Yazı boyutunu değiştir
Sistem saati: 17 Oca 2018, 21:07


Yeni bir konu gönderCevap gönder 1 sayfadan 1. sayfa   [ 8 ileti ]
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: CHP ve İsmet Paşa "Camileri Kapattı" Yalanına Cevap
İletiTarih: 16 May 2011, 15:27 
Genel Yetkili
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Mar 2010, 23:43
İleti: 4334

Türkiye’de “cumhuriyet düşmanı” kesimin “şehir efsanesi” haline gelmiş “yalanlarından” biri, CHP’nin tek parti olduğu dönemde camilerin, “depo”, “ahır”, “lokal”, “hatta” tuvalet yapıldığı yalanıdır. Öteden beri bu iğrenç yalana sarılmış olan “Atatürk ve cumhuriyet düşmanı” bu “din istismarcıları”, aslında “Atatürk camileri kapattı” demek isterken, buna cesaret edemedikleri için dolaylı yoldan “CHP, Tek Parti veya İsmet Paşa camileri kapattı” demişlerdir.

“CHP, Tek Parti, İsmet Paşa camileri kapattı” yalanına 1966 yılında bizzat İsmet Paşa, “Benim dönemimde camiler kapatılmamıştır” diye cevap vermiştir. Ama “cumhuriyet tarihi yalancıları”, yine bıkıp usanmadan bu yalanı sürdürmüşlerdir. Hatta “şeriatçılığıyla” ve “kışkırtıcılığıyla” ünlü “dinci yazar” Mehmet Şevket Eygi, 1966 yılında Yeni İstiklal Gazetesi'nde vatandaşlara bir çağrıda bulunarak, ‘’CHP döneminde yıkılan, satılan, kiraya verilen, depo ve müze yapılan camiler hakkında resim, yazı ve bilgi’’ göndermelerini istemiştir. Gelen yazı ve resimlerin bir kısmı Yeni İstiklal Gazetesi'nde yayınlanmıştır. Bu resimleri kimlerin nasıl çekip gönderdiği ise sır olarak kalmıştır. Mehmet Şevket Eygi, bu konuyu 2003 yılında "Yakın Tarihimizde Câmi Kıyımı" adıyla kitaplaştırmıştır. Kitabın başlığının altında ise "Kapatılan, satılan, yıkılan, kiraya verilen, depo yapılan, CHP ocağı, saz ve içki evi, spor kulübü lokali haline getirilen, müzeye dönüştürülen binlerce mâbedin hazin hikayesi" şeklinde bir ibare vardır. Yani, “CHP, Tek Parti döneminde camiler kapatıldı, depo ve hatta tuvalet yapıldı” iddiasını ileri sürenlerin “en büyük kanıtı”, şeriatçılığı tescilli bir “Atatürk ve cumhuriyet düşmanı” olan Mehmet Şevki Eygi’nin yazdıkları ve söyledikleridir.

Bu temelsiz iddia, son zamanlarda, cumhuriyeti ve değerlerini içselleştirememiş, bazı akademisyenlerce de dillendirilmeye başlanmıştır. Örneğin, Bugün gazetesinde yazan ve Habertürk tv’de “Tarihin Arka Odası Programı”nda konuşan Doç. Dr. Erhan Afyoncu, 9 Mayıs 2010’da Bugün gazetesinde yazdığı bir yazıda bu iddianın “doğru” olduğunu belirtmiştir.

AKP’nin Akıl Hocası Mehmet Şevket Eygi mi?

Son dönemde, “CHP camileri kapattı” iddiasını en çok istismar eden AKP’dir. Kurulduğu günden bugüne AKP yetkilileri, her fırsatta bu iddiayı gündeme taşımaktadır. “CHP, Tek Parti ve İsmet Paşa camileri kapattı, depo, ahır vs yaptı” diye “sızlanan” AKP’li yetkililerin din sömürüsüyle “oy peşinde” koştukları açık bir gerçektir. Örneğin, AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, son referandum konuşmalarında, “Biz bunların tarihini, cemaziyelevvellerini iyi biliriz. Bunların Anadolu topraklarında camileri nasıl ahır haline getirdiklerini iyi biliriz…” demiştir.

Son olarak da 24 Kasım 2010 tarihinde AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, ‘’Camiler konusunda sabıkası vardır, hem de az buz değil dosyalar dolusu sabıkası vardır. Tek parti döneminde bir yığın cami kapatılmıştır, bir yığını satılmıştır, bir yığını yıkılmıştır, kiraya verilmiştir, depo yapılmıştır, ahır yapılmıştır, kışla yapılmıştır, hapishane olarak kullanılmıştır, sazlı, sözlü, içkili eğlence mekanı haline getirilmiştir’’ demiştir.

“CHP, Tek Parti, İsmet Paşa camileri kapattı” iddiasını diline dolayan Başbakan ve Yardımcısı’nın, Mehmet Şevket Eygi’den fazlaca etkilendikleri anlaşılmaktadır.

Peki ama işin aslı nedir?

Cami Fetişizmi: “Amaç İbadet mi Yoksa Gösteriş mi?”

Öncelikle, İslam dinine göre “İnsana şah damarından bile yakın olan ALLAH her yerdedir.” Dolayısıyla ibadet etmek için ille de sınırları belirlenmiş ve dört duvarla çevrilmiş bir mekana ihtiyaç yoktur… İslama göre, “darül harp” olmayan ve temiz olan her yer bir ibadethanedir. Bu mantık gereği olsa gerek, Hz. Muhammed, İslamiyeti yaymaya başladığı ilk dönemlerde dört duvarla çevrilmiş bir ibadethane olmadan Müslümanları ibadete çağırmış ve ibadet ettirmiştir. Daha sonra da “görkemli olmayan” ibadethaneler diye tanımlanabilecek olan “Mescitler” inşa ettirmiştir. Hatta bunların inşaatında bizzat yer almıştır. İslamda “cami fetişizmi” Emeviler döneminde başlamıştır. Dini siyasete alet eden Emeviler, ibadetleri “şov aracı” haline getirirken büyük boyutlu ve çok sayıda cami yaparak, bir anlamda “dindarlık eşittir görkemli ve çok sayıda cami” formolüne sarılmışlardır. Emevilerden sonra devam eden bu gelenek bugüne kadar gelmiştir.

Cumhuriyetin Cami Politikası

1927 yılında tüm Türkiye’de, okulların iki katı, “14.425 okula karşılık, 28.705 cami” vardır.[1]

Bu nedenle, 17 Nisan 1927 tarihli 1011 Sayılı Bütçe Kanunu’nun 14.Maddesine göre, Türkiye’ye gerçekten ne kadar cami ve ne kadar din görevlisi gerektiğinin 31 Mayıs 1928 tarihine kadar belirlenmesi istenmiştir.[2] Bu konudaki nizamname, 5 Ocak 1928’de kabul edilmiştir.[3] Daha sonra bu nizamname biraz daha genişletilerek 25 Aralık 1932 tarihinde “Cami ve mescitlerin sınıflandırılması hakkındaki nizamname” adıyla yürürlüğe girmiştir. Bu çerçevede Türkiye genelinde “ihtiyaç fazlası” olduğuna karar verilen camiler belirlenmiştir.[4]

İhtiyaç fazlası camilerin belirlendiği 1928’de Türkiye’nin 14 milyon nüfuslu bir ülke olduğu dikkate alınacak olursa, 28.705 caminin ihtiyaca göre çok fazla olduğu kolayca anlaşılacaktır. Son dönemlerde girilen savaşlardaki aşırı can kaybından sonra Türkiye’de ihtiyaç fazlası camilerin olması çok doğaldır. Yeni kurulan cumhuriyet, her şeyi planladığı gibi Türkiye’nin ihtiyacına göre cami planlaması da yapmış ve ihtiyaç fazlası camileri belirleyerek tasnif etmiştir. Üstelik bu iş için neredeyse bir yıllık bir zaman ayrılmış, gayet titiz bir çalışma sonunda ihtiyaç fazlası camiler belirlenmiştir. Yanmış yakılmış, asırlarca ihmal edilmiş, yokluk ve yoksulluk içinde kıvranan, sıfırdan imar edilen ve kalkındırılmaya çalışılan, genç cumhuriyeti kuranlar; “aşırıya”, “lükse”, “gösterişe” değil, Türkiye’nin gerçek ihtiyaçlarına önem vermiştir. Bu çerçevede “ihtiyaç fazlası camiler” belirlendikten sonra “dönüştürülerek” başka amaçlar için de kullanılmıştır. En basit bir inşaatın bile belirli bir maddi kaynak demek olduğu düşünülecek olursa, adeta sıfırdan imar edilen yeni Türkiye için, tasnif dışı camileri “atıl durumda” bekletme lüksü yoktur; bu nedenle- tekrar ediyorum- tasnif dışı camiler dönüştürülerek farklı amaçlar için kullanılmıştır; ama asla, hiçbir cami, ahır, eğlence merkezi veya tuvalet yapılmamıştır. Bu konudaki örnekler, dünyanın her yerinde olabilecek marjinal örneklerdir.

Emevilerden beri devam eden “cami fetişizminin” etkisiyle olsa gerek, genç cumhuriyetin bu çok normal kararı, çok geçmeden “CHP camileri kapattı, depo yaptı, ahır yaptı” biçiminde bir “iğrenç” propagandaya dönüşmüştür. Cumhuriyeti kuran iradeyi “din düşmanı” göstermeye yönelik bu maksatlı propaganda, zaman içinde çok kişiyi etkilemiştir.

14.425 okula karşılık, 28.705 caminin olduğu bir ülkede, normal insanların, ihtiyaç fazlası camilerle değil, camilerin yarısından bile az sayıdaki okullarla ilgilenmesi gerekirken, Köy Enstitüleri’nin kapatılmasına tepki gösterilmesi gerekirken, biz de tam seri bir durum yaşanmıştır.

Atatürk’ün ve Genç Cumhuriyetin Camiye Verdiği Önem

Genç cumhuriyet, asla “cami düşmanlığı”, yapmamıştır. Tam tersine Atatürk döneminde genç cumhuriyet, gerektiğinde cami inşa ettirmiş, camilerin bakım ve tamirini yaptırmış, hatta kullanılmayan bazı kiliseleri camiye dönüştürmüştür.

Örneğin:

-1922 yılında Bakanlar Kurulu’nun ilk toplantısında konuşan Atatürk, Yunan çekilişi sırasında birkaç bin caminin yakılıp yıkıldığını belirtmiş ve “Bu camileri yenilemek görevimizdir. Bu hizmeti nutuk atmadan, gösterişe kaçmadan, siyasete alet etmeden yerine getirelim.” demiştir.(5)

-7 Aralık 1925 tarihli bir kanuna göre, Niğde’nin Fertek Köyü’ndeki bir kilisenin camiye çevrilmesine karar verilmiştir.

- 18 Mart 1933 tarihli bir kanuna göre de Edirne’deki üç şerefeli camiinin sıva tamirinin yapılması kararlaştırılmıştır.[6]

- Atatürk’ün çizdiği, “İdeal Cumhuriyet Köyü’nün” tam merkezinde bir de camiye yer verilmiştir. Atatürk, çizdiği projede 22 numarayla gösterdiği camiyi, köy hamamı ve etüv makinesinin hemen yanına yerleştirmiştir.[7]

- Atatürk, çıkan büyük bir kasırgada hasar gören Edirne Selimiye Camii’nin onarılması için ödenek göndermiştir.[8]

- Atatürk, 1930 yılında, Eskişehir'in Mihaliscık Köyü’ne cami yapımı için beş bin lira göndermiştir.[9]

- Atatürk, sadece Türkiye’deki değil yurt dışındaki camilerle de ilgilenmiştir. 1919’da başlanıp 1926’da tamamlanan Paris Camii’ne yardım yapanlar arasında Atatürk de vardır. Paris Camii’nde büyük emekleri olan Bencheikh El Hocine Abbas “Mustafa Kemal Atatürk’ün de Paris Camii’nde izleri bulunduğunu” ifade etmiştir. Şeyh Hamza Ebubekir’in, Bencheikh El Hocine Abbas’a anlattıklarına göre: Mustafa Kemal Atatürk, Abdülhamid’in ölümünden sonra 1938 yılına kadar her yıl Paris Camii’ne “bizim de çorbada tuzumuz bulunsun” diye, birkaç bin frank para göndermiştir. Atatürk’ün ölümünden sonra bu yardım kesilmiştir.

Atatürk Edirne Selimiye Camii’nde

1923’te Balıkesir Paşa Camii’nde Cuma namazı kılan ve hutbe veren Atatürk, özellikle Kurtuluş Savaşı yıllarında Cuma namazlarını, Anadolu’nun değişik şehirlerindeki (Havza, Amasya, Ankara, Balıkesir gibi) değişik camilerde kılmıştır. Atatürk, cumhuriyetin ilanından sonra da yurt gezilerinde özellikle tarihi camileri ziyaret etmeye büyük özen göstermiştir.

Atatürk, Edirne ziyaretinde Edirne Selimiye Camii’ne gitmiştir.

Caminin giriş kapısının üstündeki kitabeyi inceleyen Atatürk, orada yazılı olan AYETİ okumuş ve caminin imamı Fereli Ahmet Efendi’ye bu ayetin anlamını sormuştur. Daha sonra da camiye girerek incelemelerde bulunmuş ve bazı açıklamalar yapmıştır:

Atatürk, caminin içinde minberle avize arasında durmuş ve, “Beyler, hiçbir dine bağlı olmayan kalp istirahattan mahrumdur” diye söze başladıktan sonra şunları söylemiştir:

“Bakınız, ecdadımız İstanbul’un fethinden tam 125 sene sonra bu şaheser camiyi İstanbul’da değil de Edirne’de yapmış, böylece Edirne’ye mührünü basmış, tapulamıştır. Dahi Mimar Sinan sanat ve din aşkıyla bu eseri bina etmiştir.”

Daha sonra avizenin üzerinde yarım kubbede yer alan Arapça yazıyı okuyan Atatürk, Müftü’ye dönerek “Hocam, bu ayet Tövbe Suresi’nin 18. Ayeti değil mi?” diye sormuş, Müftü, “Evet Paşa Hazretleri” cevabını vermiştir. Atatürk, tekrar Müftü’ye dönerek, “Bana bu ayetin manasını söyleyebilir misiniz?” diye sormuştur. Müftü de, “Bildiğim kadarıyla bu ayette ‘Allah’ın, mescitlerini, camilerini yapan ve imar edenler Allah’a ve ahiret gününe iman edip, namazlarını kılan, zekatlarını veren ve ancak Allah’tan korkanlardır. Onlar doğru yoldadır’ demektedir.” demiştir. (10)

Atatürk'ün Yaptırdığı Cami

Atatürk'ü, "din düşmanı" diye adlandıran "utanmazların" ,"Atatürk'ün camileri kapattırdığı" yalanını yerle bir eden çok önemli bir belge var elimizde... Bu belge, Atatürk'ün bırakın camileri kapattırdığını, tam tersine cami yaptırdığını kanıtlamaktadır.

Atatürk, Erzurum Kongresi`nden ölümüne kadar hep yanında ve hizmetinde olan Mihallıççıklı Emir Çavuşu Ali Metin aracılığıyla 5 bin lira gönderip, Yunanlılar`ın işgal sırasında yakıp yıktıkları ve imkanları olmadığı için Mihallıççıklıların yaptıramadığı kasabanın tek camisini yeniden yaptırmıştır.

Atatürk`ün tüm masraflarını bizzat karşılayarak yaptırdığı bu cami, bugün Mihallıççık`tadır ve `Aşağı Camii` veya "Mihalıççık Atatürk Camii" diye adlandırımaktadır.

Ali Çavuş (Metin), Atatürk’ün en yakınlarındandır. Ailesi aslen Malatyalı’dır. 1877-78 yıllarındaki Osmanlı-Rus savaşı sırasında, aile Eskişehir’e göçmüş, eski ismiyle Mihalıççık “Çukurviran” köyüne yerleşmiştir. Bilahere babası Hacı İsmail, aileyi Mihalıççık’a getirmiştir. Babasından dolayı da “Hacıların Ali” diye anılmıştır.

Ali Metin Çavuş, Birinci Dünya Savaşı’nın en hızlı olduğu dönemde 1915 yılında, daha 18 yaşındayken askere alınmıştır. O zamana göre iyi bir eğitimi vardır. Bunun için de Sivas’ta askerken “Küçük Zabit Mektebi”ne alınmış. Burada Enver Paşa’nın dikkatini çekmiş, onun karargahında hizmet vermiştir. Savaştan yenilgiyle çıkmamız üzerine tekrar Anadolu’ya dönmüş, Kazım Karabekir Paşa’nın başında bulunduğu 15. Kolordu’da askerliğine devam etmiştir.Orada da kendisini göstermiş. Atatürk’ün Erzurum’a gelmesi üzerine Karabekir Paşa Ali Metin’i, 3 Temmuz 1919 günü Atatürk’ün hizmetine “Emir çavuşu” olarak vermiş, Atatürk’ü ölümüne kadar, özellikle Kurtuluş Savaşı süresince yakınlığı devam etmiştir. Atatürk’ün yemeklerini Ali Çavuş yapmıştır.

Halk dilinde “Aşağı Cami”, asıl ismiyle “Cami-i Kebir” 1302(1886) yılında Sivrihisarlı Hacı Süleyman tarafından yaptırılmıştır. O tarihlerde Mihalıççık, Sivrihisar’a bağlı bir kasabadır. Mihalıççık da Yunan işgaline uğramıştır.Cami, Yunanlılar tarafından tahrip edilmiştir. Uzun süre tamir edilememiştir. Ta ki, Atatürk yeniden yapımı için 5 bin lira gönderinceye kadar.

Ali Metin’in vesile olmasıyla Atatürk, 5000 lira vererek Mihalıccık Camii'nin yeniden yapılmasını sağlamıştır.

Atatürk’ün Cami Araştırmaları

Atatürk, ayrıca belki de Türk siyasetçileri arasında ilk ve tek “cami araştırması” yapan liderdir. İslam tarihinde ilk camilerin nasıl ortaya çıktığını merak eden Atatürk, Leon Caetani’nin “İslam Tarihi” adlı eserinin 3. cildinde “Caminin Kökeni”, “Medine’de Caminin Kurulması” başlıkları altındaki satırlarla ilgilenmiş, önemli buluğdu satırların altınız çizmiş ve sayfa kenarlarına bazı notlar almıştır.[11]

İnönü'nün Gizli Dünyası

Atatürk’ün, İsmet İnönü’nün veya tek partinin “Cami düşmanı” olduğu kocaman bir cumhuriyet tarihi yalanıdır.
Bazı kendini bilmezlerce “Cami kapatan”, “din düşmanı” diye belletilen İsmet İnönü, mitinglerinde, “din istismarı olur” diye “Allah” sözünü ağzına almaktan çekinen, yatak odasındaki ALLAH'IN DEDİĞİ OLUR levhasının fotoğrafının bir gazetede yayınlanmasına çok kızan, buna karşın geceleri gizlice namaz kılan, gerçek ve samimi bir Müslüman’dır.

İsmet İnönü'nün torunu Gülsün Bilgehan'ın yazdığı "Mevhibe" adlı kitapta, İnönü'nün bazı notları da yayınlanmıştır. O notlar içinde İsmet İnönü'nü, zaman zaman namaz kıldığından söz etmiştir.

İşte o notlardan bazı bölümler:

"Saat altı, sabah namazı vaktinden evvel Mevhibe beni uyandırdı...Kalkıp kırmızı odaya geçtik. Sabah namazını kıldım"

Mevhibe Hanım'ın notların da İsmet İnönü'nün "son derece dinadar" bir insan olduğunu kanıtlamaktadır.

İşte o notlardan bir bölüm:

"22 Nisan 1922'de Konya'ya giderken, saat 15:00'da Malatya'dan ahreket ettik... Hamdi Bey'in evinde misafir ettiler... Ramazanın ilk günü oruçlu olduğumuzdan fena halde acıkmıştık. Ertesi gün 12'de yola çıkıp Kangal'a vardık... oraya yerleştik. Yemekten sonra namazlarımızı kıldık"

"3. Mayıs 1922'de bizi otelden aldılar. Dçrt arabayla Abdülvehap Gazi'yi ziyerete gittik. Kurban götürerek orada kestik. Etini türbedara bıraktık"

İnönü'nün kızı Özden Toker de 2000 yılında Vatan gazetesine verdiği bir demeçte dedesi İnönü'nün ve İnönü aliesinin "dindarlığını" şöyle anlatmıştır:

"Annem (İnönü'ün eşi) kuran okurken başını örterdi.Evimizde ramazanlarda huzur dolu bir hava yaşanırdı. Ev halkı, başta Cevriye ve Mevhibe olmak üzre İslam dinine tümden saygılı ve bağlı kişilerdi. İsmet Paşa ve Mevhibe Hanım'ın yatak odalarındaki duvarda kocaman harflerle 'ALLAH'IN DEDİĞİ OLUR' yazılı bir levha asılıdır. Bu yazı hiçbir zaman yerinden kaldırılmamıştır. Mevhibe, resmi ve sosyal görevlerinin yanında dinin vecibelerini de mükemmel olalark yerine getirirdi. Alice sahura kalkılır, iftarlar neşe ile yapılırdı." (12)

Bu İnönü mü "din düşmanı", "cami düşmanı"! Hadi ordan be...

Atatürk’ün ölünceye kadar yanından ayrılmamış Fevzi Paşa da beş vakit namazını kılan, dinini gösterişten uzak biçimde yaşayan gerçek ve samimi başka bir Müslüman’dır… Dahası, Atatürk’ün en yakın dostlarından biri Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi’dir.

Atatürk’e ve cumhuriyeti kuran kuşağa, “din düşmanı” demek her şeyden önce “günahtır”.

Bugün Camiler Açıksa ve Ezan Sesleri Hala Yankılanıyorsa…

Her şeyden önemlisi, “Cami düşmanı” olmakla suçlanan Atatürk ve İsmet İnönü gibi silah arkadaşları olmasaydı, bu vatanseverlerin “kelle koltukta” verdikleri o “kutsal mücadele” olmasaydı, 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkan çoluk çocuk demeden korkunç bir katliama başlayan Yunanlılar, camileri yakıp yıkacak, ezanları susturacak ve işte o zaman camiler; ahır, tuvalet, eğlence merkezi yapılacak, hatta Ayasofya’ya çan takılacaktı. Nitekim İzmir’in işgal edildiği günlerde, Yunanlılar camilere saldırmış, camileri yakıp, minareleri yıkmış, Yunanlılardan cesaret alan Rumlar da camilerdeki halı ve kilimleri çalmışlardır. Örneğin, o günlerdeki bir gazete haberine göre, “Şehrin camilerinin de Rumlar tarafından basıldığı ve birçok kıymetli halı ve kilimin kaçırıldığı da tespit edilmiştir. Bu arada Hisar ve Bölükbaşı camilerinde bir tek halı ve kilimin kalmadığı görülmüştür.”

Bugün bu ülkenin camileri açıksa ve bugün bu ülkenin semalarından hala ezan sesleri yükseliyorsa bunu “cami düşmanı” ilan ederek saldırdığınız o Atatürk’e, o İsmet İnönü’ye, o cumhuriyeti kuran iradeye borçlusunuz…

Siz ne kadar nankörsünüz!... Allah size akıl fikir, gönül açıklığı versin!...

Sinan Meydan

26 Kasım 2010.

Kaynaklar:

[1] Gotthard Jaeschke, Yeni Türkiye’de İslamcılık, Ankara, 1972, s.65,66.

[2] Sinan Meydan, Atatürk İle Allah Arasında, İstanbul, 2009, s. 655.

[3] Jaeschke, age, s.64, 65.

[4] Vakit, 30 Kanunu Evvel 1928.

(5) Turgut Özakman, Cumhuriyet, II. Kitap, s.15

[6] Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nden nakleden Meydan, age, s.656.

[7] A. Afet İnan, Devletçilik İlkesi, (İlk baskı 1937) Ankara, 1972, ek 7.

[8] Abdurrahman Kasapoğlu, Atatürk’ün Kur’an Kültürü, İstanbul, 2006, s.390.

[9] Ali Metin Çavuş’tan nakleden Yurdakul Yurdakul, Atatürk’ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, İstanbul, 2005, s.156.

[10] Kasapoğlu, age, s.390, Meydan, age, s.656,657.

[11] Ayrıntılar için bkz. Meydan, age, s.657 vd.

(12) İbrahim Ural, Bu da Bilmediklerimiz, İstanbul, 2009, s.24, 25.

_________________
Devrimin amacını kavramış olanlar sürekli olarak onu koruma gücüne sahip olacaklardır.
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Chp,Tek Parti İsmet Paşa Camileri Kapattı Yalanına Cevap
İletiTarih: 16 May 2011, 15:39 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2010, 19:47
İleti: 2354
Konum: Dünya
tarih_kurdu yazdı:
Cami Fetişizmi: “Amaç İbadet mi Yoksa Gösteriş mi?”

Öncelikle, İslam dinine göre “İnsana şah damarından bile yakın olan ALLAH her yerdedir.” Dolayısıyla ibadet etmek için ille de sınırları belirlenmiş ve dört duvarla çevrilmiş bir mekana ihtiyaç yoktur… İslama göre, “darül harp” olmayan ve temiz olan her yer bir ibadethanedir. Bu mantık gereği olsa gerek, Hz. Muhammed, İslamiyeti yaymaya başladığı ilk dönemlerde dört duvarla çevrilmiş bir ibadethane olmadan Müslümanları ibadete çağırmış ve ibadet ettirmiştir. Daha sonra da “görkemli olmayan” ibadethaneler diye tanımlanabilecek olan “Mescitler” inşa ettirmiştir. Hatta bunların inşaatında bizzat yer almıştır. İslamda “cami fetişizmi” Emeviler döneminde başlamıştır. Dini siyasete alet eden Emeviler, ibadetleri “şov aracı” haline getirirken büyük boyutlu ve çok sayıda cami yaparak, bir anlamda “dindarlık eşittir görkemli ve çok sayıda cami” formolüne sarılmışlardır. Emevilerden sonra devam eden bu gelenek bugüne kadar gelmiştir.



Sinan Meydan'ın bu yazısı uzun olduğu için okuma hissi uyandırmıyor ancak "ücra ve karanlık odalarda" tezgahlanan bu paçavraya yeteri kadar göz gezdirince; Önce kitabın sahibi Eygi'nin ne kadar azılı bir Atatürk düşmanı olduğu, bu yüzden de İnönü'ye atılan çamur(!)un aslında Atatürk'e atılmak istendiği, Atatürk döneminde ne kadar çok camii yapıldığı ve son paragraflarda anasının başı örtülü olan, yatak odasında ALLAH'IN DEDİĞİ OLUR levhası asılı olan ve zaman zaman(!) namaz kılan İnönü'nün camii kapatmış olamayacağı hususu dillendiriliyor ve aslında halen ülkemizde okunabilen(!) ezan için nasıl da İnönü'ye borçlu olduğumuza(!) bağlanarak yazı sona eriyor.

_________________
Son 200 yılda yapılan savaşların, akan milyonlarca kişinin kanının, katliam, kıyım ve zulümlerin sorumlusu "milliyetçilik" akımı ve ona gönül verenlerdir. 600 yıllık Osmanlı'yı dağıtan da yine aynı akımdır.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Chp,Tek Parti İsmet Paşa Camileri Kapattı Yalanına Cevap
İletiTarih: 16 May 2011, 15:42 
Genel Yetkili
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Mar 2010, 23:43
İleti: 4334
Engin yazdı:
tarih_kurdu yazdı:
Cami Fetişizmi: “Amaç İbadet mi Yoksa Gösteriş mi?”

Öncelikle, İslam dinine göre “İnsana şah damarından bile yakın olan ALLAH her yerdedir.” Dolayısıyla ibadet etmek için ille de sınırları belirlenmiş ve dört duvarla çevrilmiş bir mekana ihtiyaç yoktur… İslama göre, “darül harp” olmayan ve temiz olan her yer bir ibadethanedir. Bu mantık gereği olsa gerek, Hz. Muhammed, İslamiyeti yaymaya başladığı ilk dönemlerde dört duvarla çevrilmiş bir ibadethane olmadan Müslümanları ibadete çağırmış ve ibadet ettirmiştir. Daha sonra da “görkemli olmayan” ibadethaneler diye tanımlanabilecek olan “Mescitler” inşa ettirmiştir. Hatta bunların inşaatında bizzat yer almıştır. İslamda “cami fetişizmi” Emeviler döneminde başlamıştır. Dini siyasete alet eden Emeviler, ibadetleri “şov aracı” haline getirirken büyük boyutlu ve çok sayıda cami yaparak, bir anlamda “dindarlık eşittir görkemli ve çok sayıda cami” formolüne sarılmışlardır. Emevilerden sonra devam eden bu gelenek bugüne kadar gelmiştir.



Sinan Meydan'ın bu yazısı uzun olduğu için okuma hissi uyandırmıyor ancak "ücra ve karanlık odalarda" tezgahlanan bu paçavraya yeteri kadar göz gezdirince; Önce kitabın sahibi Eygi'nin ne kadar azılı bir Atatürk düşmanı olduğu, bu yüzden de İnönü'ye atılan çamur(!)un aslında Atatürk'e atılmak istendiği, Atatürk döneminde ne kadar çok camii yapıldığı ve son paragraflarda anasının başı örtülü olan, yatak odasında ALLAH'IN DEDİĞİ OLUR levhası asılı olan ve zaman zaman(!) namaz kılan İnönü'nün camii kapatmış olamayacağı hususu dillendiriliyor ve aslında halen ülkemizde okunabilen(!) ezan için nasıl da İnönü'ye borçlu olduğumuza(!) bağlanarak yazı sona eriyor.


Engin amigoluk değil yöneticilik yap oldu mu?Herkesin gözü var okuması var sen okumadıysan okumadın belgen varsa buyur paçavra olan sizin belgesiz yazılarınızdır efendi ol bu forumda kaç kez tarih konusunda senin wikipedia belgelerine cevap verdim sayısını unuttum wikipedia tarihçiliği yapıp burda çamur atma konuşacaksan da belgeyle konuş

_________________
Devrimin amacını kavramış olanlar sürekli olarak onu koruma gücüne sahip olacaklardır.
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: CHP ve İsmet Paşa "Camileri Kapattı" Yalanına Cevap
İletiTarih: 18 May 2011, 08:45 
Kıdemli Üye

Kayıt: 11 Nis 2011, 12:28
İleti: 1469
Bence şu meselenenin en kolay çözüm yolu istatistikdir. Yani İnönü öncesi cami sayına bakıyoruz ve 1950Dp iktidara geldiyinde olan cami (mescit) sayına bakıyoruz, arada fark varsa yapılmış demektir.
Dün o zamana aid Kastamonuda olmuş bir olayla ilgili başbakan bir belge sundu.

Alıntı:
Üstelik bu iş için neredeyse bir yıllık bir zaman ayrılmış, gayet titiz bir çalışma sonunda ihtiyaç fazlası camiler belirlenmiştir.


Bunların belirlenme hususu ne olmuştur.

Alıntı:
1928’de Türkiye’nin 14 milyon nüfuslu bir ülke olduğu dikkate alınacak olursa, 28.705 caminin ihtiyaca göre çok fazla olduğu kolayca anlaşılacaktır.


Şunlar Osmanlı zamanında olan camiler ve de o zaman için bu kadar insana hiç de fazla gelmiyordu.

14 milyion için 2 milyonluk ordu da fazlaydı. İkinci dünya savaşı tehlikesi vardı, ama eski model silahla donatılmış ordunun da bir şeyler yapamayacağı aydındı.

Alıntı:
En basit bir inşaatın bile belirli bir maddi kaynak demek olduğu düşünülecek olursa, adeta sıfırdan imar edilen yeni Türkiye için, tasnif dışı camileri “atıl durumda” bekletme lüksü yoktur


En basit inşaatı yapamayan o zamanın Türkiyesinde o kadar heykel yapılmıştır ki, .................. şunlar inşaat diyilmi?

Alıntı:
Genç cumhuriyet, asla “cami düşmanlığı”, yapmamıştır. Tam tersine Atatürk döneminde genç cumhuriyet, gerektiğinde cami inşa ettirmiş, camilerin bakım ve tamirini yaptırmış, hatta kullanılmayan bazı kiliseleri camiye dönüştürmüştür.


Yazdığınızla şunlar çelişiyor.
Yani atıyorum kapatılan 100 camiye açılan 1 cami önem diyil de halkı oyalamak, din tüccarlığı yapmak denir.

Alıntı:
15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkan çoluk çocuk demeden korkunç bir katliama başlayan Yunanlılar, camileri yakıp yıkacak, ezanları susturacak ve işte o zaman camiler; ahır, tuvalet, eğlence merkezi yapılacak, hatta Ayasofya’ya çan takılacaktı


Ezanlar 1932 - den susturulmağa başladı, yalnız İzmirde diyil de yunan ayağı deymemiş yerlerde bile, 1942 -lerde şu işlev tamamlanmış oldu. Ayasofyaya can takılmadı, ama muze yapıldı, bu bile camiıerin amac dışında kullanılmasının bir örneğidir.

Bi fıkra anlatayım. Bir keresinde tavşan, aslana gelir, tilkiden ikayette bulunuyor, şapkanı başımda gördüğünde, neden beni gördüğünde saygısızlık yapıb şapkanı çıkarmıyorsun, çıkaranda, neden çıkarıyorsun der. Aslan o zaman tilkini görerken, şapkamı çıkarayımmı , çıkarmayayımmı diye sor. Tilkini görer -görmez tavşan soruyu sorar. Tilki bir az durduktan, sonra, neden şapkanı eğri konmuşusun diye yine dövmeye başlar. Bizde diyil dövme öldürmeye bile başladılar.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: CHP ve İsmet Paşa "Camileri Kapattı" Yalanına Cevap
İletiTarih: 29 May 2011, 12:07 
Kıdemli Üye

Kayıt: 19 May 2011, 14:20
İleti: 525
Arkadaşım ben yazıyorum ama sen arap /para gibi tersten okuyorsun galiba.

Ey benim gözümün nuru, canım kardeşim. ..

Ülkemiz müslüman nüfusun %7 sini oluştururken tüm dünyadaki toplam cami sayısının ikibuçuk katı camiye sahiptir.

Umumi hela sayısından bile fazla camimiz var.

Bunlar gökten zembille inmediği gibi Osmanlıdan da kalmadı .

Geçin bu habis zırvaları lütfen.

İslamın dili yoktur.

Allah'ın bir tek arapçadan anladığını söylemek küfürdür.

Susturulan arapçadır. Namaz çağrısı değil!

Bu gün elimden gelse bu gün sustururum.

Beni Emevi, Abbasi ritüelleri neden ilgilendirsin?

Başka kapıya..

_________________
Yolagçı yolda yagşı.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: CHP ve İsmet Paşa "Camileri Kapattı" Yalanına Cevap
İletiTarih: 19 Tem 2012, 15:17 
Yeni Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 19 Tem 2012, 03:20
İleti: 30
Yalan! Sinan Meydan'nın tarihçi bozuntusu olduğunu biliyorduk da, kör olduğunu bilmiyorduk! Koskoca Ayasofya Camii bütün cesâmetiyle dururken gevelemenin mânâsı yok. Abartarak söylemiyorum, binlerce camii ya satılmış, ya kapatılmış yahut da asıl amacının dışında kullanılmıştır. Meselâ ahır yapılmış, meselâ mahpushane yapılmış, meselâ depo olarak kullanılmış, meselâ bilardo (evet bilardo!) salonu yapılmıştır! Tâbii inkılâp yobazları bunu duyunca kırmızı görmüş boğa gibi kıpkırmızı kesiliyor. Kirli ve rezil mâzileri hatırlatılınca hemmen yalan ve iftira kampanyası açılıyor. Sanki bütün bunlar hiç olmamış gibi, bir de tereyağı gibi üste çıkmaya çalışıyorlar ama nâfile. Güneş balçıkla sıvanmaz sözü boşuna söylenmemiştir.

Şâhsi arşivimden birkaç vesikâ paylaşarak bu meseleyi somutlaştırmak isterim.

Burası 1750 yılına inşa edilen, Beykoz'daki Küçüksu Camii. Halk Partisi tarafından minâresi yıkılmış. Yerine Altı Ok tabelası konulmuş. Ata yâdigârı cami, Halkevine çevrilmiş; langırt ve bilardo oynanmıştır!

Eklenti:
Küçüksu Camii.jpg
Küçüksu Camii.jpg [ 73.01 KiB | 4907 defa görüntülendi ]


Eklenti:
Küçüksu Camii 2.jpg
Küçüksu Camii 2.jpg [ 33.61 KiB | 4907 defa görüntülendi ]


Bir vesikâ da Halk Partisi'nin yarı resmi yayın organı Cumhuriyet gazetesinden. Cumhuriyet gazetesi, inkılâpların ve rejimin baş mürevviclerindendir. Lâkin içlerinde bir parça insâf kırıntısı kalmış olacak ki, milletin yüreğinden gelen bu feryâda sağır kalamamışlar!

Eklenti:
Cumhuriyet gazetesi.jpg
Cumhuriyet gazetesi.jpg [ 38.88 KiB | 4907 defa görüntülendi ]


Anlayan kafalar için bu kadar yeter...

_________________
«Irkçı ve Turancı olduğum için mahkûm olursam bu mahkûmluk hayatımın en büyük şerefini teşkil edecektir.»

Atsız


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: CHP ve İsmet Paşa "Camileri Kapattı" Yalanına Cevap
İletiTarih: 08 Ağu 2012, 23:36 
Genel Yetkili
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Mar 2010, 23:43
İleti: 4334
Tufan Türenç, "Çirkin İftira ve Gerçek”, adlı yazısında, Cumhuriyet tarihi yalancılarının “bu çirkin iftirasının kaynağını”, yıllarca CHP’de görev yapmış, İnönü’nün yakınında bulunmuş, Necati Karakaya’nın anlattıklarıyla çürütmüştür.

Şimdi, Necati Karakaya’nın Tufan Türenç’e gönderdiği mektubu birlikte okuyalım:

“28 Şubat 2008, Büyük Millet Meclisi’nde CHP’li bir milletvekili konuşma yapıyor. Mehmet Ali Şahin Bakan koltuğundan bağırıyor. ‘Haydi, Haydi! Biz sizin nerelere kilit vurduğunuzu çok iyi biliriz.’ Bununla, ‘siz camilere kilit vurdunuz’ demek istiyor...

1950 yılından itibaren Anadolu’nun dolaştığım her köşesinde bu iftirayı duydum.

Gerçek şudur.

1942 yılında İkinci Dünya Savaşı’nın en alevli günlerinde Hitler’in orduları sınırımıza dayandı. Türkiye’ye girip girmemekte kararsızlardı.

İsmet Paşa Trakya’da Çakmak hattını kurmasına rağmen İstanbul’un bombalanacağını tahmin ediyor bu nedenle de savunmayı Ankara’nın dışında yapmayı düşünüyordu. İstanbul’daki saraylarda ve müzelerde bulunan tarihi eşyaları, zarar görmemeleri için Alman uçaklarının menzil dışında kalan bölgelerdeki camilere koymayı düşündü.

İsmet Paşa düşmanın camileri bombalamayacağını biliyordu. O nedenle bütün saray eşyalarını, padişahların tahtlarını, mücevherleri, kutsal emanetleri, Hazreti Muhammed’in sancağını, kılıcını, Hırkai Saadeti, Hazreti Osman’ın kanlı Kuran’ı Kerimi’ni, Atatürk’ün Samsun’da çıktığı tahta iskeleyi, müzelerde ne varsa tümünü tam 48 vagona yerleştirerek Niğde’ye gönderdi.

Bu değerli eşyaları korumak için Topkapı Sarayı İkinci Müdürü Lütfü Turanbek başkanlığında 30 görevli, aileleri ve çocuklarıyla birlikte Niğde’ye gitti.

Eşyalar ve görevliler, tehlike tamamen geçene kadar Niğde’de kaldılar.

Bu değerli eşyalar Niğde’de 3 camiye yerleştirildi. Camilerin etrafına nöbetçi askerler yerleştirildi. 28 Ocak 1943 günü İnönü Adana’da Churchill ile buluşmak üzere Ankara’dan trenle yola çıktı. Tren Niğde’de durdu ve uzun süre bekledi.

İsmet Paşa tarihi eşyaları görmek üzere 3 camiyi de teftiş etti. Özellikle Atatürk’ün Samsun’a çıktığı tahta iskeleyi görmek istiyordu. Saruhan Camii’ne gitti ve Tunabek’e sordu: ‘Asker nöbetini aksatmıyor, camilere kimseyi almıyor değil mi? Gözüm arkada kalmasın’ dedi.”

_________________
Devrimin amacını kavramış olanlar sürekli olarak onu koruma gücüne sahip olacaklardır.
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: CHP ve İsmet Paşa "Camileri Kapattı" Yalanına Cevap
İletiTarih: 03 Eyl 2012, 22:52 
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Ağu 2012, 13:17
İleti: 891
tarih_kurdu yazdı:
Tufan Türenç, "Çirkin İftira ve Gerçek”, adlı yazısında, Cumhuriyet tarihi yalancılarının “bu çirkin iftirasının kaynağını”, yıllarca CHP’de görev yapmış, İnönü’nün yakınında bulunmuş, Necati Karakaya’nın anlattıklarıyla çürütmüştür.

Şimdi, Necati Karakaya’nın Tufan Türenç’e gönderdiği mektubu birlikte okuyalım:

“28 Şubat 2008, Büyük Millet Meclisi’nde CHP’li bir milletvekili konuşma yapıyor. Mehmet Ali Şahin Bakan koltuğundan bağırıyor. ‘Haydi, Haydi! Biz sizin nerelere kilit vurduğunuzu çok iyi biliriz.’ Bununla, ‘siz camilere kilit vurdunuz’ demek istiyor...

1950 yılından itibaren Anadolu’nun dolaştığım her köşesinde bu iftirayı duydum.

Gerçek şudur.

1942 yılında İkinci Dünya Savaşı’nın en alevli günlerinde Hitler’in orduları sınırımıza dayandı. Türkiye’ye girip girmemekte kararsızlardı.

İsmet Paşa Trakya’da Çakmak hattını kurmasına rağmen İstanbul’un bombalanacağını tahmin ediyor bu nedenle de savunmayı Ankara’nın dışında yapmayı düşünüyordu. İstanbul’daki saraylarda ve müzelerde bulunan tarihi eşyaları, zarar görmemeleri için Alman uçaklarının menzil dışında kalan bölgelerdeki camilere koymayı düşündü.

İsmet Paşa düşmanın camileri bombalamayacağını biliyordu. O nedenle bütün saray eşyalarını, padişahların tahtlarını, mücevherleri, kutsal emanetleri, Hazreti Muhammed’in sancağını, kılıcını, Hırkai Saadeti, Hazreti Osman’ın kanlı Kuran’ı Kerimi’ni, Atatürk’ün Samsun’da çıktığı tahta iskeleyi, müzelerde ne varsa tümünü tam 48 vagona yerleştirerek Niğde’ye gönderdi.

Bu değerli eşyaları korumak için Topkapı Sarayı İkinci Müdürü Lütfü Turanbek başkanlığında 30 görevli, aileleri ve çocuklarıyla birlikte Niğde’ye gitti.

Eşyalar ve görevliler, tehlike tamamen geçene kadar Niğde’de kaldılar.

Bu değerli eşyalar Niğde’de 3 camiye yerleştirildi. Camilerin etrafına nöbetçi askerler yerleştirildi. 28 Ocak 1943 günü İnönü Adana’da Churchill ile buluşmak üzere Ankara’dan trenle yola çıktı. Tren Niğde’de durdu ve uzun süre bekledi.

İsmet Paşa tarihi eşyaları görmek üzere 3 camiyi de teftiş etti. Özellikle Atatürk’ün Samsun’a çıktığı tahta iskeleyi görmek istiyordu. Saruhan Camii’ne gitti ve Tunabek’e sordu: ‘Asker nöbetini aksatmıyor, camilere kimseyi almıyor değil mi? Gözüm arkada kalmasın’ dedi.”


Verdiğiniz bilgilerle bizi aydınlattığınız için teşekkürler genel kültürüm ve bilgi birikimimi arttırdınız...

_________________
Bir çiçeği öldürebilirsiniz ama baharı öldüremezsiniz.
ERNESTO CHE GUEVARA


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni bir konu gönderCevap gönder 1 sayfadan 1. sayfa   [ 8 ileti ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan SiyasiForum.net Siyasi Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. SiyasiForum.Net hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde dönüş yapacaktır. Forumumuz kesinlikle hiçbir şekilde parti, örgüt, kurum, kuruluş ve oluşumu desteklememektedir. Tüm Problemler ve Reklam İçin: İletişim Formu için tıklayınız.