Yazı boyutunu değiştir
Sistem saati: 17 Oca 2018, 21:13


Yeni bir konu gönderCevap gönder 3 sayfadan 3. sayfa   [ 37 ileti ]
Sayfaya git Önceki  1, 2, 3
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Re: Dersim Yalanları Ve Gerçekler
İletiTarih: 19 Mar 2013, 01:27 
Katılımcı Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Şub 2013, 23:56
İleti: 276

Ha bu arada, yazmayı unutmuşum. Atatürk'ü sevmeyen Aleviler 10 Kasım için nasıl bir bildiri yayınlamşlar oku bak ne kadar nefret ediyorlar Atatürk'ten:

Büyük Önder Atatürk’ümüzü, aramızdan ayrılışının 74. yılında buruk bir sevgi ve özlemle anıyoruz.

Buruk ve üzgünüz çünkü Türkiye’miz ve geleceğimiz, demokrasi, laiklik, eşitlik talep eden yurttaşlarımız bakımından korkutucu ve endişe verici bir sona doğru hızla sürüklenmektedir. Büyük Önder Atatürk’ün çağdaş Türkiye tasarımı karşısında sinip, yeraltına çekilen ve yıllarca diş bileyenler hortlamış, bu tasarımı ve yönelimi değiştirmek üzere iktidar koltuğuna oturmuşlardır. Ne hazindir ki, bugün O’nun mirasına hükmedenler; adına, resmine, yönelimine ve mirasına ihanet içindedirler.


Önce 1950 DP iktidarının sonra 12 Eylül Cuntasının arka bahçelerinde yetiştirilen bu ilkel zihniyet, özellikle 10 yıldan buyana sinsi ve açıktan sürdürdüğü çabalarla, toplumu;

1- Şeriat düzeni özlemcileri,
2- Ve demokratik, laik düzen yanlıları olmak üzere, ortadan ikiye bölmüştür.

***

Nasıl bu hale geldik?

Bizi bu hale getirenler, günümüzün talihsiz iktidar mensupları değil, “Atatürk’ün devrimlerine sahip çıkacağız” iddiasıyla 2000’li yılların başına değin ülkeyi yöneten, kendilerini iyi niyetlerle ikaz edip yol gösterenleri zindanlarda çürüten, darağaçlarına gönderen, hem Atatürk ilkelerinin, hem de kendilerinin kuyularını kazan askeri ve mülki erkândır…

Kafalarının içi dogmayla dolu olan sahte Atatürkçüler, O’nun yönelimini ve ilkelerinin özünü zerre kadar anlamamış, anlayamadıkları-kavrayamadıkları için Atatürk’ü putlaştırmış, ticaretini yapmış, devleti, kendi özel mülkiyetleri gibi kullanmış, yine kendilerine göre tasarımlayarak, modernite ve lüks yaşam ‘koşullarına’ esir düşmüşlerdir.

“Sosyal ve demokratik devlet inşa ediyorum” diyerek “derin devleti” ikame etmiş, yurttaşlarının kanına girmiş, solcuları, Atatürkçüleri, aydınları katletmiş, Çorum, Maraş, Sivas, Gazi, Başbağlar, Doğu, Güneydoğu gibi il ve bölgelerimizde yüzlerce toplu katliam yapmış, günümüz AKP zihniyetinin yeşermesine zemin hazırlamışlardır.

İşte bu bedbaht ihanet şebekeleridir ki, Köy Enstitülerini kapatıp, İmam Hatip Okullarını açmış, karşıdevrim için ant içen kadroları, el bebek, gül bebek bu okullarda, Kur-an kurslarında, illegal oluşumlar içinde yetiştirmiş, yetişmelerine göz yummuştur. Cumhuriyet kadrolarının, Şeriye ve Efkaf Vekâleti’nin yerine ikame ettikleri sembolik Diyanet Kurumunu, neredeyse bağımsız bir derebeylik haline getirmiş, gericiliğin en büyük serası olan bu “kamu kurumunu” devlet hazinesinden finanse etmiştir.

Medeniyet, demokrasi, özgürlük, eşitlik ve Atatürk devrimlerine taraf olanlar sindirilmiş, Cumhuriyetin kazanımları ve kadroları tasfiye edilmiş, kılık- kıyafet devrimi, tevhidi tedrisat, laiklik ve en az bu ilkeler kadar vazgeçilmez olan sosyal devlet ilkesi coğrafyamızdan kazınıp atılmıştır. Sendikalar işlevsizleşmiş ya da işlevsizleştirilmiş, işçiler, taşeronlara köle yapılmış, AB Projesi rafa konulmuş, fiilen vazgeçilmiştir.

Devleti yönetenler, Atamızın ebediyete intikalinden sonraki süreçte, yön tayininde uzun süre bilinç bulanıklığı yaşamış, yoldan çıkmış, emperyalizmin ve onun bekçisi durumunda olan NATO’nun ve ABD’nin kucağına düşmüş, kazanımlar tasfiye edilmiş, böylece çağdaş devlet yöneliminden uzaklaşılmıştır.

***

İşte özetlenen bu süreçten sonradır ki, bugün devlet; Derviş Vahdet-i, Hüsnüyadis, Ebu Suud özlemcilerinin, Cumhuriyetten “rövanş almak” isteyenlerin ve Yavuz Selim kıyıcılığı için fırsat kollayan dâhili bedbahtların eline geçmiş, karşıdevrimin tamamlanması için son eşik olan “başkanlık ya da padişahlık” aşamasına gelinmiştir!

İktidar çevreleri, hoyratlığı, vicdansızlığı, hak ve hukuk dışılığını sıradanlaştırarak, eşitlik-adalet çığlıklarına kulak tıkayarak, AB ve ABD kurumlarının yayınladığı insan hakları raporlarına karşı körleşerek, bir mezhebe resmen-fiilen imtiyaz tanımaya, camiyi, mescidi, namazı, umreyi insafsızca kullanmaya ve statükonun işine gelen boyutlarını korumaya devam etmektedir.

***

Bu başbakan, Batılı Efendilerine el pençe divan durup biat etmekte, ancak ülkesinde kaybettiği istikbali, çöllerde aramaktadır… Çöllerde istikbal arayan zihniyetin günümüzdeki adı mürtecilik, El Kaidecilik, Hamascılık, Seleficilik velhasıl gericiliktir.

Efendiler; siz muhafazakar değil, mürtecisiniz!.. Farklı olana tahammülünüz yoktur. Atatürk ilke ve devrimlerine bu nedenle karşısınız. Cumhuriyet kutlamalarına tahammülsüzlüğünüzün nedeni bu… Ya el-pençe olup biat etmek için efendi ararsınız, ya da hükmetmek için güruh! Günümüzde mürtecilik, 7. yüzyıl zihniyetini taşıyan Muaiye oğlu Yezid’in mirasında oturan Suudların coğrafyasında yaşamaktadır. Başbakanın, Suud ülkeleriyle olan muhabbetinin temel nedeni de işte bu mürteci ortaklığıdır.

Ülkemizin yönelimini Batıdan Doğuya çeviren, “Bahtsız bedevi” misali Ortadoğu çöllerinde istikbal arayan başbakan ve şürekâsı, Suudların kampında yer almak, onlar gibi olmak, yönetim biçimini onlarla eşitlemek için mesaisini Arap çöllerinde harcamakta, diğer komşu devletlerin tamamıyla sorun yaşamaktadır.

Sağır sultanlara, yargı ve adalet çevrelerine çağrımızdır:

Bu hukuksuzluğa, ayırımcılığa ve inkârcılığa, din-mezhep devleti özlemlerine, ‘mezhep birliği’ örtüsü altında yürütülen ABD taşeronluğuna, Yezidin askerlerine sessiz kalmayacağız! Muasır medeniyeti talep etmeye; din, dil, ırk, mezhep farkı gözetmeksizin 72 millete aynı nazarla bakmaya devam edeceğiz…

Bizi ötekileştiren, hak mahrumiyetiyle “cezalandıran”, Türkiye gericiliğini örgütleyip, iktidar olanları, bıkıp-usanmadan uyaracağız. Atatürk ilkelerine ve demokrasinin evrensel ilkelerine bağlı kalmaya, hak ve hukukumuzu korumaya, “sizin savaşınıza hayır” demek üzere demokratik- kitlesel eylemler düzenlemeye devam edeceğiz…

Bütün gücümüz, kitleselliğimiz ve kararlılığımızla Atatürk’ün mirasına ve laik demokratik cumhuriyet hedefine sahip çıkacağız.

Mustafa Kemal Atatürk’ü bir kez daha özlemle anıyor: ışıklarla kalmasını diliyoruz…

10 Kasım 20012

Selahattin ÖZEL

ALEVİ Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı

Kaynak: http://www.pirsultan.net/haber_detay.asp?ID=4651

_________________
"Dünya'da her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır." Mustafa Kemal Atatürk

"Derdin sendendir bilmezsin, çaren de sendedir görmezsin; evrende bir noktayım sanırsın. Tüm alemler, kainat, sende özetlenmiştir de görmezsin." Hz. Ali


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Dersim Yalanları Ve Gerçekler
İletiTarih: 19 Mar 2013, 01:44 
Katılımcı Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Şub 2013, 23:56
İleti: 276
Bak şimdi, onları yazdık, bunları yazmadan olmaz. Bir de Alevi-Bektaşi örgütlerinin liderleri, kanaat önderleri neler diyor bu konuda onu okuyalım.

‘Dersim olaylarının Alevilikle ilgisi yok’
Hazırlayan: Deniz Toprak-Gamze Çınlar (AYDINLIK GAZETESİ)


“Dersim’de yaşananlar devrimci cumhuriyet ile Osmanlı’dan miras aldıkları talan ve yağma düzenini sürdürmek isteyen aşiret reislerinin çatışmasıdır”

Dersim isyanları ile ilgili çok söz söylendi, çok şey yazıldı. Bazı çevrelerce, “Alevileri yok etmek için Cumhuriyeti kuranların yaptığı bir katliam” dendi, tartışıldı. Biz de “Söz Alevi Temsilcilerinde” yazı dizimizin ikinci bölümünde Dersim isyanı ve Seyit Rıza gerçeğini masaya yatırdık. Hacıbektaş Belediyesi Başkanı Ali Rıza Selmanpakoğlu, Alevi Dernekleri Federasyonu Başkanı Hüsniye Takmaz, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kurucu Genel Başkanı Murtaza Demir, Alevi Kültür Dernekleri Genel Merkez Yöneticisi ve Mersin Tahtacılar Derneği Kurucu Genel Başkanı Mehmet Şahin, Bektaşi Babası Av. Şakir Keçeli, Şahkulu Sultan Külliyesi Başkanı Av. Mehmet Tural ve Karacaahmet Sultan Dergahı Başkanı Muharrem Ercan’ın görüşlerine yer vermeye devam ediyoruz…

‘Emperyalistler Seyit Rıza’yı kullanmış olabilir’

Alevi Dernekleri Federasyonu Başkanı Hüsniye Takmaz:
‘Seyit Rıza pirimizdir’ cümlesini bir Alevi olarak hiçbir zaman kullanmadım, ama kullanan canlarımız var. Onların kullanma gerekçelerine saygı duyuyorum. Emperyalistler her dönem birilerini farklı bir şekilde kullanmışlar. Dersim isyanı döneminde Alevilere yapılan çok büyük yanlışlıklar var, ama 1937-38 sürecini doğru irdelemek gerekiyor. Atatürk hasta. Şu an Emperyalistler nasıl Güney Doğu Anadolu bölgesinde birilerini kullanıyorsa, Aleviler de kısmen kullanılıyorsa o dönem de Seyit Rıza’nın emperyalistler tarafından kullanılmış olabileceğini düşünüyorum.

‘Atatürk’ten de vazgeçmeyiz, Seyit Rıza’dan da’

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kurucu Genel Başkanı Murtaza Demir:
Kürtçü-gerici ittifakın Alevi “kardeşlerine” dair bir tespiti, bir de ricaları var. Tespitleri şu: “Aleviler, kardeşlerini öldüren Atatürk’ün resmini ibadethanelerine asıyorlar.” Ricaları ise: “Atatürk’ü sevmeyin, resimlerini indirin!”

“Eeey Aleviler, Atatürk, Dersimlileri katletti! Daha ne duruyorsunuz; bakın başbakan dahi kalktı Dersimlilerden özür diledi, artık evlerinizden ve cemevinden Atatürk’ün resimlerini indirin: Ona düşman olun; İdris Bitlisi’yi, Yavuz Selim’i sevin!” demeye getiriyor… Bu tuzağa düşenlere birkaç soru soralım…

Türkiye’de, Atatürk’e ve Onun gösterdiği “muasır medeniyet” hedefine, laiklik, eşitlik ilkelerine kimler karşı, sayalım: ABD, AB ve İngiliz emperyalistleri, Bilumum İslam devletleri, Kubilay’ı şehit edenler, II. Cumhuriyetçi takımı ve Fetullahçılar… Tanımladığımız bu kişi, kurum, devlet, cemaatler Alevi katliamlarının temel müsebbipleridir. Bize Atatürk konusunda tavsiyede bulunma cesareti gösterenler de onlardır. Bunlar; yaşamımıza, hak ve hukukumuza göz koyan, katlimize ferman dileyenlerdir. Türban denilen bezin kafalara sarılmasını “özgürlük” olarak alkışlayan “özel yetkili gazeteciler” ve fikir fukarası yazarlar, ülke nüfusunun %30’unun en temel haklarının gasp edilmiş halde olduğu gerçeğine gözlerini kapayan zavallılardır!

Kimse merak etmesin, aklımız var, dostumuz da… Biz, yedi yüz yıllık döngünün iki istisnasını yaşadık: birincisi, Otman’ın, Abdalanı Rum Dervişlerinden Ede Balı’nın kızı Malhun Hatunla evlenmesi ve Türkmen’e Bey olmasıyla başlayan dönem ki, (1299) bu dönem Alevi-Bektaşiler bakımından Fatih Sultan’a (1450) değin yüz elli yıl sorunsuz devam eder. İkincisi ise, 1923 -1950 arasıdır. Yani Atatürk’ün etkili olduğu dönem…

Evet, bu dönemin bir istisnası olan Dersim kırımı, (1937-38) en büyük üzüntülerimizden biridir. “Tedip ve tenkil” denilerek, akıl almaz bir katliam yapılmış, küçücük bebeler, kız ve erkek çocukları günahsız kadınlar öldürülmüştür. Başta General Abdullah Alpdoğan olmak üzere Dersim katliamın sorumlularını lanetle anarız. Ancak hasta yatağında can derdinde olan Atatürk’ü bu kırımın sorumlusu saymayız. Bu yüzden Atatürk’ten de vazgeçmeyiz, Seyit Rıza’dan da…

‘Devlet arşivleri açılsın’

Şahkulu Sultan Külliyesi Başkanı Av. Mehmet Tural:
Dersim konusu bir Alevi ayaklanması değildi. Dersim’de olanları bir asayiş sorunu olarak değerlendiriyorum. 1925′te Şeyh Said isyanı olduğu zaman Dersimliler ve Seyit Rıza buna destek vermemiştir. Eğer bir ayaklanma niyeti olsaydı, buna destek vermiş olurlardı. Dersimlilerin itirazı Seyit Rıza’nın niye öldürüldüğünden ziyade oradaki halka niye zulmedildiğinedir. Bu itirazı dillendirenleri haklı buluyorum. Bunu Atatürk’ün kişiliğine bağlamak ve ne kadar bilgisi dâhilinde olduğu tartışılır tabi. Burada devlet arşivlerinin açılması lazım. Olanlar devletin genel bir politikası mıydı, yoksa oradaki insanların kişisel uygulaması mıydı… Atatürk’ün bu sonucu düşünmüş olarak bir talimat vermiş olduğunu zannetmiyorum ben.

Karacaahmet Sultan Dergahı Başkanı Muharrem Ercan:
Dersim konusunda konuşmak istemiyorum

“Dersim isyanın Alevilikle bir alakası yoktur”

Alevi Kültür Dernekleri Genel Merkez Yöneticisi ve Mersin Tahtacılar Derneği Kurucu Genel Başkanı Mehmet Şahin:
Konunun net anlaşılabilmesi için geçmişteki ve günümüzdeki Dersim bölgesini ve yaşam koşullarını iyi tanımak gerekmektedir. Dersim aşiretlerin hüküm sürdüğü feodal derebeylerin yönetiminde doğanın en vahşi ve acımasız davrandığı bir coğrafyanın adıdır. Fırat havzası içinde bulunan Munzur dağlarıyla çevrili daracık geçitlerle diğer kentlere açılan bölge insan yaşamı her zaman güçlüklerle doludur. Yüz Yıllar boyu geçit vermez dağlarıyla zulümden kaçan insanların doğal sığınağı olmuş aşiret ve ağalık sisteminin hüküm sürdüğü, yoksulluk ve cehaletin kol gezdiği bir bölgedir. Doğası gereği yeterli üretim ilişkilerinin olmadığı bölgede insanlar yaşamak için attığını vurmak, eli silah tutmak, talan ve soyguna katılmak zorundaydı. Osmanlı zulüm ve katliamlarından kaçan Alevilerin sığınağıdır Dersim.

En yakınları ile birlikte binlerce yoksul ve masum Alevinin katledilmesinin vebalini taşıyan isyanın hiçbir Alevi inancının geleceğine yönelik bir talep içermediği göz önüne alındığında özellikle sonucun kötüye gittiğini görüp dava arkadaşlarını bırakıp 1937 Eylül’ünde Suriye’ye kaçan Baytar Nuri tarafından Seyit Rıza’nın inançsal kimliği kullanılarak Dersim halkı hak etmediği zulümlere uğratılmıştır.

Bu değerlendirmelerden sonra son yıllarda Alevi örgütleri içinde gündeme getirilen Seyit Rıza ve Dersim isyanı, “Dersimde iddia edildiği gibi ayaklanma yoktu. Dersim’i ve Aleviliği yok etmek için katliam yapıldı” diye ortaya atılan görüşler, diğer yandan da Seyit Rıza’ya iade-i itibar tartışmaları, Dersim’deki olayların Aleviliği yok etmeye yönelik bir girişim olarak değerlendirilmesi görüşlerine katılmamız olanaklı değildir. Alevilerin gündemde olan inançsal taleplerinin karşılanmasından uzak, amaçlı bu ve benzeri tartışmaların nedenini iyi anlamak gerekmektedir.

“Seyit Rıza’yı yüceltenler elini vicdanına koysun”

Baktaşi Babası Av. Şakir Keçeli:
Sıradan bir Bektaşî önderi (babası) olarak Seyid Rıza olayına fazla değinmeyeceğim. Çünkü bir baba- dede çekişmesinin içinde bulunmak istemiyorum ve Babaların tamamı olarak istemiyoruz. Çünkü bu yolun birliğe gereksinimi vardır. Ama “Seyid Rıza Pîrimiz” diyenler ve O’nu kutsayıp yüceltenler ellerini vicdanlarına koysunlar ve 1938’den önceki ve sonraki Tunceli’ye (bilerek Dersim demiyorum) baksınlar…
1938 yılından önce okur-yazar oranı yüzlerle ifade edilen Tunceli’den bu gün Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran partinin genel başkanı yetişmiş…
Seyit Rıza zamanında Tunceli’nin kadınları, kızları ve erkekleri; yazın mayolarını giyerek Munzur Nehri’ne girebiliyorlar mıydı? Ama bu gün rahatlıkla girebiliyorlar. Bir insanın bunları görmemesi için ‘gözünün kör, kulağınını sağır, kalplerinin mühürlü olması’ gerekir.

“Dersim bir Alevi isyanı değildir”

Hacıbektaş Belediyesi Başkanı Ali Rıza Selmanpakoğlu:
Seyit Rıza’nın isyanında Hatay’ın Fransızların mandasında olan Suriye’den geri alınması için uygulanan politikayı başarısız kılmak için dış güçlerin uyguladığı teşvik politikaları da önemli olmuştur.

Sevr Antlaşması ile işgal edenler bir yandan ülkemizi paylaşırken bir yandan da Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Ermeni ve Kürt devleti kurduracaklardı. Kurtuluş Savaşı ile yurdun kurtuluşu sağlanınca yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti yurdun ve ulusun güvenliğini bir yandan alırken bir yandan da feodal yapıya son vermek için çaba harcamıştır.

O günün hassas ortamında Seyit Rıza’nın başlattığı isyan sert bin şekilde bastırılmış ve 13 bin sivilin ölümü ile sonuçlanmıştır. Fransız ajanlarının Seyit Rıza ile sık sık görüşmeleri ve bölgede bulunmaları bilinen bir gerçektir.

İsyan bir Alevi isyanı değildir. İsyan askere gitmek ve vergi vermek istemeyen aşiret reisi Seyit Rıza önderliğinde Abasan, Haydaran, Yusufhan, Demenan aşiretlerinin isyanıdır. 1925′te Şeyh Sait isyanını çıkarttıran İngiltere ise gelişmeleri izlemekte 2’inci dünya savaşı arifesinde Türkiye’yi kendi politikalarına uygun yapıya getirmenin çabası içindeydi. İsyan sırasında Seyit Rıza’nın Suriye’de bulunan Fransız temsilciliği aracılığı ile İngiliz Dışişleri Bakanına yazdığı mektuptan bazı bölümler şöyle idi:

Mektubun resmi başlığı şöyle idi: “Dışişleri Bakanlığı Dersim-Kürdistan 30 Temmuz 1937”

Seyit Rıza kendince bir Kürt devleti kurduğunu İngiltere’ye bu başlıkla ifade ediyordu. Mektubun bazı bölümleri ise şöyle idi:
“Yıllardan beri Türk Hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışmakta ve Kürt dilinin gazete ve yayınlarını yasaklayarak, anadillerini konuşanlara eziyet ederek Kürdistan’ın bereketli topraklarından gidenlerden büyük bir bölümünün telef olduğu Anadolu’nun çorak topraklarına, zorunlu ve sistemli göçler düzenleyerek bu halka zulmetmektedir. Son olarak Türk Hükümeti kendisi ile yapılan bir anlaşma sonucu, bu baskılardan arındırılmış Dersim bölgesine de girmeye kalkmıştır. Üç aydan beri ülkemde tüyler ürpertici bir savaş sürüyor. Üç milyon Kürt benim sesimden ekselanslarına sesleniyor ve hükümetinizin yüksek manevi etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı sizden istirham ediyor. Sayın Bakan en derin saygılarımın kabulünü rica ederim.Dersim Generali Seyit Rıza.”

Bu mektupta da açıkça belirtildiği gibi Seyit Rıza sözde Kürt devleti kurmuş ve devletin savaşını yöneten general sıfatı ile bölgede Kürt ayrımcılığından yana politika izleyen İngiliz hükümetinden yardım istemiştir. Konuyu Alevi ayaklanması gibi göstermek ve istismar etmek gerçek dışıdır, birçok Alevi aşireti bu ayaklanmaya katılmamıştır. İsyanın bastırılmasındaki sert tutum bugün için kabul edilemez ancak isyanın bastırıldığı ardından da Hatay’ın Türkiye’ye katıldığı bir gerçektir. İsyancı Seyit Rıza’nın itibarının iade edilmesi gibi görüşler ve savlar Alevileri tahrik etme girişimi olarak da değerlendirilirse yanlış olmaz.

Kaynak: http://www.ilk-kursun.com/haber/137484

_________________
"Dünya'da her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır." Mustafa Kemal Atatürk

"Derdin sendendir bilmezsin, çaren de sendedir görmezsin; evrende bir noktayım sanırsın. Tüm alemler, kainat, sende özetlenmiştir de görmezsin." Hz. Ali


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Dersim Yalanları Ve Gerçekler
İletiTarih: 19 Mar 2013, 01:50 
Katılımcı Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Şub 2013, 23:56
İleti: 276
Aaaaa... Dur dur bak bir şey daha vardı unuttum. Bu Aleviler de ne çok nefret ediyormuş kardeşim Atatürk'ten, övgülerinin ve izinde olduğunu söyledikleri demeçlerin, bildirgelerin ardı arkası kesilmiyor. Buyrun efendim, devam ediyoruz:

Aleviler, çağdaş Atatürk ilkelerini öne çıkartan bir anayasa istiyor. ‘Türk milleti aşure gibidir, tüm tatlar bir arada. Türk Milleti kavramını zihinlerden ve kanunlardan çıkartılmasını kabul etmeyiz’

TÜRKİYE siyasetinin her döneminde Alevi kitlesinin duruşu, siyasal ortamı etkili bir biçimde şekillendirdi. Aleviler üzerine yapılan tartışmalar, özellikle Türkiye siyasetinin şekilleneceği dönemlerde daha da alevlendi. Bugünlerde olduğu gibi... AKP anayasası içinkolları iyiden iyiye sıvayan hükümet, “Anayasa Uzlaşma Komisyonu” adı altında muhalefet partilerini bir yıldan fazladır masada tutmayı başardı. Hemen her toplumsal kesimin görüşünü almak iddiasıyla onlarca çalıştay, toplantı vs düzenledi. Alevileri temsil ettiği iddia edilen birkaç kuruluş da bu toplantılarda yer aldı. AKP, artık anayasada son noktayı koymak istiyor. Önce “Mart sonuna kadar uzlaştık uzlaştık, olmadı kendi taslağımızı sunarız” diyen Başbakan Tayyip Erdoğan, şimdi Nisan’a kadar uzatabileceklerinin işaretlerini veriyor. Sürecin bir “AKP-BDP anayasası”na doğru ilerlediğini yine Erdoğan, “Referandum için BDP ile ortak adım atabiliriz” sözleriyle ortaya koydu.“Türk Milleti” kavramının anayasadan çıkartılması ve “özerklik” iki tarafında olmazsa olmazları. Peki Aleviler bu sürece nasıl bakıyor. Yalnızca anayasa değil. “Cumhuriyet dönemi ve Atatürk”, “Dersim olayları ve Seyit Rıza tartışması”, “Cemevlerindeki Atatürk resimleri”, “Cemevlerinin statüsü” ve “Aleviler azınlıktır söylemleri” de yanıt aranan sorular arasında.

Deniz Toprak ve Gamze Çınlar “Söz Alevi Temsilcilerinde” yazı dizisinde, hepimizin yanıtını merak ettiği bu soruları Alevi kuruluşlarının başkan ve yöneticilerine sordu.

Hacıbektaş Belediye Başkanı Ali Rıza Selmanpakoğlu, Alevi Dernekleri Federasyonu Başkanı Hüsniye Takmaz, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kurucu Genel Başkanı Murtaza Demir, Şahkulu Sultan Dergâhı Yönetim Kurulu Başkanı Av. Mehmet Tural, Karacaahmet Dergâhı Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Ercan, Alevi Kültür Dernekleri Genel Merkez Yöneticisi ve Mersin Tahtacılar Derneği Kurucu Genel Başkanı Mehmet Şahin ve Bektaşi Babası Av. Şakir Keçeli, o soruları yanıtladı.

'Etnik ayrımcılığı körükler'

Hacıbektaş Belediyesi Başkanı Ali Rıza Selmanpakoğlu:

Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun yeni anayasada vatandaşlık tanımını değiştirerek Türk vatandaşlığı tanımının kaldırılması AKP ve BDP tarafından destekleniyor görülse de gerçekleştirileceğini sanmıyorum. Başta CHP olmak üzere muhalefet partilerinin, sivil toplum kuruluşlarının bu değişikliği kabul etmesi mümkün değildir. Değişiklik, Ulusal birlik ve beraberliğin harcını gevşetir, böyle bir değişiklik eyalet sistemine geçiş için çalışanları yüreklendirir, Türkiye’de etnik ayrımcılığı körükler, özerklik ve bağımsızlık yanlılarının isteklerine yeşil ışık yakar.

Devletimizin adı Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Dili Türkçedir, ulusu, Türk Ulusudur, yapısı üniter devlet yapısıdır. Bu esasları kapsayan bir bütünü oluşturan vatandaşlık kavramının adı Türk vatandaşlığıdır. Hiçbir ayrımcılığa fırsat vermeyen ulusumuzun adı ise Türk Ulusudur (Türk Milletidir).

Emperyalist ülkeler Servi hortlatmak, Türkiye’nin Osmanlı dönemine dönüşümü için ideolojik ve ekonomik baskı ve isteklerinden vazgeçmediklerini açıkça ortaya koymaktadırlar. Bu tuzaklara düşmemek gerekir. Aleviler çağdaş Atatürk ilkelerini öne çıkartan bir anayasayı isterken, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, cem evlerinin ibadet yeri olarak kabul edilmesini, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Atatürk döneminde olduğu gibi organizeyi yapıp fetva kurumu olmaktan çıkartılmasını öncelikli olarak istemektedir.

'Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı olabilir'

Alevi Dernekleri Federasyonu Başkanı Hüsniye Takmaz:

Anayasanın içeriği ne olursa olsun, zihniyet çok önemli. Mevcut olan yapıda Türkiye Cumhuriyeti'nin adı laik, demokratik bir hukuk devleti ama o hukuk ve laiklik konusunun işlemediğini görüyoruz. Gerçek anlamda laik, demokratik bir hukuk yapısını o anayasanın içerisine otutmazsanız şu anda var olduğu gibi hiçbir hukuk kurumunu işletemezsiniz. Zihinlerdeki anayasayı bitirmek için insanların eğitilmesi gerekiyor. Din özgürleşme amacıyla değil de, baskı unsuru olarak kullanılırsa anayasadaki çalışmaların bir önemi kalmayacaktır. Bu, insanların köleleştirildiği bir Türkiye'ye dönüşecektir. Bizim Federasyonumuza bağlı olan derneklerimizde ve vakıflarımızda kendini etnik olarak Kürt gören yurttaşlarımız da var, Türk gören de. Alevi bakış açısı '72 millete bir nazarla bakar'. Ama eğer Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde yaşıyorsa insanlar, Türkiye Cumhuriyeti'nin Kürt kökenli vatadanşları olmaları çok normal.

'AKP Anayasasına rıza göstermek mi; aman Tanrım!'

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kurucu Genel Başkanı Murtaza Demir:

Her bir yanı ekonomik ve siyasi işgal altına girmiş ülkem, “güçler ayrılığı” ilkesinden dahi rahatsız olan ilkel bir zihniyet tarafından yönetiliyor. Böyle bir zihniyetin “özgürlükçü Anayasa yapıyoruz” yalanlarına inanmamız bekleniyorsa, bunu aklımıza hakaret sayarız. Bu nedenle “Yeni Anayasa” lakırdılarını dikkate almak, tartışmak istemem. Böylesi tartışmalar, yeni Osmanlıcı, BOB’çu, alt yüklenici devşirmelere meşruiyet kazandıracak ve onları cesaretlendirecektir.

Bu yüzden tartışmak ve cesaret vermek yerine; kamuoyuna, Ana Muhalefet Partisi CHP’ye ve muhalefetin tümüne şunu öneririm: Anayasa çalışmalarını boykot edin; meydanlara inin ve bu taşeronların gerçek yüzünü, tahribatlarını, savaş tehdidini, ABD- İsrail menfaatlerinin jandarmalığı görevini üstlenen AKP’yi teşhir edin!

'Erdoğan'ın 'başkanlık' anayasası'

Şahkulu Sultan Külliyesi Başkanı Av. Mehmet Tural:

Bu komisyonun pozisyonu itibariyle bir anayasa hazırlayabileceği kanısında değilim. Çalışma kurallarını düzenleyen çalışma taslağında 4 siyasi partinin mutabık kaldığı konularda anlaşmaya varılacağı kararı var ve bunların birçok konuda mutabık kalması hayali olur. Çünkü Tayyip Erdoğan devleti, kendisinin devlet başkanı olması varsayımına göre dizayn etmeye çalışıyor. Yargıyla ilgili verdikleri son teklif de bunun çok açık bir göstergesi. Ancak Türk toplumunun şuna hazır olması lazım; AKP sonuç itibarıyla kendi taslağını önümüze koyacaktır. Buna karşı şimdiden nasıl bir duruş sergileyeceğimiz konusunda bütün demokrasi, insan hakları ve özgürlüklerine inanan sivil toplum örgütlerinin ve medyanın düşünmesi gerekir. Cumhuriyetin temel taşları yerinden söküldü ve o taşlar şimdi başka bir amaca yönelik döşenmeye başlandı. Tayyip Erdoğan kendi çizgisi yönündeki değişimin temel taşlarını döşüyor. O anayasanın meclisten geçmemesi için çok iyi planlayıp konuşmamız lazım. Varsayalım ki, meclisten 3-5 milletvekili transferi ile geçti, referandum aşamasında bütün muhalif grupların bu anayasanın karşısına dikilmesi lazım. Alevi örgütleri olarak şimdiden buna nasıl karşı çıkacağımız konusunda görüşmelerimiz ve çalışmalarımız var.

'Türk milleti'nin kaldırılmasına karşıyız'

Karacaahmet Sultan Dergahı Başkanı Muharrem Ercan:

Bizim bu konudaki tavrımız nettir. Karacaahmet Sultan Dergâhı Yönetim Kurulu Başkanı ve bir Alevi dedesi olarak söylüyorum; anayasadan “Türk milleti” ve “Türk vatandaşlığı” tanımının kaldırılmasına karşıyız. Bu coğrafyada Türkleriydi, Kürtleriydi, Boşnaklarıydı, Lazlarıydı, Arnavutlarıydı vs. bunların hepsi birdi de son on yılda ne oldu da herkes “Türk milleti” sözünden kaçınmaya başladı? Öncelikle 'millet' demek bütün unsurların birleştiği yerdir. Yani millet bir mozaiktir tüm parçaların bir araya gelmesiyle bütün olur. Ya da Türk milleti için aşure gibi diyebiliriz, tüm tatlar bir arada olduğunda asıl lezzet, asıl güzellik ortaya çıkar. Özetle Türk milleti kavramını zihinlerden ve kanunlardan çıkartmak çözüm değildir.

'Değişmesini dayatan emperyalizm'

Alevi Kültür Dernekleri Genel Merkez Yöneticisi ve Mersin Tahtacılar Derneği Kurucu Genel Başkanı Mehmet Şahin:

Öncelikle Anayasa Uzlaşma komisyonunun ve bu meclisin yeni bir anayasa yapma yetkisi ve iradesinin olmadığını, birçok maddesi zaten değiştirilmiş 1982 anayasasının diğer maddelerini değiştirmenin yeni bir anayasa yapmak olmadığını belirtmeliyim.1982 anayasasından yetki alan ve bu anayasaya sadakat, şeref ve namus yemini eden milletvekillerimiz yeminleriyle çelişerek demokratik bir anayasa yapamazlar. Yapılmaya çalışılan AKP’nin son anayasa referandumunda 'yetmez ama evet'çilerin desteğiyle milletin gözünü boyayarak, kandırarak değiştirdiği anayasaya maddelerinden tatmin olmayarak ileri demokrasi kılıfıyla gerici AKP anayasasını oluşturmaktır. Bu bağlamda meşruiyeti olmayan yeni bir anayasa oluşturulmasına olumlu bakmadığımdan mevcut anayasadan “Türk Milleti” ve “Türk Vatandaşlığı” tanımının kaldırılması Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyetini kuran millete Türk Milleti denir” söylemiyle ifadesini bulan milletimizin var oluş temel ilkesine aykırıdır. Bu kavramın değiştirilmesini dayatan anlayışın milletimizin etnik yönden bölünmesini istediği açıktır. Sosyolojik olarak milletimizi farklı etnik kökenlere mensup yurttaşlarımızı mozaik olarak göstermeye çalışan ABD-AB emperyalizmi, Almanya, Fransa, İngiltere gibi devletlerin farklı etnik kökenden gelen vatandaşları kendilerini Alman, Fransız ve İngiliz olarak görmesini görmezden gelmektedir.

'Özgürlükçü, eşitlikçi anayasa istiyoruz'

Baktaşi Babası Av. Şakir Keçeli:

17 yy. sonlarına kadar Anadolu ve Balkanlarda yaşayan kırsal nüfusun yüzde sekseni Alevi-Bektaşi’dir. Cumhuriyet tüm Türkiye halkı tarafından kurulmuştur. Cumhuriyete de en çok katkıyı hiç kuşkusuz Aleviler yapmıştır. Bunun en önemli kanıtlarından biri Mustafa Kemal’in Hacı Bektaş Veli Dergâhını ziyaretidir. Anayasa tartışmasına baktığımız zaman Cumhuriyetin kuruluş belgesi olan anayasanın değiştirilmez ilk dört maddesine dokunmak atalarımıza ihanettir. Bütün dünya yüzyıllardır bu coğrafyada yaşayan halka Türk diyor, şimdi bu adı değiştirmeye kalmak saçmalıktan başka bir şey değildir. Aleviler özgürlükçü, eşitlikçi ve dayanışmacı bir anayasa istiyor.

Hazırlayan: Deniz Toprak-Gamze Çınlar (AYDINLIK GAZETESİ)

Odatv.com

Kaynak: http://www.odatv.com/n.php?n=aleviler-n ... 1702131200

_________________
"Dünya'da her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır." Mustafa Kemal Atatürk

"Derdin sendendir bilmezsin, çaren de sendedir görmezsin; evrende bir noktayım sanırsın. Tüm alemler, kainat, sende özetlenmiştir de görmezsin." Hz. Ali


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Dersim Yalanları Ve Gerçekler
İletiTarih: 19 Mar 2013, 09:50 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 18 Kas 2010, 05:45
İleti: 2762
Konum: Turan
Bizim Sivas'ta yeri gelir, Alevileri çok dışlarlardı. Hatta lise de felsefe öğretmenimiz Alevi olduğu için derslere girmeyen öğrenciler bile olurdu.

Ancak ben Alevileri severim. Alevi görüşüne mensup bir sürü arkadaşım var. Alevileri nasıl bilirdin diye sorsalar; İyi kalpli, yardım sever, saygılı, gerçek bir vatansever olarak bilirdim derim.

Sayın Balkan1908; Bu aydınlatıcı yazılarınızdan ötürü çok teşekkür ederim. Kürt kimliğine ek olarak, ayrı bir Alevi kimliği oluşturmak isteyen kansızlar için ve Atatürk Alevi düşmanıydı, Alevileri kesti diyen cahil cühelalar için çok aydınlatıcı olmuş.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Dersim Yalanları Ve Gerçekler
İletiTarih: 19 Mar 2013, 11:29 
Katılımcı Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Şub 2013, 23:56
İleti: 276
Rica ederim istemiyabgu. Faydalı olabildiysem ne mutlu. :)

_________________
"Dünya'da her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır." Mustafa Kemal Atatürk

"Derdin sendendir bilmezsin, çaren de sendedir görmezsin; evrende bir noktayım sanırsın. Tüm alemler, kainat, sende özetlenmiştir de görmezsin." Hz. Ali


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Dersim Yalanları Ve Gerçekler
İletiTarih: 11 Kas 2013, 21:39 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 19 Şub 2013, 12:23
İleti: 8106
Altadki videoyu izledim.
Ihsan Sabri Cağlayangili merakim uyandi.
Kimdir bu adam,forumda aradim sekiz on tane basliga ulastim
Okumak zaman alacak.
Atatürkün etrafindaki adamlarin tümünün biyografileri anilari vs okunmali.
H.Cevizoglu fena kizmis.

_________________
Küçük bir hatayı büyük bir hataya çevirmek istiyorsanız, o küçük hatayı savunun. Vladimir İlyiç Lenin


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Dersim Yalanları Ve Gerçekler
İletiTarih: 12 Kas 2013, 15:02 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 19 Şub 2013, 12:23
İleti: 8106
Yanlis anlasilmasin,bu videolari ekleme sebebim Dersim olaylarini mazur göstermek/göstermemek meselesi degil.
Sadece AKPnin bir cok konuda oldugu gibi bu konudada suistimal daha dogrusu siyasi suistimal yaptigini,riyakar oldugunu belirtmektir.

Dinleyelim sayin Agababayi.




_________________
Küçük bir hatayı büyük bir hataya çevirmek istiyorsanız, o küçük hatayı savunun. Vladimir İlyiç Lenin


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni bir konu gönderCevap gönder 3 sayfadan 3. sayfa   [ 37 ileti ]
Sayfaya git Önceki  1, 2, 3


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan SiyasiForum.net Siyasi Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. SiyasiForum.Net hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde dönüş yapacaktır. Forumumuz kesinlikle hiçbir şekilde parti, örgüt, kurum, kuruluş ve oluşumu desteklememektedir. Tüm Problemler ve Reklam İçin: İletişim Formu için tıklayınız.