Yazı boyutunu değiştir
Sistem saati: 17 Oca 2018, 03:50


Yeni bir konu gönderCevap gönder 3 sayfadan 1. sayfa   [ 37 ileti ]
Sayfaya git 1, 2, 3  Sonraki
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Dersim Yalanları Ve Gerçekler
İletiTarih: 28 Şub 2013, 23:27 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 18 Kas 2010, 05:45
İleti: 2762
Konum: Turan

Yalan 1: İsyan bastırılırken 100 bin kişi öldürüldü.

Nasıl ki, sözde Ermeni soykırımı iddialarında “1.5 milyon Ermeni öldürüldü” palavraları yıllardır söylene söylene bir gerçekmiş gibi beyinlere kazınmışsa, aynısı sözde Dersim katlimaylı ilgili yapılmak istenmektedir. Bu iki yalan da gerçekten eşit derece uzaktır.

Dersim katliamıyla ilgili verilen rakamlar her şeyden önce nüfus istatistikleriyle örtüşmemektedir. 100 bin kişinin katledildiği iddia edilmektedir, ancak Tunceli’nin 1935 ve 1940 yılındaki nüfus rakamları ortadadır: 1935’te 101 bin. 1940’ta ise 95 bin!

Aradaki 6 bin sayılık farkın tümü de öldürülen insan değildir elbet. Zorunlu göçe tabi tutulanların sayısı da isimleri de bellidir.

Bu kuyruklu yalan bir de resmi kaynaklara dayandırılmaktadır! Halbuki, hiçbir resmi kaynakta 100 bin kişi öldürüldüğünden bahsedilmemektedir. Kimileri Genelkurmay belgelerinde “13 bin” kişinin öldürüldüğünün yazılı olduğunu söylemektedir ama böyle bir belge de yoktur. Ölü rakamlarıyla ilgili verilen tek resmi rakam şudur: “Tarama bölgesinden ölü ve diri 7.954 kişi çıkarılmıştır.”

Bu, “1938 Yılı Tedip Harekâtı”nın sonuç raporunda verilen rakamdır. Bu harekâtın amacı, Tunceli bölgesinin bütün eşkıya ve isyancılardan arındırılmasıdır. Şehir tamamen bir çembere alınmış ve köyler, ahırlar, mağaralar, ağaç kovukları da dahil olmak üzere bütün bölge karış karış taranarak kanun kaçakları yakalanmıştır. Bunlardan silahla karşılık verenlerle doğal olarak çatışmaya girilmiştir, ancak büyük çoğunluğu canlı olarak yakalanmıştır.

Bütün bu harekâtta ölü ya da diri yakalanan insan sayısı da görüldüğü gibi 7.954’tür. Dönemin Tunceli nüfusunun %10’undan az bir rakamdır. Dolayısıyla “çoluk çocuk demeden, yaşlı genç ayırt etmeden katliam” gibi palavraların hiçbir dayanağı yoktur.


Yalan 2: Çocuklar kurşuna dizildi, hamile kadınlar öldürüldü...

Sözde Dersim katliamıyla ilgili anlatılan efsanelerden en yaygın olanı çoluk çocuk demeden bütün Dersimlilerin kurşuna dizildiğidir. Hatta sözde görgü tanıkları bu yalanların kanıtı olarak gösterilir.

Halbuki isyanın üç önemli liderinden Alişir isimli olanı öldürülmüş, Nuri Dersimi Suriye’ye kaçmış, Seyit Rıza ise sağ yakalanıp yargılandıktan sonra idam edilmiştir. İsyana destek olan aşiretlerin liderlerinden de sadece 7’si idam edilmiştir. Diğerleri zorunlu göçe tabi tutulup batıya sürülmüştür.

Atatürk iktidarının katliam yapmak gibi bir niyeti olsa, neden isyan liderlerini batıya sürerken çocukları katletmeyi tercih etsin? Gerçekten bir katliam olsa, isyan liderleri sağ bırakılır mıydı?


Yalan 3: Resmi raporlara göre
13 bin kişi öldürülmüş.


İşte sözde katliamın sözde belgesi
Resim

Üzerinde hiçbir resmi mühür, imza yok! Daktiloyla hazırlanmış herhangi bir çizelge. Bu belgeyi evinde daktilo olan herhangi birisi hazırlayabilir!

Yalan 4: İsyandan sonra 100 bin insan zorla göçertildi.

Bir başka büyük yalan... Resmi raporlarda zorunlu göçe tabi tutulan herkes isim isim bellidir. Toplam sayı ise 3.470’tir. Üstelik aşiretlerin tümü birden göçertilmemiştir. Her aileden 10 kişi seçilmiş, isyana destek veren 347 aile batıya sürülmüştür. Bu da zorunlu göçün bölgeyi Dersimlilerden arındırmak değil, isyancıların gücünü azaltmak olduğunun en güzel göstergesidir.

Atatürk iktidarının verdiği rakamlara inanmayanlar için nüfus istatistiklerini tekrar hatırlatmak gerekecektir: 1935’te 101 bin olan Tunceli nüfusu 1940’ta 95 bine inmiştir. Yani, Dersim’den 100 bin kişinin göç etmiş olması mümkün değildir. Toplam nüfus zaten o kadardır.


Resim

Yalan 5: Munzur suyu kan akmıştı.

“O kadar çok insan öldürülmüştü ki, Munzur suyu kan akmıştı.” Bu da herhalde sözde Dersim katliamıyla ilgili en sık kullanılan söylencelerden birisi. İşte bu yalanın kaynağını ortaya koyuyoruz: Necip Fazıl!

Evet, Şeriatçı ve Atatürk düşmanı şair Necip Fazıl bir yazısında şöyle diyor: “Mazgirt Persemek nahiyesinin halkı doğranmakta. Merhamet sahiplerinden biri, bir ile 10 yaş arasında 20 kadar çocuğu alıp bir derenin içine saklamıştır. Vaziyet haber alınıyor. Çocukların öldürülmeleri emri veriliyor. Fakat bu emri yerine getirebilecek kimse zuhur etmiyor. En katı yürekliler bile böyle müdafaasız masum yavrulara silah kullanamayacaklarını söylemeye mecbur kalıyorlar. Nihayet karanlık suratlı bir adam bulunuyor. Ve bir dere içinde titreşe titreşe bekleyen 20 masumun işini bitiriyor. Murat suyunun kandan kıpkızıl aktığını görenler olmuştur.”

İşin çok daha vahimi, Necip Fazıl’dan bu yazıyı aktaran da Başbakan Tayyip Erdoğan!

Buyurun... İsteyen Tayyip’e inansın, isteyen Atatürk’e...


Yalan 6: Dersimliler Alevi oldukları için öldürüldü.

Bu da PKK’lıların Aleviler arasında örgütlenebilmek ve Aleviliği Türk kimliğinin dışında ayrı bir kimliğe dönüştürmek için uydurduğu yalanlardan biridir.

Dersim’de isyan eden aşiretler Alevi aşiretleridir, ancak isyanın Alevilikle hiçbir ilgisi yoktur. Zaten, Sivas, Çorum, Tokat, Malatya gibi illerimizden hiçbir Alevi topluluğu isyana destek olmamıştır. İsyan da bir Kürt isyanıdır. Dönemin Atatürk iktidarı tarafından da böyle değerlendirmiştir, isyancıların söylemi de böyledir.


Yalan 7: Dersim ismine tahammül edemeyen Atatürk,
isyanı bastıran “Tunç Eli” harekâtına istinaden şehre “Tunceli” ismini verdi.


Dersim isyanıyla ilgili en bariz yalanlardan birisi de budur. Dersim isminin Tunceli olarak değiştirilmesi 1935 yılında çıkan “Tunceli Kanunu”yla gerçekleştirilmiştir.

Tunceli’deki aşiret yapısını ve feodal düzeni yıkmak için yaptığı düzenlemelerden birisi şehrin ismini de değiştirmek olmuştur. “Tunceli” ismini kabul etmemek bugün herhangi bir Atatürk devrimini kabullenmemekten farksızdır. Ortada tahammül edemeyen biri aranıyorsa o da “Tunceli” ismine tahammül edemeyen PKK’lılardır.

Resim

Yalan 8: Atatürk affetmesin diye Seyit Rıza alelacele asıldı.

Bir başka yalan da Seyit Rıza’nın Atatürk’le görüşmek istediği, af talep edeceği, Atatürk’ün 1937’deki Tunceli ziyaretinden hemen önce, bu görüşmeyi engellemek isteyenler tarafından alelacele idam edildiğidir.

Ne büyük bir tesadüftür ki, bu yalanın tanığı da bir başka sağcı siyasetçi, İhsan Sabri Çağlayangil’dir!

Bu propagandanın esas amacı Seyit Rıza’yla Atatürk’ün masaya oturacağı yalanını ortaya atıp bugün de Apo’nun ve PKK’nın masaya oturmasına Türk insanını razı etmektir.


Atatürk’ün Seyit Rıza’yı muhattap bile almayacağı açıktır. Bu görüşmenin engellendiğini iddia edenler lütfen Seyit Rıza’nın yukarıdaki fotoğrafına bir baksın.

Sizce Atatürk şu kılıktaki bir tarikat şeyhiyle görüşmeyi kabul eder miydi?

Seyit Rıza’nın Atatürk’ün Tunceli gezisinin hemen öncesinde idam edildiği doğrudur. Ancak bunun nedeni, Atatürk’ün olası bir affını engellemek olamaz.

Olsa olsa Atatürk’ün “Hâlâ asamadınız mu şu elebaşını?” diye kızmasını engellemektir.


Yalan 9: İsyan bastırılırken yaşanan katliamlardan Atatürk’ün haberi yoktu.

Kimileri de akılları sıra Atatürk’ü aklamak için katliamdan Atatürk’ün haberi olmadığını iddia ediyor. Bu, her şeyden önce sözde katliamın gerçek olduğunun kabul edilmesi demektir ki, bu sinsi propagandaya kanmamak gerekir.

Gerçek ise tam tersidir. Atatürk döneminde Atatürk’ün onaylamadığı bir harekâtın yapılması mümkün değildir.

Harekâtın planlanmasını da bizzat Atatürk yapmıştır.
İnanmayan Trabzon’daki Atatürk Köşkü’ne gidip bakabilir. Burada, Atatürk’ün üzerinde harekât planlarını çalıştığı harita görülebilir.

Resim

http://www.turksolu.org/sehit/secmedersim3.htm


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Dersim Yalanları Ve Gerçekler
İletiTarih: 15 Mar 2013, 18:34 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 18 Kas 2010, 05:45
İleti: 2762
Konum: Turan
Evet müslüman, seni bekliyorum. :mrgreen:


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Dersim Yalanları Ve Gerçekler
İletiTarih: 15 Mar 2013, 19:11 
Bu katliami zaten Aleviler falan hep saklamaya calistilar.''Yoksa nasil bizler Atatürkü kulanarak gücte kalabiliriz'' gibi dusuncesi icindeydiler. Saklamaktan baska birsey yapamayiz dediler.

Eger bizler Atatürk'e karsi oldugumuzu toplu halde gosterirsek , ozaman biz bu oyun ile diktatorluk taslayamayiz dusuncesi icerisindeydiler.

Ve bu katliami herkez biliyor. Bilim adamlari coktan arastirdi ve sonuc ortada. Cok buyuk bir katliam gerceklestirilmis Atatürk'de bassorumlusu'dur.


Sayfa başı
  
 
 İleti başlığı: Re: Dersim Yalanları Ve Gerçekler
İletiTarih: 15 Mar 2013, 19:17 
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 13 Mar 2013, 21:53
İleti: 363
Konum: TURAN
Yine bilim dedi ya la :lol: :lol: :lol: :lol: :lol:

_________________
Saflarımız seyrelse de yine ileri !
Düşenlerin kanlarından doğar bir şafak .
Haydi sarsın yeri göğü cenk türküleri ,
Kanımızla burda yarın güller açacak !


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Dersim Yalanları Ve Gerçekler
İletiTarih: 15 Mar 2013, 20:20 
Onursal Üye

Kayıt: 20 Şub 2009, 22:40
İleti: 26408
musluman yazdı:
Bu katliami zaten Aleviler falan hep saklamaya calistilar.''Yoksa nasil bizler Atatürkü kulanarak gücte kalabiliriz'' gibi dusuncesi icindeydiler. Saklamaktan baska birsey yapamayiz dediler.

Eger bizler Atatürk'e karsi oldugumuzu toplu halde gosterirsek , ozaman biz bu oyun ile diktatorluk taslayamayiz dusuncesi icerisindeydiler.

Ve bu katliami herkez biliyor. Bilim adamlari coktan arastirdi ve sonuc ortada. Cok buyuk bir katliam gerceklestirilmis Atatürk'de bassorumlusu'dur
.


-Şu bilim adamlarının yaptığı araştırmanın belgesini getir de önümüze bir koy. Biz de sen de boş boş konuşmayalım.

-Onun için mi çoğunlukla Alevi yurttaşlarımızın evinde Hz. Ali Atatürk ve bayrak yanyana..


Resim

_________________
.

..Forum Kuralları ve Üyelik Sözleşmesi İçin Tıklayın.
..(viewtopic.php?f=6&t=1)

..Forumumuzun Yazım Kuralları için tıklayın.
..(viewtopic.php?f=6&t=14739)

..Yasaklı yayınlar için duyuru: Tıklayın..
..(viewtopic.php?f=6&t=20215&start=0)


..........Zorsa mutlaka başarırım.
..................................İmkansızsa biraz zaman alır..
.
.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Dersim Yalanları Ve Gerçekler
İletiTarih: 15 Mar 2013, 21:49 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 18 Kas 2010, 05:45
İleti: 2762
Konum: Turan
Bu müslüman nickli ergene gerçekten acıyorum. Tamam liseli miseli ama bir insan bu kadar da cahil olur mu ya? İnsan bir araştırır, doğrusu neyse öğrenmeye çalışır. Böyle her ortaya atılan zırvalığa balıklama atlanılmaz ki.

İsyanda öldürülenlerde, zorunlu göçe tabi tutulanlarda isim isim, rakam rakam bellidir. Öyle sanıldığı gibi 100.000 insanın öldürülmesi, 100.000 insanın zorunlu göçe tabi tutulması mümkün değildir ki zaten o dönemde Tunceli nüfusu 101.000 civarıdır. Bu bilgi bile Yobaz-Kürtçü-Komünist ittifakının uydurduğu Dersim'de binlerce kişi öldürüldü, kadın ve çocuklar kesildi, binlerce kişi sürgün edildi yalanını çürütüyor.

Dersim'de Alevilerin öldürüldüğü iddiası ise yukarıdaki yazıda da belirtildiği gibi; Türk kimliğinden ayrı bir Alevi kimliği yaratılma çalışmalarının ürünüdür. Kürtçüler her ne kadar ırkçılığa karşıymış gibi görünselerde onların mantığına göre hem Doğulu, hem Türk olunmaz. Doğuda Zazaların, Ermenilerin, hatta Lazların yaşadığını kabul ederler, ancak Doğuda bir tane Türk bunlara göre yaşamıyordur. Doğu tamamen Kürt yurdudur zırvasından hareketle büyük çoğunluğu Alevi Türkmen olan Tuncelinin Türkmenini atar, geriye bir tek Aleviliği bırakırlar. Amaç Türk kimliğinden ayrı bir Alevi kimliği yaratmak, Aleviliği bir etnisite durumuna getirmektir. Aynı şekilde nüfusunun büyük bölümü Türk olan Elazığlıların aslen Türk değil, Gakkoş ırkından olduklarını iddia ederler. Kürtçülere göre bir Doğu şehri olan ve nüfusunun %70'i Türk olan Erzurum'da ise Dadaş ırkı yaşar. Ana tarafından Doğulu olduğum için bu zırvaları çok duydum.

Her zaman söylüyorum; Söz konusu Türklük ve Atatürk düşmanlığı olunca Yobazı, Kürtçüsü Komünisti tek yürek oluyor. Dersim meseleside Yobaz-Kürtçü-Komünist ittifakına bir örnektir. Ancak Kürtçülere, Komünistlere ve Şeriatçi Yobazlara şunu söylemek isterim ki; Dersim katliamı yalanınız belgeleriyle beraber çürütülmüştür. Bu yalana daha fazla sığınmanızın gereği yoktur. Cumhuriyeti yıkmak, Atatürk ile hesaplaşmak istiyorsanız yutulur cinsten bir yalan atın ki, çürütmek için zorlanalım.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Dersim Yalanları Ve Gerçekler
İletiTarih: 15 Mar 2013, 21:55 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 18 Kas 2010, 05:45
İleti: 2762
Konum: Turan




Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Dersim Yalanları Ve Gerçekler
İletiTarih: 15 Mar 2013, 22:19 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 18 Kas 2010, 05:45
İleti: 2762
Konum: Turan
Emperyalist Yalanların Arkasındaki Dersim Ayaklanması Gerçeği

Tarihini Bilmeyen, Başkalarının Yalan ve Propagandalarına Gerçekmiş Gibi İnanır.


Basın Yayın ve yönetimi ellerinde bulunduranlar, emperyalistlerin işbirlikçileri güçleri, gerçekleri saptırarak Cumhuriyet’e karşı başlattıkları propaganda savaşını eşgüdümlü bir biçimde Dersim ayaklanması üzerinde odaklayarak sürdürdüler. Bu derin emperyalist oluşum, basın yayın’daki bilinen Ali Kemal’leri aracılığı ile saldırdı.

"Atatürk de bugün olsa o da bizim yaptığımızı yapardı" diyerek PKK ile yapılan pazarlıkları Atatürk'ün arkasına saklanarak savunan AKP başkanı erdoğan'a yanıt olarak "Atatürk silahlı ayaklanmacılarla pazarlık etmezdi" olarak özetlenebilecek yanıtı veren Onur Öymen'in sözlerini çarpıtan derin emperyalist Taraflar, doğal olarak Dersim ayaklanmasının hangi feodal güçlerce ve hangi emperyalist yardımlarla yapıldığını anımsatmadı. Ne de bölgedeki feodal güçlerin o dönemde devlete vergi vermeyecek, hatta Tunceli’deki yakınlarına zorbalık yaparak İstanbul’daki Tunceli’lerden vergi alacak denli güçlü olduklarını. Ne de sırf kendi güçleri ekseilmesin diye bölgeye yapılan köprü, okul gibi yatırımları yıktıklarını.

Dersim ayaklanması konusunda gerçeklerin yazıldığı köşe yazılarını derleyen Avusturya Atatürkçü Düşünce Derneği’nin çalışmasını aşağıda veriyoruz.
HADD



DERSİM'E NE DERSİN? (Yılmaz Özdil)

Dersim’i bombalayan…
Devlet değil, CHP.
PKK’yla masaya oturan…
AKP değil, devlet.

İyi di mi?

Sene 1937… Mustafa Kemal, başbakan Celal Bayar’la birlikte Tunceli’ye gelip, Murat Nehri üzerindeki Singeç Köprüsü’nün açılışını yapacaktı. Köprünün ucunda karakol vardı. Basıldı. 33 asker şehit edildi. Peşinden… Telefon hatları kesildi, pusular kuruldu, Mazgirt Köprüsü havaya uçuruldu, jandarma taburu vuruldu, 56 asker daha şehit oldu.
Film koptu.

Elebaşı Seyit Rıza’ydı…
Başbakanımızın “hikâyesi yürek burkucudur” dediği Seyit Rıza.

Kukla’ydı…
Kendisini oynatanların ipleri bıraktığını hissedince, paniğe kapıldı, İngiltere Dışişleri Bakanı’na mektup yazdı, Suriye’deki İngiliz Elçiliği’ne gönderdi.

Yalvaran mektubunda, Anadolu için “çorak toprak” derken, “Kürdistan bereketli toprak diyordu… “Sayın ekselansları” diye başlıyor, “Türk Hükümeti yaptığı anlaşmalar sayesinde dış baskılardan kurtuldu, Dersim’e girmeye kalkıştı, Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık, direnişimiz karşısında Türk uçakları bombalamaya başladı” diye vaziyeti anlatıyor, “sayın ekselanslarına sesleniyorum, hükümetinizin yüksek manevi etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı istirham ediyorum, en derin saygılarımın kabulünü rica ediyorum” diye bitiriyor, “Seyid Rıza” diye imzalıyordu.

Hal böyleyken… Seyit Rıza’yı “masum” göstermeye çalışan arkadaşlar, böyle bir mektubun asla varolmadığını iddia ediyor. Altında kabak gibi “Seyid Rıza” imzası bulunmasına rağmen, Seyit Rıza yazmadı, Nuri Dersimi yazdı diyorlar. Üstelik, sanki Fransa babamızın oğluymuş gibi, “o mektup Fransa’ya yazıldı, Fransa Devlet Arşivleri’nden doğrulamak mümkün” diyorlar.

Gel gör ki…

Londra’da The National Archives diye bi yer var. İngiltere devlet arşivi… Kayıt ofisine gidiyorsun, “FO 371/20864/E5529” numaralı belgeyi rica edebilir miyim kardeş diyorsun, hay hay deyip, yukardaki mektubu veriyorlar. 50 pens filan, fotokopisini alabiliyorsun.

Demem o ki.
Taa 1937’ye gitmek zor ama…
Buckhingham Sarayı’yla The National
Archives’in arası metroyla üç dakka.

Hazır, frak giyerek yakasına şövalye nişanını takan Cumhurbaşkanımız ordayken… Yemekte Windsor kuzusu ikram eden Kraliçe’ye “tarihimizle yüzleşelim” dese fena olmaz yani.



İŞTE DERSİM GERÇEĞİ (Ahmet Taner KIŞLALI)

Gezilerimde zaman zaman karşıma çıkan bir soru var:

"Dersim isynanının arkasındaki gerçek nedir?"

Özellikle gençlerden gelen bir soru bu.

Gençler, inançlarını savunuyorlar. Bilgileri dışındaki sorularla karşılaştıklarında da, yanıtlarını gazete köşelerinde verilmesini istiyorlar...Hem kendileri, hem de kendileri gibi bilmeyenler öğrensin diye.

Doğu ve Güneydoğu'daki başkaldırmalar içinde iki tane iki tanesi önemli: Şeyh Sait ayaklanması ile Dersim ayaklanması.

Şey Sait ayaklanmasının arkasında İngiltere vardı.

İngiltere'nin amacı, bu ayaklanma sayesinde, Musul üzerindeki isteklerini Türkiye'ye kabul ettirmekti. Kuzey Irak petrollerini kendi denetimi altına almaktı.

"Din elden gidiyor" görünümü altındaki ayaklanma bastırıldı. Ama İngiliz emperyalizmi de amacına ulaşmış oldu.

Gerek Moskova, gerekse Türkiye komünistleri, Şeyh Sait ayaklanmasına ( 1925 ) destek vermediler. Komintern ( Komünist Enternasyonal ) belgelerinde; bu tutumun nedenleri şöyle açıklanıyor:

"Mustafa Kemal, genel olarak ulusal kurtuluş hareketini temsil etmekte ve Türkiye'nin demokratlaşması ve feodal kalıntılar ile Müslüman din adamlarının etkisinden kurtarılması için çalışmaktadır. Kemal'e karşı, ilk olarak emperyalizm, ikinci olarak feodal ağalar, üçüncü olarak din adamları ve dördüncü olarak liman şehirlerinin yabancı sermayeye bağlı ticaret burjuvazisi mücadele etmektedir."

Dersim, bugünkü Tunceli'nin eski adı. Ve Dersim tarihi, ayaklanmalarla dolu.

Padişahlara karşı ayaklanmışlar. Meşrutiyette ayaklanmışlar. Jön Türk hareketinde ayaklanmışlar. Sonuncu olarak da cumhuriyet yönetimine karşı ayaklanmışlar.

Kimler bunlar?

Osmanlının bile Tımar sistemine dahil edemediği şeyhler, ağalar, aşiret resileri... Yani yargı da kendileri olan, vergiyi de kendileri toplayan gençleri askere yollamayıp kendi muhafızları yapan, haydut çeteleri oluşturan feodal güçler.. Derebeyleri.

Niçin ayaklanıyorlar?

Bu geri düzen değiştirilmek istendiği için.

Komintern belgelerinde ( 1937 ), son Dersim ayaklanmasına neden olan ortam şöyle anlatılıyor.[1]

"Feodal unsurlar, Kemalist parti tarafından gerçekleştirilen reformlara rağmen, bugüne kadar ülkenin bu sapa bölgesinde barınmayı başarmışlardır... Dersim, Türkiye'nin ulusal ekonomisinin dışında kalmaktaydı. Öyleki başka bir vilyetten hiçbir tüccar, Dersim'de iş yapmayı göze alamazdı. Devletin Dersim'de askerlik yükümlülüğünü gerçekleştirmesi ve yasal vergileri toplaması, bugüne kadar mümkün olmamıştır."

Ve ekleniyor:

"İsyanın arefesinde tapu kadastro idaresi, feodal aşiret reislerinin elinde bulunan halka ait malların incelenmesi ve saptanmasına ilişkin hükümet önlemlerini uygulamaya başlamıştı. Bu durumda feodalizm, kendi yasadışı egemenliğinin iktisadi temellerini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu hissetti. İşte, özellikle bu önlem, isyana yol açan neden olmuştur."

Son Dersim ayaklanmasının çok kanlı bir biçimde bastırıldığı doğrudur. Hareketi yöneten komutanın, bu nedenle görevden alındığı da bilinmektedir. Ama Dersim ayaklanması nedeni ile Atatürk'ü ve Kemalizmi suçlamaya çalışanların öncelikle şu soruyu yanıtlamaları gerekir:

"Suçlamalar doğru ise Tunceli - yani Dersim - niçin yıllar boyu Atatürk'ün partisine oy vermiştir? Türkiye'de Kemalist partiye - ya da başka bir partiye - verilen oyların yüzde 70'leri aştığı başka bir il var mıdır?"

İşte Dersim gerçeği!.. Gerisi "laf-ı güzal."


Kaynak : A.Taner KIŞLALI - Bir Türkün Ölümü, s.22-24., Ümit Yayıncılık, 1997.
(Cumhuriyet, Mart 1996)
[1] "Komintern Belgelerinde Türkiye - Kürt Sorunu", Kaynak Yay., İstanbul, 1994


TARİHİNİ BİLMEYEN, BAŞKALARININ YALAN VE PROPAGANDALARINA GERÇEKMİŞ GİBİ İNANIR (Ali TARTANOĞLU)

«Hain’in dili, dini, cinsi, milliyeti olmaz; Kürt’ün de haini vardır, Türk’ün de…»(Uğur Mumcu)
Tarih 10 Kasım 2009. Meclis'te «Kürt'e Türk Satışı» müzakere ediliyor. Tam 10 Kasım'da... «Oh olmuş... İyi ki ölmüş!..» dercesine...
Bunu örtbas etmek için de iktidar mebuslarında bir Atatürk yalakalığı bir Atatürk yalakalığı... Kendimizden kuşkulanacağız neredeyse.

Diyorlar ki: «Atatürkçülük işte tam da budur.»

CHP Bursa milletvekili Onur Öymen kürsüye çıkınca patlıyor:
«Ne Atatürkçülüğü!.. Atatürkçülük, şehit kanı akmasın, analar ağlamasın diye teröristle, asiyle müzakere etmek midir? Çanakkale'de, Kurtuluş Savaşında, Şeyh Sait İsyanında, Dersim İsyanında analar ağlamadı mı? Analar ağladı, ağlayacak diye Atatürk asilerle, düşmanla müzakereye, uzlaşmaya mı girişti!..»
Kıyamet koptu. 1938'de Munzur Çayı kandan kıpkızıl olmuş... Bugün de mi öyle Saddam'lık(!)yapılsaymış... Öymen bugüne de aynı şeyi önererek ırkçılık, faşistlik yapıyormuş...Küreselleşmenin postmodernlik çağındayız ya; gerçeklik sen nasıl algılıyorsan öyle imiş, sen beyazı siyah algılıyorsan, gerçek de oymuş ya... Atarsın, belki yiyen bulunur!..

Bakalım, atılanlar yenir mi!?..

Birincisi: Ordu Munzur dağlarındaki eşkıya inlerini durup dururken mi bombalamış? Hırsızın hiç mi günahı yokmuş!..

Kimsenin suç işleyene, isyan edene verilen cezayı suçlamaması şartıyla, suç işleyeni, isyan edeni, kendi payımıza, suçlamayız. Bedelini öder, istediğini yapar!..

Dersim'i daha sonra anlatmak üzere, önce biraz ormanın bütününe bakalım.

Anzavur İsyanı (Bolu-Düzce), Yozgat, Çapanoğlu İsyanları, Hilafet Ordusu, Birinci ve İkinci Konya (Bozkır ve Delibaş) İsyanları, Ali Galip Olayı...

«Hain'in dili, dini, cinsi, milliyeti olmaz; Kürt'ün de haini vardır, Türk'ün de» derdi Uğur Mumcu. Bu isyanların büyük kısmı doğrudan «Türklerin» çıkardığı isyanlar. Sertlik dozu, isyanın çapına göre değişmiş ve bu isyanların da hepsi bastırılmış. Kimse «bunlar Türk'tür, varsın isyan etsinler» dememiş.

Ortaokulu ve liseyi okuduğumuz Konya'da Delibaş İsyanının öykülerini dinlerdim sık sık. İsyan sırasındaki baskın ve çatışmalarda ölenlerin sayısı bir yerlerde mutlaka kayıtlıdır. Ama Konyalıların dilinde «her gün 11 kişi asılırdı» sözü vardı.

Ali Galip kim? Kayserili bir Türk. Atatürk'le aynı sıralardan yetişip Harbiyeyi bitirmiş, Osmanlı ordusunda yarbaylığa kadar yükselmiş. 1911'de ordudan ayrılıp 1919'a, Mondros Mütarekesi dönemine kadar, kendi ifadesiyle, ziraat ve ticaretle uğraşmış. Tam Erzurum Kongresi sonrası, Sivas Kongresi arifesinde İngiliz işgalcilerin telkiniyle Damat Ferit Hükümeti tarafından Elazığ valiliğine atanmış. Niye? Azılı bir İttihat-Terakki ve Mustafa Kemal düşmanı olduğu için. İngilizler ve işbirlikçi Damat Ferit, Milli Mücadeleyi önlemek için ülke yönetiminde etkin noktalarda bulunan millicileri tasfiye etmek, yerlerine de adeta kuyudan adam çıkartırcasına memuriyetten ayrılalı sekiz sene olmuş Ali Galip gibileri getiriyor. Çünkü önce Amasya Tamimi, arkasından Erzurum Kongresi, şimdi de Sivas Kongresi derken, İngilizleri ve işbirlikçisi Osmanlı yönetimini bir telaşın aldığı açık.

Plan İstanbul'da Damat Ferit ve onun Bakanları ile İngiliz yüksek komiseri de Robeck tarafından İstanbul'daki Kürtçülerle birlikte hazırlanmış. Sivas Kongresinin toplanmasına kesinlikle mani olunacak; Kongre basılacak Atatürk ve Rauf Bey ile diğer ileri gelenler «ölü veya diri» ele geçirilecek... İngiliz Casusu Yüzbaşı Noel o zaman zaten bölgede. Bölgeden ayrıca Kürt Bedirhanlı aşiretinden Celadet ve Kamuran Ali ile Diyarbakırlı Cemil Paşazade Ekrem silahlı Kürtlerle onun emrine girecek. Malatya Mutasarrıfı Halil Rami de Kürt ve onlarla birlikte. Bunların başında da Vali Ali Galip.

İstanbul'un derdi Milli Mücadeleyi önlemek. İngilizler de elbette bunu istiyor ama, bu arada hazır Osmanlı çökerken Kürtlere de kendi güdümlerinde bir sözde bağımsız toprak sağlamak.. Ali Galip ahmağı ise bunlardan habersiz, sadece iki rütbe alıp general olmak ve İttihatçılara olan kinini kusmak istiyor. Çünkü Meşrutiyetin ilanından sonra İttihatçı hükümetler döneminde hiç terfi edememiş ve bu yüzden kızıp, küsüp emekliye ayrılmış.
Osmanlı hükümeti Türk, Sadrazam Ferit Türk, Ali Galip Türk...

Dedik ya, hainin Kürdü Türkü olmaz!
****

Dersim'e gelmeden önce bir de şu Kürt isyanlarına daha geniş bakalım.

Efendim baskılar varmış da, ezilmişler de dillerini konuşamamışlar da... Onun için bilmem şu kadar isyan çıkmış.

Osmanlı ne yaptıydı da taaa 1850'lerde Bedirhanlılar, 1870'lerde Şeyh Ubeydullah isyan ettiydi?..

Osmanlı dönemindeki bu isyanların, Tanzimat reformları çerçevesinde yapılmak istenen kıyafet filan gibi basit yeniliklere tepkilerden, daha sonraları da Osmanlı'nın bölgede Ermenilere bağımsızlık vereceği, Kürtlerin de Ermeni hakimiyetinde kalacağı söylentilerinden başka hangi gerekçeleri vardı?..

Başımıza, bugün de devam eden Ermeni sorununu açan olayların başlangıcı Türk-Ermeni çatışması mıydı, yoksa Kürt-Ermeni çatışması mıydı? Osmanlı bu çatışmalarda Kürtleri kayırdığı gerekçesiyle İngiliz, Fransız ve Ruslar tarafından az mı baskı gördü?..

Yunan Bursa'yı ele geçirip, Anadolu içine doğru ilerlerken, ortada ne Cumhuriyet, ne Tunceli Kanunu, ne İskan Kanunu ve hiçbir baskı yokken Kocgiri isyanı niye çıktıydı peki?

Hem isyan edeceksin, en kritik günlerde beni bir anlamda arkadan vuracaksın; hem başaramayacaksın; hem de niye cezalandırıldım diye bağırıp duracaksın. Seksen yıl sonra bile...

Yok öyle şey!.. Sen kazansaydın maaşa bağlayıp, konak verip oturtacak mıydın Mustafa Kemal'i? Hatta, kazansalardı Anadolu'da Türk bırakacaklar mıydı? İngiltere Başbakanı Gladstone'un ağzından «Asya'dan gelmişlerdir, defolup gitsinler Asya'ya!!..» diye bağırıp durmuyorlar mıydı 1850'den beri?

Gelelim Dersim İsyanı'na... Dersim İsyanı, Tunceli Kanununun uygulanmaya başlaması üzerine çıkmış. Kanun 1935 Aralığında kabul edilip 1936 Ocağında yürürlüğe girmiş.

Dersim ilginç bir yer. Halkı Alevi-Bektaşi. Ama nasıl olmuşsa olmuş, çok eski tarihlerde, belki yüzyıllar önce, hatta belki Türklerin Anadolu'ya gelişini takiben, Bilal Şimşir'in tabiriyle «bir Sünni denizinin ortasında bir ada gibi» kalmış. Yüzyıllarca, kendilerini kuşatan Sünnilerin aşağılamalarına, itip kakmalarına, baskılara maruz kalmışlar. Dağlara sığınmış ve tepki olarak kendilerini Kürt saymaya başlamışlar.

Yani, en başta, Dersim sorununun temelinde bir Sünni şeriatçılığı bulunduğunu çok rahat söylemek gerekir. Alevilerin laik Cumhuriyeti çok kolay benimsemelerinin altındaki gerçek de bu.

Bölge, iklim ve coğrafya itibariyle tarıma elverişsiz. Geçim kaynakları son derece sınırlı. Halk son derece yoksul. Hele o tarihlerde yol, iz de yok. Buna karşılık bolca ağa, şeyh, seyit, mir var. Geçim bunlar açısından da zor. Çareyi eşkıyalıkta, yakın çevredeki, ovalardaki köyleri, kasabaları basıp, hayvanına hasadına el koymakta bulmuş; bunu yaparken kendilerinden de beter durumdaki köylüleri kullanmışlar. Ele geçenlerin ölmeyecek kadarını da bunlara bırakmışlar.

Sık sık olaylar, isyanlar çıkmış; sık sık polisiye, askeri tedbirler uygulanmış. Bu yüzden sükunet de ancak bir süre hakim olmuş; sonra yine eski duruma dönülmüş. 1937'ye gelinceye kadar 1876'dan bu yana 11 kez askeri tedbirlere başvurmayı gerektiren olaylar çıkmış bölgede. Osmanlı Dersim'i bu asayiş boyutu dışında adeta yok saymış. O kadar ki, Tanzimat'tan sonra idare yeniden düzenlenip iller, valilikler kurulurken Dersim yine yok sayılmış.

Bu durum, işte Tunceli Kanununun çıktığı 1935'e kadar aynen devam etmiş. Cumhuriyet hükumeti o sırada zaten idareye yeni bir düzen vermekte, yeni iller ilçeler kurmakta. Dersim de özellikle bu asayiş sorunu dikkate alınarak, ama bu defa öyle gelip geçici nitelikte değil, kalıcı bir düzen sağlanması amacıyla daha ziyade bir ıslahat programı çerçevesinde ele alınmış. Tunceli Kanunu, işte bu ıslahat programının adı.

Yani konunun üzerine sadece askeri yöntemlerle gidilmeyecek. Aynı zamanda Yöre, baştan ayağa medenileştirilecek: okuluyla, yoluyla, suyuyla, hastanesiyle, köprüsüyle.

Tunceli Kanunuyla birlikte kurulan Dördüncü Umumi Müfettişliğe getirilen Korgeneral Abdullah Alpdoğan, önce aşiret reislerini bir araya getirip ıslahat programını anlatmış. Reis efendiler orada seslerini çıkarmamış; hatta memnun görünmüşler. Ama dönerken yolları üzerindeki bütün köprüleri havaya uçurmuşlar.

Aslında bu alt yapı yeniliklerinin ağaların, şeyhlerin, seyitlerin hoşuna gitmeyeceği biliniyor. Çünkü bu yenilikler sosyal yapıyı da değiştireceği için eski nüfuzlarını, çıkar olanaklarını kaybedecekler.

Yani, Tunceli Kanunu, ortada bir isyan bulunduğu için, bu isyanı bastırmak için çıkarılmış değil. Yöreyi medenileştirelim, insanlara aş iş sağlayalım, böylece asayişsizlik ve isyan potansiyelini en aza indirelim denmiş.

Ama tahmin edilenler de gerçekleşmiş. Köprüler, yollar, okullar yapılmaya başlanır başlanmaz, homurdanmalar da başlamış. Homurtular giderek eyleme dönüşmüş ve 21 Mart 1937 gecesinden itibaren askeri karakollar basılmaya başlanmış. Askeri birlik karargahlarına aynı anda baskınlar düzenlenmiş. Telefon telleri kesilmiş. Ama en ilginci köprüler yakılıp yıkılmış.

Ayaklanmanın elebaşı Seyit Rıza. Onun çağrısıyla Yusufanlı, Kureyşanlı, Abbasuşağı, Bahtiyar, Haydaran aşiretleri katılmış ayaklanmaya. Asi aşiret reisleri bir ltimatom göndermiş hükümete. İstekleri şunlar:
Jandarma dersimden çekilsin. Yeni köprüler yapılmasın. Yeni idari yapı oluşturulmasın. Silahlarına el konulmasın. Vergiler, hükümetle aralarında paylaşılsın.
Bunun üzerine hava kuvvetleri desteğindeki kara birlikleri dört bir yandan asileri kuşatmış. Sarp kayalık dağlardaki mağaralarına doğru sıkıştırmış. Asiler paniğe kapılmış. Ayaklanmanın elebaşlarından Demenanlı Cebrail, Seyit Rıza'ya «teslim olalım» demiş, ama ikna edememiş.

Mayıs'ta başlayan ayaklanma Eylül'de tamamen bastırılmış. Elebaşlarından Roznaklı Kamer, Demenanlı Cebrail, Yusufhanlı Ağdatlı Kamer, Kureyşanlı Hasso Seydo, Bahtiyar Aşiretinden Şahin sağ olarak yakalanıp mahkemeye sevk edilmiş. Seyit Rıza'nın bir oğlu ağır yaralanmış, diğer oğlu teslim olmaya karar vererek babasından ayrılmış. Seyit Rıza'nın sağ kolu Koçgirili Alişir, Bahtiyarlı Şahin'in amcası Alişan öldürülmüş. Seyit Rıza önce dağlardaki mağaralara saklanmış, 12 Eylül 1937 günü de iki adamıyla birlikte teslim olmuş.

Yargılanan 58 isyancıdan 11'i idam'a, 33'ü ağır hapse mahkum edilmiş, 14'ü beraat etmiş. İdam'a mahkum edilenlerden dördü çok yaşlı olduğu için cezaları 30'ar yıl hapse çevrilmiş; dolayısıyla sadece 7'si idam edilmiş.

Türkiye'deki ABD Büyükelçisi ayaklanmayı kendi başkentine şöyle anlatmış:
«Dağlık olan coğrafi yapısından dolayı, bölgenin erişilmesi güç bir durumda bulunması, bölge halkının geri kalmışlığı, sorunun temelini oluşturmakta. Sert iklim şartları, toprağın işlenmesinde önemli güçlükler yaratıyor. Hırsızlık ve eşkıyalık yörede oldukça yaygın ve yalnız yöre insanları değil, komşu vilayetlerin insanlarını da etkileniyor. Toplumun sosyal yapısı tipik feodal özellikler taşıyor; geniş halk yığınlarının hükümetle olan tek irtibatını aşiret reisleri sağlıyor. Türk hükümeti ekonomik açıdan sorunu çözmeye çalışıyorsa da, yöre insanları yollar, okullar, köprüler vs., yapılmasına karşı koyuyor. Son ayaklanma, hükümetin, bölgenin sosyal ve ekonomik şartlarını ıslah etmek üzere geliştirdiği reform programını, daha önce elde ettikleri haklara tecavüz olarak gören aşiret reisleri tarafından başlatıldı.»

Başbakan İsmet İnönü, 14 Haziran 1937 günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde konu hakkında bilgi verirken; böyle bir direnişin beklendiğine işaret ettikten sonra,

«Şimdiye kadar olan Dersim tecrübeleri, orada hükümetin bir emrine karşı muhalefet olunca, mühim bir kuvvet toplayarak o mıntıkada ciddi tedibat yapmak ve bırakmak... Biz buna «sel seferleri» dedik. Memleketin bir tarafında bir hadise çıkınca onu kuvvetli bir surette ve sel halinde gelip geçmekten bir fayda hasıl olmayacağı kanaatinde bulunduk. Biz muhalefet edenlerin mukavemetlerini bertaraf ettikten sonra kendi programımızın hiçbir şey olmamış gibi takip olunmasını esaslı vazifemizden saydık. ... Yol yapıyoruz, mektep yapıyoruz, karakol yapıyoruz. ... Cumhuriyet Hükümeti oraya ıslahat programını süs olarak, heves olarak götürmedi. Ne kadar müşkülata uğrarsa, ne kadar çok sene sürerse (sürsün) yaz ve kış bu programı biz orada tatbik edeceğiz» demiş.

İngiltere Büyükelçiliğinin 1937 tarihli Türkiye raporunda da şu bilgiler var:
«Dersim bölgesinde iki yıl önce başlatılan özel reform programına tepki olarak ayaklanma çıktı ve bastırıldı. Bastırmak için asker ve uçaklar kullanıldı. Hükümet kuvvetlerinin zayiatı: 1 subay (teğmen) ile 28 asker şehit; 3 subay ile 46 asker yaralı. Asilerin zayiatı: 265 ölü, 20 yaralı, 27 yakalanan, 849 teslim olan. ... Aralarında Seyit Rıza'nın da bulunduğu 7 kişi idam edildi. Hükümet asilere karşı nispeten yumuşak ve merhametli davrandı. Geçmişte jandarmanın sert davranması ters tepmiş.» (Bilal N. Şimşir, Kürtçülük-II, s. 374-416, Bilgi Yayınevi, 2009, Ankara.)
Demek ki hadisenin Kürtleri yok etmekle, hele hele Alevilerle hiçbir alakası yok.

Asilerin kuvvetinin (İngiliz raporlarında) 1500-2000 bin kişi olduğu belirtiliyor; bu sayıyı üç-beş bine kadar çıkaranlar da var. Arazi takibe son derece elverişsiz. Asiler tıpkı bugünkü PKK gibi dağların zirvelerindeki mağaralara saklanabiliyor. Hava kuvvetlerinin kullanılması bu nedenle zorunlu olmuş.

İsyanın, hükümet baskısıyla, adaletsizlikle, dil konuşturmamakla ve saire ile de hiçbir alakası yok. Devlet, güvenliğin hiç bulunmadığı bir yerde güvenliği tesis edebilmek için alt yapı hizmeti götürüyor. Yörenin, çıkarları zedelenen veya zedelenecek olan güç sahipleri düpedüz «yol istemezük, köprü istemezük...» diye ayaklanıyor. Askeri birlik karargahı, askeri karakol basıyor, subay şehit ediyor, asker şehit ediyor. Köprü uçuruyor.

Evet. Tunceli kanunu, yeni kurulacak ile atanacak ve askeri yetkilerini de taşımaya devam edecek olan general rütbesindeki valiye neredeyse bir bakanınki kadar geniş yetkiler vermiş. Yargılamalarda sert düzenlemeler yapmış. Yasa bu haliyle bir olağanüstü hal, hatta sıkıyönetim yasasına benzetilebilir.

Ama ayaklanma yasanın bu özelliklerine tepki olarak çıkmamış. Çünkü bu hükümlerin uygulamalarına başlama fırsatı bile henüz doğmamışken isyan çıkmış. Yani tıpkı Patrona Halil isyanı gibi bir tür «medeniyet istemezük» hadisesi.

İsyan eden, ancak kazanırsa haklıdır, başarılıdır. Kazanamazsa veya kazanıncaya kadar başına gelene katlanır.

Sonra... Yukarıda değindik. Türk'ün de haini var. Asi Türkler de var.

Niye bir Allah'ın kulu Delibaş isyanında asılanlardan, çatışmalarda ölen asilerden «insan hakları» adına söz etmez!..

Kürtlere sevdanın yolları, Türkler niyazi mi?!..

Amerika taa 10 bin kilometre öteden kalkıp gelip Irak'ta asi Saddam cezalandırıyor, onu alkışlıyorsunuz!..

Mustafa Kemal de Osmanlı için asi değil miydi? Başaramasaydı asılmayacak mıydı? Hakkında zaten idam cezası verilmemiş miydi?

Veee... Kim vermişti idam cezasını?

Kürt (namı diğer: Nemrut) Mustafa Paşa!!!!..

Mustafa Kemal kazandı; haklı oldu.

Öyle Sam Amca'nın şapkasına saklanmak, Mitterrand Yenge'nin eteğinin altına, İmam Recep'in oy sandığına gizlenip el şeyiyle gerdeğe girmek yooook!!..

İsyan eden, isyan etmek derken, silah çekip asker, subay öldüren Türk kayrılmış mı?!..

Bir Türk olan «Damat Ferit» adı, günümüz siyasi literatüründe hala «hain» e karşılık gelmiyor mu?

Osmanlı Atatürk ve arkadaşları hakkında idam kararı verirken onların Türklüğünü dikkate almış mıydı?

Buna karşılık, Atatürk ve yakın arkadaşları dışında, başka pek çokları yanında Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey için de verdiği idam kararını, daha önceki her türlü bozma ve hatta beraat kararına rağmen uygulatma fırsatı bulan Kürt (Nemrut) Mustafa Paşa, bu insanlar Türk olmasaydı, hele Kürt olsaydı aynı idam kararını verir miydi?

Siz Türklere «salak» mı demek istiyorsunuz?!..
* * *
Atatürk Hakkındaki İdam Fermanı...
Dosya Tasnifi
Harbiye-Divan-ı Harp
DOSYA No : 70

Harbiye Nezareti
Adliye-i Askeriye Dairesi
Şube :
Adet : 705

PADİŞAH BUYRUĞU

Mehmet Vahidüddin
(ONAY)

«Kuvayı Milliye adı altında çıkardıkları fitne ve fesatla, anayasaya aykırı olarak halktan zorla para toplamak, asker almak, bunun aksine hareket edenlere işkence ve eziyet ederek şehirleri yakıp yıkmaya kalkışmak suretiyle iç güvenliği bozanların tertipçisi oldukları iddiasıyla haklarında dava açılan,

Üçüncü Ordu Müfettişliğinden alınarak askerlik mesleğinden çıkartılmış bulunan Selanikli Mustafa Kemal Efendi, eski yirmi yedinci fırka kumandanı miralaylıktan emekli İstanbullu Kara Vasıf Bey, Eski yirminci kolordu kumandanı Mirliva Salacaklı Fuat Paşa (Ali Fuat Cebesoy) ile Eski Vaşington elçisi ve Ankara milletvekili Midillili Alfred Rüstem ve sıhhiye eski müdürü İstanbullu Doktor Adnan Bey (Adıvar) ile Üniversite Batı Edebiyatı eski öğretmeni Halide Edip Hanımın, ayrıntıları 11 Mayıs 1336 (1920) tarihli ve 20 numaralı karar tutanağında yazılı olduğu üzre, Mülkiye Ceza Kanunu'nun kırk beşinci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle elli beşinci maddesinin dördüncü fıkrası ve elli altıncı maddesi uyarınca, sahip oldukları askeri ve mülki rütbe ve nişanlarla, her türlü resmi ünvanlarının kaldırılmasına ve idamlarına, halen firarda bulunmaları dolayısıyla kanun hükümleri gereğince mallarının haczedilerek, usulüne göre idare ettirilmesine dair İstanbul bir numaralı sıkıyönetim mahkemesi tarafından gıyaben verilen hüküm ve karar, ele geçirildiklerinde tekrar yargılanmak üzere tasdik edilmiştir.»

Bu Padişah Buyruğu'nu yürütmeye Harbiye Nazırı görevlidir.

24 Mayıs 1336 (1920)

Sadrazam ve Harbiye Nazırı Vekili

DAMAT FERİD
(NOT: Söz konusu İstanbul 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi, başkanlığını Kürt Nemrut Mustafa Paşa'nın yaptığı mahkemedir A:T) Ali TARTANOĞLU


DERSİM AYAKLANMASINI KÜRTÇÜLER ÇIKARTTI (Rıza ZELYUT)

1937/38′de yaşanan Dersim isyanı, bu bölgedeki en son ayaklanmadır. Ve ayaklanmanın Alevilerin haklarıyla ya da talepleriyle en küçük ilgisi yoktur. Yarınki yazımızda ortaya koyacağımız gibi; bu bölgedeki derebeyleri, seyit olsun, aşiret reisi olsun; Aleviler uğruna tek kurşun atmamışlardır. Ve bu derebeyleri; kendilerine Alevi kesimi temsil ederek gelen iki önemli Alevi büyüğünü de reddetmişlerdir. Bu yüzden DTP’lilerin, Dersim olaylarını Alevi hareketi gibi gösterme gayreti, 1919′dan beri sürdürülen Kürdistan yaratma projesinin bir parçasıdır. Bunu tarihi olayları tek tek inceleyerek görebiliriz:

TUNCELİ’DE Kürt YOKTU
Tunceli bölgesini gezenler göreceklerdir ki; burası yerleşime uygun olmayan; ulaşılması çok zor bir coğrafyadır. Daha çok devlet baskısından kaçan grupların saklandıkları bir coğrafya özelliğini gösterir Tunceli. Sivas’ın doğusuna kadan uzanan bir bölgeyi kapsayan Tunceli’nin en eski halkı Zaza’lardır. Bunların dili ve kültürü ile Kürtlerin dili ve kültürü arasında hiçbir bağ yoktur. Bu bölgeye Türkler; MÖ 5. yüzyılda Kafkasya’nın kuzeyinden inmişlerdir. Sakaların (Sarı Türkler) kalıntıları bölgede beyaz tenli, yeşil gözlü insanlar olarak karşımıza çıkıyor. MS 395′den başlayarak Hun Türklerinin Ağaçeri (Tahtacı) kolu da Kafkasları aşarak Bizans’la işbirliği halinde bu bölgeye ve Toroslara yerleştiler. (Buna ilişkin ayrıntıları Anadolu Aleviliğinin Kültürdel Kökeni Türk ALEVİLİĞİ isimli kitabımızda gösterdik). Daha sonra Oğuzlar 950′lerden itibaren bölgeye geldiler. Buralar daha sonra Türkmenlerin elinde kaldı. İran’da Alevi (Kızılbaş) Türkmen devleti devleti kuran Şah İsmail, Tunceli’nin çevresine de hakim oldu. 1514′te çaldıran Savaşı’ndan sonra Osmanlılar Tebriz’e kadar girdiler. Bu süreçte Kürtler;: Osmanlılara yardım ettiler. Fakat Kemah; Alevilerin elinde idi. Burasını 1515 mayısında zorlu bir kuşatma ile Yavuz Selim ele geçirdi. Bölgedeki Alevilerin son kalesi düşünce buradaki Alevi Türkmenler de Tunceli bölgesine kaçtılar. Böylece; Tunceli’deki Türkmen nüfus yoğunluk kazandı. Bu dönemde Tunceli ve çevresinde Kürtler yoktu. Onlar daha çok İran sınırında bulunuyorlardı. Osmanlılar ile birleşen Kürtler; Kızılbaş Türkmenlere kılıç sallamaya başlayınca; devletin desteği ile Batı’ya doğru yayılma fırsatı elde ettiler. Tarih açıkça gösteriyor ki; Kürt derebeyleri; Doğu Anadolu’daki Alevi Türkmenleri yok etmede Osmanlı Devleti ile işbirliği yaptılar. Bunun kanıtlarını, 19 Kasım tarihli yazımda tarih ve kaynak göstererek ortaya koydum. Farklı bir etnik kökenden gelip bugün Kürtçülük yapan Ahmet Türk; dedesinin daha 20. yüzyılın başlarında Hamidiye Alayı bayraktarı olarak bölgedeki Alevilere ne yaptığını bilmiyor değil. Kürt derebeylerinin ve Osmanlı yobazlarının Alevilere yaptıkları zulmü, Kemalist cumhuriyete yıkmaya çalışanlara ancak cahiller ve ahmaklar inanır.

SİVAS- KOÇKIRI İLE BAŞLADILAR
Dersim bölgesi Osmanlılar döneminde yağma hareketleri ile öne çıkmıştır. Kurtuluş Savaşı başlatılırken bu bölgede Koçkırı isyanı patlak verdi. Sivas’ın doğusundaki ve Dersim’in batısındaki Alevi aşiretlerin yer aldığı bu ayaklanmadaki amaç; bağımsız bir Kürt devleti kurmak idi. Bu gerçeği öğrenmek isteyenler, mutlaka; Baytar Nuri diye bilinen Dersimli Veteriner Mehmet Nuri’nin yazdığı Kürdistan Tarihinde Dersim isimli kitabı okumalıdırlar. Baytar Nuri; sıkı bir Kürtçüdür ve Kürdistan Teali Cemiyeti üyesidir. Kitabında, Türklere etmediği hakaret kalmamıştır ve yazdıklarını ‘İntikam, intikam, intikam!’ çığlıkları ile bitirmektedir. Kendisine, Koçkırılı Alişer yardımcı olmaktadır. Bu ikili Seyit Rıza’yı da yönlendirmektedir.
Türkiye, işgal edilmiş; Ankara’da yeni bir Meclis kurulmuştur. Yunan ordusu Batı Anadolu’dan Bursa’ya doğru işgalini sürdürmektedir.
İşte tam bu sıradaki durumu; Baytar Nuri şöyle anlatıyor: ‘Dersim’e giderek babam ve Seyit Rıza ile görüştüm. Alişer ile işbirliği yapmalarını sağladım. (…) Artık Dersim’de büyük bir kaynaşma başlamış ve Ankara hükümetinden Kürdistan’ın muhtariyetinin kabul edilmesi isteği ileri sürülmüştü. (…) Dersimliler adına mufassal (ayrıntılı) bir rapor tanzim ederek Kürdistan Teali Cemiyeti vasıtasıyla İtilaf Devletleri (işgalci devletler) temsilcilerine gönderdik. (…) bağımsız bir Kürdistan yaratılmasını istedik.
(…)336 yılı (1920) başlangıcında Kangal İlçesi’nin Yellice Nahiyesi’nin Hüseyin Abdal tekkesinde önemli bir toplantı yaptırmıştım. (…) toplantıda bulunanların cümlesi ant içerek Sevr Anlaşması’nın takibini ve Diyarbakır, Van, Bitlis, Elaziz, dersim, Koçkırı mıntıkasını ihtiva eden bağımsız bir Kürdistan teşkilini başarmak için silaha sarılmaya ve sonuna kadar savaşmaya tam bir ittifakla karar verdiler. (sayfa 125-126)’

15 Kasım 1920′de Hozat’ta bir toplantı daha yapılıp Kürdistan’ın tanınması için Ankara’ya ültimatom verilir. Yoksa silahla bu hakkı alacağız diyenler; Batı Dersim Aşiret Reisleri olarak ültimatoma imzalamışlardır. (Aslı için bak: s. 129)
Ne yazık ki Kuvayı Milliye güçleri Türkiye’yi kurtarmak için Batı’da Yunanlılarla çarpışırken Batı Dersim aşiret reisleri; Seyit Rıza’nın da desteği ile Koçkırı ayaklanmasını başlatmışlardır. Böylece Ankara hükümetini arkadan vurmaya kalkışmışlardır. İşin içinde İngilizlerin olduğunu görmemek mümkün de değildir.
Kuzeyde Pontusçularla da mücadelenin sürdüğü bir dönemde bu ayaklanma güçlükle bastırılmıştır. İdama mahkum edilenler arasında, kaçaklardan Baytar Nuri ile Alişer olduğu halde; tümü de Atatürk tarafından affedilmişlerdir. Ankara hükümetinin isyanı bastırırken halka dokunulmadığı, Atatürk ve Türk düşmanı Baytar Nuri’nin yazdıklarından anlaşılmasına karşın; günümüzdeki bazı sözde aydınlar; bu operasyonu bile katliam gibi göstermeye çalışmaktadırlar. Halbuki; ankara hükümeti, 1937 yılına kadar Dersimliler’e gayet hoşgörülü davranmıştır.

İŞTE SİZE SEYİT RIZA (Rıza ZELYUT)

Bugün, Tunceli halkını kışkırtmak isteyenler; 1937/38 Dersim olaylarını ve bu ayaklanmada başroldeki aşiret reisi Seyit Rıza’yı kullanıyorlar. Dünkü yazımda ortaya koyduğum gibi; Seyit Rıza’yı ve 7-8 kadar Alevi aşiret reisini kandırarak Kürdistan için ayaklandıranlar; Kürdistan Teali Cemiyeti’nin üyeleridir. Bunlardan birisi Baytar Nuri, diğeri; Koçkırı isyanının elebaşılarından Alişan’ın torunu Alişer’dir.
Tunceli bölgesindeki aşiretler; silahlı birlikler oluşturmuşlar; Osmanlı Devleti zamanında da çevredeki karakollara ve garnizonlara saldırmışlardır. Böylece yağma ve çapul eylemlerini yaymışlardır. Seyit Rıza da bu çete reislerindendir. Bu eylemleri yüzünden daha Osmanlı Devleti zamanında idama mahkum edilmiştir. İşte size o belge: ‘(28/Z /1330 (Hicr”) (08.12.1912) Pazartesi: Dersim’in Yukarı Abbasi (Abbas Uşağı) Aşireti Reisi olub gıyaben idam cezasına mahkum olan Seyid Rıza’nın hukuk-ı şahsiye davası baki olmak üzere afvı. (Başbakanlık Osmanlı Arşivleri Dosya No : 156, Gömlek No : 1330/Z-04, Fon kodu : İ,.MMS)’
Okuma yazma bile bilmeyen Seyit Rıza; bölgedeki Aleviler tarafından ocak başı da kabul ediliyordu. Ocak kavramının Türklere has olduğu bir gerçek olmasına karşın, Seyit Rıza kendisini Kürt sanıyordu. Bu yüzdendir ki Seyit Rıza, 1921 başlarında başlatılan Batı Dersim aşiretlerinin de yer aldığı Koçkırı İsyanını destekledi. Bu olay Ankara hükümeti tarafından affedildi. Sonraki dönemi Veteriner Nuri şöyle anlatıyor: ‘Dersim fiilen bağımsızdı, idare başkanlığını Seyit Rıza ele almıştı ve Kürdistan adına faaliyetlerine devam ediyordu. (Kürdistan Tarihinde Dersim, s. 132)’
Seyit Rıza Tunceli merkezi silahlı adamlarıyla işgal ediyor; devlet, araya nasihat heyeti koyuyor; 1924 yılında Hozat’ı basıyor; TBMM’ye nota veriyordu. Bununla da yetinmiyor; Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na arka çıkarak cumhuriyet düşmanlarını koruyor. Terikkiperverci Hasan Hayri kaçarak onun korumasına giriyor. (Aynı eser, s. 169) ‘Ağdat denilen Seyit Rıza mıntıkasında Kürdistan bayrağı dalgalanıyordu. (sayfa 163)’
Kürt AYAKLANMALARINDA
Türkiye; İngiltere ile Musul sorununu görüşürken, 1925 yılında Şeyh Sait İsyanı patlak verdi. Seyit Rıza ve diğer Kürtçü Dersimliler; bu eyleme katılmadılar. Çünkü; mezhep tartışması yaşanmış ve Şafii Kürtçülerin tutumu; Dersimlileri kızdırmıştı. Lakin; bunlar Türk ordusunun Dersim’e girmesine karşı çıkmışlardı. Buna karşın Doğu Dersim aşiretlerinden Hıran, Lolan, İzolan, Şuran aşiretleri ise Şeyh Sait kuvvetlerine karşı Türk ordusunun yanında savaştılar.
Cumhuriyet hükümeti, 1926 sonunda yeni bir af kanunu çıkartarak, devlete karşı isyan etmiş olanları affetti ve Anadolu’nun ortalarına sürülmüş aşiret önderlerinin kendi yurtlarına dönmelerine izin verdi. Atatürk; Dersim’e 1926 yılında arabulucu olarak Vali Ali Cemal’i (Murat Bardakçı’nı dedesi) gönderdi. Bektaşi olan Ali Cemal; Seyit Rıza’ya onca sözler vermesine karşın etki yapamadı. 1927 yılında Koçan Aşireti ile Elazığ’daki Türk askeri gücü arasında çarpışmalar oldu. 1928 ve 1929′da gelen istihbarat bilgileri; Seyit Rıza ile Kürtçü Hoybun Cemiyeti’nin, İngilizlerin, Sultan Abdülhamid’in oğlunun; Dersim’e bağımsızlık sağlamak için savaşan Alişer’in ilişkili olduğunu gösteriyordu. Buna karşın, cumhuriyet hükümeti zor kullanmıyordu. Yeni Vali İbrahim Tali; 1929′da; Seyit Rıza’yı saldırılardan vazgeçirmek için ona 2 bin lira para ve bir sandık dolusu da hediye bile yolluyor; lakin o, rakip aşiretlerin köylerini basıyor; adamları da karakollara saldırıyordu. Bunlar; Doğu’ya doğru yapılan tren hatlarının da Kürtleri imha için yapıldığını yayıyorlardı (Aynı kitap, s. 223). Sivaslı Murat Paşa’yı öldüren çeteler de ona sığınıyorlar; devlet bu adamları teslim etmesini istiyor ama Seyit Rıza reddediyordu (sayfa 207)
İş bu kadarla da kalmıyor. Ağrı çevresinde yeni bir Kürt isyanı başlayınca Seyit Rıza ve Keçelan aşireti, isyancıları desteklemek amacıyla 1930′da Erzincan ve Erzurum taraflarındaki Türk garnizonlarına saldırılar düzenliyorlar. (Sayfa 256). Bütün bu saldırganlıklara karşın; cumhuriyet yönetimi; Dersimlileri barış yolundan ikna etmek için 1931 yılında üçüncü kez af çıkartmış ve devlete ve şahıslara karşı bu aşiret reislerinin işlediği suçları affetmişti. Lakin; bunca barışçı önlemler bir işe yaramamıştı.
1936 sonlarına doğru Fransa ile Türkiye Hatay sorunu yüzünden savaşın eşiğine gelince; Dersim’deki Kürtçü aşiretler, Seyit Rıza’nın önderliğinde yeniden saldırgan hale geldiler. Hükümetin buraya genel vali olarak gönderdiği General Abdullah Alpdoğan; barış yoluyla Dersim’i ülkenin bir parçası haline getirmek istedi ama Seyit Rıza buna silahla cevap verdi. Böylece 2 yıl sürecek son çatışmalar başlamış oldu.


DERSİM EDEBİYATI (ÖZDEMİR İNCE)
50-60 yıl hep okudum. Edebiyatın başyapıtlarından çoğunu okuduğumu sanıyorum. Birkaçını da Türkçeye ben çevirdim. Tarihsel roman mı? Tolstoy’un Savaş ve Barış’ını lise birinci sınıfta, beş numara gaz lambasının ışığında okudum ve o yıl sınıfta kaldım. Yazınsal etik ve estetiğin ölçüsü Savaş ve Barış’tır! Demek ki dürüst ve nesnel olunacak!

Dedelerin, ninelerin, nenelerin anlattıkları “naylon tarih” üzerine bina edilen yazınsal yapıtlara güvenemem. Anı okumak daha kolay: Anlatılanların tersinin de mümkün olduğunu düşünürüm. Bu nedenle, genç bir yazar hanımın (hanımların) bu tür konularda yazdıkları yazınsal (edebi) yapıtları okumam, okumaya vaktim yoktur. Ancak, kendileriyle yapılan söyleşileri mutlaka okurum ve zihniyetlerini öğrenirim.

SAPTIRMALAR
Bugünkü dersimiz “Dersim Edebiyatı”! “Dersim Edebiyatı” yalanlarla, dolanlarla, saptırmalarla, düzmece ağıtlarla tıka basa doludur. Cumhurbaşkanı Gül’ün ziyareti nedeniyle Dersim tekrar gündeme geldi. Cumhurbaşkanı Gül’e, 71 yıl (1937-1938) önce meydana gelen Dersim olaylarının ardından yetim kalarak evlatlık verilen çocukların bulunması için mektup-dilekçe verilmiş. Bu konuda öyle uyduruk şeyler okuyoruz ki sanki yetim kalan Alevi-Kürt çocuklar Yeniçeri Ocağı’na çocuk toplar gibi toplanmış izlenimi doğuyor.

Genç romancı Sema Kaygusuz “Yeryüzünde Bir yer” adlı roman yayınlamış. Dersim sürgünü babaannesinin izini sürüyormuş. “Dersim sürgününün konuşulma vakti geldi!” (Taraf, 18.10.09) diyor. “Dersim katliamı”ndan söz ediyor (Radikal Kitap, 02.10.09).
Basında bu türden tezvirat, tevatür, soyutlama, saptırmalar birbirini izliyor.

Bu da yetmiyormuş gibi, Ermeni, Süryani, Pontus soykırımlarından sonra Dersim soykırımı da icat edildi: 14 Kasım 2008 tarihinde, Brüksel’de Avrupa Parlamentosu tarafından “Dersim’de Alevi Kürtlere soykırım uygulandı” konulu bir toplantı düzenlendi. Toplantıya DTP milletvekilleri Şerafettin Halis (Tunceli) ve Aysel Tuğluk (Diyarbakır) ile Tunceli’nin DTP’li Belediye Başkanı katılmış! Ardından 17 Kasım’da bir başkası düzenlendi.

YA ÇAPULCULAR
Osmanlı döneminin askere gitmeyen, vergi vermeyen, komşu köy, kaza, ilçe ve kentleri talan eden, kaçakçılıkla geçinen Dersim’in isyanlarını, eşkıya çapulculuklarını bir yana mı bırakalım? 1937 isyanının nedeni de aynı eşkıyalık anlayışıdır. Ayrıca Koçgiri ve Seyh Sait isyanları gibi siyasal tarafı da vardır. 21 Mart 1937 gecesi başlayan Dersim Ayaklanması hakkında ABD’nin Türkiye büyükelçiliği Washington’a şu raporu gönderiyor:

OKUL İSTEMİYORLAR
“Toplumun sosyal yapısı tipik sosyal özellikler taşıyor ve geniş halk yığınlarının hükümetle olan tek irtibatını aşiret reisleri sağlıyor. Türk hükümeti ekonomik açıdan sorunu çözmeye çalışıyorsa da yöre insanları yollar, köprüler, okullar vs. yapılmasına karşı koyuyor. Son ayaklanma: Hükümetin, bölgenin sosyal ve ekonomik şartlarını ıslah etmek üzere geliştirdiği reform programını, daha önce elde edilmiş haklara tecavüz şeklinde gören liderleri tarafından başlatıldı” (Bilal N. Şimşir, “Kürtçülük 2”, Bilgi Yayınevi, s. 397-398).
Dersimli çocukların yetim kalmasının nedeni bu isyandır. Bundan söz etmeden, hiç kimse Dersim konusunda konuşma hakkına sahip olamaz.


http://www.hadd.nl/lees_nieuws/58/emper ... si_gercegi


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Dersim Yalanları Ve Gerçekler
İletiTarih: 15 Mar 2013, 22:20 
-Yazıyı alıntıladığınız linki vermelisiniz.
-Gazete adı yetmiyor, bu hususta forum kurallarını okuyunuz.
-Alıntıladığınız yayın yerinin yasaklı olup olmadığını da kontrol ediniz.
-Bu hususu özel mesaj ile belirtmiştim.
-Yazının aynısını başka yayın organından bulursanız tekrar koyunuz, bu ileti silindi.


radikal


Sayfa başı
  
 
 İleti başlığı: Re: Dersim Yalanları Ve Gerçekler
İletiTarih: 15 Mar 2013, 22:21 
-Yazıyı alıntıladığınız linki vermelisiniz.
-Gazete adı yetmiyor, bu hususta forum kurallarını okuyunuz.
-Alıntıladığınız yayın yerinin yasaklı olup olmadığını da kontrol ediniz.
-Bu hususu özel mesaj ile belirtmiştim.
-Yazının aynısını başka yayın organından bulursanız tekrar koyunuz, bu ileti silindi.

HABERTURK


Sayfa başı
  
 
 İleti başlığı: Re: Dersim Yalanları Ve Gerçekler
İletiTarih: 15 Mar 2013, 22:22 
-Yazıyı alıntıladığınız linki vermelisiniz.
-Gazete adı yetmiyor, bu hususta forum kurallarını okuyunuz.
-Alıntıladığınız yayın yerinin yasaklı olup olmadığını da kontrol ediniz.
-Bu hususu özel mesaj ile belirtmiştim.
-Yazının aynısını başka yayın organından bulursanız tekrar koyunuz, bu ileti silindi.


Sayfa başı
  
 
 İleti başlığı: Re: Dersim Yalanları Ve Gerçekler
İletiTarih: 15 Mar 2013, 22:23 
star

-Yazıyı alıntıladığınız linki vermelisiniz.
-Gazete adı yetmiyor, bu hususta forum kurallarını okuyunuz.
-Alıntıladığınız yayın yerinin yasaklı olup olmadığını da kontrol ediniz.
-Bu hususu özel mesaj ile belirtmiştim.
-Yazının aynısını başka yayın organından bulursanız tekrar koyunuz, bu ileti silindi.


Sayfa başı
  
 
 İleti başlığı: Re: Dersim Yalanları Ve Gerçekler
İletiTarih: 15 Mar 2013, 22:26 
iğneci yazdı:

-Şu bilim adamlarının yaptığı araştırmanın belgesini getir de önümüze bir koy. Biz de sen de boş boş konuşmayalım.

-Onun için mi çoğunlukla Alevi yurttaşlarımızın evinde Hz. Ali Atatürk ve bayrak yanyana..


Resim


Alevilerin en buyuk dusmani zaten Atatürkün kendisi'dir. Hem ayrimcilik yapti hem katliam gerceklestirdi Alevilere karsi.

Aleviler ''guya'' Ataturku cok seviyoruz diyerek , diktatorlugu savunarak iktidarda kalmak istediler. Ve bugun malesef Aleviler'de görebiliyor , Sunniler ulkeyi ele gecirdi ve iktidardalar. O yuzden Aleviler yavas yavas Atatürke karsi nefretlerini ortaya koymaya basliyorlar.

Atatürkun resimini kaldiracaz cem evlerinden falan. Bunlarin hepsi sadece bir oyun. Toplumumuzun 15% - 20%i Alevi'dir. Ve gerisi Sunni'dir. O yuzden Aleviler hic birzaman iktidara olamaz bu ulkede. Bu imkansiz'dir.

Bu da iste Alevilerin Atatürkü ''sözde'' cok sevdiklerini soylerler. Nedeni bu. Yoksa Atatürkü resmen kendi elleri ile bogarlar.


Sayfa başı
  
 
 İleti başlığı: Re: Dersim Yalanları Ve Gerçekler
İletiTarih: 15 Mar 2013, 22:30 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 18 Kas 2010, 05:45
İleti: 2762
Konum: Turan
musluman yazdı:
“Atatürk Dersim katliamından haberdardı” diyerek CHP’de krizin fitilini ateşleyen Tunceli milletvekili Aygün, Dersim’le ilgili kitabında, Mustafa Kemal’in katliamı gerçekleştiren Korkomutan Alpdoğan’ı tebrik ettiğini yazdı.

CHP'de Dersim tartışması başlatan Aygün'ün yazdığı kitapta katliam belgeleri var.

CHP Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün’ün açıklamalarıyla başlayan ve yedi milletvekilinin bildirisiyle krize dönen ‘Dersim’ tartışması büyüyor. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Aygün için “Dersim olayları dolayısıyla Atatürk’ü suçlayan bir ifadesinin yer aldığı bize söylendi ve gazetelerde de böyle bir haber yer alınca o nedenle kendisinden bir savunma almaya karar verdik. Ama kendisi grubun kapalı toplantısında böyle bir ifadeyi kullanmadığını söylemiş” diyerek konuyu kapatmaya çalışmıştı ancak Aygün’ün hazırladığı Dersim kitabı, CHP’nin tek parti iktidarı dömeninde Dersim’de yaşananları ve olaylarla Atatürk’ün ilişkisine yönelik tüm iddilara yer veriyor. CHP’li Aygün’ün ‘Dersim 1938 ve Zorunlu İskan’ isimli kitabında, şu çarpıcı ifadeler yer alıyor:

En büyük katliam Dersim’de yaşanır

(Cumhuriyet dönemi Dersim raporları içinde yer alan Halis Paşa’nın ‘Dersimlilerin siyasi ve milli bir gayeleri yoktur,’ raporuna rağmen) en büyük katliam Dersim’de tegahlanır. Ne milli veya siyasi bir cemiyet veya partiye, ne de bağımsı devlet, bölgesel özerklik tipi maksat ve projelere sahip olmayan Dersimli aşiretlerin kökü kazılmak istenir. Birinci Dünya savaşında, Şeyh Sait İsyanı’’nda, Ağrı olaylarında sessiz, sakin ve tarafsız kalan Dersim, Kürt milli hareketlerine uzak durur. Nitekim hiçbir Cumhuriyet raporunda, Dersimliler ‘milli hedefler gütmek, siyasi planlar yapmak ile suçlanmaz. 1938 yılı Dersimlilerin tarihinde gerçek bir milattır. Bu tarihte büyük bir katliama uğrayan Dersimli Kırmanclar, (kitapta aynen bu şekilde yazılıyor), kafileler halinde ‘modern zorunlu iskanın’ labaratuarına sokulur. 1938 katliamı, nitelik ve nicelik olarak modern Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en büyük kitle kırımıdır. Öldürülen insan sayısının on binlerle ifade edildiği tek hadise, ‘Dersim 1938’dir. Ne Şeyh Sait, ne de Ağrı olayında bu özellik yoktur. Üstelik Dersim’de herhangi bir isyan dahi olmaz. Öte yandan katliamın ardından sürgüne gönderilen insan sayısı da onbinlerle ifade edilir. 1938’de geniş çaplı öldürmelerden sonra, Dersim coğrafyasının önemli bir bölümü Bakanlar Kurula tarafından ‘Yasak bölgeler’ olarak ilan edilir. Bu bölgelerin insanları batıya zorunlu ikamete gönderilir.

Atatürk ve İnönü’nün imzaları var

1938’de Dersim’de uygulanan katliam ve zorunlu iskan politikalarının, idari ve yasal dayanaklarından en önemlisi, kuşkusuz ki Bakanlar Kurulu’nun ‘4 Mayıs 1937 Kararı’dır. Atatürk ve İnönü’nün de altında imzası olan kararın verildiği 4 Mayıs 1937 tarihi, Dersimliler tarafından ‘Bir dönüm noktası’ olarak kabul edililir. Kararın 2.maddesine göre, ‘bu defa isyan etmiş olma mıntıkadaki halk toplanıp başka yer nakil olunacaktır. Şimdilik 2.000 kişinin nakli tertibatı hükümetçe ele alınmıştır’. Karar, ‘...köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzümlu görüşmülmüştür’ sözleriyle devam eder. Cumhuriyet’in siyasetine de askeri komutan ve paşalar yön verir. Raporların tümü, ‘Umumi müfettişler, Valiler, Paşalar, Mülkiye müfettişleri tarafından hazırlanır. Koçgiri bölgesini kana boyayan Nurettin Paşa’nın damadı, General Abdullah Alpdoğan, bizzat Atatürk tarafından ‘korkomutan’ rütbesiyle Dersim-Tunceli bölgesine atanır ve bölgede en uzun süre görev yapan vali-asker olur. Bu zat, Dördüncü Umumi Müfettiş sıfatıyla ‘Koloni valisi’ yetkileriyle Dersim’de ve bölgede terör estitir, benzersiz bir katliam ve şiddet siyaseti uygular. Seyit Rıza’nın yakalanması üzerine Mustafa Kemal, İsmet İnönü, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ve 3. Ordu Müfetişi Kazım Orbay, Abdullah Alpdoğan’a bu başarısı nedeniyle kutlama mesajları gönderir. Seyit Rıza idama mahkum edilir.

Dere kenarında öldürülen 37 kişi bir figan çekti ki dağ taş inledi

Dersim Dernekleri Federasyonu tarafından başlatılan ve üç yıldır süren “Dersim 1937-38 Sözlü Tarih Projesi” kapsamında bugüne kadar 250 tanıkla görüşüldü. Türkiye’nin yanı sıra Avrupa’nın bazı ülkeleri de dahil toplam sekiz ülkedeki tanıklarla yapılan görüşmelerde katliama ışık tutuluyor. Bu tanıklardan ikisi asker, 5’i de evlatlık verilmiş kızlar. İki askerden biri olan Mehmet Ali Çavuş’la bu yılın Temmuz ayında yapılan görüşme kayıtlarına STAR ulaştı. Mehmet Ali Çavuş, bölüğüyle Bingöl’e gidene kadar kendilerine herhangi bir bilgi verilmediğini belirterek şunları anlatıyor: “Sabah içtimaya durduk. 1. bölüğün yüzbaşısı çıkıp, ‘Nereye gidiyoruz biliyor musunuz arkadaşlar? İçimizde bir çıban var. O çıbanı paylamaya gidiyoruz. Onlar kızılbaştır’ diye bağırdı. Köylere çıktık. 37 kişi topladık. Sabah olunca önümüze kattık ve Kutu Deresi’ne gittik. Orada makineli tüfekler mevzilenmiş. Onları götürdük, bizi geri çektiler ve ateş emri verdiler. 37 kişi bir figan çekti ki dağ taş inledi. Adamları birbirinin üstüne koyup ateşe verdiler. Nereye gittiysek ateşe verilmiş insan yığını vardı. Sabahleyin yine köylere gidiyoruz. Yığının üstünde bir çocuk. Ona kurşun gelmemiş. Başını kaldırdı. Hemen süngüyle vurup çocuğu kaldırıp yere attılar. ‘Ali’ye Hızır’a tapıyorlar’ diye diplikçe kadınlara vuruyorlardı. Bingöl diye bir yüzbaşımız vardı. Bir kocakarının ayağına diken battı. ‘Uyy’ dedi. O an anam aklıma geldi. Ağladığım gibi yüzbaşı beni gördü. Yanına çağırıp neden ağladığımı sordu, ben de ‘Anamı hatırladığımı’ söyledim. ‘Bundan sonra seni görmeyeceğim, adam toplamayacaksın” dedi. Askerle hiç çarpışmadılar ki. Silah açmadılar. Köylerden adam toplayıp getiriyor, onları öldürüyor sonra yine köylerden adam toplamaya gidiyorlardı.”

İNSANLARI FARE GİBİ ZEHİRLEDİLER

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, eski bakan İhsan Sabri Çağlayangil’le görüşmüş ve Dersim katliamına ilişkin ‘ilk ağızdan’ bilgi almıştı. Çağlayangil’le Yalova’daki evinde yapıtığı görüşmeyi kayda da almıştı. CHP lideri tarafından kayda alınan görüşmede Çağlayangil, Kemal Kılıçdaroğlu’na, “Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içerisinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekat oldu” demişti.

star


Müslüman şaka mısın sen? Kaynak diyorum abisi kaynak. Sen bana Hüseyin Aygün denilen zatın kitabından örnek veriyorsun. Peki Aygün'ün bu iddialarını kanıtlayan kaynakları nerededir?

İkincisi Aygün döktürdükçe döktürmüş. Sanki Koçgiride ortam güllük gülistanlıkmış, Devlet orayı durduk yere kana boyamış. Tunceli güllük gülistanlıkmış, devlet ortada hiçbir sebep yokken orayı durduk yere bombalamış.

Peki senden bir cevap alalım. Devlet Koçgiriye ve Dersim'e neden müdahale etmiştir. Din elden gidiyor bahanelerine sığınma, artık onu kimse yemiyor.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Dersim Yalanları Ve Gerçekler
İletiTarih: 15 Mar 2013, 22:36 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 18 Kas 2010, 05:45
İleti: 2762
Konum: Turan
Buyur müslümancık. Başbakanının hikayesi yürek burkucudur dediği Seyti Rıza Efendinin İngiltere Dışişleri Bakanlığına yazdığı mektup;

Resim

Bakalım mektupta neler yazıyor;

İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na
Sayın Bakan,

Yıllardan beri Türkiye Hükümeti, Kürt halkını asimile etmeye çalışmakta, gazete ve yayınlarını yasaklamakta, anadillerini konuşanlara eziyet ederek, Kürdistan’ın bereketli topraklarından gidenlerden büyük bir bölümünün telef olduğu Anadolu’nun çorak topraklarına zorunlu göçler düzenleyerek bu halka zulmetmektedir.

Son olarak Türkiye hükümeti kendisiyle yapılan bir antlaşma sonucu bu baskılardan arındırılmış Dersim bölgesine de girmeye kalkışmıştır.
Bu olay karşısında Kürtler göçün uzak yollarında can vermek yerine kendilerini korumak için 1930′da Ararat Tepesi’nde, Zilan ve Beyazıt Ovası’nda olduğu gibi silahlara sarıldılar.

Üç aydan beri ülkemde tüyler ürpertici bir savaş sürüyor.
Savaş olanaklarının eşitsizliğine, yangın bombalarının, boğucu gazların kullanılmasına rağmen ben ve yurttaşlarım Türkiye ordusunu başarısızlığa uğrattık.

Direnişimiz karşısında Türkiye ordusu kasabaları bombalıyor, yakıp yıkıyor…

Zindanlar yumuşak başlı Kürt halkıyla dolup taşıyor, aydınlar kurşuna diziliyor, asılıyor ya da Türkiye’nin tecrit edilmiş bölgelerine sürülüyor.

Üç milyon Kürt, sesimden ekselanslarına sesleniyor ve hükümetinizin manevi etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı sizden istirham ediyor.

Sayın Bakan en derin saygılarımın kabulünü rica ederim.

Dersim Generali
Seyid Rıza


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni bir konu gönderCevap gönder 3 sayfadan 1. sayfa   [ 37 ileti ]
Sayfaya git 1, 2, 3  Sonraki


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  
cron


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan SiyasiForum.net Siyasi Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. SiyasiForum.Net hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde dönüş yapacaktır. Forumumuz kesinlikle hiçbir şekilde parti, örgüt, kurum, kuruluş ve oluşumu desteklememektedir. Tüm Problemler ve Reklam İçin: İletişim Formu için tıklayınız.