadılar, vatanı satmadılar, hazineyi soymadılar, hayali ihracat yapmadılar. Hedefleri bağımsız bir Türkiye, hakça toplumsal bir düzen ve Türkiye insanının mutluluğuydu. Bunun için asıldılar.
Tarih, onları asanları affetmeyecek ve bu öldürümü unutmayacaktır.

Kaynakça
Kitap: IDAM GECESI ANILARI VE KARARLAR. GEZMIS, ARSLAN, INAN
Yazar: Halit Çelenk
Ne Mutlu Türküm Diyene
Alıntı:

_________________
.

..Forum Kuralları ve Üyelik Sözleşmesi İçin Tıklayın.
..(viewtopic.php?f=6&t=1)

..Forumumuzun Yazım Kuralları için tıklayın.
..(viewtopic.php?f=6&t=14739)

..Yasaklı yayınlar için duyuru: Tıklayın..
..(viewtopic.php?f=6&t=20215&start=0)


..........Zorsa mutlaka başarırım.
..................................İmkansızsa biraz zaman alır..
.
.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Deniz Gezmiş Gerçeği./‘Üç Fidan’a İade-i İtibar,Doğum Günü.
İletiTarih: 27 Şub 2013, 18:27 
Onursal Üye

Kayıt: 20 Şub 2009, 22:40
İleti: 26408
Doğum Günün Kutlu Olsun.

Görseli tıklayınız.

Bugün Deniz Gezmiş’in doğum günü. Yaşasaydı 66 yaşında olacaktı. Kendi ifadesiyle o, ‘Amerikan emperyalizmine, Sovyet revizyonizmine, Romen soytarılığına, Bulgar dalkavukluğuna karşı bir Türk devrimcisiydi.’ İyi ki doğdun Deniz…

:arrow: http://video.sozcu.com.tr/2013/video/ha ... olsun.html

_________________
.

..Forum Kuralları ve Üyelik Sözleşmesi İçin Tıklayın.
..(viewtopic.php?f=6&t=1)

..Forumumuzun Yazım Kuralları için tıklayın.
..(viewtopic.php?f=6&t=14739)

..Yasaklı yayınlar için duyuru: Tıklayın..
..(viewtopic.php?f=6&t=20215&start=0)


..........Zorsa mutlaka başarırım.
..................................İmkansızsa biraz zaman alır..
.
.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Re: Deniz Gezmiş Gerçeği./‘Üç Fidan’a İade-i İtibar,Doğum..
İletiTarih: 24 May 2013, 15:30 
Yeni Üye

Kayıt: 24 May 2013, 01:40
İleti: 9
PKK nın kurulma sebeplerinden biri olan bu üç fidanı bırakın iadei itibarı tarih sayfasından silip yoketmek gerekir.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Deniz Gezmiş'in Gerçek Yüzü
İletiTarih: 18 Ağu 2013, 16:51 
Yeni Üye

Kayıt: 23 Tem 2013, 23:05
İleti: 16
Son günlerde bir moda tüm Türkiye’yi sardı. Bu modanın adı “Deniz Gezmiş” modasıdır. Herkes elinden geldiğince Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti devletini yıkarak onun yerine kan ve gözyaşı demek olan Marksist-Leninist bir düzen olan Komünizmi getirmeye çalışan Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını aklama peşindedir. Üzerinde o kadar konuşuluyor ki hangisi gerçek hangisi yalan anlamak imkânsız. Kimine göre eline hiç silah almamış (!), kimine göre romantik ve isyankâr bir devrimci, kimine göre Türkiye’nin “Che Guevera”sı, kimine göre ise profesyonel bir ihtilalci…

İşin içine son günlerde yazılan kitaplar ve bir de dizi film girince “Denizlerin” suçsuzluğu, boşuna asıldıkları, mahkeme heyetinin bile üzüldüğü, aslında mahkeme heyetine karşı biraz efendi davransalar idam edilmeyecekleri gerçeği (!) birer birer ortaya çıktı!

İbrişim kuşağı kadar meşhur olmasa da 68 kuşağı ve o dönem yaşananların 40.yılı münasebetiyle özel tartışma programları hazırlanmış, “Denizlerin” ağabeyi, arkadaşları vs. televizyonlarda boy göstererek bu kampanyadaki yerlerini aldılar. Yapılan gri propagandadan etkilenen bazı “ülkücü” liderler bile kendilerini kolay kolay çıkarılmadıkları televizyon ekranlarında bulmuş ve “Denizleri” aklama yarışına istemeden (!) ve farkında olmadan katılmışlardır.

Bunun arkası “Denizlere” iade-i itibar isteklerine kadar gider de kimsenin haberi olmaz. Dahası bu 68 kuşağının yaptığı her şey kutsanır haberiniz olsun. Belki Ruhi Kılıçkıran, Yusuf İmamoğlu, Dursun Önkuzu, Süleyman Özmen ve diğer şehitlerimizin katilleri bile aklanır…

Aslında bu yazıyı yazmayacaktım. Zaten bu kişiler ve bu dönem hakkında yeri gelince yazıyorum. Fakat özellikle gençler arasında bu kişiler hakkında bir “yanlış” anlaşılma olduğunu gördüm. Dahası bu “yanlış” anlaşılmadan ne yazık ki “ülkücüler” de nasibini almıştı. Bazı ülkücüler “Denizleri” savunmaya başlamıştı bile. Üstelik “bizi de kullandılar, onları da...” diyerek…

Sanki o dönemlerde büyük Atatürk’ün de dediği gibi “Türklük âleminin en büyük düşmanı komünizm” değildi…

Bu dönemin en meşhur ismi hiç şüphesiz Deniz Gezmiş’tir. Deniz gezmiş aslen Rizelidir. Sülalesi yıllar önce Erzurum’a göçmüş, Deniz Gezmiş ise babasının işi gereği bulundukları Ayaş’da (Ankara) doğmuştur. Lise yıllarında Marksist-Leninist fikirlerle tanışır ve bu fikirlerin yılmaz savunucusu olur. O yıllarda söylemeye başladığı “yaşasın Marksizm-Leninizm” sloganını ölürken bile ağzından düşürmemiştir. Deniz Gezmiş 1969 yılında Filistin’deki El Fetih gerilla kamplarına gider. Burası bir izcilik kampı değildi. Burada adam öldürme, yaralama, sabotaj, suikast, bomba yapımı gibi korkunç şeyler öğretiliyordu. Deniz Gezmiş de iyi bir öğrenci idi. Hatta Türkiye’ye dönünce bu konuda eğitmenlik bile yapmıştı.

“Denizler” Filistin'de eğitim görüp Türkiye’ye gelmişler ve bugün PKK’nın yaptığı gibi kanlı terör faaliyetleri yürütmek istemişlerdir. Deniz Gezmiş Filistin'den Türkiye’ye döndükten sonra ODTÜ'yü kendisine üs olarak seçmiş ve diğer terörist arkadaşlarıyla burada kandırdıkları gençlere terör dersi vermiştir. Hem teorik hem de pratik eğitim alan Deniz Gezmiş gerilla kamplarında öğrendiği adam öldürme, sabotaj, suikast ve diğer terör çeşitlerini ODTÜ arazisi içinde arkadaşlarına da öğretmiştir.

Beynelmilel komünizmin etkisinde kalarak kandırılan Deniz Gezmiş ve arkadaşları Türkiye cumhuriyeti devletine olan isyanlarını “Türkiye Amerikan emperyalizminin sermaye, askerî kontrol ve kısmen işgali altındadır”[1] sözleriyle dile getiriyorlardı. Siyasal iktidarı ele geçirmek için “politikleşmiş askerî güç” kullanılması taraftarı olan bu grup aynı zamanda, Türkiye’deki bütün olumsuzlukların sorumlusu olan siyasal iktidarlara karşı legal ve demokratik yollarla mücadele yolunun kapandığını iddia ederek silaha sarılmışlardır.

Deniz Gezmiş ve arkadaşları, uğruna öldükleri Marksist-Leninist düzeni kurmak için silahlı profesyonellerden oluşan bir örgüte ihtiyaç duymaktaydılar. Bu işi kendisi gibi Filistin El-Fetih gerillâ kamplarında eğitim gören Yusuf Aslan, Sinan Cemgil, Alparslan Özdoğan, Hüseyin İnan, Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Nahit Töre tarafından kurulan THKO yapacaktır. THKO diğer Marksist-Leninist ihtilâlci sol örgütlerden farklı olarak, bir lider belirlememiş, liderin terörist eylemler esnasında kendiliğinden ortaya çıkmasını benimsemiştir. Kararların ortaklaşa alınmasını ve ortaklaşa uygulanması esasını kabul etmiştir. Şehir ve kır eşkıyalığını aynı anda benimseyerek bir arada yürüten THKO'nun şehirlerde banka soyma, fidye istemek için adam kaçırma gibi eylemleri “Deniz Gezmiş tarafından planlanıyordu.” [2] Deniz Gezmiş tarafından planlanan bu hırsızlık olaylarından elde edilecek paralar Nurhak dağları başta olmak üzere kırsaldaki eşkıyaya gönderilecekti.

“Denizlerin” en takdir (!) edilen özellikleri “emperyalizme” (!) karşı olmalarıdır(!). ABD emperyalizmine düşman ancak Marksizm-Leninizm, Sosyalizm ve Komünizme (Rus ve Çin emperyalizmine) dost olmak, emperyalizme düşman olmak anlamına gelmez. Deniz Gezmiş lise yıllarından sonra bir an bile olsun ağzından düşürmediği “kahrolsun ABD emperyalizmi” sloganını “ne ABD, ne Rusya, ne Çin, her şey milliyetçi Türkiye için” sloganı ile taçlandırılabilirdi. Fakat bunu yapmayarak “yaşasın Marksizm-Leninizm, yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği…” diyerek son nefeslerini verdiler. Oysa o dönemin en acımasız emperyalist devletleri ABD’yle birlikte Rusya ve Çin’den başkası değildi.

“Türk ve Kürt halklarının” kardeşliğinden dem vuran ve aslında belki de bugünkü bölücülerin temel sloganı sayılan sözleri söyleyen, ABD emperyalizmi altında inim inim inlediğini iddia ettiği Vietnam, Küba, Kore, Kamboçya vs. için ağıtlar yakıp, Rusya ve Çin’i görmezden gelenler böyle yaparak emperyalizme düşman olunmayacağını bilmeliydiler. Eğer bugün kahraman yapılmaya çalışılan “Denizler” o yıllarda insanlık tarihinin gördüğü en barbar, en vahşi, en korkunç, en kanlı, en hayvansal vs. rejimi altında katledilen “esir Türkleri” de savunabilseydi, işte belki o zaman “Denizler” için antiemperyalist düşüncelerin yılmaz savunucularıydı denilebilirdi. Komünizm altında can çekişen Azerbaycan, Kırım, Kazak, Kırgız, Özbek ve tüm Asya Türkleri ile Irak ve Suriye gibi güdümlü ülkelerdeki Türk varlığı ağızlara alınmazken, ülkücüler bunları dile getiriyor ve “Denizler” tarafından “Faşistlikle” suçlanıyorlardı. Çin esareti altında “Çin işkencelerinin” en ölümcülleriyle tanışan Uygur Türkleri yok sayılırken, Sincan Özerk Bölgesi değil “Doğu Türkistan” dediğimizde yine bu kesim tarafından saldırılara uğruyorduk.

Hadi bütün bunları geçelim, oralar uzak, “Denizlerin” siyasi ufku oraları anlamaya yetmezdi diyelim. Peki, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının en önemli eylemlerinden biri olarak kabul edilen ve 30 Ekim 1968’de Samsun’dan başlatılan “2.Milli Kurtuluş Savaşı” adlı yürüyüşte meydana gelenlere ne diyeceğiz? Samsun’da Atatürk anıtına çelenk konulması ile başlayan bu yürüyüş 10 Kasım’da Anıtkabir’de sona erecekti. Yürüyüş güzergâhı olarak Atatürk’ün kurtuluş savaşında izlediği yol seçilmişti. Yürüyüşe 22 öğrenci ile 2 işçi katılıyordu.

Yürüyüş planlandığı gibi başlamıştı. Eylemciler hiçbir problemle karşılaşmadan Havza’ya kadar gelmişlerdi. Ancak Havza’da dinlenmek için verdikleri molada aralarında bir tartışma çıkıyordu. “Yürüyüşün geri kalan kısmında Türk bayrağı ile mi yoksa bayraksız mı devam edileceği” konusunda çıkan tartışmada antiemperyalist (!), Türkiye sevdalısı (!), Atatürkçü (!) Deniz Gezmiş’in dediği olmuş ve Türk bayrağı yürüyüşten çıkarılmıştı. [3]

İşte size bir “asker kaçağı” [4] da olan antiemperyalist Deniz Gezmiş!

Emperyalizme karşı kazandığımız hürriyetimizin sembolü olan bayrağımıza bile tahammülü yok!

Deniz Gezmiş’in Türk bayrağına karşı takındığı tavır yürüyüşçülerden bir kaçının tepki olarak yürüyüşü terk etmesine neden olmuş ancak yürüyüş buna rağmen devam etmiştir. Bazı yazarlar bu konuda ayrıntıya girmeden (belki de bu bayrak hazımsızlarını korumak ve deşifre etmemek için) "yürüyüşü düzenleyen örgütler arasında anlaşmazlıklar çıktı" [5] diyerek olayı örtbas etmişlerdir. “Denizlerin” bayrağımıza karşı takındıkları bu çirkin tutumu dile getirenler, bunları aklamaya çalışanlarca tepkiyle karşılanmış, reddedilmiştir. Hatta bazıları o yürüyüşte Deniz Gezmiş’in Türk bayrağı ile çekilmiş fotoğrafları olduğunu iddia etmiştir. Eğer bu doğruysa büyük bir ihtimalle yürüyüşün Havza’ya kadar olan kısmında çekilmiştir.

Deniz Gezmiş ve arkadaşları kaçınılmaz sonlarına doğru hızla yol alırken onları ipe götürecek eylemlerden birini de dava arkadaşlarından Mahir Çayan ve ekibi gerçekleştiriyordu. Emperyalizme (sadece ABD emperyalizmine) düşman Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının İş bankası Emek (Ankara) şubesini soymaları THKP-C ve Mahir Çayan’a ilham kaynağı olmuştur. Bundan cesaret ve ilham alan Mahir Çayan ve arkadaşları da hemen bir çalışma yaparak soyabilecekleri korumasız bir banka aramaya koyulurlar. Aranan banka Ziraat Bankası Küçükesat (Ankara) şubesi idi. Yapılan plan gereği bu soygunu Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Hüseyin Cevahir ve özellikle Hüdai Arıkan'dan oluşan terör grubu gerçekleştirecekti. Bu soygunda Deniz Gezmiş'e benzemesi sebebi ile özellikle Hüdai Arıkan yer almıştır. Soygun saatini unutan (!) Mahir Çayan'ın katılmadığı bu eylem başarıyla tamamlanmış ve ertesi günkü gazetelere soyguncuların kimlikleri (!) açık seçik yansımıştı. Banka görevlilerinin ifadelerine göre vezneden parayı alan uzun boylu kişinin Deniz Gezmiş olduğu iddia ediliyordu.

Böylece gazetelere yansıdığı kadarıyla soygun Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının üzerine kalıyordu. Bu soygundan sonra üzerlerindeki baskıyı azaltmak ve dikkatleri başka tarafa çekmek isteyen Mahir Çayan ve ona bağlı olan terör grubu bu amacına ulaşmış ve boyu posu Deniz Gezmiş'e benzeyen Hüdai Arıkan sayesinde bu soygunu Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının yaptığına herkes inanmıştı. Böylece bir devrimci (!) yaptığı hırsızlığı bir başka devrimcinin (!) üzerine atarak arkadaşının ipe bir adım daha yaklaşmasına sebep oluyorlardı. Bu durum her iki taraf için de kötü bir durumdur. Yapan ve başkasının üzerine atan grup yani Çayan ve arkadaşları, yaptıkları eylemleri sahiplenecek cesaretten yoksun kişilerdir. Deniz Gezmiş ve arkadaşları ise yapmadıkları eylemleri sahiplenerek sahte kahramanlık elde etmişlerdir. Ancak Mahir Çayan ve çetesinin Deniz Gezmiş'in idam edilmesine katkı sağladığı bir gerçektir. Yıllardır devleti ve başka odakları bu idamlarla ilgili olarak sürekli suçlayan ve baskı altında tutan çevreler artık çok sevdikleri (!) Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın katillerini Mahir Çayan ve çetesi içinde aramalıdırlar. Bu konuda Necmettin Hacıeminoğlu bakın neler söylüyor:

"Ulaştırma bakanı Seyfi Öztürk İ.Ü. Fen Fakültesinde bir konuşma yaparken Deniz Gezmiş ve arkadaşları tarafından yuhalanır ve hakaret edilir. Olay mahkemeye intikal eder. Ancak bu çocuklar beraat eder. Suç işlenen yer üniversite, suç işleyenler de öğrenci olduğu için üniversite idaresinin ceza vermesi gerekirdi. O da olmadı. Aksine bir kısım öğretim üyesi ve basın mensubu Deniz Gezmiş'i alkışladı.

Daha sonra, İ.Ü.Hukuk Fakültesi Dekanı Orhan Aldıkaçtı'ya makamında tabanca çeken Deniz Gezmiş polisler tarafından suçüstü yakalanmasına rağmen mahkemede beraat ettirildi. Böylece Deniz gazete sütunlarındaki şöhretli yerini alıyor, bazı öğretim üyeleri ondan Denizciğim diye bahsediyorlardı.

Bir başka sefer Deniz, Yıldız'da dürbünlü tüfekle yakalandı. Fakat bu suçtan da ceza almadan kurtuldu.

Ankara'da ÖDTÜ'de karargâh kurdu. Rektör Erdal ile senli benli arkadaş oldu… Artık yüksek tirajlı gazetelerde boy boy fotoğrafları çıkıyordu… Sosyete kadınları ona âşık olmaya başlamıştı. Binlerce insan Deniz Gezmiş bu gece de bizim evde saklansa diye iç geçiriyordu. Nitekim arandığı zamanlarda geceleri ünlülerin evinde kalıyordu. Bir kısım 12 Martta tutuklanan nice profesör, politikacı, artist ve subay Deniz'i devletin güçlerine karşı aylarca saklamıştı…

Şimdi anlaşıldı mı Deniz'in katilleri."[6]

Deniz Gezmiş o dönemde kendisine gösterilen sahte sevgi ile coşuyor, coştukça şımarıyor ve fevri hareket ediyordu. Marksist-Leninist ideolojinin tek sözcüsü gibiydi. Kendisi gibi öne çıkanlardan hiç hoşlanmıyordu. Bunlar arasında TİKKO’nun kurucusu İbrahim Kaypakkaya da bulunuyordu. Deniz Gezmiş ile İbrahim Kaypakkaya arasında yaşanan ve bu iki gruba bağlı militanların birbirlerinden nefret etmelerine de neden olan bu olay şöyle gelişmişti.

İbrahim Kaypakkaya, Çapa Yüksek Öğretmen Okulunda meydana gelen bir olay nedeniyle tutuklanarak Sağmalcılar Cezaevine konur. Deniz Gezmiş de aynı cezaevinde tutukludur. Deniz, Öğrenci hareketleri nedeniyle cezaevine gelen gençlerle sabahları spor, akşamları ise teorik eğitim yapmaktadır. Deniz 1.91 boyunda, İbo ise ondan daha küçüktür. İbrahim Kaypakkaya Fikirlerini belirtir. Fikirlerini belirttiği için karşı taraf rahatsızlıkla karşılar ve uyarı yapar. Uyarılara aldırmaz ve bir kaç kez aynı şekilde Fikirlerini belirtir. Vural Yıldırımoğlu, İbo'nun yanına gelerek, "Bak bunlar dev gibi, bunlarla tartışma. Eşit değilsiniz", der. Devamında Deniz ile İbrahim, "Sosyal emperyalizm konusunda tartışmaya girer. Deniz, "Sosyalizme soldan ihanet ediyorsunuz", der. İbo, "Sosyal emperyalizmi sosyalizm olarak gösterenlerdir sosyalizme asıl ihanet edenler", deyince, Deniz, sinirlenip İbo'ya bir yumruk atar.

Bir başka olay ise Deniz Gezmiş ve Perinçek grubu arasında yaşanır. Olay 5 Haziran 1970’de meydana gelir. PDA yandaşlarının yayım ve tutumlarından hoşlanmayan Deniz Gezmiş, PDA’nın İstanbul’daki bürosunu basarak “devrimci şiddet” uygular. Bunun üzerine PDA bir bildiri yayımlayarak Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını ağır bir dille eleştirir:

“Demokratik güçlerin birbirine karşı zor kullanmasını hiçbir gerekçe ile doğru göremeyiz. Halk içindeki çelişmeleri zorbalıkla çözmeye çabalamak devrimci bir davranış olamaz. Hele bu yolda kullanılan kaba kuvveti ‘devrimci şiddet’ olarak nitelemek, devrimci şiddet kavramını yozlaştırmak ve ona işçi sınıfı düşmanlarının istediği anlamı vermek olur.”

Deniz Gezmiş ve arkadaşları ile Doğu Perinçek ve arkadaşları arasındaki bu husumet “Denizlerin” idamlarına kadar sürer. Hatta “Denizleri” kurtarmak ve idamı engellemek için tüm örgütler seferber olurken Doğu Perinçek ve arkadaşları idamları umursamaz tavırlarla 23 Mart 1971 tarihinde “Yusuf Aslan ve Deniz Gezmiş arkadaşlara Açık Mektup” yazarak onların yaptıklarının ne kadar kötü olduğunu kamuoyuna duyuruyordu. Açık mektupta “(…) Halkla sağlam devrimci bağları olmayan, halk içinde erimeyen bir grup insan, ne kadar çok ve modern silahlara sahip olursa olsun, ne kadar kişisel kahramanlık vasıfları taşırsa taşısın devrim yolunda ilerleyemez. Devrimci gençliğin içinde ve önünde yiğitçe savaştınız, halkımıza hizmet ettiniz. Bütün devrimciler gibi, hatalar yaptınız. Son birkaç ay yaptığınız işler ise, büyük hatalar taşımaktadır” denilerek yoğun bir eleştiri yağmuruna tutulmuşlardır.

Yazılacak daha çok şey var…

Bir devir anlatılırken yanlı davranışlardan kaçınmalı ve gerçekçi olunmaya gayret edilmelidir. Hele hele bunu yaparken “ülkücüleri” karalamak ve “yaşasın Marksizm-Leninizm” diye son nefesini verenleri antiemperyalist ilan etmek akıllara ziyandır. Bu dönemin ülkücü mücadelesi film olursa eminim ki birçok kahraman çıkacaktır. Ama kimse “Denizlerden” bir kahraman çıkarmaya kalkmasın…

Çünkü değiller!

Birol CEVİZOĞLU

27.05.2008,
Ankara


[1] Aclan Sayılgan, Türkiyede Sol Hareketler, sh, 544

[2] Emin Demirel, Terör, sh, 129

[3] Nurettin Çalışkan, ODTÜ Tarihçe, sh, 53

[4] Beyaz Kitap, Türkiye Gerçekleri ve Terörizm, Ankara 1973, sh, 30

[5] Alpay Kabacalı, Türkiye’de Gençlik Hareketleri, sh, 213

[6] Necmettin Hacıeminoğlu, Deniz Gezmiş'in Katilleri, Hergün Gazetesi, , 9 Mayıs 1977


Kaynak: http://www.turkocagi.org.tr/index.php/t ... akin-tarih

_________________
Yüzde yüz Türk olduğun gün cihan senindir!

- H. Nihal ATSIZ


En son iğneci tarafından, 18 Ağu 2013, 17:20 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 değişiklik yapıldı.
Konunun kaynak linki eklendi.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Deniz Gezmiş
İletiTarih: 18 Ekm 2013, 18:21 
Yeni Üye

Kayıt: 18 Ekm 2013, 18:14
İleti: 1
Ben Deniz Gezmiş hayranlarına bakıyorum. Hepsi solcu kişiler. Peki Deniz Gezmiş kime karşı isyan etti? Başbakan ve hükümet Chp değil miydi? Chp hükümetine isyan etmiş gençler şimdi solcularda niçin kıymetli oldu? Ben de Solcuyum bunu anlamış değilim bana açıklar mısınız?


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Deniz Gezmiş Gerçeği./‘Üç Fidan’a İade-i İtibar,Doğum..
İletiTarih: 06 May 2014, 23:28 
Onursal Üye

Kayıt: 20 Şub 2009, 22:40
İleti: 26408
Alıntı:
Deniz Gezmiş kimdir? Deniz Gezmiş’in hayatı. Mayıs 6, 2014


Resim
Deniz Gezmiş, 27 Şubat 1947'de Ankara'nın Ayaş ilçesinde doğdu.

Deniz Gezmiş kimdir, Deniz Gezmiş'in hayatıDeniz Gezmiş, 27 Şubat 1947′de Ankara’nın Ayaş ilçesinde doğdu. Annesi ve babasının öğretmen olması nedeniyle ilk ve ortaöğremini Sivas’ta yaptı.

Ardından liseyi İstanbul’da okudu. 1965 yılında Türkiye İşçi Partisi’nin Üsküdar ilçe başkanlığına aday oldu. Deniz Gezmiş henüz lise yıllarındayken tanıştığı sol görüş ile genç yaşta kendini eylemlerin ortasında buldu. 31 Ağustos 1966 tarihinde Ankara’dan İstanbul’a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik işçilerinin, Taksim Anıtı’na çelenk koymaları sırasında Türk-iş yöneticilerini protesto eden grupla beraber yaptığı eylem sonucunda tutuklanarak gözlatına alındı. Bu olay Deniz Gezmiş‘in ilk gözaltına alınmasıydı.

Deniz Gezmiş 1966 yılının Kasım ayında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. Ardından 19 Ocak 1967′de Türkiye Milli Talebe Fedarsayonu’nunda çıkan olaylarda arkadaşları ile gözaltına alındı ancak kısa bir süre sonra serbest bırakıldı. 22 Kasım 1967′de ise öğrenci örgütlerinin düzenleddiği Kıbrıs Mitingi sırasında Aşık İhsani ile birlikte ABD bayrağının yakılması nedeniyle tekrar gözaltına alındı.

30 Ocak 1968′de hukuk fakültesindeki arkadaları ile birlikte Devrimci Hukuklular Örgütü’nü kurdu ve hemen ardından 7 Mart 1968′de İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi konferans salonunda düzenlenen AIESEC genel kurul toplantısında konuşma yapan devlet bakanı Seyfi Öztürk’ü protesto ettiği için bir kez daha tutuklandı. 2 Mayıs 1968′e kadar tutuklu kalan Deniz Gezmiş, yargılandı ancak beraat etti.

12 Haziran 1968′de İstanbul Üniversitesi’nin işgal edilmesinde önderlik etti. İşgal Konseyi adı verilen grupun lideri olarak Baltalimanı’nda yapılan görüşmelere katılan Deniz Gezmiş, öğrenci haklarının elde edilmesinde etkili oldu. 30 Temmuz’da 6. Filo’nun İstanbul’a girişini protesto etmek suçundan tutuklandı.

Deniz Gezmiş, Milli Demokratik Devrim görüşünün öğrenciler arasında yayılmasında etkili oldu. 1968 yılında yapılan öğrenci eylemlerinde Cihan Alptekin, Mustafa Lütfi Kıyıcı, Mustafa İlker Gürkan, Cevat Ercişli, Selahattin Okur, Saim Kurul ve Erim Süerkan ile birlikte Devrimci Öğrenci Birliği’ni kurdu. Ardından 1 Kasım 1968′de Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı’nın da içinde bulunduğu AÜTB, DÖB ve ODTÜÖB’nin de içinde bulunduğu “Samsun’dan Ankara’ya Mustafa Kemal Yürüyüşü”‘nü düzenledi. 28 Kasım 1968′de ABD büyükelçisinin İstanbul’a gelişini prototesto etmek amacıyla düzenlenen eylemde tutuklandı ancak tekrar serbers bırakıldı.

Deniz Gezmiş bu dönemde 2-3 aylık tutuklanma süreçleri geçirdi. 16 Mart 1969′da İstanbul Üniversitesi’nde düzenlediği öğrenci hareketleri nedeniyle 19 Mart’ta tutuklandı ve 3 Nisan’a kadar tutukluluğu devam etti. Ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencilerinin düzenlediği protesto gösterilerine önderlik etti. Çıkan çatışmalarda yaralandı. 23 Haziran 1969′da TMGT’nin toplsndığı 1. Devrimci Miliyetçi Gençlik Kurultayı’nsa FKF Genel Başkanı Yusuf Küpeli ile birlikte bir program hazırladıktan sonra hakkında tutuklama kararının olmasından dolayı Filistin’e kaçtı.

1 Eylül 1969′a kadar Filistin’de kaldı. Bu dönemde üniversiteyi işgalden dolayı Hukuk Fakültesin’den atıldı. 23 Eylül 1969′da hukuk fakültesinde olduğu bir sıra polis tarafından yakalarak gözaltına alında da 25 Kasım’da serbest bırakıldı. Ardından Yıldız Devlet ve Mühendislik Akademisi’nde Battal Mehetoğlu’nun sağcılar tarafından öldürülmesi olayında okulda yapılan aratırmalarda Deniz Gezmiş‘e ait olduğu önesürülen silahların ele geçirlmesi üzerine hakkında tekrar tutuklama kararı çıkarıldı. 20 Aralık 1969′da tutuklanan Deniz Gezmiş, 18 Eylül 1970′e kadar hapis yattı.

Hapisten çıkmasından sonra öğrenci hareketlerinden uzaklaştı ve Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan’la birlikte Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nu kurdu. Türkiye’de silahlı mücedele veren ilk siyasi örgüt olan THKO, bağımsız ve demokratik bir Türkiye için mücadele yürürttü. Sosyalist gençliğin katıldığı bu örgüt Hüseyin İnan, Sinan Cemgil, Yusuf Aslan, Alparslan Özdoğan, Deniz Gezmiş ve Cihan Alptekin tarafından kurulmuştu. Bir takım eylemlerden sonra 4 Mart 1971′de yayınlanan bir bildiri ile örgüt kamuoyuna tanıtıldı.

İlk silahlı eylemleri 29 Ocak 1970 tarihinde verdi ve 12 Mart dönemi boyunca faaliyetlerini dürdürdü. Daha sonra bu örgüt içinde Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve Deniz Gezmiş’in de bulunduğu idam kararının iptali için çalışmalarda bulundu. Kadir Manga ve Alparslan Özdoğan’nın Nurhak’ta, Cihan Alptekin ve Ömer Ayna’nın Kızıldere’de öldürülmesinden sonra Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan‘nın idamıyla bu örgüt dağıldı.

Deniz Gezmiş, 11 Ocak 1971′de Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu adına Ankara İş Bankası, Emek Şubesi’nin soygununda yeraldı. Bu sırada Deniz Gezmiş hakkında tutuklama kararı çıkarılmıştı ve polisten kaçmaktaydı. 1971 yılında gerçekleşen 12 Mart darbesinin hemen ardından Yusuf Aslan ile birlikte Sivas’a giderken motorsikletlerinin bozulmasıyla gelen ihbarla 16 Kasım 1971′de tutuklandı. Gemenek’te yakalandıktan sonra Kayseri’ye getirildi. Ardından Ankara’ya o dönem içişleri bakanı olan Haldun Menteşeoğlu’na götürüldü.

16 Temmuz 1971′de Sıkıyönetim Mahkemesi, Altındağ Veteriner Okulu binasında Tuğgeneral Ali Elverdi başkanlığındaki, Baki Tuğ savcılığında toplandı. 9 Ekim 1971′de son bulan mahkeme’de TCK’nın 146. maddesinin ihlali gerekçesiyşe 9 Ekim 1971′de idama mahkum edildi. 6 Mayıs 1972 tarihinde Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ile birlikte saat 1.00-3.00 arasında Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nde idam edildi.

Deniz Gezmiş‘in son istekleri hakkında kesin bir bilgi mevcut değildir. Yazar Erdal Öz’ün yaptığı görüşmlerde en son olarak Rodrigo’nun Aranjuez Konçertosunu dinlemek ve bir bardak çay içmek istediği geçse de avukatı bunu doğrulamamıştır. Ancak ölümünden sonra kendisi gibi devrimci arkadaşı Taylan Özgür’ün yanına gömülmek istediği babasına yazdığı mektupta yerlamaktadır.

:arrow: Deniz Gezmiş’in babasına yazdığı son mektup…

“Baba,

Mektup elinize geçtiğinde ben aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum, insanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler, önemli olan çok fazla yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de düşmeyeceğimden şüphen olmasın, oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir, o bu yola bilerek girdi ve sonunun da bu olduğunu biliyordu. Seninle düşüncelerimiz ayrı ama beni anlayacağını tahmin ediyorum. Sadece senin değil Türkiye’de yaşayan Kürt ve Türk halklarının da anlayacağına inanıyorum. Cenazem için avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara’da 1969′da ölen arkadaşım Taylan Özgür’ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul’a götürmeye kalkma, annemi teselli etmek sana düşüyor, kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun bilim adamı olmasını istiyorum, bilimle uğraşsın ve unutmasın ki bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir, son anda yaptıklarımdan en ufak pişmanlık duymadığımı belirtir, seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşi ile kucaklarım.
Oğlun Deniz Gezmiş. Merkez Cezaevi”
:arrow: http://sozcu.com.tr/2014/gundem/deniz-g ... ti-503292/

_________________
.

..Forum Kuralları ve Üyelik Sözleşmesi İçin Tıklayın.
..(viewtopic.php?f=6&t=1)

..Forumumuzun Yazım Kuralları için tıklayın.
..(viewtopic.php?f=6&t=14739)

..Yasaklı yayınlar için duyuru: Tıklayın..
..(viewtopic.php?f=6&t=20215&start=0)


..........Zorsa mutlaka başarırım.
..................................İmkansızsa biraz zaman alır..
.
.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni bir konu gönderCevap gönder 7 sayfadan 7. sayfa   [ 100 ileti ]
Sayfaya git Önceki  1 ... 3, 4, 5, 6, 7


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan SiyasiForum.net Siyasi Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. SiyasiForum.Net hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde dönüş yapacaktır. Forumumuz kesinlikle hiçbir şekilde parti, örgüt, kurum, kuruluş ve oluşumu desteklememektedir. Tüm Problemler ve Reklam İçin: İletişim Formu için tıklayınız.