Yazı boyutunu değiştir
Sistem saati: 16 Oca 2018, 16:42


Yeni bir konu gönderCevap gönder 2 sayfadan 1. sayfa   [ 21 ileti ]
Sayfaya git 1, 2  Sonraki
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Önce Astılar, Sonra Şapka Giydirdiler
İletiTarih: 06 Arl 2011, 13:35 
Katılımcı Üye

Kayıt: 09 Nis 2011, 16:24
İleti: 233

4 Şubat 1926 Perşembe sabahı. Görevli ‘Muhammed Atıf’ diye bağırdı. Hoca ağır adımlarla, dualar mırıldanarak sehpaya yürüdü. Kılıç Ali’nin öfkesi ise bitmemişti.
Atıf Hoca’yı astıktan sonra şapka giydirdiler
Muharrem Coşkun'un yazı dizisi


2 Şubat 1926 günü, mahkemede müdde-i umumi (savcı) Necip Ali(Küçüka) bey tarafından okunan iddianamede tek idam isteği, Babaeski müftüsü Ali Rıza efendi hakkındaydı. Atıf efendi ise, 10 senelik sürgün (kürek) cezası istenen mazlumlar arasındaydı.Mahkeme son müdafaaları dinlemek ve hükmünü vermek üzere ertesi güne tehir olundu (ertelendi).
‘Sarıklılar gelsin’ diye anons edildi

Ertesi sabahın (3 Şubat 1926) ilk ışıklarıyla mazlumlar topluca İstiklâl Mahkemesi’ne götürüldüler. Jandarma topluluktan öncelikle Babaeski Müftüsü Ali Rıza ve Atıf Efendileri mahkemeye aldı. Jandarma ikinci defa kapıyı açtığında “sarıklılar gelsin” dedi. Ali Haydar Efendi başta olmak üzere eski tabirle ilmiyeden ne kadar zevat varsa içeriye girdiler. 10 dakika sonra sarıklılar geri döndü fakat dönemeyen iki kişi vardı: Atıf Hoca ve Ali Rıza Efendi. Ardından da karar açıklandı: “(...) Frenk Mukallitliği ve Şapka adındaki kitabı yazdığı ve muhtelif bölgelere göndererek halkı isyana teşvik ettiğinden dolayı 7/12/1341(M.1925)tevkif edilen Fatih Dersiamlarından Hoca Atıf (..) ve diğer arkadaşları haklarında yapılan muhakemeleri neticesinde: İskilipli Atıf ve Babaeski eski Müftüsü Ali Rıza Efendilerin salben(asılarak) idamlarına... karar verildi.” Kararın açıklandığı an, Hoca’nın ağzından çıkanları, o günün tanıklarından Tahiru’l-Mevlevi aktarıyor: “Zalim ve katillerle elbette mahşer gününde hesaplaşacağız.” Posta müvezzii İskilipli Atıf Hoca’nın evine hapishane müdürünün ağzıyla yazılan şöyle bir telgraf teslim ediyordu: “Hoca Atıf vefat etmiştir. Cevaben bildirilir.”

‘Hasır şapkalı zat bağırıyordu’

Muhakemeyi takip eden yazar Şevket Süreyya Aydemir tanıklığını şöyle anlatıyor: “Hükümlüler arasında sarıklı bir müderris göze çarpıyordu. Müderrisin başında fes ve sarık vardı. Cübbesi ve kıyafeti temizdi. Suçu, o sıralar yayınlanan şapka kanununa muhalefet etmekti. Fakat bu suç, bir takım ithamlarla da karışınca mahkemeden en ağır hükmü yemişti. Artık son saatlerini yaşıyordu. Hocanın yüzü sakindi. Metanetini muhafaza ediyordu. Yalnız dudakları kımıldıyor ve galiba bir dua okuyordu. Fakat eskiden kalpaklı ve şimdi hasır şapkalı zat, bu hükümle de kanmamış gibiydi. Bağırıyor, çağırıyordu. Acaba Hoca’yı bir tekmeyle merdivenlerden aşağıya yuvarlayacak mı diye bekledim. Fakat olmadı. Müderris, bu sözler üzerine kendisine değilmiş gibi bekledi. Sonra sağanak geçince yürüdü. Muhafızların arasında merdivenlerden indi. Önümüzden geçerken gene dudakları kımıldıyordu.” Ve

4 Şubat 1926 Perşembe... Sabahın ilk saatleri... Eski meclis binası yakınlarındaki Karaoğlan Çarşısı... Metin bir şekilde, dilinde dualarla idam sehpasına gelen Atıf efendi, kelime-i şehadetle, bu dünya defterinin kapısını kapıyor ve “yevme tüble’s serair” (bütün sırların açığa çıkacağı gün) olarak Kur’an’da bildirilen dar-ı ahiretin özel bir bekleme salonu olan şehadet kapısını çalıyordu. O gece, rüyasına girdiği hanımına “Ben artık gidiyorum. Sakın ağlamayın. Yalnız bana yedi Yasin okuyun” diyordu...

Hukuk katliamı yapıldı

Hiç şüphesiz Atıf Hocanın yargılama süreci skandallar zinciriyle doluydu.İlk skandal, İskilipli Atıf Hoca’nın Şapka Kanunu’nun çıkmasından 1,5 yıl kadar önce bastırdığı kitapçıktan yargılanıp idama mahkûm edilmiş olmasıydı. İkinci skandal ise bir gün önce Savcı Necip Ali’nin 3-15 yıl ağır hapis cezası istediği İskilipli Atıf Hoca’yı, mahkeme başkanının, son anda idama mahkûm etmiş olmasıydı. Böylece hem bir kanunun geçmişe doğru işletilmesi gibi temel bir hukuk kuralının ihlali, hem de savcının talebinden derece değil, mahiyet itibarıyla “farklı” bir ceza verierek hukuk da katledilmişti.

Rüyada davet alınca müdafasını yırtarak çöpe attı

Necip Fazıl Kısakürek “Son Devrin Din Mazlumları” adlı eserinde özetle şunları yazmıştı: Mahkeme Reisi maznunlara hitap etti: Yarın müdafalarınızı hazırlayınız! Maznunlar, mıhlı hapishaneyi boyladılar. Yatsı namazından sonra Atıf Hoca yatağına oturdu ve müdafaasını yazmaya başladı. Bir aralık, günlerdir uykusuz, sabahlara kadar namaz ve niyazla vakit geçiren Atıf Hoca hafifçe daldı. Giyimli olduğu halde, başı taş duvarda, ellerinde yarım kalmış müdafaası, gözleri yumulu, kendinden geçti. Arkadaşı Tahir-ül-Mevlevî bu manzaraya bakarak mırıldandı: Zavallı âlim ve fazıl, büyük bir adam! Bu muydu ilim ve faziletinin mükâfatı? Atıf Hoca’nın uykusu uzun sürmüyor.. Yüzünde derin ve ince bir tebessüm.. Ne o hocam çabuk uyanıverdin? Atıf Hoca sakin: Uykudan murad hasıl oldu! Yani?... Yani beklediğim rüyayı gördüm.

Atıf hoca doğrulmuş ve müdafasını karaladığı kağıtları elinde büzmüştür: Kainatın fahrini gördüm. Bana ‘yanıma gelmek dururken ne diye müdafaa karalamakla uğruşayorsun’ dedi. Ne diyorsun? Beni idam edecekler Allah’ın sevgilisine kavuşacağım.. Rüyanın sadık olduğuna hiç şüphem yok.”

Kılıç Ali’nin öfkesi asmakla dinmedi

SON anlarında kurbanının yanında bulunmayı adet edinmiş bulunan İstiklal Mahkemesi üyesi Kılıç Ali’nin ilk işi, Atıf Hoca’nın idamının hemen ardından sarığını çıkarttırmak olmuştu. Bununla da yetinmeyen Klıç Ali, son nefesini veren İslam alimine darağacındayken elindeki şapkayı giydirmişti. Hafız Cevdet Soydanses ve Dr. Rıza Nur bu durumu şöyle anlatıyor: “İskilipli Hocanın asılmasında tam boynuna ilmek geçirilirken, Kılıç Ali de sarığı alıp başına bir şapka geçirmiş. ...Ve küfürler etmiş. Zavallı bu şekilde saatlerce teşhir edilmiş.”

Ailesinin yaşadığı büyük dram

Atıf Hoca’nın yeğeni Bahaddin İmal,“Hoca’nın eşi Zahide hanımla, kızı Melahat, idamından sonra İstanbul’dan İskilip’e geldiler. Zahide hanım köyde hanımlara Kur’an okuttu. Kızı Melahat, babasının evden götürülmesi ile akli dengesinde gelgitler yaşamış. ‘Bu halim doğuştan değil. Babamı gözlerimin önünde evden alıp götürmeleri büyük bir korku meydana getirdi. Bu hâl yaşadıklarımın eseri’ demiş” diye anlatıyor.

‘Gördüğüm manzara beni mıhladı’

ATIF Hoca’yı idam sehpasında görenlerden biri de, yakın arkadaşı Tahir ül Mevlevi’dir. Tahir bey, sabah namazı sonrası eski Meclis binasının önüne gelince, gördüğü manzarayı şöyle anlatır: “Birdenbire gözüme ilişen manzara, beni olduğum yere mıhladı. Evet, eski Meclis önündeki meydanın ortasına iki tane sehpa dikilmiş, onların arasına da iki vücut çekilmişti (Atıf Hoca ve Ali Rıza efendi).Elimde olmadan gözlerimden yaşlar akarken dudaklarımdan da meşhur bir mersiyenin matlaı (taziye konulu kaside beyti) olan:’Uluvvün fi’l hayati ve fi’l memat / Le-hakkun ente ikdü’l mucizat’ (Sen hayatta da, ölümünde de yücesin. Gerçekten sen mucizelerden birisin) beyti döküldü.”

Atıf Hoca Kimdir?

1876’da İskilip’in Tophane köyünde doğan Muhammed Atıf, Rüştiye’yi İskilip’te bitirdi. 17 yaşında geldiği İstanbul’da son Osmanlı Âlimlerinin rahle-i tedrisinden geçti. Kabataş Lisesi Lisan Öğretmenliği’ne atandı. Medaris Müfettişliği’ne, bugünün tabiriyle YÖK Başkanlığı’na getirildi. Alemdar, Mahfil ve Sebilürreşad dergilerinde yazmayı sürdürdü. Milli Mücadelede, İzmir’in işgaline karşı protestoya imza attı. ‘Frenk Mukallitliği ve Şapka’yla birlikte 9 eseri bulunan Atıf Hoca 4 Şubat 1926’da idam edildi. Mezarı 2008’de bulunabildi..

Star

Kaynak: http://www.haber5.com/once-astilar-sonr ... -160766.aw

_________________
Halkın Sesi İktidara...


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Önce Astılar, Sonra Şapka Giydirdiler
İletiTarih: 06 Arl 2011, 18:54 
Genel Yetkili
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Mar 2010, 23:43
İleti: 4334
ŞAPKA KANUNU

Kanun No. 671: Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun, 28 Teşrinisani (Kasım) 1341(1925):

Madde l - Türkiye Büyük Millet Meclisi azaları ile idarei umumiye ve mahalliye ve bilumum müessesata mensup memurin ve müstahdemin, Türk milletinin giymiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedirler. Türkiye halkının da umumî serpuşu şapka olup buna aykırı bir alışkanlığın devamını hükümet men eder.

Madde 2 - İşbu kanun neşir tarihinden itibaren muteber (yürürlükte)dir.

Madde 3 - İşbu kanun Büyük Millet Meclisi ve icra Vekilleri Heyeti tarafından icra olunur.


Fatih Camii hocalarından İskilipli atıf Hoca, 12 Temmuz 1340 (1924) tarihinde yazmış olduğu "Frenk Mukallitliği ve Şapka" adlı risâlesinde; şapka, gayyar, zünnar, küstiç, gasli ve salibi küfür alâmeti ve gayr-ı müslim milletlerin en meşhur işaretleri olarak gösterip, şapkayı; örfte küfür alâmeti, yani gayr-ı müslimlerin müslümanlardan ayrılmalarına
alâmet olan baş kisvesi olarak tarif ettikten sonra, şapka, zünnar, gıyyar, salib gibi ehl-i küfrün şiâr ve alâmeti olan şeyler giyinmek, kuşanmak, takınmak hususlarının şer'an yasak ve haram olduğunu belirtmektedir.
Atıf Hoca devamla; büyük fıkıh âlimlerinin çoğunun, "kâfirlere mahsus ve onların kıyafet alâmeti olan şapkayı bir zaruret olmadan ve kendi arzusu ile giyinmek küfürdür" düşüncesinde olduklarını, fakat bazı fıkıhçıların da; "kâfir milletlere ait olan şapkayı kendi arzusu ile giyen bir Müslüman onlara benzemiş ve onları taklit etmiş olduğu için günahkâr olursa da kâfir olmaz" fikrini savunduklarını söylemektedir. Yazar daha sonra şapka hakkındaki görüşlerini açıklarken, şu ifadelere yer vermektedir:Şapka, zünnar, salib gibi şiâr-ı küfür alâmeti sayılan şeyleri iktisâ've ittihâz edinmekle şer'an yapılması emrolunan şeyleri, meselâ namaz ve zekâtı terk ve yasak edilmiş olan şeyleri, meselâ zina ve hırsızlığı irtikâb beyninde fark nedir ki evvelkiler alâmet-i küfr ve emâre-i tekzîb addolunduğu halde ikinciler addolunmuyor diye bir sual irâd olunacak olursa cevabında deriz ki: "Vakıa ikinciler de evvelkiler gibi şer'an memnu ise de hevesât ve şehevât-ı nefsâniye bunları işlemeye fıtraten sâiktir. Onun için kuvve-i şeheviyeleri akıllarına galip olan zümre-i beşer dinen memnu' olan müşteheyât-ı nesaniyeyi irtikâbdan halî kalmaz. İşte bunun için şâri' onları emâre-i tekzibden addetmemiştir. Fakat ehl-i küfre mahsus olan şiâr ve alâmeti irtikâb için böyle bir özür ve fıtri bir saik yoktur. Zirâ bu esasen nefsin arzu ve meyleylediği müşteheyât cümlesinden değildir. Şu halde bunu irtikâba sâik sû-i akideden başka bir şey olmadığı için şer'i şerif memnûât-ı şer'iyenin bu kısmım alâim-i küfr ve emâre-i inkâr add ile mürtekibinin küfrüne hükmetmiştir.

" İskilipli Atıf Hoca bu risâlesinde şapkanın küfür alâmeti olduğunu ve giyilmesinin İslâmiyet açısından sakıncası bulunduğunu açıkça belirtmektedir Tabiki bu düşünce Atıf Hoca'ya aittir. Diğer bazı Osmanlı aydınları hiç de atıf Hoca gibi düşünmüyorlardı. Nitekim daha öncede belirtildiği gibi, Kıhçzâde Hakkı Bey; "Müslümanlığın hususi bir kıyafeti olmadığına göre, şapka giyilmesinde hiç bir zarar yoktur" derken, Abdullah Cevdet'te: Fesin ne ecdâdımızın ne de Müslümanlık itibârı ile Peygamberimizin serpuşu olmadığım belirterek, şapkayı Panama vadilerinde yetişen nâzik ve hafif bir nebattan yapılmış başlık olarak tanımlamaktadır. İskilipli Atıf Hoca'nin "Frenk Mukallitliği ve Şapka" adlı risâlesine yukarıda da temas edildiği üzere, Süleyman Nazif cevap vermekte ve şu hususları dile getirmektedir:
"Yeni intişâr eden bir risâleye göre, muharriri ders-i âmm efendi ile kendi kıyafetindeki hoca efendilerden başka, her mümin, hepimiz-hâşâsümme hâşâ-kâfirmişiz. Hey'et-i mecmûasımn zihinlerde bırakmak istediği fikir ve kanaat şudur: "Biz dinimize kalbimizin tasdikiyle, lisanımızın ikrân kadar, feslerimizin sarığı ve püskülü ile de merbutuz. El-iyazübillah..." Şapkayı diline ve kalemine dolayan muharrir niçin frengin gömleği ile boyunbağını hatıra getirmiyor? Hatta frengin bir kisvesini frenk gömleği şekline soktuktan sonra sırtımıza geçiriyoruz. Sarıklı birçok efendi, frenk gömleğini cübbesinin altında ve iman evi addettiği sinesinin üstünde pîpervâ taşıyor.


"Zünnar ile salibi şapka ile bir tutmak kelimenin hem Arapça nâsı, hem Türkçe mefhûmuyla haltetmektir. Şapkada alâmet-i küfr olacak bir şey yoktur. Bu risâlenin dar düşünceli muharriri ne hak ile beni benimle beraber, la-akall yirmi milyon Müslümanı küfr ile şâibedar göstermeğe çalışıyor. "Muharrir risâle, şapkayı diyânet ve milliyet alâmeti addediyor. Yanlış. Avrupa'da milliyet ve diyânetleri muhtelif akvâm ve cemâatin serpuş- müştereki şapkadır; ve Yahudilerin ki başka, Hıristiyanların ki başka değildir. Binaenaleyh her fes giyen Müslüman olmadığı gibi, her şapka giyen de -lehülhamd!.. kâfir değildir.
"Risâlenin muharriri, tertip ettiği kıyaslara takılarak ve âdeta sürüklenerek, nihayet şapka, zünnar ve salib gibi küfür alâmeti saydığı şeyleri, ve hırsızlıktan daha aşağı, daha hafif ve ma'zûr gösteriyor. Şapka küfür değil, mekrûh değil, fes gibi, tâc gibi, külâh gibi, bigünah bir serpuştur. Malta mahbuslannın arasında bir kısmı vardı ki, namazlarını edâ ve o sıcak iklimde şehr-i ramazanın bir gününü nakz-ı sıyâm ile mahsun bırakmazlardı. Sokağa çıkmaya me'zûn oldukları zaman, bu vatanperverler, şapka giyiyorlardı. Fatih camii'nin ve bütün dünyanın ders-i âmmlan emin olsunlar ki, Dürrizâde'nin sarığı şer'i şerifi İngilizlerin ayaklan önüne hakir bir seccâde gibi yayarken, Malta'mn günde beşkere Allah'a ve yalnız Allah'a secde eden alınlar üstündeki şapkaları din ve vatan aşkıyla tutuşacak derecelere gelirdi. "Şapka, fes, sarık: Efrâd-ı ümmeti böyle şeylerle Din-i İslâm'a rabtetmek o dine hakarettir. Ben dinime ne başımdaki eşyayı hasise ile merbutum, ne ayağımdaki şeylerle. Müslüman doğduğum gibi Müslüman öleceğim. Kendi ayağındaki frenk kundurasını mübâh ve müstehabb gören Hoca Efendi, başka bir kimsenin başındaki şapkaya ne hakla ve ne haddle küfr ve dinsizlik damgasını yapıştırıyor?... Medresedeki çömezlik devrini itmâm etmeden Anadolu'da vaaz ve irşâda çıkan bir sarıklı "ruh-ı ecdâda mugayir kanunlara isyan etmeli" sözüyle iğrenç cehâletini kasaba kasaba, köy köy kusuyor. Bugünde bir ders-i âmm çıkmış, birçok Müslümamn tepeden tırnağa kadar kâfir bulunduklarına ilâmlar neşrediyor, yeter. Bu halk üç beş cahilden ibâret değildir. Din büyük, din mukaddestir. Biz onu başımızda, sırtımızda, ayağımızda değil, dimağımızda, kalbimizde, vicdan ve imânımızda taşımalıyız. Ümmet-i Muhammedi düşünen ve ümmetin hâlâsı için ömrünü son nefesine kadar i'tâbeden merhum Pierre Loti'nin masum şapkası, Bursa'yı çiğneyen Yunan ordusuna şenî temelluklarda bulunmaktan ve Eskişehir'in sükût ettiği gün Kral Yorgi'yi tegrafla tebrik etmeden hayâ etmeyen Bursa Müftisi ders-i âmm Ömer Fevzi Efendi'nin yeşil sarığından daha muhterem ve daha mübârektir.

Atıf Hoca, Süleyman Nazif in "İmâna Tasallut" başlıklı makalesine cevap verirken; "makale ilim ve mantık dairesinde yazılmış bir tenkitnâme olsaydı, ilmî cevap verdikten başka samimi teşekkürâtımı arz ve takdim ederdim" dedikten sonra, "Süleyman Nazif in, (bugünde bir ders-i âmm çıkmış birçok Müslümamn tepeden tırnağa kadar kâfir bulunduklarına ilâmlar neşrediyor. Artık yeter. Bu halk üç beş cahil mutaassıbın keyfine kulluk edemez.) sözüyle iftirâ ettiğini, risâlesinde Müslüman olan hiç bir ferdin küfrüne dair bir ma'nânın bulunmadığını" yazmaktadır.
Atıf Hoca, makalesinin devamında hem Süleyman Nazif'e cevap vermekte hem de asıl konu ile ilgili görüşlerini açıklamaktadır: "(Şapkada alâmet-i küfr olacak bir şey yoktur. Şapka küfr değil, haram değil, mekrûh değil, fes gibi, külâh gibi, tâc gibi bîgünah bir serpuştur. Pierre Loti'nin masum şapkası...) Bu sözleriyle şapka hakkındaki akide-i esâsiyesini izhâr etmiş, sarih ve kat'i fetvasım vermiştir. Halbuki risâlede şapkaya dair mübâhisi fetevâ-ı Hindiye, Kadıhan, Muhid-i Burhanî gibi ketb ü mu'tebere-i fıkhiyeden ve ulûm-ı şer'ide ihtisâslan bulunan eimme-i din ve fukuhâ-i zevi'l ihtirâmın kitaplarından ahz ile tercüme ettim. Ruh-ı meseleye kendiliğinden bir şey ilâve etmedim. Ve edillesiyle beraber meseleyi kemâl-i vuzûhla beyân ettim. Fakat, bahs ilmî olduğu için hin-i mütâlaada biraz dikkat ister. "İlm-i fıkıhta erbâb-ı ihtisâstan bulunan ve sözleri her vechle şâyânıni'timâd olan zevât-ı kirâmın sözlerine mi ehl-i İslâmın i'timâd ve imân etmesi vâcib olur, yoksa kendisi i'tiraf ettiği vechle yirmiden kırkbeş yaşına kadar şekk vadisinde dolaşan ve izlâl vadisinde yaşayan, onbir senelik İslâmiyeti zamanında da zaruriyât-ı diniyeye saldırmaktan geri durmayanm Süleyman Nazif Bey'in şapka hakkında vermiş olduğu hükümlere, fetvalara mı i'timâd etmeleri lâzım geleceğine dair verilecek hükmü yine efkâr-ı âmmeye havale ederim.
"Süleyman Nazif Bey böyle yarım ma'lûmâtla ahkâm-ı İslâmiyeye dair indî fetvalar vermeye kalkışacağına aradan hürmetle çıkıverse daha fazla hıdmet etmiş olur.

Süleyman Nazif, Atıf Hoca'nin bu makalesine cevap olmak üzere bir makale daha kaleme almış ve bu yazısında, kendisine "İmâna Tasallut" makalesini yazdıran risâlenin ve yazarının adını açıkl dıktan sonra, şunları yazmıştır: "Bu bahsin durup dururken ortaya atılmasında ne lüzum, ne münâsebet vardı? Frenk masasının başında, frenk sandalyesine oturup, frenk kalemiyle, Frenkistan'dan gelen, başlan frenk markalı, içleri frenk fligranlı kâğıda yazı yazmak; omuzdan ayağa kadar frenk libas ve çamaşırlarını giyinmek, çatalla bıçakla yemek, tramvaya, otobüse, vapura, şimendüfere binmek günah olmuyor, sevap oluyar da, başa Rumlardan yüz sene evvel almış olduğumuz fese bedel şapka geçirmek küfür addediliyor. İmâm Ahmet ve Ebû Davut değil, İmâm-ı Âzam bunu iddiâ etse -ki etmemiştir- yine kabul etmem. Mütevâtiren sâbit olan Hadis-i celile-i Nebeviye'den mâ-adâ, kitaplara hadis nâmıyla geçen sözlerden bir çoğuna benim imânım yoktur. Ben Allah'a, Kur'ân'a ve Kur'ân'da mezkûr olan kitaplarla, Peygamberlere imân etmekle mükellefim. (İmâm Ahmet), (Ebû Davut) ve emsâli bizim gibi beşer ve yine bizim gibi hatâ etmeler muhtemeldir."Ehl-i sünnet mezhebine mensup olduğu cihetle kelime-i şehâdeti söyleyen herhangi bir şahısa isnâd-ı küfr etmeye akidesinin müsâid bulunmadığım iddiâ eden bir adam, binlerce milyonlarca ümmeti, düşünmeksizin tekfir etmek cüretinde bulunuyor ve bulunmuş da haberi yok. "Hakk-ı tahrîm, ne İskilipli Atıf Efendi'nin, ne fukahânın, ne muhaddis ve müfessirlerin, hattâ ne de Peygamberindir. Hakk-ı tahrîm Allah'ındır!.. Böyle iken ve Cenâb-ı Hakk zinâ ile hırsızlığı Kur'ân-ı Kerimi'nde açıkça tahrîm etmişken, Atıf Hoca'nın hakkında sarîh hiç bir yasak bulunmayan bir serpuştan, o iki büyük günahı daha hafif göstermesini açıklamaktan acizim. Atıf Efendi'den değil, fukahâdan değil, Ebû Hanife'den böyle bir söz işitsem, v'Allah-ül-âzim derhal mezhebimi terkederim.

KAYNAKLAR

1-İmâna Tasallut Şapka Meselesi" adlı bu risâle İskilipli Atıf Hoca'nin 12 Temmuz 1340(1924) tarihinde yazmış olduğu, "Frenk Mukallitliği ve Şapka" risâlesine reddiyedir. Risâlenin ilk sayfalarında Süleyman Nazif in. Atıf Hoca'mn ve risâlesinin adını açıklamadan yazmış olduğu "İmana Tasallut" başlıklı makalesi yer almaktadır. Risâlenin diğer sayfalarında ise, Atıf Hoca'nın bu makaleye verdiği cevap ve yine Süleyman Nazif in diğer bir makalesi bulunmaktadır." (Süleyman Nazif, İmâna Tasallut Şapka Meselesi, Matbaa-ı Tekfur, İstanbul, 5 Teşrinisani 1341(1925), s.3-32.)

2-Süleyman Nazif, İmana Tasallut Şapka Meselesi, s.3.

3-Gayyar(gıyyar), zünhar, küstiç(kesutiç), gasli ve salip kelimelerinin anlamlan çin bkz: iskilipli Mehmet Atıf, Frenk Mukallitliği ve Şapka, İstanbul, 1340(1924), s.22-23.

4-İskilipli Mehmet Atıf, Frenk Mukallitliği ve Şapka, s.22-26, 30-31.

5- "Frenk Mukallitliği ve Şapka" adlı kitabın sahibi İskilipli Atıf Hoca İnkılâbı ile ilgili gerici eylemlerden suçlu görülerek -İstiklâl Mahkemesi kararıyla- 4 Şubat 1926 tarihinde Ankara'da idam edilmiştir. (Prof.Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi (1918-1938), Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1983, s.450.
Aynca bkz: Ergün Aybars, İstiklâl Mahkemeleri, C.II, izmir, 1988, s.416).

6-Süleyman Nazif, İmâna Tasallut Şapka Meselesi, s.4-10.

7-Süleyman Nazif, İmâna Tasallut Şapka Meselesi, s.11-18.

8-Süleyman Nazif, imana Tasallut Şapka Meselesi, s. 19-32.


Şapka devriminden 1 sene önce İskilipli hocanın şapka muhalifi olması çok tuhaf değil mi?

İstanbul’un İtilaf Kuvvetleri tarafından, başta İngilizler olmak üzere işgalinden bir ay kadar önce gazetelerde Teâli-i İslâm Cemiyeti’nin İstanbul’un Makkar-ı Hilâfet ve Saltanat olduğuna ve öyle kalacağına, dair işgâl kuvvetleri mümessillerine bir muhtıra verdiği haberi görülür (Alemdar, 14 Şubat 1336, nu: 424-2724).

Ertesi gün muhtıranın metni gazetelere mühim bir muhtıra başlığı ile geçilir (Alemdar, 15 Şubat 1336, nu: 425-2725). Bu muhtıra ile İstanbul’un İslâm Hilâfetinin ve Osmanlı Saltanatı’nın payitahtı olduğu böyle kalmasının zarureti, maddi ve manevi delillerle ispat edilerek bu konuda karar alınmasını talep etmektedir. Teâli-i İslâm Cemiyeti’nin yayınlamış olduğu bu muhtıranın metni ise şöyledir:

“Asâletmeab:

Mümessili bulunduğunuz Devlet-i Muazzama tarafından İstanbul’un Müslümanların ellerinden alınması yahud Hilâfet-i İslâmiye’nin saltanatdan tefrîki mevzu-ı bahs edilmekte olduğu haberi âlem-i İslâmı dağıdâr-ı teessüf etmiştir...... (Tam metni için bkz., Gurulkan, 1996, 41)

İstanbul’un işgalinden kısa bir süre önce yayınlanan bu muhtıra Teâli-i İslâm Cemiyeti’nin İtilâf Kuvvetlerinin hilâfet ve saltanatı ayırma ve nitecede İstanbul’un hilâfet merkezi olmaktan çıkarılacağı endişesi üzerine tehdîdkâr değil, ricâcı ve adâletli bir tarzda davranılacağının ümît edildiğini görmekteyiz. Mütâreke sonrası siyâsî gelişmelerde, İtilâf Devletlerinin ve Avrupa medeniyetinin adaletle davranıp, yüzyıllardır azınlıklara Türk insanı nasıl davrandıysa onların da Türklere o şekilde davranacağını ümît ettiklerini görmekteyiz.

_________________
Devrimin amacını kavramış olanlar sürekli olarak onu koruma gücüne sahip olacaklardır.
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Önce Astılar, Sonra Şapka Giydirdiler
İletiTarih: 06 Arl 2011, 19:38 
Kıdemli Üye

Kayıt: 28 Mar 2011, 18:38
İleti: 900
Sanırsam gündem(Suriye'ye savaş) değiştirmek için mezarda konu kalmayacak, ne varsa çıkartacaklar.
Tavsiyem kimse oyuna gelmesin, cümle yeşil partiler koro olmak üzere anlaşmışlar gibi...(artık akp ellerine ne verdiyse)
İslam kimlere kaldı... (haçlı ayakçılarına)


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Önce Astılar, Sonra Şapka Giydirdiler
İletiTarih: 06 Arl 2011, 22:45 
Katılımcı Üye

Kayıt: 09 Nis 2011, 16:24
İleti: 233
Star gazetesi'nin yeşil partilerle ne alakası var? Hem kimse İslamın temsilcisi bir parti olarak kendini göremez, bu günahtır. Haşa bu partilerden evvel İslam yok muydu? Ne yazık ki önyargıları yıkmak bir hayli zor oluyor.

_________________
Halkın Sesi İktidara...


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Önce Astılar, Sonra Şapka Giydirdiler
İletiTarih: 06 Arl 2011, 23:33 
Kıdemli Üye

Kayıt: 28 Mar 2011, 18:38
İleti: 900
halkinsesi yazdı:
Star gazetesi'nin yeşil partilerle ne alakası var? Hem kimse İslamın temsilcisi bir parti olarak kendini göremez, bu günahtır. Haşa bu partilerden evvel İslam yok muydu? Ne yazık ki önyargıları yıkmak bir hayli zor oluyor.

Yeşilden kastım sizin parti, sp ve arta kalanlardı.
Ve ayrıca gazetelerin kimin için çalıştığı ortada ;)


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Önce Astılar, Sonra Şapka Giydirdiler
İletiTarih: 06 Arl 2011, 23:46 
Banlanmış Üye

Kayıt: 29 Mar 2010, 00:58
İleti: 394
İnsanlara zulmeden herkese yazıklar olsun.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Önce Astılar, Sonra Şapka Giydirdiler
İletiTarih: 07 Arl 2011, 02:38 
Katılımcı Üye

Kayıt: 09 Nis 2011, 16:24
İleti: 233
Bizim partinin rengi açık mavi ve sarı, yanılıyorsunuz sanırım :) Biz İslami bir parti olarak anılmaktan haya ederiz.

_________________
Halkın Sesi İktidara...


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Önce Astılar, Sonra Şapka Giydirdiler
İletiTarih: 07 Arl 2011, 08:01 
Banlanmış Üye

Kayıt: 29 Mar 2010, 00:58
İleti: 394
halkinsesi yazdı:
Bizim partinin rengi açık mavi ve sarı, yanılıyorsunuz sanırım :) Biz İslami bir parti olarak anılmaktan haya ederiz.


Laf olsun diye yazıyor, boşver:)

İnsanları tanımadan, etmeden ahkam kesmek bunlara çok yakışıyor:) başörtüsünü savunduysan şeriatcısındır, akplisindir, saadetcisindir bunlara göre, bunlar İNSAN HAKLARI diye bi şeyden habersizdirler:)


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Önce Astılar, Sonra Şapka Giydirdiler
İletiTarih: 07 Arl 2011, 12:28 
Kıdemli Üye

Kayıt: 11 Nis 2011, 12:28
İleti: 1469
Alıntı:
"Yeni intişâr eden bir risâleye göre, muharriri ders-i âmm efendi ile kendi kıyafetindeki hoca efendilerden başka, her mümin, hepimiz-hâşâsümme hâşâ-kâfirmişiz. Hey'et-i mecmûasımn zihinlerde bırakmak istediği fikir ve kanaat şudur: "Biz dinimize kalbimizin tasdikiyle, lisanımızın ikrân kadar, feslerimizin sarığı ve püskülü ile de merbutuz. El-iyazübillah..." Şapkayı diline ve kalemine dolayan muharrir niçin frengin gömleği ile boyunbağını hatıra getirmiyor? Hatta frengin bir kisvesini frenk gömleği şekline soktuktan sonra sırtımıza geçiriyoruz. Sarıklı birçok efendi, frenk gömleğini cübbesinin altında ve iman evi addettiği sinesinin üstünde pîpervâ taşıyor.



Şu cevap İskilipli Atıf hocanın yazdığının
Alıntı:
Atıf Hoca devamla; büyük fıkıh âlimlerinin çoğunun, "kâfirlere mahsus ve onların kıyafet alâmeti olan şapkayı bir zaruret olmadan ve kendi arzusu ile giyinmek küfürdür" düşüncesinde olduklarını, fakat bazı fıkıhçıların da; "kâfir milletlere ait olan şapkayı kendi arzusu ile giyen bir Müslüman onlara benzemiş ve onları taklit etmiş olduğu için günahkâr olursa da kâfir olmaz" fikrini savunduklarını söylemektedir.
zıddır. Yani gerçekler çarpıtılmakta.


Sonrasında ise uzun uzadı şapka giymeye niye şu kadar kafa takılır diye mana çıkıyor. Evet eğer şöyleyse şapka takma öyle basit bir şeyse o zaman niye kos koca devlet şu işe el koyuyor. Demek ki, o zaman için küçük mesele değilmiş. Devlet ehemiyyetli bir meseleymiş. Devlet ve tüm zamanların dahisi Atatürk şu işe el attığına göre azımsanacak da bir mesele hiç değil.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Önce Astılar, Sonra Şapka Giydirdiler
İletiTarih: 07 Arl 2011, 20:11 
Kıdemli Üye

Kayıt: 28 Mar 2011, 18:38
İleti: 900
redyellow yazdı:
halkinsesi yazdı:
Bizim partinin rengi açık mavi ve sarı, yanılıyorsunuz sanırım :) Biz İslami bir parti olarak anılmaktan haya ederiz.


Laf olsun diye yazıyor, boşver:)

İnsanları tanımadan, etmeden ahkam kesmek bunlara çok yakışıyor:) başörtüsünü savunduysan şeriatcısındır, akplisindir, saadetcisindir bunlara göre, bunlar İNSAN HAKLARI diye bi şeyden habersizdirler:)


Tabi tabi. Seçimden önce gösterdiniz nasıl olsa.
Toygar_KIZIL yazdı:
Yeşilden kastım sizin parti, sp ve arta kalanlardı.
Ve ayrıca gazetelerin kimin için çalıştığı ortada ;)

akp(haçlı ayakçısı) ile bağınızı. Suriyede savaş var red? Sizin yaptığınız ne akp nin gündemi değil mi?


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Önce Astılar, Sonra Şapka Giydirdiler
İletiTarih: 23 Şub 2012, 23:31 
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 21 Şub 2012, 21:27
İleti: 1011
Konum: Kırıkkale
Kahinattaki gelmiş geçmiş en saçma kanun olarak tarihe kazınmıştır bu kanun. Hangi kitapta yazar, "çağdaşlaşmak ve şapka yakıştırması" bana biri bunu anlatsın. Sabaha kadar dinlemeye razıyım... Binlerce Din adamı bu kanun yüzünden, pisi pisine can vermiştir. Bumudur demokrasi dediğiniz kavram ? Bumudur Milli İrade kavramınız... Açık oy, gizli tasnifçilersiniz... !

_________________
"Ezilmişten yana oldum, sen solcusun dediler...
Ülkemi çok sevdim diye, sen sağcısın dediler...
Namaz kıldım, oruç tuttum sen yobazsın dediler...
"


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Önce Astılar, Sonra Şapka Giydirdiler
İletiTarih: 17 Tem 2012, 23:09 
Banlanmış Üye

Kayıt: 16 May 2012, 02:33
İleti: 835
İskilipli Atıf Hoca'nın şapka giymediği için idam edildiğine dair mahkeme kararını birisi paylaşsın lütfen. Kulaktan dolma bilgilerle oturduğumuz yerden atıp tutmayalım lütfen.

_________________
"Bu memleket tarihte Türk'tü, halde Türk'tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır."

"Beyler, hiçbir dine bağlı olmayan kalp istirahattan mahrumdur."- Aralık 1930

Mustafa Kemal ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Önce Astılar, Sonra Şapka Giydirdiler
İletiTarih: 18 Tem 2012, 01:18 
Kıdemli Üye

Kayıt: 01 Eyl 2008, 22:52
İleti: 407
Konum: Stuttgart
meteoguz yazdı:
İskilipli Atıf Hoca'nın şapka giymediği için idam edildiğine dair mahkeme kararını birisi paylaşsın lütfen. Kulaktan dolma bilgilerle oturduğumuz yerden atıp tutmayalım lütfen.


O donemde birilerinin kellesi koparilacaksa mutlak bir neden bulunuyordu..3Ali'ler bunun icin vardi..

Bugunden bir ornek verelim..;
Ne dedi birinci etik kurulu; 3-4 macta sike bulgulari, bircok macta da tesvik var..
Begenilmedi, yeni kurullar toplandi, tahkim, disiplin kurullarina 3 Alilerin ekurileri getirildi.. Fenerbahce kurtarildi..

Bu donemde bu kadari yapilabiliyorsa o donemin halini varin siz dusunun..

Bu yuzden her yazilana, cizilene, soylenene ve karara inanmamak gerekiyor..

İskilipli Atif Hoca'ya bircok suc yuklenebilir.. Fakat kanitlanmadigi surece bunun bir gecerliligi varmidir..?

İstiklal mahkemelerinin her aldigi karar dogrumudur..?
Kafaya koydun mu adami goturmeyi, yazar, cizer basarsin altina muhru.. YAllah ipe..
Bu kadar basit..


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Önce Astılar, Sonra Şapka Giydirdiler
İletiTarih: 18 Tem 2012, 01:36 
Banlanmış Üye

Kayıt: 16 May 2012, 02:33
İleti: 835
HASMETHAN yazdı:
meteoguz yazdı:
İskilipli Atıf Hoca'nın şapka giymediği için idam edildiğine dair mahkeme kararını birisi paylaşsın lütfen. Kulaktan dolma bilgilerle oturduğumuz yerden atıp tutmayalım lütfen.


O donemde birilerinin kellesi koparilacaksa mutlak bir neden bulunuyordu..3Ali'ler bunun icin vardi..

Bugunden bir ornek verelim..;
Ne dedi birinci etik kurulu; 3-4 macta sike bulgulari, bircok macta da tesvik var..
Begenilmedi, yeni kurullar toplandi, tahkim, disiplin kurullarina 3 Alilerin ekurileri getirildi.. Fenerbahce kurtarildi..

Bu donemde bu kadari yapilabiliyorsa o donemin halini varin siz dusunun..

Bu yuzden her yazilana, cizilene, soylenene ve karara inanmamak gerekiyor..

İskilipli Atif Hoca'ya bircok suc yuklenebilir.. Fakat kanitlanmadigi surece bunun bir gecerliligi varmidir..?


İstiklal mahkemelerinin her aldigi karar dogrumudur..?
Kafaya koydun mu adami goturmeyi, yazar, cizer basarsin altina muhru.. YAllah ipe..
Bu kadar basit..

Her yazılana, çizilene inanmamak gerekiyor ve ayrıca niyet okuyuculuğu da yapmamak gerekiyor. Eğer ortaya "şapka giymediği için asıldı" iddiası atılıyorsa bunun ispatı gerekiyor.
Kaldı ki asılmasına sebep olan suçların kanıtları da ortadadır. Şapka risalesiyle ilgili, Giresun İstiklal Mahkemesinde beraat ettiği neden hiç söylenmiyor...

_________________
"Bu memleket tarihte Türk'tü, halde Türk'tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır."

"Beyler, hiçbir dine bağlı olmayan kalp istirahattan mahrumdur."- Aralık 1930

Mustafa Kemal ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Önce Astılar, Sonra Şapka Giydirdiler
İletiTarih: 18 Tem 2012, 02:17 
Kıdemli Üye

Kayıt: 01 Eyl 2008, 22:52
İleti: 407
Konum: Stuttgart
meteoguz yazdı:
Her yazılana, çizilene inanmamak gerekiyor ve ayrıca niyet okuyuculuğu da yapmamak gerekiyor. Eğer ortaya "şapka giymediği için asıldı" iddiası atılıyorsa bunun ispatı gerekiyor. 
Kaldı ki asılmasına sebep olan suçların kanıtları da ortadadır. 


sapka icin asilmadigi iddia ediliyorsa bununda kanitlanmasi gerekmez mi..?
Kaldi kiden sonraki kanitlariniz nedir..?
Mahkemenin karari kanit olarak kabul edilemez..
Yunan ucaklarindan atilan bildirinin altinda İskilipli Atif Hoca'nin imzasi varsa onu gosteriniz..

meteoguz yazdı:
Şapka risalesiyle ilgili, Giresun İstiklal Mahkemesinde beraat ettiği neden hiç söylenmiyor...


Dogrudur..
Ama Giresun donusu serbest birakilmamis İstanbul'da emniyet mudurlugunun nezaretine tikilmisdir..
Daha sonra buradan Ankara istiklal mahkemesine goturulmustur..

İsin aslini su hikaye ne guzel anlatiyor..;

Kurdun biri dereden su icmekte olan kuzuya, 
"Ben seni yiyecegim"der.
Kuzu sebebini sorar.
"Sen benim suyumu bulandiriyorsun!" der, kurt.
Kuzu gayet masumane su cevabi verir..
"İyi ama derenin ust basinda duran sensin. Ben senin suyunu bulandiramam ki.."
Bu cevap uzerine kurt biraz daha kustahlasir;
"Sen gecen sene benim suyumu bulandirmamismiydin..?"
Kuzu yine saf saf cevap verir;
"Ben gecen sene daha dunyada yoktum."
Kurt ofkeli ofkeli;
"Oyleyse o senin babandi!" der ve bir pence darbesiyle kuzucugu parcalayip yer..

Simdi aynen o hesap, Atif Hoca hakkinda hicbir delil bulamayanlar, ileri surdukleri sudan bahanelerin havada kaldigini gorunce tipki kurt gibi daha beter ofkelenmekte ve hocayi yemek icin ne yapacaklarini bilememektedirler..


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni bir konu gönderCevap gönder 2 sayfadan 1. sayfa   [ 21 ileti ]
Sayfaya git 1, 2  Sonraki


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan SiyasiForum.net Siyasi Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. SiyasiForum.Net hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde dönüş yapacaktır. Forumumuz kesinlikle hiçbir şekilde parti, örgüt, kurum, kuruluş ve oluşumu desteklememektedir. Tüm Problemler ve Reklam İçin: İletişim Formu için tıklayınız.