Yazı boyutunu değiştir
Sistem saati: 17 Oca 2018, 03:52


Yeni bir konu gönderCevap gönder 3 sayfadan 1. sayfa   [ 32 ileti ]
Sayfaya git 1, 2, 3  Sonraki
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Kaderine Terkedilen Azerbaycan ve Boraltan Katliami!!!
İletiTarih: 08 May 2013, 14:52 
Kıdemli Üye

Kayıt: 26 Nis 2013, 04:23
İleti: 1714
Konum: Yokistan

Konu hakkindaki belgeleri paylasiyorum ve yorumlarinizi merakla bekliyorum..

Kaynak1: http://www.ataturkdevrimleri.com/yazi-5 ... ektup.html

1- Emperyalist Hükümetler aleyhine 26 Nisan 1920 harekatı ve bunların tahakküm ve esareti hakkında bulunan mazlum insanların kurtulması amacını güden Bolşevik Ruslarla işbirliği ve harekatı kabul ediyoruz.

2- Bolşevik kuvvetleri Gürcistan üzerine askeri harekat yapar veyahut takip edeceği siyaset ve göstereceği tesir ve nüfusla Gürcistan’ın da Bolşevik ittifakına dahil olmasını ve içlerindeki İngiliz kuvvetlerini çıkarmak üzere, bunlar aleyhine harekata başlamasını temin ederse Türkiye Hükümeti de emperyalist Ermeni Hükümeti üzerine askeri harekat icrasını ve Azerbaycan Hükümetini de Bolşevik devletler zümresine ithal etmeyi taahhüt eyler.

3- Evvela, milli topraklarımızı işgal altında bulunduran emperyalist kuvvetleri tart ve ileride emperyalizm aleyhine vuku bulacak müşterek mücadelemiz için dahili kuvvetlerimizi organize ettirmek üzere şimdilik ilk taksit olarak beş milyon altının ve kararlaştırılacak miktarda cephane vesaire harp vesaiti ve sıhhiye malzemesinin ve yalnız doğuda harekat icra edecek kuvvetler için erzakın Rus Sovyet Cumhuriyetince temini rica olunur.

Yüksek hürmetlerimin ve samimi duygularımın kabulünü rica eylerim.

T.B.M.M. Reisi
Mustafa Kemal



Kaynak2: http://belgelerlegercektarih.wordpress. ... slim-etti/

Boraltan Katliamı (Belgelerle) Ismet Inönü Azeri kardeşlerimizi Ruslara teslim etti.

Resim

***

Kadir Mısıroğlu, “Moskof Mezalimi” isimli eserinde, Rus zulmünden kaçan 417 Azeri kardeşimizin Türkiye’ye sığındığını ve bunun üzerine Rus Hükümetinin Türkiye’den bunların kendilerine teslimini talep ettiğini anlatıyor ve şöyle devam ediyor:

“Beynelmilel kaidelere göre hiç bir devlet, siyasi bir suçluyu diğer devlete iade ve teslim etmez.

Bu Rus talebini müzakere eden o zamanki Hey’eti Vekile (Bakanlar Kurulu) de ‘Umumi Ceza Hukuku’nun bu kaidesine uyarak, Rusyaya zikri geçen mültecilerin iade edilmemesini kararlaştırmıştı. Fakat o zaman Hariciye Vekaletine vekalet eden Nurullah Esat Sümer, Inönü’yü ikna edip bunların, Hey’eti Vekile kararına rağmen Rusyaya iadesi emrini çıkarttırmıştır.

Mülteci Azeriler, bu karar karşısında feryad-ı figân kopararak:

‘Bizi siz öldürün fakat Moskofa teslim etmeyin’ diye yalvarmışlar, birçokları kendilerini trenden aşağıya atarak intihar etmek istemişlerdir. Bunların Rusyaya teslim işine nezaret eden Türk subayı gördüğü bu feci manzaraya tahammül edemiyerek derhal bir yıldırım telgrafla hükümete bunların avdet etmek istemeyip intihara teşebbüs ettiklerini bu sebeple teslim kararının durdurulmasını taleb etmiştir.

Fakat Türkiye’nin o günkü diktatörü Ismet Paşa, bu zavallıların Rusyaya tesliminde ısrar etmiştir. Bu hadise bilahare Demokrat Parti Devri’nde Mebus Şevket Mocan’ın teşebbüsü ile Büyük Millet Meclisi’ndeki münakaşa ve müzakerelerle ortaya çıkmıştır.

Bu suretle Ruslara iade edilen 417 Azeri, onları teslim eden Türk subayının gözü önünde Serder Abad Barajının öte yakasında toptan kurşuna dizilmişlerdir.[1]

Bu hareket, Türk Milletini temsil eden fakat milli duygu ve mefkureden (idealinden) mahrum liderlerin işlediği bir cinayet ve yüz karası olarak, tarihe geçmiş bulunmaktadır.

(… Inönü), 1951 yılında komünistlerin vatandaşlıktan ıskat edilerek hudut harici edilmeleri isteğine temayül eden hükümeti (Demokrat Parti hükümetini) tenkit için Belediye seçim propagandaları esnasında:

‘Komünistlik ithamı altında vatandaşların yurt dışına sürülmesi tehdidi, hukuk prensiplerine doğrudan doğruya taarruzdur. Ve her türlü siyasi emniyeti yok etmeğe kâfidir’ Hikmetini ortaya atmıştı. Onun Rusya ve komünizm lehindeki fikir ve beyanlarını bugüne kadar takip ve teşrihe lüzum görmüyoruz. Bunlar herkesin gözü önünde cereyan etmiştir. Fakat komünistler için hukuk kaidelerini mevzuubahs eden sayın Inönü, masum 417 Azeri Türk’ü için hemen bütün Dünyada üzerinde ittifak edilmiş bulunan siyasi suçluların iade edilmemesine aid hukuk kaidesini neden hatırlamamış ve Hey’eti Vekile kararına rağmen bu dindaş ve ırkdaşlarımızı moskof cellatlarına teslim ederek katliam edilmelerine sebep olmuştur ?[2]


Resim

Resim

Kadir Mısıroğlu’nun da belirttiği gibi, bu konuyu Tekirdağ Milletvekili Şevket Mocan meclise taşımıştı.

Şevket Mocan’ın soru önergesinin ilgili kısmını buraya alıyoruz:

T. B. M. M. Başkanlığı Yüksek Katma Aşağıdaki suallerimin sözlü olarak Başbakan tarafından cevaplandırılmasını rica ederim:

1. Muhtelif tarihlerde memleketimizde si­yasi mültecilik haklarına dayanarak iltica et­miş (156) mülteci 1947 senesinde, milletlerarası hukuk kaidelerine tamamen aykırı olarak Sovyet Rusya’ya teslim edildikleri doğru mu­dur?

2. Facia kurbanlarının sevk şekli de kur­ban gönderilen mabudun usullerine uygun ol­masından ve akıbetlerini görmesinden, teslim işinde vazifeli Yedek Subay Posta Müfettişi Reşat’ın asabi rahatsızlığa uğradığı ve sinir hastanelerinde elyevm tedavi olduğu doğru mu­dur?[3]

Resim

[3] no’lu dipnot ile ilgili… Tekirdağ Milletvekili Şevket Mocan’ın Mecliste okunan soru önergesinin tutanağı

***

Şevket Mocan’ın sorularına cevap veren dönemin Adalet Bakanı Rükneddin Nasuhioğlu ise tarihimize bir kara leke olarak geçen bu faciayı şu sözlerle doğrulamıştır:

“Ankara’daki Sovyet Se­faleti ile mütekabiliyet esasını tesbit eden bir nota teatisi suretiyle (237) Sovyet askerî mültecisinden (195)’i ilk parti olarak 6 . VIII . 1945 tarihinde Tıhmıs kapısından Sovyetlere iade edilmiştir.”[4]

Resim

[4] no’lu dipnot ile ilgili… Adalet Bakanı Rükneddin Nasuhioğlu’nun tarihimize bir kara leke olarak geçen bu faciayı doğruladığını gösteren Meclis tutanağı. (NOT: Rükneddin Nasuhioğlu’nun bu faciayla bir alakası yoktur. 1950′de hükümet değişikliği oldu, bu facia ise bir önceki hükümet (CHP) döneminde vuku bulmuştu. Soru önergesi Nasuhioğlu’nun döneminde verdildiği için mecburi olarak cevap vermek de ona düştü. Ayrıca ruslara teslim edilen mültecilerin sayısı hakkında farklı iddialar var. Biz, Kadir Mısıroğlu’nun zikrettiği kaynağa itibar ediyoruz, yani 417 mülteci teslim edilmiştir. Zaten tutanakta “195’inin *ilk parti* olarak” teslim edildiği yazıyor. )

***

Bunun üzerine uzun bir konuşma yapan Şevket Mocan’ın şu sözlerine katılmamak mümkün değildir, zaten mecliste bulunan milletvekilllerinden de “Bravo”, “Doğru” sesleri zapta geçmiştir:

“Muhterem arkadaşım, Enver ve Adem ismin­de iki azeri münevverden bahsettiler. Bunlar çok yakından tanıdığımız Konya Milletvekili Ziyat Beyin kayın biraderleridir. Çok evvel Rus ordusunda subaylık etmişler, fakat milliyetleri­ni unutmamışlar, o akideleri kabul etmiyerek Almanyaya kaçmışlar, orada uzun müddet bu­lunmuşlardır. Sonra memleketimize gelerek hemşîrelerinin yanına, Ziyat Beyin hareminin ya­nına sığınmışlardır. Fakat yüz kızartacak bir hal olarak bunlar bir gün evden alınarak, An­kara’ya göndereceğiz diye, ‘Komiser Ali Riza re­fakatinde hududa götürülmüşler, ayni mabuda kurban sunulmuşlardır.

Bu, milletin tarihinde bir tek mülteci Isveç Kralı Şarl için harbetmiş şe­refli hâdiseler çoktur; fakat siyasi mültecileri bir mabuda kurban sunar gibi sunmaya götüren yüz kızartıcı, gönül parçalayıcı, hicabaver bir hâdise daha yoktur.

(Bravo sesleri).

Ibnisuud mutavaat etmedi, mültecileri ver­medi, fakat bizdeki bir devrin adamları bizim tarihimize bu lekeyi yazdılar, mültecileri iade et­tiler arkadaşlar

(Doğru sesleri)”[5]

Resim

Resim

[5] no’lu dipnot ile ilgili… Soru önergesini veren Tekirdağ Milletvekili Şevket Mocan’ın Mecliste söylediği ve hissimize tercüman olan sözlerinin tutanağı

***

Hakikaten, ne kadar acı… Ne kadar yüz kızartıcı bir hâdise… Bütün bu denaetler halkımızdan gizlenmiştir. Nitekim Kars’ın ilk kültür ve kütüphane müdürlerinden Temraz Kesemenli, Boraltan Köprüsü katliamının yıllarca halktan gizlendiğini söyledi. Ayrıca İsmet İnönü’nün emriyle Azerileri götüren memurun akli dengesini yitirdiğini ve akıl hastanesinde vefat ettiğinin bilindiğini ifade etti.[6] Zaten Şevket Mocan’ın soru önergesinde buna değinilmişti.

**Ismet Inönü, ATA’sının izinde**

Resim

Sadece Ismet Inönü mü Azerbaycanlı kardeşlerimizi Ruslara teslim etti sanıyorsunuz? O halde aldanıyorsunuz, zira daha evvel ATA’sı da Azerbaycanlı kardeşlerimizi Ruslara teslim etmişti…

M. Kemal Atatürk’ün Azerbaycanlı kardeşlerimizi komünist Ruslara tabiri caizse “sattığına” inanmayanlar, şu konumuza bakabilirler:

http://belgelerlegercektarih.wordpress. ... anet-etti/

***

Katledilen Azerbaycanlı kardeşlerimize ithafen 1977 yılında çekilen ve başrollerini Cüneyt Arkın ve Oya Aydoğan’ın oynadığı “Güneş Ne Zaman Doğacak?” adlı sinema filmi de Boraltan katliamını konu alıyor.[7]

Son olarak iki şiire yer veriyor ve konuyu noktalıyoruz, Allahu Teala kardeşlerimize rahmet eylesin.

Tutsak Türklerin kurşuna dizilmeden önce söyledikleri bir ağıt şöyle:

Boraltan bir köprü, aşar geçer Aras’ı,
Yuğsan Aras suyuyla, çıkmaz yüzün karası.

Karası, karası, merhamet fukarası,
Karası, karası, merhamet fukarası,

Düşman bekler karşıda, önüne kattı beni,
Can alınan çarşıda, kardeşim sattı beni.

Dönüp seslendim geri, merhametsiz birine,
Beni siz vursaydınız, şu gavurun yerine.

***

Azerbaycan’ın büyük milli şairi Almas Yıldırım, bu olayı “Dönek Kardeş” adlı şiirinde şöyle dile getiriyor:

Türk denince özü, sözü mert olur,
Dost deyince ayrılmaz bir fert olur,
Kardeş deyip dara düşsem, sığınsam,
Şimden geru bu bana bir dert olur.
Ben ne diyem bu vefasız dağlara,
Öz kardaşı dönek olan ağlara!

Türk; o Altayların dünkü eri mi?
Yolunda can koydum, verdim serimi,
Düştüğü ağlardan kurtulsun diye,
Serdim ayağına doğma yerimi…
Kardaş armağanı, dökülen kanlar,
Bana mükâfat mı giden kurbanlar?

Ben diyorum, Kayıhan’dır soyumuz,
Bir kaynaktan varlığımız, boyumuz,
Dilim dili, yolum yolu, emel bir,
Bir bayrakta, yıldız’ımız, ay’ımız.
Azerî, Türk, Türkmen; var mı ayrılık,
Nerden doğdu bu imansız gayrılık?

Alnımın yazısı, karadır kara,
Karadan bir mendil yolladım yara,
Yol uzun, el uzak, yetişmez eller,
Türklüğün kanayan kalbini sara.
Felek kıymış beslenen bu dileğe,
Lânet Türk’ü hançerleyen bileğe.

Bir suç mu düşmana göğüs gerdiğim?
Günah mı Türklüğe gönül verdiğim?
Rusların açtığı yaradan derin,
Anayurtta öz kardaştan gördüğüm.
Seslenseydim, ses çıkardı her taştan,
Ne beklersin sağırlaşan bir baştan.

Kaçtır, eli kanlı çıktı oyundan,
Ne bilem, kahpelik varmış soyunda,
Girdiğim öz yurttan döndürülürken,
Kanımın aktığı sınır boyunda
Açan lâlelerden bir çelenk örsem,
Türklük dünyasına armağan versem.[8]



**********



KAYNAKLAR:

[1] M. Sadık Aran, Kızılordu Azerbaycan’ı Nasıl Işgal Etti, Milli Işık Dergisi, sayı 26, Istanbul 1969. (Aktaran: Kadir Mısıroğlu, Moskof Mezalimi, Sebil Yayınevi, Istanbul 1970, sayfa 451.)

[2] Kadir Mısıroğlu, Moskof Mezalimi, Sebil Yayınevi, Istanbul 1970, sayfa 450 – 452.

[3] TBMM Zabıt Ceridesi, dönem 9, cild 9, Içtima 101, 18.07.1951, sayfa 203.

[4] TBMM Zabıt Ceridesi, dönem 9, cild 9, Içtima 101, 18.07.1951, sayfa 204.

[5] TBMM Zabıt Ceridesi, dönem 9, cild 9, Içtima 101, 18.07.1951, sayfa 205, 206.

[6] Star Gazetesi, “Yıllarca halktan gizlenen katliam”, 08 Eylül 2012.

Ayrıca bakınız; Sabah Gazetesi, Hasan Celal Güzel, “Boraltan Köprüsü faciası ve mülteciler”, 9 Eylül 2012.

[7] Boraltan katliamını konu alan ve başrollerini Cüneyt Arkın ve Oya Aydoğan’ın oynadığı “Güneş Ne Zaman Doğacak?” adlı sinema filmi:

https://www.youtube.com/watch?feature=p ... 18piLyW8A#! (son erişim tarihi: 15 Eylül 2012.)

[8] Şiirler için bakınız; Orkun Kutlu, Boraltan Köprüsü (Tarihte Bir Yüz Karası) : http://www.bilgicik.com/yazi/boraltan-k ... uz-karasi/ (son erişim tarihi: 15 Eylül 2012.)

_________________
"Uzun vadede hepimiz AKP li olacağız.''


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Kaderine Terkedilen Azerbaycan ve Boraltan Katliami!!!
İletiTarih: 08 May 2013, 16:30 
Katılımcı Üye

Kayıt: 19 Eyl 2012, 16:51
İleti: 243
Evet bu tarihimizde ki en aşağılık olaylardan birisidir.Hatta Reha Oğuz Türkan Azerbaycanlıların Ruslara verileceklerini duyup mani olmaya çalıştı diye tabutluklarda işkence görüp tek gözü kör olma noktasına gelmiştir.Geçmişten ders almalı Çin zulmü altındaki Uygurların anası Rabia kadir ile İrandaki Türklerin sorunlarını dile getiren Azerbaycanlı Mahmut Ali Çöhreganin neden ülkemize giriş yasağı konulduğunu neden görmezden gelindiklerini sorgulamalı,Irakta ve Suriyede bizden yardım bekleyen Türkmenler ile neden devletimizin ilgilenilmediği tek başlarına kaderlerine bırakıldıkları da araştırılmalıdır.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Kaderine Terkedilen Azerbaycan ve Boraltan Katliami!!!
İletiTarih: 08 May 2013, 16:40 
Katılımcı Üye

Kayıt: 19 Eyl 2012, 16:51
İleti: 243


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Kaderine Terkedilen Azerbaycan ve Boraltan Katliami!!!
İletiTarih: 09 May 2013, 02:54 
Banlanmış Üye

Kayıt: 16 May 2012, 02:33
İleti: 835
Sayın nefertum sizin paylaştığınız kırpılmış belgelerden birşey anlaşılmıyor. Size katkım olsun, ben paylaşayım. Belki siz de okursunuz...

Resim
Resim

_________________
"Bu memleket tarihte Türk'tü, halde Türk'tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır."

"Beyler, hiçbir dine bağlı olmayan kalp istirahattan mahrumdur."- Aralık 1930

Mustafa Kemal ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Kaderine Terkedilen Azerbaycan ve Boraltan Katliami!!!
İletiTarih: 09 May 2013, 04:19 
Kıdemli Üye

Kayıt: 26 Nis 2013, 04:23
İleti: 1714
Konum: Yokistan
Eyvallah!

_________________
"Uzun vadede hepimiz AKP li olacağız.''


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Kaderine Terkedilen Azerbaycan ve Boraltan Katliami!!!
İletiTarih: 09 May 2013, 19:43 
Banlanmış Üye

Kayıt: 16 May 2012, 02:33
İleti: 835
nefertum yazdı:
Konu hakkindaki belgeleri paylasiyorum ve yorumlarinizi merakla bekliyorum..


1- Emperyalist Hükümetler aleyhine 26 Nisan 1920 harekatı ve bunların tahakküm ve esareti hakkında bulunan mazlum insanların kurtulması amacını güden Bolşevik Ruslarla işbirliği ve harekatı kabul ediyoruz.

2- Bolşevik kuvvetleri Gürcistan üzerine askeri harekat yapar veyahut takip edeceği siyaset ve göstereceği tesir ve nüfusla Gürcistan’ın da Bolşevik ittifakına dahil olmasını ve içlerindeki İngiliz kuvvetlerini çıkarmak üzere, bunlar aleyhine harekata başlamasını temin ederse Türkiye Hükümeti de emperyalist Ermeni Hükümeti üzerine askeri harekat icrasını ve Azerbaycan Hükümetini de Bolşevik devletler zümresine ithal etmeyi taahhüt eyler.

3- Evvela, milli topraklarımızı işgal altında bulunduran emperyalist kuvvetleri tart ve ileride emperyalizm aleyhine vuku bulacak müşterek mücadelemiz için dahili kuvvetlerimizi organize ettirmek üzere şimdilik ilk taksit olarak beş milyon altının ve kararlaştırılacak miktarda cephane vesaire harp vesaiti ve sıhhiye malzemesinin ve yalnız doğuda harekat icra edecek kuvvetler için erzakın Rus Sovyet Cumhuriyetince temini rica olunur.

Yüksek hürmetlerimin ve samimi duygularımın kabulünü rica eylerim.

T.B.M.M. Reisi
Mustafa Kemal



Sadece Ismet Inönü mü Azerbaycanlı kardeşlerimizi Ruslara teslim etti sanıyorsunuz? O halde aldanıyorsunuz, zira daha evvel ATA’sı da Azerbaycanlı kardeşlerimizi Ruslara teslim etmişti…

M. Kemal Atatürk’ün Azerbaycanlı kardeşlerimizi komünist Ruslara tabiri caizse “sattığına” inanmayanlar, şu konumuza bakabilirler:


Bir belgeyi alıp onu tarih metodolojisi dışında tutarak, Mustafa Kemal Atatürk'ü karalamak ve itham etmek Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarının sürekli kullandıkları bir yöntemdir. Bu mektubun yazıldığı dönemi analiz etmeden Atatürk'ün Azerileri "sattığını" söylemek en basitinden cahilliktir.

Mustafa Kemal Atatürk'ün askeri-siyasi strateji, öngörü ve stratejilerini uygulamadaki dehasını Kadir Mısıroğlu ve onun gibilerin idrak edemeyecekleri çok açıktır.Atatürk'ün bir cümlesi üzerinden onu yaftalamak onursuzluğunu ancak bunlar gibi artniyetli şahıslar gösterebilir.

Öncelikle bu mektup henüz Lenin'e ulaşmadan önce Lenin Azerbaycan'ı almış olduğunu belirterek Atatürk'ün Kafkaslar politikası ile ilgili bir çalışma paylaşıyorum. Umarım bu uzun yazıyı okuyup anlama zahmetini gösterip yukarıdaki çirkin iddiaları bu çerçevede değerlendirme yoluna gidersiniz.


Atatürk'ün Kafkasya Politikası / Doç. Dr. Aygün Attar [s.256-262]
Dumlupınar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / Türkiye


600 sene kudretli cihan imparatorluğu olan, üç kıtaya hüküm eden Osmanlı Devleti Büyük Harbe girerken ne imparatorluğun hakiki menfaatlerine uygun siyasal hedef ve gayeleri bulabilmiş ve ne de bunları temin edebilecek, bütün memleket kuvvet ve enerjisini içine almış askeri bir plan yapabilmişti.[1] Osmanlı Devleti hâlâ bağımsız sayılmakla birlikte Avrupa devletlerinden asılı duruma düşmüştü. Savaş zaten zorluklar içinde çırpınan Türk ekonomisini tam bir çöküntüye uğratmış, devlet mekanizmasının çarkı tıkanmıştı. Türkiye Îtilaf Devletleriyle savaş yaparken ülkenin kuzey komşusu Rusya’da neredeyse her gün yeni bir siyasi olay patlak verir, özellikle Kafkasya cadı kazanı gibi kaynıyordu. Nihayet, 25 Ekim 1917 günü Rusya’da Bolşevikler idareyi ele aldılar. Böylece Rusya savaşa son veriyor ve "Rus halkları Beyannamesi”yle çeşitli milletlere bağımsızlıklarını ilan etme fırsatı tanımış oluyordu. Bu olay iktidarda olan "İttihat ve Terakki” liderlerinin özellikle başkumandan Enver Paşa’nın Transkafkasya ve Kuzey Kafkasya politikasına bakış açılarını daha aleni bir şekilde ortaya çıkardı.

Rusya’da yaşayan Türk ve İslam milletleri zaten ne çarlık Rus politikasından ne de Geçici hükümetin uygulamalarından memnun değillerdi. 14-24 Mayıs 1917’de Moskova’da 800 delegenin katıldığı Rusya Müslümanları Kongresi’nin açılış konuşmasında Azeri Türkiye’nin siyasi liderlerinden olan Ali Merdan Bey Topcubaşı Rus hükümetini Müslümanların feryatlarına kulak vermemekle suçlamıştı. [2]

Büyük Kurtuluş Savaşı öncesi Milli Mücadele Dönemi’nde Kafkasya’nın o dönemki durumuna kısa bir göz atmak doğru olacaktır.

1917 senesinde vuku bulmuş Sovyet İhtilali’nden sonra Kafkasya Rusya’dan ayrılmış ve "Mâverây-ı Kafkas Komiserliği” teşkil edilmişti. Komiserlik Kafkasya’nın o zamanki merkezi Tiflis’te yerleşiyordu. Gürcüler, Azeriler ve Ermenilerin birlikte federasyon şeklinde kurdukları devletin ömrü uzun olmamış ve toplam bir ay süren bu beraberlik konfederasyonun milli cumhuriyetlere ayrılmasıyla parçalanmıştır.[3]

28 Mayıs 1918’de Azerbaycan Milli Cumhuriyeti Azeri Türklerinin istiklalini ilan etti. Fakat ne acıdır ki ülkenin başkenti Bakü Ermeni Taşnaklar ve onlarla işbirliği içinde olan Bolşeviklerce işgal edildiğinden Milli Hükümet Gence şehrinde F. Hoyski’nin başçılık ettiği ilk kabinesini kurmaya mecbur bırakılmıştı. Azerbaycan Milli Cumhuriyeti kuruluş ilanından bir hafta sonra 4 Haziran 1918’de Türkiye ile antlaşma imzalamış ve bu antlaşmaya göre taraflar arasında siyasi, askeri, iktisadi, ticari, kültürel sahalarda karşılıklı yardımlaşmayı öngören şartlar kabul edilmiştir.[4] Bu arada Transkafkasya’da gerginlik devam ediyordu. Gürcistan Almanya ile flört ediyor, Almanya tarafından gayyumluğa kabul edildiği için ona demiryollarından azami şekilde istifade imkanı sunuyordu.[5] Ermeniler "denizden denize büyük Ermenistan”ın kurulması için çalışıyorlardı ve bu hayallerinin gerçekleşmesi yolunda işbirliği kurdukları Bolşevikleri arkalarına alarak Bakü, Zengezur, Cebrayıl, Gubatlı, Guba vs. gibi Azerbaycan’ın çeşitli bölgelerinde katliamlar yapıyorlardı. Bakü’nün düşmandan kurtarılması için Azerbaycan Türkiye’den yardım istemiş ve içinde bulunduğu zor şartlara rağmen Anadolu’dan Azeri kardeşlerine yardım için 8.500 civarında askeri kuvvet gönderilmiştir. Mehmetçik büyük bir sevinçle karşılanmış, 15 Eylül 1918’de Bakü kurtarılmıştır.[6]

Kafkasya’da tüm bunların yaşandığı yıllarda Türklerin “Atayurdu”nda meydana gelen gelişmeleri Mustafa Kemal Paşa’nın kaleminden süzülen şu satırlardan öğreniyoruz: “1919 senesi Mayısı’nın 19. günü Samsun’a çıktım. Vaziyet ve manzara-i umumiye: Osmanlı Devleti’nin dahil bulunduğu grup Harb-i Umumide mağlub olmuş şeraiti ağır bir mütarekename imzalanmış, millet yorgun ve fakir bir halde...” .[7]

Evet, o yıllar Mustafa Kemal Paşa ve onun başlattığı İstiklal Savaşı tarihinin en zor yıllarıydı. I. Dünya Savaşı bitiminde Türkiye’de 675 Amerikan okulu vardı. Bunların arasında İstanbul, İzmir, Tarsus, Antep ve Harput olmak üzere, bir kız beş erkek koleji ve dini kuruluş bulunmakta idi. Aynı dönemde Türkiye’de 500 kadar Fransız okulu bulunmakta idi ve bu okullarda 60.000’e yakın öğrenci öğrenim görüyordu.[8] Ülkenin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik buhranı ve ciddi aktivite gösteren misyoner faaliyetlerini düşünecek olursak yalnız Atatürk gibi kudretli bir şahsiyetin milli iradeyi harekete geçirerek halkla inanç hissi yaratmaya muvaffak olduğu gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Başkomutan Mustafa Kemal’in halkta yarattığı milli duyguların yükselişi Anadolu’daki harekatı dikkatlice izleyen Rusya’nın üzerinde önemle durduğu husustur. Rusya Dışişleri Komiserliği’nin Kuva-yı Milliye’yi incelemek için Türkiye’ye gönderdiği temsilcisi Midivani “Türkiye’de Siyasi Durum” raporunda yazıyordu. “Anadolu’da durum karışıktır. Biz dış siyasetimizi Kemal ve onun partisi üzerinde kurmalıyız... Halkta ona karşı aşırı güven var, moral çöküntüsünün yerini ahval-i ruhiyenin yükselişi almıştır.[9]

Halkın güvenini kazanmış ya istiklal ya ölüm parolası ve bağımsızlık savaşçılarıyla birlikte Ay- yıldızlı bayrağımızı göklere çekmiş Mustafa Kemal ülkenin içinde bulunduğu zor şartlara rağmen yalnız Anadolu Türklerini düşünmekle kalmamış, Misak-ı Milli dışındaki Türklerle de yakından ilgilenmiştir.

Kafkasya bulunduğu jeopolitik şartlar açısından Türkiye için taşıdığı önem dışında bu topraklarda yaşayan kardeş Türkler bakımından apayrı bir yer işgal etmekte idi. Diğer önemli bir husus ise, 1918’de kurulmuş Azerbaycan Devleti’nin Cumhuriyet adıyla Türk tarihine geçen ilk devlet oluşudur.[10]

Zira İstanbul hükümetinin Kafkasya politikası bu doğrultuda izlenmiş, özellikle Enver Paşa Rusya’nın çok zayıf olduğu dönemi fırsat bilerek Türkiye ile Rusya arasında merkezi Bakü olmak üzere güçlü bir Türk devleti kurulması için Kafkaslar’a askeri kuvvet göndermiştir. T.B.M.M. hükümetinin atamış olduğu ilk büyükelçi olan Moskova sefiri Ali Fuat Cebesoy Paşa bu konuda Enver Paşa ile Rusya’da yaptığı mülakatı şöyle anlatıyor:
“Kafkaslar’daki ordularımızın kuvvetine güvenerek merkezi Bakü olmak üzere muvakkat bir hükümet teşkil edecektim. Düşmanlarımızın yapacakları tazyik ve bize teklif edecekleri sulh şartlarının ağırlığı derecesine göre anavatanı kuvvetimle restore etmeye çalışacaktım. Fakat İstanbul’dan bir Alman torpidosuyla Şimali Kafkas sahillerine çıktıktan sonra hastalanarak bir köyde uzun müddet kalmaya mecbur olmuştum. Bu esnada benden ümidi kesen kumandanlar İstanbul hükümetinin emrine esasen kısmen Erzurum ve kısmen İstanbul’a dönmüşlerdi. Ayağa kalktığım zaman tasavvurlarımı tatbik edecek bir kuvvet orada yoktu”.[11]

Enver Paşa’nın düşüncesi her ne kadar güzel olsa da Türkiye’nin içinde bulunduğu zor şartlar İstanbul hükümetinin takip ettiği gibi bir Kafkasya politikasının ikdamını imkansız kılıyordu. Odur ki, Mustafa Kemal’in başında durduğu Anadolu hükümeti realitelerden hareket ederek duygusallıktan uzak bir adım atmış, henüz Sivas Kongresi öncesinde Türkiye’nin kurtuluş mücadelesine destek için bakışlarını Sovyet Rusyası’na çevirmişlerdi. Peki Anadolu hükümetini Rusya’ya yaklaştıran amiller neydi? Nasıl olurdu da Kafkasya’da ayakta duran milli bir Türk Cumhuriyeti varken Mustafa Kemal Paşa Bolşevik Rusyası’na yüz tutuyor, diğer bir söyleyişle Bolşeviklerin Azerbaycan’a doğru ilerlemesine mani olmuyordu.

Mustafa Kemal Paşa’nın Kafkasya politikasında tutunduğu bu tavrın önemli bir nedeni en açık şekilde 6 Şubat 1920 tarihini taşıyan Heyet-i Temsiliye adına kaleme alınmış, 1920 Ocağı’nda Türkiye’nin siyasi vaziyetini inceleyen raporda yer almaktadır: “… Türkiye Kafkasya’dan Bolşevik istilasını kolaylaştırır ve onunla hareket birliğine geçerse, batıdan doğuya doğru, Anadolu, Suriye, Irak, İran, Afganistan ve Hindistan kapılarını müthiş bir suretle açmış olacaktır. Bu açık kapıları kapatmak için müttefikler bir taarruz stratejisini yürütecek kuvvetleri süratle tedarik edemezler... Bu sebeple Kafkas seddinin yarılmasını Türkiye’nin kesin şekilde yok edilmesi projesi sayarak, bu seddi İtilaf Devletlerine yaptırmamak için en son yollara başvurmak ve bu uğurda her türlü tehlikeyi göze almak mecburiyetindeyiz.
Kafkas milletleri bize set olmaya karar vermişlerse birlikte taarruz için Sovyetlerle anlaşmak, dahilen milli teşkilatı son derece genişletip, takviye etmektir...”
[12]

Unutmamak gerekiyor ki, Türkiye’nin o dönemki şartlarının doğurduğu politikalardı bunlar.

İkinci ve en önemli neden ise Azerbaycan Cumhuriyeti’nin içinde bulunduğu şartlardan dolayı zaten uzun süre yaşayamayacağı gerçeği idi. Lenin’in başında bulunduğu Bolşevik Rusyası Bakü petrolünün “yabancı eller”e geçmemesi için ciddi şekilde faaliyet gösteriyor, olağanüstü salahiyetlerle Kafkasya Komiseri ilan ettiği Ermeni Stepan Şaumyan’ın ve kandırılarak onun başına toplanmış yerli Bolşeviklerin eliyle Azerbaycan içten içe karıştırılıyordu. Diğer taraftan General Tomson’un başında durduğu İngiliz donanması Hazar Denizi vasıtasıyla Azerbaycan’ı kuşatarak Milli Cumhuriyetin başı üzerinde adeta Demoklesin kılıcını sallıyor ülkenin iç işlerine müdahale ediyordu. Karabağ ve Zengezur bölgesinde Ermeni teröristleri çetebaşı Andranik’in etrafında birleşerek masum Türk halka katliamlar yapıyor, tüm bu gelişmeler kabinenin çalışmalarını engelliyordu.[13]

Azerbaycan Milli Hükümeti içinde bulunduğu zor şartlara rağmen Anadolu istiklal harekatına yardım elini uzatmış bu maksatla halkla devlet el ele vermiş ve toplanan yardım Anadolu’ya gönderilmiştir.[14]

Başkumandan Mustafa Kemal Paşa’nın durum değerlendirmesi için Azerbaycan’a gönderdiği temsilci raporları da acı gerçeği, Azerbaycan Milli Cumhuriyeti’nin zorluklarla boğuştuğu gerçeğini ortaya çıkarıyordu. Zaten Azerbaycan Bolşeviklerinin Lenin’e gönderdikleri Sovyetler Birliği’nin Dışişleri Bakanlığı Arşivi’nde muhafaza edilen telegramda "Sovyet Kızılordusunun sabırsızlıkla beklendiği” mesajı yer alıyordu.

Rusya’nın Azerbaycan’a hareketi arefesinde Kafkaslar’da siyasi münakaşalar devam ediyordu. 1920’de Ermenistan ve Gürcistan arasında Batum problemi yaşanıyordu. Ermeniler aynı zamanda toprak koparmak amacıyla Azerbaycan’la didişiyor, Karabağ ve Zengezur bölgelerinden kopardığı topraklarla yetinmiyor, yeni iddalar ve talepler ileri sürüyorlardı. Oysa 1920 senesinde Paris Barış Konferansı’nda Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin başçısı A. Topçubaşovun başkanlığıyla yapılmış diplomatik girişimler neticesinde İtilaf Devletleri Transkafkasya’yı yabancı müdaheleden savunmayı üstesine götürmüştü. Antanta ve her üç Respublika’nın temsilcileri de bu şartta razılaşmışlardı. Ermeniler Azerbaycan aleyhine propaganda yayarak bu ülkeyi Türkiye ile işbirliği yapmakla suçluyordu. Batılı devletlere şikayet eden Ermeniler Azerbaycan hükümetinin Türkiye’ye 18 bin Türk Lirası 1 milyon Fransız Frankı meblağında mali yardım gösterdiğini, böylece Antanta alehine bir hareket olduğunu iddia ediyorlardı. Ermenistan Kafkasya’da, yarattığı zıddiyetlerde Antanta’nın üzerine götürdüğü taahhütden vazgeçmesine ve böylelikle Bolşeviklerin Transkafkası işgal etmesine imkan yaratmamış oldu.

Aslında ise Ermenistan’ın Transkafkas’ın menfaatlerini satmakla suçladığı Azerbaycan’a Türkiye, Sovyetlerden yardım alabilmek için geçit gibi bakıyor ve bu yolda mania olarak gördüğü “Musavat”Partisi’nin iktidardan uzaklaşmasını istiyordu. Kurtuluş Savaşı’nın ünlü komutanlarından olan K. Karabekir Paşa, “Sovyet idaresini Türk hududuna kadar ulaştırmak başlıca vazifemizdir” diyordu. Mustafa Kemal bu maksatla, Sivas Kongresi’nden sonra Halil Paşa’yı Sovyet Rusyası’na maddi ve silah yardımı için temsilci olarak göndermiş, 1920 yılının ilk aylarında Anadolu’ya beklenilenden az da olsa yardım ulaşmıştı.[15]

Türkiye Ermeniler tarafından işgal edilmiş Şark Vilayetlerini geri almak için askeri plan hazırladı. Razılaşmaya göre Rusya bu askeri müdahaleye karşı çıkmıyor, Ankara’da bunun mukabilinde Bolşeviklerin Bakü’ye hareket etmesine göz yumuyordu. Rusya Ermenistan’ı maşa olarak kullanıyor, bir taraftan onu Türkiye’den yeni topraklar iddia etmek için kızıştırıyor, “Büyük Ermenistan” planını savunuyor gibi gözüküyor, o biri taraftan Antanta-Türkiye yakınlaşmasından korkarak Anadolu Hükümeti’ne göz kırpıyordu.[16]
Azebaycan’daysa Bolşevikler Musavat hükümetinin Türk kardeşlere yardım için Anadolu’ya giden Kızılordu’ya yol vermediklerine dair halk arasında söz yayıyorlardı. Türkiyeli ve yerli komünistlerden oluşan bir grup bu sahada aktif çalışıyor, “İngilizperest” Azerbaycan hükümetini Türkiye’ye ihanet etmekle suçluyorlardı. Azerbaycan’daki bu durumu kendi lehine değerlendiren Rusya Dağıstan’a konuşlandırdığı Kızılordu’ya işgal emrini vermeden önce, milli cumhuriyete iktidarı bırakması için ültümatom verdi.
Siyasi buhran içinde boğulan Azerbaycan hükümeti ne yapacağını bilmiyordu. Parlementonun son oturumuna başçılık eden M. E. Resulzade heyecan içinde bulundukları zor durumu anlattı: “Kardeşler teslim olmamız için önümüzde ültimatom var. Mevkiimizi neden terkediyoruz? Bize diyorlar ki Rusya’dan gelen bu tecavüzkar ordunun hayat ve ölüm mücadelesinden geçen Türkiye’yi kurtarmak için buradan geçtiği tahmin ediliyor.
Kardeşler, Türkiye Azerbaycan’ın hilaskarıdır. Milletimizin emelini yüce eden mukaddes bir memleketdir. Onu kurtarmaya giden kuvveyi biz memnuniyetle yolcu ederiz. Fakat bir şartlaki bu kuvve bizim azadlığımızı, hürriyetimizi, özgürlüğümüzü çiğnemesin. Oysa kardeşler duyduklarımız düşman tebligatıdır. Gelen Rus ordusudur ve O 1914 hudutlarını geriye almak istiyor. Anadolu’nun imdadına yetişmek bahanesiyle yurdumuza giren işgal ordusu buradan bir daha çıkmayacaktır...”[17]

Musavat Partisi’nin siyasi hedefi asrılaşmış, Türkçülük ve İslamcılık tradisyonlarını muhafaza eden milli bir ideolojinin, halkçı sosyalist nevinden içtimai bir programdan ve bütün Kafkasya’nın Rusya’dan ayrılması manasında anlaşılan bir taktikten oluşuyordu. Böyle bir partinin iktidarda olması ister Rusya isterse Türkiye’nin işine gelmiyordu. Karabekir Paşa’nın Kafkasya’da bulunan Halil Paşa’ya göndermiş olduğu şifreli telgraf, Türkiye’nin olaya bakış açısını somutlaştıran önemli bir belgedir: “Sizin şimdi başta gelen vazifeleriniz Sovyet idaresini Türk hududuna kadar ulaştırmak olmalıdır. Bu yolda yürünmesi lazımdır, aksi takdirde hareket edilecek olursa bu başkalarının durumuna yarayacaktır.”[18]

Azerbaycan’la ilgili bu kararın alınmasında bir başka boyut daha vardır. Mustafa Kemal Paşa Azerbaycan konusunda kesin tavrını ortaya koymadan önce bu ülkeye güvenilir kişiler göndermiş ve oradaki durumu inceletmiştir.1920 senesi Azerbaycan siyasi hayatının sıkıntılı ve buhranlı günleriydi. Parlemento içinde hükümetin çeşitli kademelerinde karşı durmalar vardı:
Dışişleri Bakanı F. Xoyski Sovyet Rusyası’na karşı sert siyaset yürütülmesi hattını savunuyor, İç İşleri Bakanı M. Hacinski ona karşı çıkarak Bolşeviklerle sıcak ilişkiler yaratılması tezini ileri sürüyordu. Bu iki grup arasında karşı durma hat safhaya çıkmış, Parlemento çalışamaz hale gelmişti. Halk arasında “Musavat”ın İngilizlerle işbirliği yaptığı şaibeleri dolaşıyor, iktidara güvensizlik her geçen gün artıyordu. Yerli Bolşevikler halkı hükümete karşı kışkırtıyor, ülke içerisinde karmaşa yaratmaya devam ediyorlardı.

Emperyalist devletler ve Rus Bolşevizminin ihatesinde kuvvetli hükümeti olmayan tam teşekküllü milli ordudan yoksun bir Azerbaycan’ın ayakta durabilmesi zaten zayıf bir ihtimaldi. Özellikle sahip olduğu petrol yataklarından dolayı Azerbaycan üzerinde oynanan oyunların kolayca bitmeyeceği gerçeğinden yola çıkan Atatürk Kafkasya’da yaşanan bu karmaşık ortamdan Anadolu’nun lehine istifade etmeye karar vermiştir. İtilaf Devletlerine karşı ortak düşmanlık ve Türkiye’nin içinde bulunduğu zor şartlar Anadolu hükümetiyle Rusya’yı birbirine yaklaştıran en önemli unsur olmuştur. 26 Nisan 1920 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’nın Lenin’e gönderdiği resmi mektupta “Türkiye emperyalist devletlere karşı Sovyet Rusya’sıyla birlikte savaşmayı üstlenmektedir....” denilmekte ve bu savaşta Sovyet Rusya’dan yardım istenmekteydi.[19]

Mustafa Kemal Paşa’nın Kafkasya politikasını incelediğimiz bu konuşmada Rusya’ya geniş yer vermemizin üç temel nedeni var.

  1. Atatürk Anadolu hükümetinin faaliyetleri sırasında Kafkasya’ya daima Türkiye-Rusya- Kafkasya üçgeni prizmasından bakmıştır.
  2. Rusya Türkiye’nin yalnız kuzey komşusu olmakla kalmamış İtilaf Devletleri karşısında en önemli siyasi partneri olmuştur.
  3. Rusya, Azerbaycan ve Dağıstan başta olmak üzere yalnız Kafkasya’da değil büyük coğrafyaya dağılmış olan Türkistan Türklerinin de siyasi iktidarını elinde bulunduran totaliter idare sisteminin hakim olduğu sözde Sosyalist Cumhuriyetler Birliği idi.

Mustafa Kemal Paşa’nın Kafkasya’ya karşı izlediği ince politikada daima bu ayar ciddi şekilde gözetilmiştir. O, Rusya kontrolündeki Türklere karşı aleni şekilde icra edilen ya da dile getirilen birtakım şeylerin bu halklara Ruslar tarafından uygulanan baskıların dışında bir şey vermediği gerçeğini iyi biliyordu. 1920 Haziranı’nda Türkiye-Şark Cephesi Komutanlığı ile Sovyet Azerbaycanı arasında ilişkiler kuruldu. Karabekir Paşa, 23 Haziran 1920’de Azerbaycan Bolşevik Hükümeti Harbiye Komiserliği’ne yazmış olduğu ilk mektubunda Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan ve Türkiye’nin milliyet prensipleri göz önüne alınarak hudut ve mukadderatlarının Sovyet Rusya hükümet murahhasları ile adı geçen dört devlet murahhasları arasında tayin edilmesinin beklenmesine karşın, Ermenilerin Oltu ve Zengezur mıntıkalarında İslam ahalisine tecavüzlere başladıklarını bu durum karşısında Ermenilerin hareketlerini protesto ettiğini, tecavüzden vazgeçmedikleri takdirde mukabele zorunda kalacağını hatırlattığını bildirmiştir. Mektup, Müslüman halka karşı Ermenilerin tecavüz ve mezaliminin durdurulması için Azerbaycan hükümetinden teşrik-i mesai ricasıyla bitiyordu. Bu mektuba mütakiben Haziran-Temmuz ayları zarfında K. Karabekir Paşa tarafından iki tanesi XI. Kızılordu kumandanlığına ve biri de Kafkasya’da bulunan Enver Paşa’nın amcası Halil Paşa’ya hitaben dört adet mektup gönderilmiştir. Mektuplarda Rus Sovyet Ordusu ile Türkiye Şark Ordusu arasında irtibat yapılması ve Azerbaycan’da hâlâ devam eden İngiliz propagandasına nihayet verilmesi için işbirliği arz ediliyordu. Şark cephesi kumandanı Karabekir imzalı bu mektuplar TBMM hükümeti tarafından de tafsiv ediliyordu.[20]

Türkiye’nin Azerbaycan’a olan ilgisini ve hassasiyetini bilen Sovyetlerin Dışişleri Komiseri Çiçerin’in Bakü’ye gönderdiği telegramda: “Azerbaycan Büyükelçisinin Ankara’da faaliyete başlaması Türkiye ile ilişkilerimizin geliştirilmesi açısından yararlı olacaktır...” denilmekte idi.[21]

Azerbaycan’da yönetim Bolşeviklerde olsa da yapılan faaliyetlerde Türkiye’ye karşı duyulan sevgi açık şekilde kendisini belli ettirmiş, Azerilerin İngiliz savaş esirlerini Malta Adası’nda bulunan Türk esirlerinin azad edilmesi şartıyla iadelerini beyan etmesi TBMM’de heyecan yaratmıştır. İzmir Mebusu Mahmut Esat Bey’in önerisiyle Meclis “Türkiye’nin milli namusunu müdafaa etmek fedakarlığını ve kardaşlığını gösteren sevgili Azerbaycan’a hükümet namına teşekkürünü bildirmiştir.”[22]

Azerbaycan hükümeti de Bakü’de yayınlanan “Bakinski Raboçi” Gazetesi’nin 08.06.1920 tarihli sayısında Türk ulusal hareketinin zaferi için Müslüman komünistlerin çaba harcayacaklarını bildiriyordu.

Atatürk’ün talimatıyla Ankara hükümeti Azerbaycan Cumhuriyeti’ne iki kardeş ülke arasında ilişkileri geliştirmek ve Kafkasya’da olup bitenleri daha yakınen takip edebilmek maksadıyla Azerbaycan ve Kafkasya’nın diğer Cumhuriyetleri nezdinde TBMM hükümeti mümessili Memduh Şevket Bey’i tayin etmiştir. Kafkasya mümessilinin görevleri 15.8.36 (1920) tarihli Talimat’ta şöyle ifade edilmiştir: Azerbaycan’ın tamamen ve cidden müstakil bir devlet haline gelmesine taraftarız ve bunun temini için de Rusları gücendirmemek ve kuşkulandırmamak şartıyla teşebbüsat-ı lazımede bulunacaktır. Bu babda memleketin petrol vs. gibi kendi iktisadi kaynaklarına sahip olması için yine aynı şartla çalışılacaktır. Rusların Azerbaycan’da yapacakları muamele bütün İslam aleminin Bolşevikleri tartmak için bir miyar olacağının Ruslara anlatılmasına gayret olunacaktır.

* Kafkas meselesinin hudut, vesait-i nakliyye vesair gibi nokta-i nazarlardan hallinde daima Azerbaycan’ın Şimal-i Kafkasya menfaatlerinin bilhassa nazar-ı dikkate alınmasına itina olunacağı gibi, 10 Ağustos 1920 de Ruslar ile Ermeniler arasında akdolunan mütarekede Azerbaycan’a zarar veren maddelerin kaldırılmasına çalışılacak ve her milletin mukadderatına hakim olması düsturuna binaen, Karabağ vs. gibi

Türk ekseriyeti ile meskun yerlerin Azerbaycan’a bağlı bulunması temin edilecektir... Rum Ermeni gibi garp emperyalizminin hizmetçisi olan milletlerle mesleklerinde sebat ettikleri müddetçe anlaşmamızın imkanı yoktur. Rusya Müslümanları ve alelumun İslam kavimleri hakkında nokta-i nazarımız bunların muhdariyetlerinin genişlenmesine ve hilafet makamına olan manevi bağlılıklarının takviyesine çalışılacaktır. Rusya’nın bu husustaki hassasiyeti malum olduğundan gayet ihtiyatkarene hareket edilecek ve her fırsatta bundan maksat İslamcılık ve Turancılık gibi eylemler olmayıp, sırf Türk ve İslam kavimlerini dahi herkes gibi hür ve şimdiki medeniyetten istifadeye kadir bir hale getirmek olduğu beyan olunacaktır.[23]

Burada dikkat edilmesi gereken önemli husus Mustafa Kemal Paşa’nın gizli talimatlarında dahi üstüne basa basa belirlediği siyaset -Rusya’yı gücendirmemek ve kuşkulandırmamak- prensibi olmuştur.

1921 yılı Türkiye’nin Garb cephesinde Yunanların taarruzu ve Afyon-Karahisar, Kütahya ve Eskişehir’de kazandığı zafer Rusya’da Ankara aleyhine bir değişiklik yaratmıştır. Sovyetler Türkiye ile imzaladıkları Moskova Muahedesi’nin hükümlerini hiçe sayarak Anadolu’yu içten karıştırmış, Kürt kabileleri arasında tahrikata başlamıştır. Bu sıralarda Moskova Yunanistan’a gizliden yaklaşmış, Pontos hükümeti namıyla Karadeniz sahillerinde bir Rum hükümeti kurmaya çalışanlara Gürcüler vasıtasıyla yardım ettiği tespit olunmuştur. Aynı zamanda Rusların Gürcistan’ı da aleyhimize harekete geçirmek istedikleri anlaşılmıştı. TBMM Rusya’nın komşuluk ilişkilerini hiçe sayan bu davranışlarından dolayı 13 Eylül 1921’de Sovyetler’e nota göndermişti. Cephede peşpeşe kazanılan zaferler Rusya’nın ibresini tekrar Türkiye’ye çevirmiş ve bu ülkenin sempatisini kazanmak için Azerbaycan Büyükelçiliği’nin açılmasına karar verilmiştir.

1921 senesinde Ankara’da resmen göreve başlayan İbrahim Muharremoğlu Abilof Kafkasya’yı Türkiye’de temsil eden ilk Türk diplomatı olmuştur.[24]

İbrahim Abilov’un Atatürk ve TBMM’de güven mektubunu sunma merasimindeki görüşme heyecanlı geçmiş, Abilov Azeri Türklerinin kardeşlik selamını Azeri mazlumlarının arkadaşı olan Türk halkının timsalinde şanlı ve kahraman Türk ordusunun Başkumandanı’na sunmaktan dolayı duyduğu mutluluğu dile getirmiştir. Gazi Mustafa Kemal Paşa Abilov’u aynı heyecanla cevaplandırmıştır: “... Azerbaycan Türklerinin kardeşlik selamını kardeşçe mukabele etmekle bahtiyarım. Rumeli ve Anadolu halkı Azeri kardeşlerinin kalbinin kendi kalpleri gibi çarptığını bilirler... Azeri Türkleri’nin dertleri kendi dertlerimiz ve sevinçleri kendi sevinçlerimiz olduğu için onların hür ve müstakil olarak yaşamaları bizi pek ziyade sevindirir. TBMM ve hükümeti’nin iki kardeş millet arasındaki revabıta çalışacağını ve bu babda zat-i alinize elden gelen her türlü muavenetleri ifa edeceğini temin eylerim...”[25]

Bu duygu yüklü diyaloğun yaşandığı tarihi gün 22 Ekim[26] 1921 yılı idi. 26 Ekim’de yani 4 gün sonra Gazi Mustafa Kemal Paşa Abilov’u ziyaret etmiş, samimi görüşmenin ardından iki dost olarak ayrılmışlardır.[27]

Atatürk’ün Abilov’a gösterdiği samimiyet onun şahsından ziyade Azeri Türklerine olan sevginin belirtisiydi. Zira Abilov’u şahsen tanımadan önce Azerbaycan mümessiline hürmet alameti olaraktan kendi yaveri Muzaffer Bey’i Ankara’ya 30-40 km. kala onu karşılamaya göndermek büyüklüğünde ve lütfunda bulunmuşlardı.[28]

Azerbaycan Büyükelçiliği’nin açılışına bizzat katılan Atatürk, Azerbaycan ile Türkiye arasında mevcut kardeşliğin, samimiyetin önemine değinmiş, “.... Azerbaycan’ın diğer dostlarımızla temas noktasında bulunması da haiz-i kıymet ve ehemmiyetlidir...” ifadesiyle Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkilerde Azerbaycan’ın önemine dikkat çekmiş “Azerbaycan’ın istiklalini temsil eden sancağı çekerken ellerinin birtakım hissiyat ve teessürat ile müteharrik olduğunu, çünkü bu bayramın aynı zamanda Türk halkının bayramı olduğu” gerçeğini dile getirmiştir.[29]

Atatürk, Abilov’a karşı oldukça sıcak davranmış, onunla sık sık buluşmuş, Rusya ile yapılmış tüm görüşmelerde iştirakini temin etmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın Abilov’la ilgili görüşlerini ocak 1922’de Rusya’nın Türkiye Sefiri olarak Ankara’da bulunan Semyon Aralov hatıralarında yıllar sonra böyle yer verecektir: “...Atatürk İbrahim Abilov’un yalnız fevkalade diplomat olmakla kalmadığını, aynı zamanda genç Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük dostu olduğunu tüm içtenliğiyle anlatıyordu...”[30]

Abilov diğer siyasetçiler tarafından da hep sevgi saygı gördü, fakat Bolşevikleri temsil ettiğinden dolayı değil kardeş Azerbaycan’dan biri olduğu için.

Rusya Ankara ile iyi ilişkiler yürütmeye mecbur olsa da Atatürk’ün Türkiye dışında yaşayan Türkler ile ilgili gerçek düşüncelerini biliyor ve Kafkasya’yı sıkı denetim altında tutuyorlardı. 16 Mart 1921’de Sovyetler Birliği ile Türkiye arasında Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması imzalandı. Moskova Antlaşması adıyla tarihe geçen antlaşma bir önsözden, 16 maddeden ve ilişik belgeden oluşmaktaydı.[31] Bütün bu olumlu gelişmelere rağmen antlaşmanın 15. maddesi uyarınca Transkafkasya-Türkiye Konferansı düzenlenmesi için diplomatik görüşmeler başladığı zaman Rusya Türkiye karşısına tüm Transkafkasya cumhuriyetleri arasında tek bir antlaşma imzalanması şartıyla çıktı. Fakat Türk tarafı haklı olarak tek bir antlaşma imzalamanın hukuksal temelleri bulunmadığı tezini ileri sürerek Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan ile ayrı ayrı antlaşmalar imzalamak istiyorlardı.[32]

O sırada Transkafkasya Federasyonu henüz kurulmamıştı. Rusya’nın tüm korkusu Türkiye ile Azerbaycan arasında direkt bir antlaşma yapılması yönündeydi. Çiçerin tarafından Bakü’ye Harici İşler Komiseri Hüseyinov’a gönderilen şifreli telegramda: “Yusuf Kemal yarın Tiflis’te olacak... Türkler Tiflis’te Bakü ve Yerevan’la ayrı ayrı mukavele imzalamak istiyorlar. Siz bunun yapılmaması için bir şeyler kurun, ona (Yusuf Kemal’e) karşı birlikte cephe alın ve tek bir antlaşma imzalayın. Ben size antlaşmanın cumhuriyetlere verilmek üzere Layiha ve haritasını da gönderiyorum...” denmekteydi.[33]

Çiçerin’in bu meyanda Hüseyinov’a gönderdiği ikinci bir telegram Rusya’nın Türkiye-Azerbaycan ilişkisinden ne denli tedirgin olduğunu gözler önüne seriyor: “Türk heyeti Bakü’de olacak. Azeri yoldaşlara diğer Kafkas cumhuriyetlerinin temsilcileri gelmeden ve benim antlaşma layihamla yakinen tanışmadan Türklerle kesinlikle danışıklara başlamamaları için talimat verin.”[34]

Dönemin arşiv belgeleri Rusya’nın Türkiye’yi Kafkasya, özellikle Azerbaycan’dan uzak tutmak için tüm yollara başvurduğu gerçeğini meydana çıkarmaktadır. Hatta Atatürk’ün ve arkadaşlarının bütün gayretlerine rağmen maalesef Sovyetlerin ve Batılıların istekleri doğrultusunda Türkiye ve Azerbaycan arasında bir Ermenistan yaratılmıştır.[35] Rusya Ermenistan’la ilgili düşüncelerini Harici İşler Komiseri Çiçerin vasıtasıyla şöyle demekteydi: “Biz Türkiye ile dostluk ilişkilerine ancak Ermenistan gibi Türkiye’ye komşu halklarla Türkiye arasında karşılıklı sınırların belirlenmesi... koşullarında giriyoruz...”[36]

Bu belgeler Mustafa Kemal Paşa’nın nasıl zor şartlar altında Kafkasya politikasını yürüttüğünün en güzel kanıtıdır. Fakat etle tırnağın ayrılması nasıl imkansızsa Anadolu’yla Azerbaycan’ı birbirinden ayırmak da mümkün olmamıştır. Bolşevik işgalinden sonra Kafkasya’nın özgürlük mücadelesi yürüten binlerce insanına kucak açmıştır Türkiye. Özellikle Azerbaycan siyasi muhacirleri buradan Bolşevik rejimi ve Rus istibdadına karşı faaliyet yürütmüş, Rusya hükümeti ve Azerbaycan komünistlerinin kargaşasına rağmen Atatürk onlara bu mücadeleyi 1933 senesine değin yasaklamadığı gibi, çeşitli vakıflar adı altında maddi destek sağlanmasına fırsat yaratmıştır.[37]

Büyük Millet Meclisi azası İsmail Suphi, Atatürk tarafından, esir Türklerin durumunu öğrenmek için güya Komünist Partisi taraftarı gibi Azerbaycan’a oradan ise Türkistan’a geçmiştir. Azerbaycan’da gördükleri karşısında İsmail Suphi’nin Büyük Millet Meclisi’ne sunduğu raporu istibdadın siyasi, fiziki, manevi terörünü belgeliyordu adeta:
“Azeri halkı açtır. Önemli görevlerde Ruslar, Ermeniler, Gürcüler çalışıyorlar. Ülke Revkom tarafından yönetiliyor. En korkunç vaka Onbirinci Kızılordu’dur. Ülkede son 10-11 ay içerisinde öldürülen 8000 kişinin 2000’ini aydınlar oluşturmaktadır. Hakimiyetteki Rus-Ermeni Yunan komünistler Çeka’nın eliyle Müslümanlardan resmen öç alıyorlar. Azerbaycan genelinde toplam 10.000 komünist var ve komünistleri kimse sevmiyor. Özetle, Sovyet Rusyası hâl-i hazırda Azerbaycan için ne terbiyeci, ne yol gösterici olmadığı gibi, gerçek anlamda talancıdır.”[38]

Rusların Kafkasya’da özellikle, Azerbaycan’da yaptıkları vahşet Komünist Enternasyonal’ın alevli savunucusu Bakü’deki “Türkiye İştirakiyum Fırkası”nın reisi Mustafa Suphi’yi dahi hiddetlendirmiştir. O Rusya Bolşevik Partisi genel kuruluna sunduğu raporunda Azerbaycan’ın ikinci büyük kenti olan Gence’de Kızıl Ordu’nun Ermenilerle işbirliği yaparak dört binden fazla insanı katlederek şehri adeta harabeye çevirdikleri gerçeğini gündeme getirerek bu olayın bölge halkında sosyalist yönetime karşı kin ve nefret duymasına neden olduğunu yazmıştır.[39]

Atatürk Rusya’nın Kafkasya’da takip ettiği siyasetin gerçek mahiyetini bütün incelikleriyle biliyor, fakat son derece isabetli kararla beklemenin en doğru yol olduğu kanısına varmıştır.

Özetle Atatürk’ün politikasını, izlediği siyaset hattını böyle hulasa etmek yanlış olmayacaktır.


  • Emperyalist devletler ve Rus Bolşevizmi çerçevesinde kuvvetli hükümeti olmayan tam teşekküllü milli ordudan yoksun bir Azerbaycan’ın ayakta durabilmesi zaten zayıf bir ihtimaldi. Hala sahip olduğu doğal servetlerinden dolayı Azerbaycan’ın yakasının kolayca bırakılmayacağı gerçeğini anlayan Mustafa Kemal Atatürk ortaya çıkan fırsatları Türkiye’nin lehine değerlendirmenin en isabetli karar olduğu kanısına varmıştı. Zaten Atatürk daha kuvvetli Türkiye’nin oluşumunu büyük Türk devletine götüren yolun başı olarak görmüş, gelecek üzerine kurduğu tüm düşüncelerinde dış Türklere ayrıca bir yer ayırmıştı.
  • Atatürk Türk dünyasının kültür birliğini gerçekleştirmek için Türk Tarih ve Dil Kurumları’nı kurdurmuştur.
  • Atatürk 1928 senesinde Harf İnkılabı yaparak Azeri Türklerinin kullandıkları Latin Alfabesi’nin Türkiye’de kullanıma açmış ve Türk kültürünün Azerbaycan başta olmakla diğer Türk ülkelerinde de gelişmesini amaçlamıştır.
  • Atatürk yalnız Kafkasya’da değil diğer Türk devletlerinde yaşayan soydaşlarımızın ortak mazisinin yaratılması, kültürümüzün bütünleştirilmesi için çalışmıştır. Atamızın kendi tabiriyle söylemek gerekirse bunları açıktan adı konarak değil devletlerin ve milletlerin derin düşünceleri olarak yapmıştır.[40]
  • Atatürk yalnız dahilere has uzak görüşlülükle 29 Ekim 1933’te Cumhuriyet’in 10. yıldönümü şerefine düzenlenmiş gecede bütün Türk dünyasıyla ilgili düşüncelerini şöyle ifade etmiştir: “Bu gün ölümsüz gibi görünen nice güçlerden ileride pek az şey kalacaktır. Devletler ve milletler bir idrakin içinde olmalıdırlar. Bugün Sovyet Rusya dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını hiç kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler, avuçlarından kaçabilirler... O zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim, bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, öz bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız...”
[41]



1. Ali Fuat Cebesoy, Bir üssebi-Gazze Meydan Muharebesi ve Yirminci Kolordu, İstanbul, 1938 s. 51.
2. Dr. Baymirza Hayıt, Türkistan Devletlerinin Millî Mücadele Tarihi, Ankara, 1995. s. 218¬219.
3. Maveray-ı Kafkasya Seyminin mazbataları, Tiflis, 1918, Azerbaycan Cumhuriyeti Merkezi Devlet Arşivi (MDA).
4. Azerbaycan Cumhuriyeti Merkezi Devlet Arşivi, 894, Siy 10, iş 30.
5. Aygün Attar, “Türk Dünyasının Bir Büyüğü Feteli Han Hoyski”, Askeri Tarih Bülteni, sayı 51, s. 160, Ankara 2001.
6. Azerbaycan Cumhuriyeti Merkezi Devlet Arşivi (MDA), Fond 2898, Siy 1, iş 6.
Fond 970, Siy 1, iş 161.
Fond 100, Siy 2, iş 791.
7. Nutuk, M. Kemal Atatürk, C. I, s. 1, İstanbul 2000.
8. A.M. Şamsutdinov, Osvoboditelnaya Voyna Turtçii, s. 52, Moskova, 1966.
9. Az. MDA, Fond 28 c, Siy. 1c, iş 68.
10. N. Yüceer, I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusunun Azerbaycan ve Dağıstan Harekatı, Genelkurmay ATASE Yayınları, 1996, s. 169.
11. Ali Fuat Cebesoy, Milli Mücadele Hatıraları, İstanbul, 1953, s. 42-43.
12. Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, s. 111.
13. Az. MDA. Fond 2898, Siy 1, iş 6.
14. Teodar Swietochowski, Müslüman Cemaatten Ulusal Kimliğe Rus Azerbaycan’ı 1905¬1920, Bağlam Yayınları, s. 215. 1988.
15. Lord Kinros, Atatürk, İstanbul, 1966 s. 370-371.
16. Az. SPİHDA, Yığıcı Fond No: 401.
17. Az. Res. Devlet Arşivi, Senetler No: 275.
18. Halil Paşa’nın Anıları, s. 320-330.
19. Dokumenti Vneşney Politiki SSSR, C. II, s. 554-555, Moskova, 1959.
20. A.F. Cebesoy, Moskova Hatıraları, 1982, s. 40-41.
21. Az. MDA, Fond 609, Siy 1, iş 94.
22. Milli Mücadele Dönemine Ait 100 Belge, C. I., s. 173, Ankara, 1981.
23. Atatürk’ün Milli Dış Politikası 1919-1923, C. I., s. 205, Ankara.
24. Az. SPİHDA, (Azerbaycan Siyasi Partiler ve İctimai Hareketler devlet Arşivi) Abilov Fondu.
25. B. Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları, Ankara, 1993, C. 1, s. 408.
26. Bu tarih bazı Türk kaynaklarında yanlışlıkla 18 Kasım olarak gösterilir oysa Abilov kendi el yazısıyla 22 Ekim’de Atatürk’le görüştüğünü yazıyor.
27. Azerbaycan MDA., F. 609, siy. 1, iş. 94.
28. Azerbaycan MDA., Abilov’un Azerbaycan Dışişleri Komiseri Mirza Davud Hüseyinov’a 8 Kasım 1921 tarihli raporu.
29. Azerbaycan SPİHDA., F. 276, Siy 5, iş 1.
30. Azerbaycan SPİHDA, Foud Abilov Fondu.
31. Dokumenti Unşneya Politiki SSSR T. 3, s. 597-6G4, Moskova, 1959.
32. Y. Hikmet, Yeni Türkiye Devleti’nin Harici Siyaseti, s. 68.
33. Azerbaycan SPİHDA., F. 609., Siy. 1iş 94., s. 139.
34. Azerbaycan SPİHDA., F. 609., Siy. 1iş 94., s. 195.
35. M. Saray, Atatürk ve Türk Dünyası, Ankara, 1995, s. 1S.
36. Dokumenti Uneşneya Politiki SSSR T. 3, s. 325, Moskova, 1959.
37. Azerbaycan SPİHDA., Fond 1, Siy 85, iş 462.
38. Azerbaycan SPİHDA., F. 609., Siy. 1, iş 94, s. 15-1B.
39. Az. SPİHDA, Yığıcı Fond No: 336.
40. İ. Bozdağ, Atatürk’ün Sofrası, İstanbul, 1995, s. 11-26.
41. İ. Bozdağ, a.g.e., s. 11-26

_________________
"Bu memleket tarihte Türk'tü, halde Türk'tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır."

"Beyler, hiçbir dine bağlı olmayan kalp istirahattan mahrumdur."- Aralık 1930

Mustafa Kemal ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Kaderine Terkedilen Azerbaycan ve Boraltan Katliami!!!
İletiTarih: 09 May 2013, 23:05 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Atatürk’ün Dış Türkler Siyasasında Azerbaycan

Milli mücadele verilirken vatanın kurtarılması bir idealdi. Vatan kurtarıldıktan sonra ideal olmaktan çıkmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin bundan sonraki ideali Türkiye dışında şekillenen Türk dünyasıydı. Mustafa Kemal Paşa’nın TBMM adına Doğu Cephesi Kumandanlığına gönderdiği 1Aralık 1920 tarihli bir yazı, Türkiye’nin bundan böyle Türk dünyasına karşı izleyeceği politikanın ana hatlarını göstermesi açısından büyük önem taşımaktadır. Mustafa Kemal Paşa’nın Kazım Kara Bekir Paşa’ya gönderdiği bu yazının, konumuzu
ilgilendiren kısmını aşağıya alıyoruz.256

“Azerbaycan’ın tamamen ve cidden müstakil bir devlet haline girmesine taraftarız ve bunun temini için Rusları gücendirmemek ve kuşkulandırmamak şartıyla teşebbüsat-ı lazimede (gerekli çalışmalarda) bulunulacaktır. Bu babda memleketin petrol vs. gibi kendi iktisadi kaynaklarına sahip olması için yine aynı şartla çalışılacaktır. Rusların Azerbaycan’da yapacakları muamele bütün İslam aleminin Bolşevikleri tartmak için bir milyar olacağını Ruslara anlatılmasına gayret olunacaktır. Kafkas meselesinin hudut, vesat-ı nakliye vs. gibi nokta-i nazarlardan hallinde daima Azerbaycan’ın şimali Kafkasya ve menfaatlerinin bilhassa nazar-ı dikkate alınmasına itina olunacağı gibi 10.08.1920’de Ruslar ve Ermeniler arasında akd olunan
mütarekede Azerbaycan’a zarar veren maddelerin kaldırılmasına çalışılacak ve ve her milletin mukadderatına hakim olması düsturuna binaen, Karabağ vs. gibi Türk ekseriyetiyle meskun yerlerin Azerbaycan’a bağlı bulunması temin edilecektir.”257

Mutafa Kemal Paşa ve TBMM’ye göre Azerbaycan Türkleri büyük bir önem arz ediyordu. Bu nedenle ihmal edilmemesi gerekiyordu. Ancak burada dikkati çeken önemli nokta ise, “Azerbaycan’ın tamamen ve cidden müstakil bir devlet haline gelmesi” noktasındaydı. Yani bütün Türklerin birliği amaçlanmıyor, kültür birliği
doğrultusunda Azerbaycan Türklerinin menfaatleri korunmaya çalışılıyordu. Bu aşamada da en önemli husus, şüphesiz Azerbaycan’ın bağımsız bir devlet konumuna gelmesiydi. Zira bu tarihlerden sonra Türkiye’nin Türk dünyasına karşı bakış açısı, Rusya’ya karşı, bu bölgede bulunan Tür Devletlerinin bağımsızlıklarının kazanılması konusunda olmuştur. Bu, Türkiye Türklüğü ile Türkistan Türklüğü arasında kurulacak olan kültür birliğinin de en önemli aşamasıydı.258 Mustafa Kemal’in Azerbaycan’a verdiği önemi, Azerbaycan’ın Türkiye’ye büyükelçi olarak gönderdiği İbrahim Ebilov’un Ankara’ya ulaştıktan sonra, elçilik binasının açılış konuşmasında Mustafa Kemal bizzat Azerbaycan Sosyalist Sovyet bayrağını kendisi göndere çekmiş ve Azerbaycan’ın önemin vurguladığı konuşmasını yapmıştır:
“…Efendiler, sefir hazretleri işte böyle bir memlekette Azerbaycan’ı temsil ediyorlar. Bu mahiyeti temsildeki mana ve kıymet büyüktür. Azerbaycan ile Türkiye arasında mevcut kardeşliğin, samimiyetin tevlit ettiği rabıtadan başka, Azerbaycan’ın diğer dostlarımızla temas noktasında bulunması da haizi kıymet ve ehemmiyettir. Coğrafi vazifesi göz önüne getirilirse filhakika Azerbaycan’ın Asya’da ki kardeş hükümet ve milletler için bir temas ve telakki noktası olduğu görülür. Azerbaycan’ın bu mevkii mahsusu, vazifesini pek mühim kılmaktadır. Bu vaziyetin yanında Anadolu’yu göz önüne getirmenizi rica ederim. Tesadüfen sağımda duvarda asılı olan şu haritanın irade ettiği gibi Anadolu’da, bütün Asya’nın, bütün mazlumlar dünyasının, zulüm dünyasına doğru ileri sürdüğü bir vaziyette bulunmaktadır. Anadolu bu vaziyeti ile bütün zulümlere, hücumlara taarruzlara maruz bulunuyor. Anadolu yıkılmak, çiğnenmek, parçalanmak isteniyor; fakat efendiler, bu muhacemat Anadolu’ya mahsus ve mahsur değildir. Bu muhacematın hedefi umumisi bütün şarktır.259

Mustafa Kemal’in yukarıda verdiğimiz, Kazım Karabekir Paşa’ya gönderdiği telgraf ve Azerbaycan Elçiliği’nin açılışında yaptığı konuşmada, Azerbaycan üzerindeki hassasiyetini dile getirmiştir, dile getirmekle kalmamış Moskova’ya giden heyetimize Nahçıvan konusundaki hassasiyetini bildirerek bu doğrultuda hareket etmelerini ayrıntılarıyla geçen bölümümüzde belirtmiştik. Mustafa Kemal Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü ve sınırları konusunda çok hassas davranmış, milli mücadelenin en zorlu günlerinde dahi gündeminden düşürmemişti. Çünkü parçalanmış ve sınır sorunları yaşayan bir Azerbaycan, Mustafa Kemal’in Azerbaycan ve Orta Asya için planladığı düşüncesinde sorun olmaktan öteye gitmeyecekti. Oysa Mustafa Kemal Azerbaycan için biçtiği vazifeyi Azerbaycan elçilik binasının açılış konuşmasında açık bir şekilde ifade etmiştir;
“…Azerbaycan ile Türkiye arasında mevcut kardeşliğin, samimiyetin tevlit ettiği rabıtadan başka Azerbaycan’ın diğer dostlarımızla temas noktasında bulunması da haizi kıymet ve ehemmiyettir. Coğrafi vaziyeti göz önüne getirilirse filhakika Azerbaycan’ın Asya’da ki milletler için bir temas ve telaki noktası olduğu görülür…”
Bu ifade ile Mustafa Kemal Azerbaycan üzerinden Orta Asya’daki kardeş hükümetler ile de alaka kurmak fikrinde olduğunu ortaya koyarken, Azerbaycan’ın stratejik, coğrafi önemini de ön plana çıkarmaktadır. Mustafa Kemal kendisine özgü isimlendirme anlayışıyla da Azerbaycan’ın Nahçivan bölgesine “Türk Kapısı” ismini koymuştur. Mustafa Kemal Paşa bu beyanatlarıyla çok açık bir şekilde Azerbaycan ve onun üzerinden Orta Asya için düşündüklerini ifade etmiştir. Hiçbir zaman gerçekçilikten ayrılmayan Atatürk, bu ulvi amacı doğrultusunda da harekete geçtiği zaman, gerçekçilikle hareket etmiştir. Dönemin siyasi, sosyal, ekonomik ve diğer şartlarını göz ardı etmeyen Atatürk Azerbaycan ve Orta Asya için o günün belirleyici şartları içinde
izleyeceği yolu daha önce detaylı verdiğimiz “Bu gün Sovyetler Birliği dostumuzdur…” diye başlayan ünlü ifadesiyle ortaya koymaktadır. Mustafa Kemal Atatürk gerçekçi yaklaşımı ile etki etmek istediği Orta Asya ve
Kafkaslardaki Sovyet varlığını göz ardı etmiyor, komşuluğuna da ihtiyaçlarının olduğunu dile getiriyor. Durumu böylesine analiz ederken de her şeyden elini çekmiyor, var olan şartlara göre ülkesini ve kendisini hazırlama yoluna gitmiştir. Kendi ifadesiyle “durmadan değişen dünyada yarının muhtemel dengeleri için hazır olacağız.” derken kendi döneminde kurduğu kültür kurumları ile dönemine, uzak görüşlülüğü ile de
Sovyetler Birliğinin dağıldıktan sonraki günlere hazırlık yapmıştır. Bu da Mustafa Kemal Atatürk’ün devlet adamı vasfının ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Mustafa Kemal Atatürk içerde bu tespitleri ve çalışmaları yaparken, Azerbaycan ve Orta Asya ile kurabileceği en ufak bile olsa, hiçbir kültür faaliyetinin dışında kalmamaya özen göstermiştir. Bu çalışmalardan biri de Sovyetlerce düzenlenen Bakü Türkoloji Kongresi’dir. 26 Şubat-5 Mart 1926 tarihleri arasında Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de yapılan I. Türkoloji Kongresine de Atatürk temsilciler göndererek savunmalar yaptırmıştır. Türkiye’yi temsilen katılan Köprülüzade Mehmet Fuat “Türk Kavimlerinin Edebi Dillerinin İnkişafı” adlı tebliğini sunmuş, Hüseyinzade Ali Bey ise “Garbın İki Destanında Türk” adlı bir tebliğ sunmuştur ki aynı yıl tebliğ Bakü’de basılmıştır.260
Bu çalışma ve girişimlerden ayrı olarak ve göze çarpan en önemli olay Sovyetler Birliği eli ile Türkistan’da alfabe değişikliğine gidilmesidir. Sovyetler Birliği, Arap alfabesini Latin alfabesi ile değiştirme operasyonuna
öncelikle Azerbaycan’dan başladı. Bunun en büyük sebebi, batı medeniyetini kabul etmek için batının kullandığı Latin alfabesini kullanma zaruretine inanan Türk aydınlarının önemli bir kısmı Azerbaycan Türklerindendi. İdil-Ural’da ve Türkistan Cumhuriyetlerinde aydınların çoğu ıslah edilmiş Arap alfabesinin kullanılmasını istiyorlardı. Azerbaycan Türk aydınlarının, değişik maksatla da olsa, Latin alfabesini
benimsediklerini gören Sovyet Hükümeti, aldığı bir kararla 1924 sonlarında Azerbaycan’ın Latin alfabesini kullanmasını resmen istedi. 1 Mayıs 1925’de Azerbaycan Sovyet Hükümeti’nin kararı ile Latin alfabesi gazeteler ve remi haberleşme için mecburi ilan edildi. 7 Ağustos 1925’de alınan bir başka kararla da Arap alfabesi ile basılmış olan bilumum neşriyatın Sovyetler Birliğine girmesi yasaklanmıştır. Sovyetler Birliğinin o günlerdeki aceleciliğini Mehmet Saray, Mehmet Emin Resulzade’den şu şekilde aktarmaktadır:
“Bolşevikler için kaybedecek vakit yoktu. Onlar için Azerbaycan’da Latin harflerini tatbik etmek, Azerbaycan’ın hars sahasındaki milli ihtiyaçlarını tatmin etmekten ziyade Rusya’da ki Türk illerini Türkiye ile harsi münasebetten alıkoymak ve komünist cildine girmiş olan Rus kültürünü, milliyet umdelerinden kuvvet alan Türk kültürü ile mücadelede daha müsait bir şerait dahilin de bulundurmak niyeti idi.” Sovyetler Birliği, Azerbaycan’dan sonra, başta Türkistan olmak üzere diğer Türk bölgelerinde de Latin alfabesini yaymak maksadıyla 1926’da Bakü’de bir Türkoloji Kurultayı topladılar. Bu kongrede yapılan tartışmalar sonunda bütün Türk lehçelerinde Latin alfabesinin kullanılmasına karar verildi. Tertip edilen bir komite, yeni alfabenin
propagandası ve diğer Türk lehçelerine nasıl uygulanması gerektiği hususunda
çalışmalara başladı.261 1926 Bakü Türkoloji Kongresi alfabeyi esas gündem maddesi yaptığı için
Balkanlardan Kaşgar’a bütün Türk illerini candan alakadar etmekteydi. Alfabe meselesinin tarihinde pek mühim bir merhale oluşturmaktadır. 1926 yılında Bakü’de toplanan I. Türkoloji Kongresinin sonrasında, 1927 yılında “Yeni Türk Elifbası Merkezi Komitesi” adını taşıyan ve çeşitli Sovyet Cumhuriyetleri temsilcilerinden oluşan bir kurul, “Birleştirilmiş Yeni Türk Alfabesi” adıyla yeni bir alfabe hazırlayıp yayınlamış, bu alfabe Sovyetlerde yaşayan bütün Türk halklarının ortak alfabesi olarak kabul edilmişti. Milliyetçi yaklaşımı benimseyen Cumhuriyet kadroları, İsmail Gaspıralı’nın ifade ettiği “Dilde, Fikirde ve İşte Birlik” sloganına
uygun davranma gereğini hissetmişlerdi.262 Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinde Bakü Türkoloji kongresinin yankıları çok fazla duyulmadı. Dönemin basın yayın hayatında böyle önemli bir kongrenin çok fazla yer almaması düşündürücüdür. Halbuki bu kongreye Türkiye’yi temsilen Köprülüzade Mehmet Fuat ve Hüseyinzade Ali Turan katılmışlardır. Yine Türkiye ile bağlantıları olan bazı yabancı bilim adamlarının da (Paul Wittek, Yulius Mesaroş, Teodor Menzel) kongreyi takip ederek raporlar hazırladıklarını bilmekteyiz. Atatürk’ün 1926’da yapılan kongreden habersiz olduğu düşünülemez. Yine bu tarihlerde Fuat Köprülü ve Hüseyinzade Ali’nin yönetimden habersiz kendi başlarına Bakü’ye gittikleri inandırıcı değildir. Yukarıda da değinmiştik Atatürk’ün bilgisi dahilinde gittiklerini ve sunumlarını yaptıklarını. Köprülü’nün İstanbul Üniversitesi bünyesinde kurulan Türkiyat Enstitüsünün müdürü gibi bir sıfatının da bulunması bu kişilerin kongreyi takip etmeleri için özellikle gönderildiklerini akla getirmektedir.263 Sovyetler Birliği’nde bulunan Türklerin 1926 yılında Latin harflerini kabul etmelerini takiben Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati, Latin harflerinin kabul
edilmesinin siyasi yönden önem ve gereğinin üzerinde durmasından sonra hazırlıklar hızlanmış, 23 Mayıs 1928 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığında resmen bir dil encümeni kurulmuştur.264 1 Kasım 1928 yılında Türkiye Cumhuriyeti Arap harflerini bırakarak Latin harflerine geçmiştir. Latin harflerine geçme işinin perde arkasındaki sebeplerinden biride hiç şüphesiz ki I. Türkoloji Kongresinde Sovyetler Birliği dahilindeki Türklerin Latin harflerine geçmeleri idi. Türkiye kamuoyunda alfabe meselesinin bu yönüyle işlenmesi, daha çok batı medeniyetine girme çalışmalarının bir sonucu olarak takdim edilmesi normal bir davranıştır. Dönemin uluslararası gelişmeleri, Türkiye’nin jeopolitik durumu buna engel olmuştur. Atatürk’ün Türk Dünyasındaki gelişmelere kayıtsız kalmadığı, hazırlıkların yapıldığı, onun Cumhuriyeti kurar kurmaz Türk Dünyasına yönelik çalışmalar yapacak kurumları kurması genel Türklük düşüncesinde olduğunun göstermektedir.265 Üzerinde durmuş olduğumuz harf inkılabı şüphesiz ki sadece Azerbaycan’da ki Latin alfabesine geçişi yakalamak için yapılmamıştır. Bu değişim genel Türk Dünyasında ki değişimi yakalayıp yazı birliğini sağlamak için atılmış ciddi bir adımdır. Fakat konu içersinde Azerbaycan’ın ayrı bir yeri vardır. Sovyetler Birliği ilk defa harf değişimine Azerbaycan’da gitmiş, bu adımı atmadan önce Türkoloji Kurultayını yine Azerbaycan’da toplamayı uygun görmüştür. Çünkü Azerbaycan, Atatürk’ün de belirttiği
gibi Türkistan’da ki kardeş hükümetler ile ilişkilerin kurulacağı en önemli merkezdi. Sovyetler Birliği de, Milli Mücadeleden beri Türkiye ile ilişkiler içinde bulunan ve her geçen gün ilişkilerini geliştiren Azerbaycan’ın bu konumundan haberdardı. Sovyetler Birliği, Azerbaycan ile siyasi, kültürel ilişkileri kesilen bir Türkiye’nin Türkistan ile ilişki kurmakta çok zorlanacağını biliyordu. Bu sebepledir ki, Türkiye’nin Azerbaycan ve devamında Türkistan ile kültür bağlarının koparacak bu iki adım yani I. Türkoloji Kurultayı ve Latin harflerine geçiş Azerbaycan’da yapılmıştır. Durumu çok iyi analiz eden Mustafa Kemal Atatürk, Azerbaycan’da ki I.
Türkoloji Kongresine sunum ve temsil yapmaya uzmanlar gönderdiği gibi, kongrede çıkan kararlar doğrultusunda kabul edilen Latin alfabesini çok kısa sürede ülkemizde hayata geçirmiştir. Burada dikkatimizi çeken husus, taraflar kendi siyasi çıkarları için Azerbaycan’ın taşıdığı önemi biliyorlar ve mücadelelerini ve politikalarını öncelikli olarak Azerbaycan üzerinde yoğunlaştırıyorlar. Konu bu başlıklardan ele alındığında Atatürk’ün Dış Türkler politikasında Azerbaycan’ın ne kadar öncelikli önem arzettiği ortaya çıkmaktadır.

256 Çallı, İ. (1999): “Atatürk, Cumhuriyet ve Türk Dünyası”, Erdem Dergisi Cumhuriyet Özel Sayısı-II, Ankara, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Cilt 11, Sayı32. 475
257 Karakoç, E. (2004): Atatürk’ün Dış Türkler Politikası, İstanbul, IQ Kültür-Sanat Yayıncılık 56,57
258 Çallı, İ. (1999): “Atatürk, Cumhuriyet ve Türk Dünyası”, Erdem Dergisi Cumhuriyet Özel Sayısı-II, Ankara, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Cilt 11, Sayı32. 475,476
259 Aslan, B. (2004): Türkiye Azerbaycan İlişkileri ve İbrahim Ebilov (1920-1923) İstanbul, Kaynak Yayınları. 192,193
260 Gökdağ, A.B. (1999): “Alfabe ve Siyaset”, Atatürk’ün Harf Devrimi ve Türk Dünyasına Yansımaları Sempozyumu, Trabzon, Karadeniz Teknik Üniversitesi Kafkasya ve Orta Asya Ülkeleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Yayını. 30,31
261Mehmet Saray, (1993): Gaspıralı İsmail Bey’den Atatürk’e Türk Dünyasında Dil ve Kültür Birliği,
İstanbul:81,82
262 httpwww.dilbilimi.netalfabedegisimi.pdf2008
263 Gökdağ, A.B. (1999): “Alfabe ve Siyaset”, Atatürk’ün Harf Devrimi ve Türk Dünyasına Yansımaları Sempozyumu, Trabzon, Karadeniz Teknik Üniversitesi Kafkasya ve Orta Asya Ülkeleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Yayını. 27
264 Ayşe Aktaş, (1999): Atatürk ve Harf Devrimi, Erdem, AKDTYK Yayınları, Cumhuriyet Özel Sayısı
III, Sayı: 33, Cilt: 11, Ankara:709
265 Gökdağ, A.B. (1999): “Alfabe ve Siyaset”, Atatürk’ün Harf Devrimi ve Türk Dünyasına Yansımaları Sempozyumu, Trabzon, Karadeniz Teknik Üniversitesi Kafkasya ve Orta Asya Ülkeleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Yayını. 28

http://193.255.140.18/Tez/0069731/METIN.pdf

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Kaderine Terkedilen Azerbaycan ve Boraltan Katliami!!!
İletiTarih: 09 May 2013, 23:07 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
''Nahçıvan Türk Kapısıdır!''

Milli Mücadele’nin en zor ve sıkıntılı günlerinde dahi, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının gündemlerinden çıkaramadıkları Nahçıvan sorunu, Moskova’ya gidecek heyetinde üzerinde en çok durduğu başlıklardan biri olmuştur. Bu dönemi en iyi, dönemin şekillenmesinde etkin olan o günkü Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal (Tengirşek) Bey’in bir sohbet esnasında Faruk Sümer’e konuyla alakalı anlattıklarını dile getirecektir.

Yusuf Kemal Tengirşek: Ruslar ile bir antlaşma yapmak için harekatımızdan bir gün önce (13 Aralık 1922) Mustafa Kemal Paşa ile veda görüşmesi yaparken: Paşam! Ruslar Nahçıvan üzerinde ısrar ederlerse ne yapalım? Diye sordum. Paşa: “Nahçıvan Türk Kapısıdır. Bu hususu nazar-ı itibara alarak elinizden geleni yapınız.” Diye buyurdu.

Görüldüğü gibi Mustafa Kemal Nahçıvanı sınırların dışında alelade bir toprak parçası değil de, fikrinde gelecek zamana yönelik bina ettiği Türk Dünyasının da kapısı olarak nitelendirmektedir. Mustafa Kemal’in aklındaki Türk Kapısı olarak Nahçıvan’ı belirttiğine göre, şüphesiz ki Anadolu’dan bir basamakla açılan bu kapı, Kafkaslar ve Orta Asya’da mevcut bulunan büyük Türk Dünyası’nın kapısıydı.

(Faruk Sümer, (1992)“Mustafa Kemal Paşa: Nahçıvan Türk Kapısıdır”, Türk Dünyası Tarih Dergisi:5,6)

***

Nahçıvan’a yönelik Ermeni saldırıları ve neticesinde ortaya çıkan katliamlar, hiç kuşkusuz bu dönemde Türkiye’de Mustafa Kemal Paşa reisliğinde oluşturulan Heyet-i Temsiliye’nin de gündemine giriyordu. İngiliz makamlarının da tespit ettiği gibi, Nahçıvan meselelerini yakından takip eden Mustafa Kemal Paşa vuku bulan Ermeni zulmünü anında batılı devletler nezdinde protesto ediyordu.110 Mustafa Kemal’in ve Kazım Karabekir’in, Nahçıvan’a duydukları hassasiyeti sadece protestolar ile ortaya koymamışlardır. Zamanı geldikçe ve imkanlar doğrultusunda farklı mücadelelerini ortaya koymaktan geri kalmamışlardır. Kazım Karabekir’in talimatı ile Yüzbaşı Halil Bey, Topçu Başı Hüsnü Bey, Avcı Subay Osman Nuri Beyin katılımıyla asker ve subaylardan oluşmuş111bir gurup Nahçıvandaki savunma kuvvetlerini yaratmak üzere uğurlandı. Fakat bu öyle yapıldı ki olay “güya Halil Bey ve arkadaşları askeri kaçakçılık yapmış kendileri ordudan kovulmuşlar” gibi gösterildi. Bu usulle Nahçıvan Türklerine silah, mühimmat, cephe araçları, yetenekli subaylar gönderildi böylece bu subayların bölgenin savunmasında büyük önemleri oldu. Kazım Karabekir Paşa 1919 yılında Erzurum Kongresi’nin sonunda Doğu Anadolu’da ki Tümen Komutanına şöyle bir talimat vermişti: Her taraftan mahzur bir haldeyiz, yalnız Azerbaycan’a açık Nahçıvan penceresi var. Onun kapanmasını istemiyorum.112 Kazım Karabekir Paşa Azerbaycan ve bilhassa Orta Asya Türk Dünyasına açılan yegane koridor sayılan ve ahalisinin çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Nahçıvan bölgesinin önemini önceden fark etmiş ve yerli ahaliden gönüllüler alayı oluşturmuştu. Mustafa Kemal Paşa Nahçıvan’da ki gelişmeler hakkında bilgi alıyor ve olanları tahlil ediyordu.113

110 Atnur, İ.E. (1998): “Mustafa Kemal (Atatürk) ve Nahçıvan”, Erdem Cumhuriyet
Özel Sayısı-II, Ankara, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Cilt:11, Sayı:32. 367
111 Hacıyev, İ. (2003): Mustafa Kemal Atatürk ve Nahçıvan, Beşinci Uluslar arası
Atatürk Kongresi(25-29 Ekim 1999 Türkistan-Kazakistan), Ankara, Atatürk Araştırma
Merkezi Yayınları, Cilt: 2. 1130
112 Eynullah Medetli, 1998: “Atatürk’ün Başkanlığında Erzurum Kongresi ve Nahçivan Sorunu”, Atatürk Üçüncü Uluslar arası Atatürk Sempozyumu (3-6 Ekim, 1995-Gazi Mağusa Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti), Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Cilt:1, Ankara:252
113 Hacıyev, İ. (2003): Mustafa Kemal Atatürk ve Nahçıvan, Beşinci Uluslar arası
Atatürk Kongresi(25-29 Ekim 1999 Türkistan-Kazakistan), Ankara, Atatürk Araştırma
Merkezi Yayınları, Cilt: 2. 1131

***

Tüm bu yaşananlardan sonra görüşmenin seyrini Yusuf Kemal Bey şöyle ifade ediyor:

“Moskova elçimiz Ali Fuat Paşa ile durumu müzakere ettik ve birde durumu Stalin ile görüşmeye karar verdik. Stalin ihtilalin en kudretli şahsiyetlerinden biriydi. Çiçerin’i birkaç defa ağır bir şekilde azarladı. Stalin ile yapılan görüşmeler müspet bir şekilde süratle ilerlemeye başladı. Fakat Nahçıvan üzerinde müzakereler uzadı. Bunun üzerine Stalin “Canım, Nahçıvan üzerinde niçin bu kadar ısrar ediyorsunuz?” dedi. “orası Türk Kapısı da ondan” cevabını verdim. Bunun üzerine Stalin geldi ve başka bir meseleye geçti. Neticede Nahçıvan bölgesinin Azerbaycan’ın himayesinde olmak şartıyla, muhtar (özerk) bir iradeye sahip olması üzerinde anlaşmaya varıldı.”121 Yapılan Moskova Antlaşmasının (16 Mart 1921) 3. Maddesi ile Nahçıvan vilayeti arazisinde Azerbaycan’ın himayesinde bu himayeyi Azerbaycan’ın hiçbir devlete bırakmaması koşulu ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti oluşturulması karara bağlandı. Görüldüğü gibi burada en önemli husus Nahçıvan meselesinde Azerbaycan’ın himaye hakkının bir üçüncü devlete bırakılmaması idi. Türkiye temsil heyetinin ciddi çabaları sonucunda Moskova görüşmelerinde Azerbaycan’ın arazi bütünlüğü kısmen de olsa korunmuş, Nahçıvan’ın Azerbaycan’a bağlı Özerk Bölge teşkil etmesi konusunda anlaşmaya varılmıştı.

(Hacıyev, İ. (2003): Mustafa Kemal Atatürk ve Nahçıvan, Beşinci Uluslar arası Atatürk Kongresi(25-29 Ekim 1999 Türkistan Kazakistan), Ankara, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Cilt: 2)

***

Moskova Antlaşmasının imzalanabilmesi TBMM’nin dış politikada ki bir başarısıdır. Moskova Antlaşması ile doğu sınırlarımız belirlenmiştir. Heyet’in Ankara’ya dönüp anlaşmayı Mustafa Kemal’e arz etmesini Yusuf Kemal şöyle bildiriyor: Ankara’ya dönüp “Muhterem Paşam! Nahçıvan üzerinde elden geleni yaptık” deyince “Yusuf Kemal Bey! Kapımız mevcudiyetini muhafaza ediyor bizim için mühim olan budur.” Cevabını verdi. Merhum Yusuf Kemal Tengirşek şunu ilave etti: “Atatürk Türklük meselelerinde çok hassas idi.” Bunu meclis de ve icra vekilleri toplantılarında defalarca göstermiştir.

(Faruk Sümer, (1992)“Mustafa Kemal Paşa: Nahçıvan Türk Kapısıdır”, Türk Dünyası Tarih Dergisi:5,6)

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Kaderine Terkedilen Azerbaycan ve Boraltan Katliami!!!
İletiTarih: 09 May 2013, 23:08 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
''Azerbaycan Türklerinin sevinçleri bizim sevincimiz, kederleri bizim kederimizdir!''

Resim

''Azerbeycan Türklerinin dertleri kendi dertlerimiz ve sevinçleri kendi sevinçlerimiz gibi olduğu için, onların muratlarına nail olmaları hür ve müstakil olarak yaşamaları bizi pek ziyade sevindirir. Türk’ün saadeti ve mazlumların halası yolunda Azerbaycan Türklerinde kanını dökmeğe amade bulunduklarına dair olan beyanatınız istilacılara karşı Türk’ün ve mazlumların kuvvetini artıran pek kıymettar bir sözdür.''

(Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri cilt:2, s.21)

***

''Sefir Hazretleri,

Bugün bize meserretli bir bayram yaşattığınızdan dolayı T.B.M.M. ve Hükümeti ve şahsım namına teşekkür ederim. Bu bayram gününün benim için mesut bir ciheti daha vardır ki oda müstakil Azerbaycan Şura Hükümeti’nin sancağını çekmek şerefini bana bahşetmiş olmasıdır. (Atatürk, Azerbaycan bayrağını bizzat elleriyle göndere çekmiştir)

Aziz arkadaşlarım Abilof Hazretleri; bugün Azerbaycan’ın istiklalini temsil eden bayrağı çekerken ellerim bir takım hissiyat ve teessürat ile müteharrik olduğunu duyuyorum. Filhakika bayrağı çeken benim ellerimdi. Fakat ellerimi tahrik eden bugünkü bayramda manen müşterek olan bütün Türkiye halkının hakiki ve samimi kardeşlik hissiyatı idi.

Sefir hazretleri; Azerbaycan sancağının Türkiye sancağının yanında Türkiye semasında temevvücünü görmek bütün milletimiz için büyük bir bayramadır. Bize böyle bir bayram günü yaşattığınızdan dolayı samimi teşekküratımı tekrar ederim.''

(Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri cilt 2, s.23-24)

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Kaderine Terkedilen Azerbaycan ve Boraltan Katliami!!!
İletiTarih: 10 May 2013, 01:24 
Genel Yetkili
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Mar 2010, 23:43
İleti: 4334
Arkadaşlar gereken cevabı vermiş bana bir şey kalmamış. Kadir Mısıroğlu ve belgelerlegercektarih.com gibi iki tarih yalancısının yazdıklarını ciddiye almak bile tarihe hakaret sayılır. Kadir Mısıroğlu ve Kadir Çandarlıoğlu. İkisinin de isminin Kadir olması bir tesadüf müdür?. Kadir Çandarlıoğlu isimli çocukla daha önce başka ortamda konuşmuştum. 700 sayfalık bir pdf hazırlamış. Herkese yolluyordu. Millet bacak kadar veledin 700 sayfalık saçmalığını okuyorsa ve onun sitesinden paylaşım yapıyorsa tarih konusundaki cehaletimize şaşırmamak lazım. Gecenin komedisi olarak bu arkadaştan bir inci paylaşayım

Resim

Yorumsuz... :lol: :lol: :lol:

_________________
Devrimin amacını kavramış olanlar sürekli olarak onu koruma gücüne sahip olacaklardır.
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Kaderine Terkedilen Azerbaycan ve Boraltan Katliami!!!
İletiTarih: 10 May 2013, 04:53 
Kıdemli Üye

Kayıt: 26 Nis 2013, 04:23
İleti: 1714
Konum: Yokistan
tarih_kurdu,

Yazinizi okudum. Ekinizdeki tarihci arkadasin yazisini da okudum. Harcadigim yarim saate yaniyorum simdi. Cunku yazi tamamen yukaridaki belgeleri destekler nitelikte, aksi bir sey gecmiyor. Yukaridaki mektuba bahane bulma arayisinizi farkli kaynaklar uzerinde denemenizi tavsiye ederim. Ayrica hic bahsetmediginiz Boraltan katliami sizin konuya bakis acinizi da gozler onune seriyor. Kaldi ki kimsenin Ataturku karalamak gibi bir niyeti yok, aleyhte her yaziyi "Ataturk" dusmanligi gibi gostermeyin.

Yukaridaki tarihcinin yazisina biraz deginecegim. Azerbaycan zaten zayifti siyasi karisikliklar icindeydi ayakta durmasi imkansizdi gibi soylemler uzerine oturtulmus. Azerbaycan tarafindan bize yapilan yardimlardan ve bizim onlara yaptigimiz birtakim yardimlardan bahsedilmis. Sovyetler Birligi ile olan stratejik ortakliktan bahsedilmis. Suslu cumlerlerle Ataturkun Türk dunyasi hakkindaki goruslerinden bahsedilmis. Yurutulen politikar masum gosterilmeye calisilmis. Ayrica yazinin baglandigi noktalar can alici. Onlari irdeleyelim.


Tarihciniz bakalim Ataturk un kafkas politikalarini nelere baglamis! Okurken hic dusunmediniz mi? Buyrun tekrar..

Özetle Atatürk’ün politikasını, izlediği siyaset hattını böyle hulasa etmek yanlış olmayacaktır.


Emperyalist devletler ve Rus Bolşevizmi çerçevesinde kuvvetli hükümeti olmayan tam teşekküllü milli ordudan yoksun bir Azerbaycan’ın ayakta durabilmesi zaten zayıf bir ihtimaldi. Hala sahip olduğu doğal servetlerinden dolayı Azerbaycan’ın yakasının kolayca bırakılmayacağı gerçeğini anlayan Mustafa Kemal Atatürk ortaya çıkan fırsatları Türkiye’nin lehine değerlendirmenin en isabetli karar olduğu kanısına varmıştı. Zaten Atatürk daha kuvvetli Türkiye’nin oluşumunu büyük Türk devletine götüren yolun başı olarak görmüş, gelecek üzerine kurduğu tüm düşüncelerinde dış Türklere ayrıca bir yer ayırmıştı.
- Atatürk Türk dünyasının kültür birliğini gerçekleştirmek için Türk Tarih ve Dil Kurumları’nı kurdurmuştur.
- Atatürk 1928 senesinde Harf İnkılabı yaparak Azeri Türklerinin kullandıkları Latin Alfabesi’nin Türkiye’de kullanıma açmış ve Türk kültürünün Azerbaycan başta olmakla diğer Türk ülkelerinde de gelişmesini amaçlamıştır.
- Atatürk yalnız Kafkasya’da değil diğer Türk devletlerinde yaşayan soydaşlarımızın ortak mazisinin yaratılması, kültürümüzün bütünleştirilmesi için çalışmıştır. Atamızın kendi tabiriyle söylemek gerekirse bunları açıktan adı konarak değil devletlerin ve milletlerin derin düşünceleri olarak yapmıştır.[40]
- Atatürk yalnız dahilere has uzak görüşlülükle 29 Ekim 1933’te Cumhuriyet’in 10. yıldönümü şerefine düzenlenmiş gecede bütün Türk dünyasıyla ilgili düşüncelerini şöyle ifade etmiştir: “Bu gün ölümsüz gibi görünen nice güçlerden ileride pek az şey kalacaktır. Devletler ve milletler bir idrakin içinde olmalıdırlar. Bugün Sovyet Rusya dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını hiç kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler, avuçlarından kaçabilirler... O zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim, bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, öz bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız...”


Evet ne diyor ilk madde sinyor? Azerbaycan zaten zayifti, ayakta kalamazdi diyor! Bak sen.. Ustelik Azerbaycanin zayifligi Turkiyenin kullanacagi firsatlar yaratiyordu gibi zavalli bir soylem gelistiriyor. Tarihciye gore Azerbaycan zaten kaynaklarindan dolayi somurulecektir ve gucsuz Turkiyenin guclu Rusyayla isbirligi yapmasindan baska caresi kalmamistir. Zavalli bir yorum.

Türk Tarih ve Dil Kurumunun kurulmasi Sovyetler Birligi sinirlari altinda yasayan ve kulturleri degistirilmeye zorlanan soydaslarimiza ne kadar milli birlik bilinci katmistir? Onlara okutturulan tarih ve ogretilen dilin bizdeki ile bir benzerligi kalmis midir?

Latin alfabesini kullandigini soylediginiz Azerbaycan, Sovyet Rusya yonetiminde kiril alfabesini kullanmaya baslamistir! Alfabe degisikligini Azerbaycan ile olan iliskilerin gelistirilmesine baglamak zavalliliktir. Geciniz bunu da!

Sovyetler Birligi sinirlari icinde yasayan hicbir halk uzun yillar Turkiyede olusturulmaya calisilan Turkluk bilinciyle tanismamistir, o yuzden ulkemizde olusturulmaya calisilan bilinc tamamen zulum altinda olan soydaslarimizin varliginin bilinmesinden ote bir fikir vermemistir insanimiza ve milliyetcilik fikirleri bu temel uzerine oturtulmus, hicbir somut calisma yillarca yapilmamistir.

Ayrica bugun o devletler, ozellikle konumuz Azerbaycan oldugu icin soyluyorum.. Onlar bugun Sovyet yonetimi altinda olabilirler ama ileride ne de olsa bir gun bagimsiz olacaklar biz o gunun sartlarini kendi lehimize cevirelim, bugun bir sey yapamayiz Sovyetler bugun cok guclu gibi bir yaklasim zaten yukaridaki mektuba verebilecek ikinci bir cevabiniz olamayacagini acikca gosteriyor.

Sonuc olarak sunu soylerseniz belki anlarim,
O gunun sartlarinda bir takim menfaatlar karsiligi Azerbaycan gorulmezden gelinmistir.


Ama bunda da tezat var! Misak-i Milli sinirlari belli. Rusya ile stratejik ortaklik gelistirenler "Batum" icin ne yaptilar?

O yuzden maksatli yorumlarinizi kendinize saklayin. Belgeler yukarida. Bahane bile bulamamissiniz curutmek icin. Ayrica "Boraltan Katliami" donemin korkak dis siyasetinin ne derece vahim sonuclar dogurdugunu bize acikca gosteriyor. Siz hala Türk dil kurumu kurduk, Azerbaycanla daha iyi anlasmak icin alfabeyi degistirdik gibi palavralar anlatmaya devam edin! Bir gun de kabul edin bir yanlisi yahu, az elestirel dusunun, sacma sapan yerlere baglamayin su konuyu.

_________________
"Uzun vadede hepimiz AKP li olacağız.''


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Kaderine Terkedilen Azerbaycan ve Boraltan Katliami!!!
İletiTarih: 10 May 2013, 07:36 
Banlanmış Üye

Kayıt: 16 May 2012, 02:33
İleti: 835
nefertum,
Paylaşılan yazıları okumadığın ve hatta daha kötüsü okuduğunu anlayamadığın gün gibi ortada (TBMM zabıt ceridesi dahil). Kusura bakma ama ortaya attığın iddianın cevabını senin anlayabileceğin tarzda, üç cümleyle açıklamak mümkün değil. Biraz girift ve çok boyutlu bir meseleyi kavrayabilmeni, parçaları birleştirebilmeni beklemek sana karşı bir haksızlık olur düşüncesindeyim.

_________________
"Bu memleket tarihte Türk'tü, halde Türk'tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır."

"Beyler, hiçbir dine bağlı olmayan kalp istirahattan mahrumdur."- Aralık 1930

Mustafa Kemal ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Kaderine Terkedilen Azerbaycan ve Boraltan Katliami!!!
İletiTarih: 10 May 2013, 07:52 
Banlanmış Üye

Kayıt: 16 May 2012, 02:33
İleti: 835
tarih_kurdu yazdı:
Arkadaşlar gereken cevabı vermiş bana bir şey kalmamış. Kadir Mısıroğlu ve belgelerlegercektarih.com gibi iki tarih yalancısının yazdıklarını ciddiye almak bile tarihe hakaret sayılır. Kadir Mısıroğlu ve Kadir Çandarlıoğlu. İkisinin de isminin Kadir olması bir tesadüf müdür?. Kadir Çandarlıoğlu isimli çocukla daha önce başka ortamda konuşmuştum. 700 sayfalık bir pdf hazırlamış. Herkese yolluyordu. Millet bacak kadar veledin 700 sayfalık saçmalığını okuyorsa ve onun sitesinden paylaşım yapıyorsa tarih konusundaki cehaletimize şaşırmamak lazım. Gecenin komedisi olarak bu arkadaştan bir inci paylaşayım

Resim

Yorumsuz... :lol: :lol: :lol:


:lol: :lol: Bu tipler hep aynı mı yahu?

_________________
"Bu memleket tarihte Türk'tü, halde Türk'tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır."

"Beyler, hiçbir dine bağlı olmayan kalp istirahattan mahrumdur."- Aralık 1930

Mustafa Kemal ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Kaderine Terkedilen Azerbaycan ve Boraltan Katliami!!!
İletiTarih: 10 May 2013, 08:18 
Kıdemli Üye

Kayıt: 26 Nis 2013, 04:23
İleti: 1714
Konum: Yokistan
meteoguz,

Birakin artik bu agizla konusmayi. Gercekten baydi. Anlayan bir siz varsiniz her seyi galiba.

Yukarida belgeler ortada. Ataturkun mektubundaki ifadeleri destekler nitelikte olan, arkadaslarin akillari sira mektubu savunmada kullandiklari tarihcilerin yazilari da ortada. Hangi Kafkas politikasindan bahsediyor bu arkadaslar? Sovyet yardimlari karsiliginda hem Batum hem Azerbaycan kaderine terkedilmistir. Yalansa buyrun aciklayin. Somut bir sey soylemediginiz surece benim goruslerimi curutmeniz mumkun degil. Yok efendim Türk Dil Kurumu kuruldu, yok efendim alfabe degisti, bir suru masal anlatiliyor yukaridaki yazilarda. Alin su maddeyi okuyun ve sonra olan gelismeleri gozunuzun onune bir getirin. Eger hala Kafkas politikasi dogru diyorsaniz benim size soyleyecek bir seyim kalmaz.

2- Bolşevik kuvvetleri Gürcistan üzerine askeri harekat yapar veyahut takip edeceği siyaset ve göstereceği tesir ve nüfusla Gürcistan’ın da Bolşevik ittifakına dahil olmasını ve içlerindeki İngiliz kuvvetlerini çıkarmak üzere, bunlar aleyhine harekata başlamasını temin ederse Türkiye Hükümeti de emperyalist Ermeni Hükümeti üzerine askeri harekat icrasını ve Azerbaycan Hükümetini de Bolşevik devletler zümresine ithal etmeyi taahhüt eyler.


Anlamak o kadar da zor olmasa gerek.

Tabi sizin icin mevzu bahis Ataturk oldugu icin bu baslik altinda konusulacak tek olgu bu mektup. Bu mektuba aklinca hakli bahaneler bulmaya calisanlarin Boraltan Katliami hakkinda bir seyler yazacagini umut etmek de gercekten bos bir beklenti oluyor sanirim.

_________________
"Uzun vadede hepimiz AKP li olacağız.''


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Kaderine Terkedilen Azerbaycan ve Boraltan Katliami!!!
İletiTarih: 10 May 2013, 15:56 
Banlanmış Üye

Kayıt: 16 May 2012, 02:33
İleti: 835
Okuduğunu anlayıp yorumlayabilenler için yukarıda cevaplar mevcut.
İki kelam da Kazım Karabekir için edin bakalım. Onun söylediklerini Atatürk söylemiş olsaydı şimdi hakkında neler neler söylüyordunuz.
Atatürk'e deccal diyen bir meczubu kendilerine önder edinmiş olanların, Atatürk'ü anlamalarını beklemiyorum. Sizlerin amacı doğruları öğrenmek değil, Atatürk'ü ve yaptıklarını kötülemek için çabalamak. Fakat nafile...

_________________
"Bu memleket tarihte Türk'tü, halde Türk'tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır."

"Beyler, hiçbir dine bağlı olmayan kalp istirahattan mahrumdur."- Aralık 1930

Mustafa Kemal ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni bir konu gönderCevap gönder 3 sayfadan 1. sayfa   [ 32 ileti ]
Sayfaya git 1, 2, 3  Sonraki


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan SiyasiForum.net Siyasi Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. SiyasiForum.Net hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde dönüş yapacaktır. Forumumuz kesinlikle hiçbir şekilde parti, örgüt, kurum, kuruluş ve oluşumu desteklememektedir. Tüm Problemler ve Reklam İçin: İletişim Formu için tıklayınız.