Yazı boyutunu değiştir
Sistem saati: 16 Oca 2018, 16:49


Yeni bir konu gönderCevap gönder 3 sayfadan 1. sayfa   [ 38 ileti ]
Sayfaya git 1, 2, 3  Sonraki
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Yörük Türkmen Başbuğ Atatürk - Kocacıklar (Kızıl Oğuzlar)
İletiTarih: 17 Arl 2011, 19:50 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan

Mustafa Kemal, 13 Mart 1899'da Harp Okulu'na girer. Bu dönemde girenlerin kaydının tutulduğu, Kara Harp Okulu'nda bulunan 21 numaralı künye defterinde, M. Kemal ile ilgili şu bilgiler yer alır:

1315 (1899) Duhullülere Mahsus Künye Defteri :

"Selanik'te Koca Kasım Paşa Mahallesi Gümrük Memurlarından müteveffa (vefat etmiş) Ali Rıza Efendi'nin mahdumu (oğlu) uzun boylu, beyaz benizli Mustafa Kemal Efendi Selanik 96"

Mustafa Kemal'in Künye Defteri Sayfası (Kara Harp Okulu Belgeliği)

Resim


Kocacık Köyü'nü bizlere tanıtan iki gazeteci Ali Öz ve Sayra Öz'dür. Eylül 1999'da Star Gazetesi'nde yayınlanan ''Ata'nın Köyü'' haberi şöyledir:

Resim

"Kocacık, Atatürk'ün babası Ali Rıza Bey'in köyü... 'Atalarımız sultana isyan ettikleri için Konya/Karaman'dan alınıp bu dağın tepesine getirilmişler' diye anlatıyorlar tarihlerini. Kocacık ve diğer Türk köyleri hep kendi aralarında evlenmişler ve sadece Türkçe konuşuşlar. Şimdi de Türk televizyonlarını izliyorlar. Çocukların isimleri Şevki, Ayşe, Halil.... Atatürk'ün ailesine Sarı Mustafalar denirmiş buralarda. Amca sülalesinden en son akrabası da 1956'da Adapazarı'na göç edince aileden hiç kimse kalmamış köyde... Ama Sarı Mustafaları unutmamışlar. Hele Mustafa Kemal'i... Onun sevgisi hep yüreklerinde... Sonraki durağımız Atatürk'ün babası Ali Rıza Bey'in köyü Kocacık...

Aşağıda Kara Dirin Nehri nazlı nazlı akarken dağlara doğru ilerliyoruz. Manzara güzel ama köy bir türlü ortalarda yok. 1 saat, 2 saat, derken 3 saat sonra ağaçlar yavaş yavaş azalmaya başlıyor. Zirveye yaklaşıyoruz. Ve nihayet yolda birkaç koyunla beraber kızıl kıvırcık saçlı dünya güzeli küçük bir kız ile karşılaşıyoruz... Adı Naze. Kendisine Türkçe hitap edince, önce şaşırıp, bizimle konuşmuyor, daha sonra İstanbul'dan geldiğimizi, Kocacık Köyü'nü aradığımızı söyleyince heyecandan ağlamaya başlıyor.... Köyü işaret ediyor eliyle... Hemen oradaki toprak yoldan saptıktan bir dakika sonra kendimizi bir Türk ailesinin evinde buluyoruz. Burası Yukarı Mahalle'ymiş. Kezban Hanım, Türkiye'den bir gün önce gelmiş gibi. Çok temiz bir Türkçe ile bizi buyur ettikten sonra, kahve ikram ediyor.

Atatürk'ün Büyükbabasının Evi, Star Gazetesi (5 Eylül 1999)

Resim

Öğretmen Hayrullah Adem'e köyü çok zor bulduğumuzu, neden bu kadar uzak bir yerde yaşadıklarını sorduğumuzda, 'bu köy ahalisi yüzyıllar boyunca hiç kimseyle karışmamış gerçek Türk soyudur. Atalarımız sultana karşı isyan ettikleri için Konya/Karaman'dan alınıp bu dağın tepesine getirilmişler' diye özetliyor durumu. Tüm bu Türk köyleri hep kendi aralarında evlenmişler ve sadece Türkçe konuşmuşlar. Şimdi de Türkçe televizyon izliyorlar. Atatürk'ün babasının evini sorduğumuzda Aşağı Mahalle'de olduğunu ancak evin çok yıllar önceden yıkılmış olduğunu öğreniyoruz. Bu civardaki bütün Türk köyleri, Kocacık'a bağlı. Novak, bu köylerin en büyüğü. Ziyaret etmeye karar veriyoruz. Köye girerken önce 'Mustafa Kemal Atatürk Sağlık Ocağı'nı ve bir adım ilerde de 'Necati Zekeriya İlkokulu'nu görüyoruz. Necati Zekeriya, Makedon topraklarında yaşamış çok ünlü bir Türk ozanı.

Novak Köyü'nün en yaşlısı Şemsi Hasan Bey; yaşı 80... Tito'yu Atatürk'e benzetiyor. Şemsi Bey'den öğrendiğimize göre Atatürk'ün ailesine Sarı Mustafalar denirmiş. Babasının ismi Ali Rıza, babaannesinin ismi Hatice'ymiş. Şu anda Atatürk'ün yakın ailesinden hiç kimse kalmamış. Amca sülalesinden en son akrabasının en son akrabasının adı Mustafa'ymış ve 1956'da Adapazarı'na göç etmiş ve orada 1970'lerde vefat etmiş. Şemsi Hasan Bey gerçek bir Atatürk hayranı.

Resim

Söylediklerinin aynen yazılmasını istedi, biz de yazıyoruz:

'Televizyona bakıyorum, çok taş atıyorlar Atatürk'e. Atatürk olmasaydı Yugoslavya bizi ezerdi. Ben onları çok ayıplıyorum. Buradaki Türkler hiç razı değil bu konuşmalara. Akıllarını başlarına toplasınlar, Atatürk olmasaydı Türk milleti olmazdı. Gazi için neden böyle kötü şeyler söylerler?"


1993 yılında Gazeteci Altan Araslı'nın Milliyet Gazetesinde Yayınlanan ''Atamız Yörük Türkmeni'' adlı haberden:

Resim

"Atatürk'ün Büyükbabasının Evini Bulduk, Atamız Yörük Türkmeni" başlığı ile verilen haberde, Kocacıklarla yapılan konuşmalar da göstermektedir ki, Atatürk'ün baba soyu hakkında nakledilen bilgiler doğrudur ve bunlar köydeki yaşlı insanlar tarafından halâ canlı bir şekilde hatırlanıp, anlatılmaktadır. Ayrıca, bugün yaşayan Kocacık Köylülerinde de "Yörük Türkmen ve Oğuz olma bilinci" vardır.

Aras'linin Üsküp'te görüştüğü Kocacıklı Numan Kartal anlatıyor:

"Ali Rıza Efendi, Manastır Vilayeti'nin, Debreibala Sancağı'na bağlı Kocacık'ta dünyaya geldi. Kocacık'ın nüfusu tamamen Türk. Hepsi de Yörük Türkmenleri. Anadolu'dan geldiler. Bizler, Müslüman Oğuzların Türkmen boyundanız. Atatürk'ün büyükbabası, İşkodyalılar ailesinden, babaannesi ise Golalar ailesinden gelmektedir. İşkodyalılar, İşkodya'dan, Kocacık'a gelip yerleşen akıncı Türklerinin adıdır. Golalar ise 'hudut gazileri' anlamını taşımaktadır. Dedesi, Kocacık'ın Taşlı Mahallesi'nden, babaannesi ise Yukarı Mahallesindendir. Ayşe Hanım, Taşlı Mahallesi'ne gelin gelmiştir. Kırmızı Hafız Mehmet Efendi, Çınarlı Mahallesi'nde İlkokul öğretmenliği yapmış. Kocacık'ın Taşlı Mahallesi'nin üst tarafında bir yokuş vardır. Önünde küçücük bir derecik akar. Bu nedenle oraya Dere Mahallesi de denir. İşte Ata'nın büyükbabasının evi oradadır. Kocacık'tan temelli göç ettikleri zaman, evlerini Etem Malik'lere satmışlar. Malik'in oğul Hayrettin İzmit'te oturmaktadır."

Yine Üsküp'te yaşayan Kocacıklardan Murat Ağa Altan Araslı'ya şu bilgileri vermiştir:

"Atatürk'ün dedesinin adı Kırmızı Hafız Ahmet Efendi'dir. Lakapları böyle. Ama, asıl hafız olan kardeşi Mehmet Efendi'dir. Babaannesinin adı da Ayşe Hanım'dır. Daha sonraları Ahmet Efendi'ye 'firari' denmeye başlamış. Firari, Rumeli'de 'gurbetçi', 'gurbete çıkan' anlamına gelmektedir. Yalnız, Selanik'te vuku bulan bir olayla da bağlantılıdır. Kocacık'ın toprağı münbit değildir. Olanakları da kısıtlıdır. Bu nedenle, Ahmet Efendi, Yukarı Mahalle'den Feyzullah Pehlivan ve Taşlı Mahallesin'den Fazlı Ağa ile birlikte Selanik'e çalışmaya gitmişler. 1876 yılının Mayıs ayında bir gün yolda bir olaya tanık olmuşlar..."

Murat Ağa sonra doğruluğu şüpheli bir olayı anlatarak sözlerine son vermektedir. Murat Ağa'nın burada verdiği tarih de yanlıştır. Çünkü, Atatürk'ün babasının yaklaşık olarak 1839'da Selanik'te doğduğunu bildiğimize göre, aile zaten bahsedilen tarihlerde Selanik'e taşınalı epeyce olmuş olmalıdır. Nitekim, Araslı'nın verdiği bilgilere göre, Ahmet Efendi'nin Kocacık'tan 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi)'nden otuz yıl kadar önce taşındığını; köyden ilk ayrılanın da Mustafa Kemal'in Büyük Amcası Kızıl Hafız Mehmet Efendi olduğunu köylüler anlatmaktadırlar. Araslı'nın Üsküp'te görüştüğü bir diğer Kocacıklı da Kocacık'ın Yukarı Mahallesinden, Dolakar Ailesi'nden, Behlül ve Hatice Kızı Maksude Yıldız'dır.

Maksude Yıldız anlatıyor:

'Harekat Ordusu'nun istanbul'a yürüyüşü tüm Balkanlar'da büyük heyecan yaratmıştı... Harekat Ordusu'nun faaliyetleri en güncel konuydu. Mensupları da meşhur olmuştu. Şevket Paşa'nın yaverinin Kocacıklı olduğunu öğrendik. Kimdir, neyin nesidir derken. Kırmızı Hafız Ahmet Efendi'nin torunu, Ali Rıza'nın oğlu Mustafa Kemal olduğunu söylediler."

Gazeteci Altan Aıaslı, Üsküp'teki bu Kocacıklılar'dan bu bilgileri aldıktan sonra, Birlik Gazetesi (Üsküp'te Türklerin yayınladıkları gazetedir)'nden Remzi Canova ile birlikte Rumeli'nin meşhur Kaz Dağları'nı, Maya Dağları'ııı tırmana tırmana sarp bir dağ köyü olan Kocacık'ta dört saatlik bir araba yolculuğundan sonra ulaşıyorlar. Burada kendilerine Köylülerden İsmail Yahya Atatürk'ün dedesinin evini gösteriyor. Onlar geçmişi konuşurlarken gelen yaşlı bir nine söze giriyor ve "evladım doğrudur, onların eviydi" diyerek İsmail Yahya'nın sözlerini onaylıyor. Atatürk'ün Dedesi Kızıl Hafız Ahmet Efendi'ye ait olduğu iddia edilen ve 1978 yılında yıkık temelleri Numan Kartal tarafından tespit edilen "Atatürk'ün Dede Evi"nin yerine bir "Atatürk Kültür Evi" yapılması gündeme gelmiştir. Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Sayın Namık Kemal Zeybek'in öncü girişimi, Kültür Bakanı Sayın İstemihan Talay, Devlet Güzel Sanatlar Genel Müdür Sayın Mehmet Özel, kendisi de Manastır göçmeni olan İzmir Milletvekili Sayın Kemal Vatan ve Makedonya Cumhuriyeti'nde Türk milli kültürünü ve Atatürk'ü yaşatma yolunda durup dinlenmeden çalışan Türkiye'nin Manastır Fahri Konsolosu Sayın Mithat Cemal (Manastır'da yaşayan Türklerden)'in destekleri ile "Kocacık'ta Atatürk Evi Yapalım Büyük Şehitliği Onaralım Kampanyası" ile; Atatürk'ün Dedesinin evinin yerinde bir kültür evi yapılması gündeme gelmiştir. İki ülkenin Kültür Bakanlıkları projenin yapımına birlikte destek vererek başlamış bulunmaktadırlar.



Namık Kemal Zeybek'in başkanlığında Köyü ziyaret eden "Yeni Avrasya Dergisi Ekibi"nin 2000 Eylül sayısından:

"...Biz Atatürk'ün yakın akrabalarının yaşadıkları yeri merak ettik ve Makedonya'nın batısındaki bir dağ köyü olan Kocacık'a gittik. Bir zamanlar Osmanlı Devleti'nin sınırları içindeki Manastır Vilayeti'ne bağlı olan Kocacık Nahiyesi, günümüzde Makedonya'nın Debre Şehri yakınlarında. Jupa Belediyesi ne bağlı, şirin bir dağ köyü. Ulaşımın zor bir yerde olması, onun bu saflığını korumasını sağlamış.

Yeni Avrasya ekibi bu güzel heyecanı yaşamak için her türlü engeli aşıp Kocacık Köyü'ne ulaştı. Debre'de yediğimiz gevrek ve lor peynirli bürekin' (böreğin) tadı damağımızda, kuzeybatı istikametine doğru çıkıyoruz. Sağımızda Radika İrmaklarının birleştiği küçük bir göl var. Sol tarafımızda ise yemyeşil bir dağ yamacı... Arka arkaya hepsi de Yörüklerin yaşadığı dört köyün içinden geçiyoruz. Pala bıyıklı erkekler, başörtülü kadınlar el sallıyor. Türkçe selam veriyorlar. Namaz vakti camilerden yükselen ezan seslerini duyuyoruz. Nihayet Kocacık Kalesi de denilen doruk seçilmeye başladı. Bayır yukarı çıkarken büyük bir mezarlıktan geçiyoruz. Halâ heybetli gözüken bu mezar taşları, büyük bir Türk şehitliğinde olduğumuzu anlatıyor. Hırvatisyan Arnavut Georgi Kastriyola'nın ayaklanmasını bastırmak (1447-48) ve Makedonya'ya geçmesini engellemek için çarpışırken şehit düşen kahraman Türk askerleri yatıyor burada. Şehitlerimizi anıp ilerliyoruz. Biraz ilerde karşımıza çıkan gence sorduk. Atatürk'ün Köyü nerede?

Cevabı kesin ve yalındı:

'Ahancık şu dağın arkasında.' O dağın arkasına geçtik, yeşillikler içinde saf ve temiz bir Türk köyü bulduk. İçi dışı güzel, güler yüzlü insanlar. Hepsi de 'biz Atatürk'ün torunlarıyız' diyorlar. Gülistan Emin, derede çamaşırını yıkamış evine dönüyordu. Gruptaki bayanları evine davet edip, gelinlikten kalma çeyizlerini gösterdi. Çocukları Fikret ve Erdoğan; biri Almanya'da diğeri İtalya'da çalışıyor, evlerine emek parası yolluyorlar. Köylerde evler birbirinden uzak, bahçeler içinde yerleşmişler. İlkokul öğretmeni Selim Maksut bize eşlik ediyor. Makedonya'daki Kültür Müşavirimiz Şakir İlyasoğulları çocukları toplayıp, 'Çanakkale içinde aynalı çarşı" şarkısını söyletti. İçlerinden birisi sanki Atatürk'ün çocukluk hali... Sarışın, mavi gözlü İdris de bunun farkında zaten. Hepsi Atatürk'ü ezbere biliyorlar. Öğretmen Selim Maksut bizi evine davet etti. Geleneksel Türk konukseverliği ile ikramlarda bulunduğu tertemiz evine. Her taraf halılar, danteller ve kanaviçelerle süslü.

Bize kısa bir tanıtım yapmayı da ihmal etmedi:

Kocacık halkının Konya'dan geldiğini, çok eski tarihlerde köyün adının "Kocacenk' olduğunu, hatta bir ara köye 'Konyacık' denildiğini dahi anlattı. Civarda yaşayan insanlar da burada yaşayanları 'Konyarlar' olarak tanıyormuş. Köy yakınlarındaki büyük çarpışmadan dolayı köyün adının bir ara Kocacenk, daha sonra da Kocacık olarak anıldığını anlattı. Makedonya resmi adı da aynı imiş. Türkçe yazıldığı gibi Kocacık. Evin gelini Gülcan, milli kıyafetlerini giyip bizi ağırladı. Ardından Yörük evinde ayran içmeden olmaz dediler. Ayranlardan sonra da evin kızı Şekeriye'nin hazırladığı Türk kahvelerini içtik. İkram, ikram üstüne, kendi evimiz gibi sıcak olan bu dost evinde içimiz kıpır kıpır. Bir an önce dışarı çıkıp Atatürk'ün dedesi ve babasının evinin bulunduğu yere gitmek istiyoruz. Heyecanımız doruk noktada. Onu yetiştiren, bizlere armağan eden bu topraklarda olmak çok büyük haz veriyor bizlere.

Kocacık üç mahalleden oluşuyor. Aşağı Mahalle, Taşlı Mahalle ve Blato (Bataklık) Mahalle. Ali Rıza Bey'in evi, Taşlı Mahallede. Ne yazık ki, ev yıkılmış ve yıkıntı üzerinde taş yığını duruyor. İçimiz parçalanıyor, bir garip oluyoruz. Ata evi ayakta dursaydı da biz de Kırmızı Hafız Ahmet Efendilerin yaşadığı, Ali Rıza Beyin oyun oynadığı mekanı görseydik diyoruz. Namık Kemal Zeybek Bey duygulanıyor. Onu evden geriye kalan taşların arasında yalnız bırakıyor, uzaktan resimlerini çekiyoruz... Kocacıklıların maddi durumları iyi değil. Hayvancılık yaparak geçimlerini sağlıyorlar. Hepsi köylerinde yapacak bir 'Atatürk Evi'nin özlemini duyuyor, mezar taşları bile kaybolmaya başlayan 'Büyük Şehitlik'in onarılmasını bekliyorlar. Bugüne kadar, Türkiye'den bir girişimi beklemişler. Sadece evin inşasını değil, onu görmek üzere köylerini ziyaret edecek kişileri de bekliyorlar. Atalarını, Atatürk'ü yetiştiren toprakları ve çevreyi görmek isteyen Türkleri bekliyorlar."

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Yörük Türkmen Başbuğ Atatürk - Kocacıklar (Kızıl Oğuzlar)
İletiTarih: 17 Arl 2011, 20:43 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Atatürk'ün baba soyu, Aydın-Söke'den gelerek Manastır vilayetine yerleştirilen, "Kocacık Yörükleri (Koca Hamza Yörükleri)"ndendir. Ali Rıza Efendi, Manastır'ın Debre-i Bala sancağına bağlı Kocacık'ta dünyaya gelmiştir(1839). Aile sonradan Selanik'e göçmüştür. Ali Rıza Efendi'nin babası ilkokul öğretmeni Kızıl Hafız Ahmet Efendi; amcası, Kızıl Hafız Mehmet Efendi'dir. Taşıdıkları "Kızıl" lakabı ve yerleştikleri yere "Kocacık" denmesi; Ali Rıza Efendi'nin soyunun, Anadolu'nun da Türkleşmesinde katkısı olan " Kızıl-Oğuz" yahut "Kocacık Yörükleri-Türkmenleri"nden geldiğini göstermektedir.

''Aile, Vodina sancağının Sarıgöl nahiyesine yerleştirilir. Zübeyde'nin babası Sofizade Feyzullah Ağa, Selanik yakınlarındaki Lankaza'ya göçer ve bir çiftlik sahibi olur. Ve Zübeyde Hanım 1857'de burada doğar. Annesi, babasının üçüncü eşi Ayşe Hanım'dır.''

'Zübeyde Hanım'ın soyu Yörük'tür. Fatih döneminde Karamanoğlu Beyliği'nin yıkılmasından sonra (1466), Balkanlar'da fethedilen yerlerin Türkleştirilmesi için göç ettirilen ailelerdendir. Konya bölgesinden geldikleri için bunlar, "Konyarlar" ismi ile resmi kayıtlara geçmiş ve böyle anılmıştır.''

Mustafa Kemal'in Selanik'te mahalle ve okul arkadaşı, Kütahya Milletvekillerinden Mehmet Somer'in dilinden (1882-1950)

"Atatürk'ün ataları hakkında benim bildiğim şunlar: Atatürk'ün ataları Anadolu'dan gelerek Manastır vilayetinin Debre-i Bala sancağına bağlı Kocacık nahiyesine yerleşmişlerdir. Bunları ben Selanik'in ihtiyarlarından duymuştum. Kocacık'lıların hepsi öz Türkçe konuşurlar. İri yapılı adamlardır. Bunların hepsi Yörük'tür. Bunların giysileri Anadolu Türklerine benzer. Yaşayışları, hatta lehçeleri de aynıdır."

(Şapolyo, Enver Behnan, Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, İst.,1958, s.21 - Aktaran: Güler, Ali; Atatürk Soyu, Ailesi ve Öğrenim Hayatı, Ank.1999, s.28)

Yörük ile Türkmen eş anlamlıdır. Atatürk, soyunu açıklarken bunu da vurgular:

“Benim atalarım Anadolu’dan Rumeli’ye gelmiş Yörük Türkmenler’dendir.”

Atatürk'ün kız kardeşi Makbule Hanım (1885-1956):

“Annemden sık sık şunları dinlemişimdir. Bizim esas soyumuz Yörük’tür. Buralara Konya-Karaman çevrelerinden gelmişiz” diyor ve atalarından bazılarının da sonradan tekrar Konya’ya geri döndüğünü de şöyle açıklıyor: “Dedem Feyzullah Efendi’nin büyük amcası Konya’ya gitmiş, Mevlevi dergahına girmiş, orada kalmış. Yörüklüğü tutmuş olacak.”

Makbule Hanım Yörüklük için şunları söylüyor:

“Annem her zaman Yörük olmakla iftihar ederdi. Bir gün Atatürk’e “Yörük nedir?” diye sordum. Ağabeyim de bana ‘Yürüyen Türkler’ dedi.”

Makbule Hanım Yörüklük için şunları söylüyor:

(Şapolyo, Enver Behnan, Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, İst.,1958, s.33,23 - Aktaran: Güler, Ali; Atatürk Soyu, Ailesi ve Öğrenim Hayatı, Ank.1999, s.45)

(Şapolyo, Enver Behnan, Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, İst.,1958, s.33,23 - Aktaran: Güler, Ali; Atatürk Soyu, Ailesi ve Öğrenim Hayatı, Ank.1999, s.45)

(Güler, Ali; Atatürk Soyu, Ailesi ve Öğrenim Hayatı, Ank.1999, s.46)



(Şapolyo, Enver Behnan, Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, İst.,1958 - Aktaran: Güler, Ali; Atatürk Soyu, Ailesi ve Öğrenim Hayatı, Ank.1999, s.28)

(Güler, Ali; Atatürk Soyu, Ailesi ve Öğrenim Hayatı, Ank.1999, s.40-46 - Göksel, Burhan; Atatürk’ün Soykütüğü Üzerine Bir Çalışma, Kültür Bak. Yay., Ank.1994, s.7)
(Güler, Ali; Atatürk Soyu, Ailesi ve Öğrenim Hayatı, Ank.1999, s.46)
(Güler, Ali; Atatürk Soyu, Ailesi ve Öğrenim Hayatı, Ank.1999, s.17)

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Yörük Türkmen Başbuğ Atatürk - Kocacıklar (Kızıl Oğuzlar)
İletiTarih: 18 Arl 2011, 16:33 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
ALİ RIZA EFENDİ - ZÜBEYDE HANIM EVLİLİĞİNİN TRAJİK HİKAYESİ!

Mustafa Kemal’in hayatını doğduğu günden itibaren biliyoruz. Peki, Atatürk doğmadan önce, babası ve annesi nasıl bir hayat yaşadı? Nasıl evlendiler? Kaç çocukları oldu ve neden öldüler? Ağabeyi Ahmed’in cesedinin başına gelenler neden yıllarca unutulamadı? Dedesi Kızıl Hafız Ahmed hangi olay nedeniyle Makedonya dağlarına kaçmak zorunda kaldı?

İşte Mustafa Kemal Atatürk’ün yoksul ailesinin pek bilinmeyen dönemi…

Zübeyde Hanım, oğlu Ahmed’in mezarının açılıp, cesedinin aç çakal sürüsü tarafından parçalanıp yenildiğini görünce olduğu yere yığılıp kaldı...

Ahmed dedesinin adını taşıyordu…

Tarih: 6 Mayıs 1876, Yer: Selanik.

Bir Bulgar kızı, seviştiği tahsildar Emin Efendi ile evlenebilmek için Müslümanlığı kabul etti. Bulgarlar bu durumu kabul edemedi. Tesettüre girmiş kızı, jandarmaların elinden zorla alıp, kendilerine karşı koymayan çalışan 10 kadar Türk’ü de döverek, Amerika Konsolosluğu'na götürdüler. Olayı duyan Selanikli Müslümanlar, "kızın dini ve ırkı ne olursa olsun, madem ki çarşaf giymiştir. Bu kıyafette bir kadının çarşafını yırtılarak götürülmesi dine, millete, devlete hakarettir. Biz bunu hazmedemeyiz" diyerek Saatli Cami'nde toplandılar.

Kızın ABD Konsolosluğu’nda olduğunu öğrenince yabancı görevlilere saldırdılar. Alman konsolosu M. Abot ile Fransız Konsolosu M. Mulin öldürülmesi olayı bir anda uluslararası siyasal krize dönüştürdü. Başkent İstanbul, Avrupa’nın büyük devletleri savaş gemilerinin Selanik limanına gelip gözdağı vermesiyle, olayda adı geçen 53 Müslüman’ı ağır hapse, 6 kişiyi de idama mahkûm etti. Olayda elebaşı olduğu iddia edilenlerden biri de kızıl sakallarından dolayı “Kızıl Hafız” diye bilinen Hafız Ahmed’di. Kızıl Hafız Ahmed, yedi yıl boyunca saklanacağı ve orada öleceği Makedonya dağlarına kaçmıştı…

Selanik Evkaf (vakıflar) Dairesi’nde memur olan Ali Rıza Efendi, babası Kızıl Hafız Ahmed’i arayan jandarmalar tarafından birkaç kez karakola götürüldü. Zübeyde Hanım kayınpederinin dağa kaçması ve kocasının sürekli gözaltına alınmasını hep korkuyla izledi. Daha çok gençti; yirmisinde yoktu…

SARIŞIN BİR KIZ

Ali Rıza Efendi ile Zübeyde Hanım’ın ne zaman evlendikleri tam olarak bilinmiyor. Tahmini olarak 1870’lerin başı deniliyor. Rivayet odur ki: Ali Rıza Efendi bir gün rüyasında aksakallı nur yüzlü bir pir ve yanında sarışın bir kız gördü. Pir, kızı göstererek, “Bu senin kısmetindir” diye müjde verip ortadan kayboldu. Ali Rıza Efendi rüyasının etkisiyle ablası Nimeti’nin kızı Hatice’ye gidip, “bana evlenmek için sarışın bir kız bulun” dedi. O devirde bütün Müslüman çevrelerinde adet olduğu gibi görücüler sokağa düştü.

Sonunda Sarıgüllü Hacı Sofulardan Feyzullah Ağa’nın kızı; kumrala çalan sarışın, beyaz tenli, orta boylu, mavi gözlü, dalgayı kıvırcık saçlı Zübeyde bulundu. Annesi Ayşe Hanım kızının evlenmesine karşıydı ama ikna edildi. Zübeyde Hanım, Ali Rıza Efendi’nin ailesinin Yenikapı mahallesindeki evine gelin gitti. Ali Rıza Efendi, “Gülzar-ı Cennetim Zübeydem” diye hitap ettiği karısını çok sevdi. Zübeyde Hanım Yenikapı’daki evde üç çocuk dünya getirdi: Ahmed, Ömer ve Fatma. Fatma daha yaşını dolduramadan öldü.

ASKER BABA

Babası Hafız Ahmed’in Makedonya dağlarına gitmesinden birkaç ay sonra, Ali Rıza Efendi, Osmanlı-Rusya savaşı nedeniyle Selanik’te kurulan Asakir-i Mülkiye’ye yani, yardımcı askerler birliğine katıldı. 35 yaşındaydı; okur-yazar olduğu için geçici olarak üsteğmen rütbesi verildi. Askerliği yaklaşık iki yıl sürdü; Ayastefanos Anlaşması’ndan sonra askerliğe veda etti.

Askerlikten sonra Ali Rıza Efendi, Osmanlı-Yunanistan sınırındaki Olimpos dağının ormanlarla kaplı eteklerinde bulunan gümrük kontrol noktasına gümrük muhafaza memuru olarak tayin edildi. Ege denizi kıyısında Papasköprüsü denilen bu ıssız yer, Selanik’e 120 km uzaklığındaydı ama kara yolu yoktu. Yaşamak için uygun bir yer değildi; ne kasaba ne köydü; sadece görevlilerin ailelerinin kaldığı derme çatma birkaç ev ve gümrük kontrol binasından ibaretti.

Üstelik Olimpos dağı Rum eşkıyalarla doluydu ve etrafı haraca kesmişlerdi. Zübeyde Hanım iki çocuğuyla bu ıssız ve kasvetli yere gelmekten hiç hoşnut olmadı. İkinci çocuğu Ömer’i ilaçsızlık ve bakımsızlıktan burada kaybetti. Fatma’dan sonra Ömer’i de kaybeden Zübeyde Hanım’ı bir korku saldı; “Ya Ahmed’ime de bir şey olursa?” Hep Selanik’e dönmek istedi. Ali Rıza Efendi’nin görev yaptığı gümrüğün bütün işleri kereste ihracatı üzerineydi. Ali Rıza Efendi, görevi sırasında kereste tüccarıyla tanışıp arkadaş oldu. Bu arkadaşlık ona yeni bir iş kapısı açtı; memurluktan ayrılıp, kereste tüccarları Cafer Efendi ile ortaklık kurup ticarete atıldı. 3 lira maaş aldığı devlet memurluğundan sonra bu ticaret Ali Rıza Efendi’ye para kazandırmaya başladı. Yoksulluk günleri geri de kalmıştı işte; bu nedenle Selanik’e dönmek isteyen eşinden hep sabır istedi.

Zübeyde Hanım dindar bir kadındı. Beş vakit namaz kılıyordu. Yaşam gücünü hep dualardan alıyordu. Ancak korktuğu oldu; son çocuğu Ahmed de öldü. Küçük çocuk sahil kenarındaki kumlukta açılan bir mezara defnedildi. O gece çıkan fırtına denizde dev dalgalara neden oldu. Kıyıları döven dalgalar Ahmed’in minik cesedini yerinden çıkardı. Dağlardan inen aç çakallar kefen içindeki ufacık bedeni paramparça etti. Sabah haberi öğrenip olay yerine koşan Zübeyde Hanım bu acılı manzarayı görünce şoke olup oracıkta bayıldı… Paşaköprüsü’nde yaşayan bir avuç insan Zübeyde Hanım’ı teselli etmek için ellerinden geleni yaptılar. Ancak…

Ahmed’in ölümü sonrası yaşananlar Zübeyde Hanım’ın ruhsal dünyasında derin yaralar açtı. Günler geçti; Zübeyde Hanım’ın gözünün önünden o korkunç manzara gitmedi bir türlü. Geceleri kâbus gördü sürekli. Üstelik hamileydi… Ahmed’in ölümünden sonra Ali Rıza Efendi yine işinin başına döndü. Eve pek az uğruyor; günlerini işi nedeniyle ormanda geçiriyordu. Bir an önce para biriktirip bu kasvetli yerden kendini ve karısını kurtarmak istiyordu. Bu nedenle haraç isteyen Rum eşkıyaların tehditlerine bile aldırmıyordu.

Kendi başına bir şey geleceğinden korkmuyordu ama eşi için kaygılanmaya başladı. Eşini güvenlikli bir yerde rahat doğum yapması için Selanik’e götürdü. Artık ellerine iyi para geçiyordu; Ali Rıza Efendi, Ahmed Subaşı Mahallesi’nde üç katlı pembe boyalı bir ev kiraladı. Üftade isimli siyahi bir kadını da yardımcı tuttu. Ve tekrar işinin başına döndü.

KARDEŞİNİN ADI

Zübeyde Hanım daha otuzuna gelmemişti. Ruhsal dünyası evlat acısı yaşayan tüm anneler gibi alt üst olmuştu. Yetmezmiş gibi, birkaç hafta sonra kocası Ali Rıza Efendi’yi Rum eşkıyalar kaçırdı. Ali Rıza Efendi yüksek bir fidye karşılığı özgürlüğüne kavuşabildi. Kereste ticaretini bıraktı. Zaten Osmanlı jandarması da, “Rum eşkıyalar barınmasın” diye ormanı yakmıştı!

Tüm bu olaylar doğum tarihi yaklaşan Zübeyde Hanım’ın sinirleri allak bullak etti. İyi annelik yapamayacağından, yeni doğacak bebeğinin de öleceğinden korkuyordu. Elinden tespih, dudaklarından dua eksik olmadı o gergin günlerde. Bütün duaları doğacak bebeğinin sağlığı içindi. Bebeğinin kendisi gibi sarışın ve mavi gözlü olmasını istiyordu. Soranlara kız çocuğu istediğini söylüyordu ama içten içe erkek evlat arzuluyordu.

Ve isteği oldu; tıpkı kendisi gibi sarışın mavi gözlü bir oğlu oldu… Ancak korkuları ve kapıldığı vehimler sonucu oğlunu emziremedi; sütü kesilmişti. Yeni doğan bebeğin yüz hatları tıpkı babasıydı. Ali Rıza Efendi oğlunun kulağına eğilip adını fısıldadı; Mustafa. Mustafa; Ali Rıza Efendi’nin daha minik bir bebek iken kaza sonucu beşikten düşüp ölen kardeşinin adıydı…

Evet, “ölüler evine” benzeyen bu ailenin yaşamında ruhsal travmalar hiç eksik olmadı. Mustafa Kemal’in çocukluğu da mutsuzluk içinde; ruhsal yaralanmalarla geçti. Ama o, görkemli benliğiyle mutsuzlukların üstesinden tek başına gelmeyi başardı. Çağdaş Türkiye’nin kurtuluşu / kuruluşu bu zaferin sonucudur işte. Ve bu ancak karizmatik liderliğe özgü güçlü bir kişilik yapısıyla mümkündür…

Soner YALÇIN

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Yörük Türkmen Başbuğ Atatürk - Kocacıklar (Kızıl Oğuzlar)
İletiTarih: 18 Arl 2011, 16:37 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
1)Hangi tarihte doğdu?

Doğum tarihi, gün-ay ve yıl olarak tam bilinmemektedir. Osmanlı bürokratik yapısında bebeklerin doğum tarihleri sistematik olarak resmi kayıtlara geçirilmiyordu. Bu nedenle Mustafa Kemal’in doğumuyla ilgili olarak hiçbir resmi belge yoktu. Müslüman aileler doğumları Kur’an-ı Kerim ya da bir başka değerli kitapların arkasına not ediyorlardı. Atatürk’ün de doğumu evdeki iki Kur’an-ı Kerim’den birinin arkasına yazılmış ancak bu kutsal kitap başkasına verildiği için kaybolmuştu.

Zübeyde Hanım’ın yaşamının son yıllarında verdiği bir röportajda oğlunu Selanik’te “dondurucu kırklar” olarak anılan ve kışın en soğuk kırk gününü ifade eden dönemde doğurduğunu söyledi. Atatürk çıkardığı ilk resmi kimlik kartında doğum tarihi olarak Rumi takvime göre, 1296 yazılıydı. Bu 13 Mart 1880 ile 12 Mart 1881 arasına karşılık geliyordu. Atatürk muhtemelen 1880 ya da 1881 kışında doğdu.

2)Doğum günü olarak “19 Mayıs 1881” tarihinin belirlenmesi nereden çıktı?

Bir gün Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak, Atatürk’e bir evrak getirdi. Belge, İngiltere’nin Ankara Büyükelçiliği’nden geliyordu. Bir ansiklopedide yer alacak biyografisi için Cumhurbaşkanı Atatürk’ün tam doğum tarihinin bildirilmesi rica ediliyordu. Atatürk düşündü fakat doğum gününü tam olarak bilmiyordu. Aklında mayıs ayı kalmıştı. Özel Kalem Müdürü Soyak’a döndü, “bu bir 19 Mayıs günü neden olmasın” dedi. Yani ulusal kurtuluş savaşının miladı olan tarih…

İlginçtir, Atatürk’ün doğum tarihinin yazıldığı resmi evrak İngiliz büyükelçiliğine 10 Kasım 1936 tarihinde gönderildi. Yani Atatürk’ün ölümünden tam iki yıl önce: “Reisi Cumhur Atatürk 19 Mayıs 1881 tarihinde doğmuştur.” Bu tarihten önce Atatürk’ün doğum tarihi konusunda bir kesinlik yoktu. Örneğin, Çankaya Köşkü yaverlik dairesi Atatürk’ün doğum tarihi hakkında sorulan bir soruya 1880 olarak yanıtlamıştı. Halkevlerinin çalışmalarında da bu tarih kabul görmüştü. Bazı kaynaklara göre ise doğum tarihi 13 Mart 1881 idi. Bu kafa karışıklığını Atatürk ölümünden iki yıl önce kendisi düzeltti…

3)Pembe Ev’de mi doğdu?

Burada da çelişkili bilgiler var. Genel kabul görüşe göre bu evde doğdu. Ancak kız kardeşi Makbule’ye göre, ağabeyi Pembe ev’de değil; babası Ali Rıza Efendi’nin ailesinin oturduğu Yenikapı’daki evde doğdu. Bu biraz daha akla yakın geliyor. Zübeyde Hanım rahat doğum yapması ve bebeğin bakımı için geçici olarak Ali Rıza Efendi’nin ailesinin yanına taşınılmış olabilir. Ancak Atatürk annesinden dinlediklerine dayanarak kendisinin Pembe Ev’de doğduğu kanısına varmıştı.

4)Pembe Ev’in sahibi kim?

Pembe Ev’i kimin aldığı da muammaydı. Ali Rıza Efendi’nin aldığı şeklinde bilgiler olsa da bu pek doğru değildir. Pembe Ev 1870 yılında Rodoslu bir müderris tarafından yaptırıldı. Sonra mülkiyeti iki kez el değiştirdikten sonra Ali Rıza Efendi’ye kiralandı. Ali Rıza Efendi vefat edince Zübeyde Hanım geçim sıkıntısına düştü. Üç çocuğu; Mustafa, Makbule ve Naciye’yi alıp üvey dayısı Hüseyin Ağa’nın çalıştığı Katipzadeler’in çiftliğine taşındı. Beş ay kaldılar. Zübeyde Hanım, tekrar Pembe Ev’e taşındı. Herhalde Zübeyde Hanım bu evi çok sevmişti. Selanik Belediyesi 1933 yılında aldığı kararla evi Atatürk’e hediye etti. 1953 yılında Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın emriyle Pembe Ev müze haline getirildi.

Sonuçta:

Osmanlı döneminde doğmuş her halk çocuğu gibi Atatürk’ün biyografisinde de belirsizlikler vardır. Bu bilinemezlikler, yaşamı boyunca bütün gücünü ve emeğini Türkiye için harcayan Atatürk’ü tanımamız için belirleyici / tayin edici faktörler midir? Hayır.

Not:

Yeri geldi bu notu eklemeliyim: Bugünlerde bazı siyasetçiler Cumhuriyet ideolojisini eleştirmek için sürekli küfür gibi “seçkinci / elitist zümre” lafını kullanıyorlar. İsim vermeseler de sözleri hep Atatürk’ü hedef alıyor.

Oysa: Atatürk’ün birlikte yola çıkıp sonra ayrıldığı ve Atatürk’e seçkinler yakıştırması yapanların pek sevdiği Rauf Orbaylar, Refet Beleler, Ali Fuatlar, Kazım Karabekirler seçkinciydi. “Aristokrat” ailelerin çocuklarıydılar.

Atatürk halk çocuğuydu. Bu nedenle CHP’nin altı ok’undan biri halkçılıktı…

Ne günlere kaldık: Toprak reformuna karşı çıktığı için CHP’den kopan toprak ağası Adnan Menderes halk çocuğu oluyor; yoksul ailenin çocuğu Atatürk ise seçkinci öyle mi?

Kimin hangi sınıf için çalıştığı ortada iken, tarih bu kadar ters düz edilebilir mi?

Soner YALÇIN

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Yörük Türkmen Başbuğ Atatürk - Kocacıklar (Kızıl Oğuzlar)
İletiTarih: 18 Arl 2011, 17:59 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
“Zübeyde hanım düzgün beyaz bir teni, derin ama berrak açık mavi gözleri vardı. Ailesi Selanik’in batısında Arnavutluğa doğru sert ve çıplak dağların geniş donuk sulara gömüldüğü göller bölgesinden geliyordu. Burası Türklerin Makedonya’yı ve Teselya’yı almalarından sonra Anadolu’nun göbeğinden gelen köylülerin yerleştiği yerdi. Bu yüzden Zübeyde Hanım damarlarında ilk göçebe Türk kabilelerin torunları olan ve hala Toros dağlarında özgürce yaşayışlarını sürdüren sarışın yörüklerin kanını taşıdığını düşünmekten hoşlanırdı.”

(Lord Kinross, Atatürk, İstanbul, 1994, s.21)


***

Mustafa Kemal’in dedesi Sofuzade Feyzullah Efendi’nin ağabeyi, Mevlana Dergâhı’nın dervişlerinden biridir. Mustafa Kemal’e göre, annesinin dindarlığı Sofuzade Feyzullah Efendi’nin mirasıdır. “Atatürk annesinin ilahilerle, mahalle mektebine başlaması yolundaki ısrarının sebebini bu mirasa bağlıyordu.”

(Ahmet Fuat Bulca’dan naklen, Kutay, s. 136)


***

Zübeyde Hanım, kendi ailesi içinde ve kocasının ailesi içinde hacılar bulunmasından gurur duymaktadır. Mustafa’nın da onların yolunu izlemesini, iyi bir din eğitimi almasını, hatta iyi bir din adamı olmasını istemiştir. Bunun için Mustafa Kemal, mutlaka mahalle mektebine gitmeli, dini bütün Müslüman çocukları gibi, Kur’an ilkelerine uygun yetişmelidir.

(Lord Kinross, Atatürk, İstanbul, 1994, s. 22)


***

Mustafa Kemal’in anne soyundan yakın akrabaları arasında tekke şeyhleri de vardır. Hatta anlatılanlara bakılacak olursa, Mustafa Kemal’in annesi Zübeyde Hanım ve halası Emine Hanım, Selanik’te sık sık tarikat toplantılarına katılıp, şeyh ve derviş aileleriyle sıkı ilişkiler kurmuşlardır.

(Falih Rıfkı Atay, Çankaya, C.I, İstanbul 1958, s.269)


***

Zübeyde Hanım’ı tanıyanlar, Zübeyde Hanım’ın evinde iki adet Kur’an’ı Kerim bulunduğunu, bu Kur’an’lardan birinin duvarda özel koruması içinde asılı, diğerinin ise evin başköşesinde bir rahle içinde açık durduğunu belirtmektedirler. Zübeyde Hanım’ın son nefesini verinceye kadar her fırsatta sıkça Kur’an okuduğu bilinmektedir.

Mustafa Kemal annesinin dindarlığına büyük saygı duymuş, ona hediye alacağı zamanlarda, seccade, tespih ya da başörtüsü gibi dinsel işlevi olan şeyleri tercih etmiştir. Örneğin, Şam’da kurmaylık stajını yaparken sevgili annesine hediye olarak Suriye yapımı dört tarafı gümüş sırmalarla işlemeli bir başörtüsü almış ve arkadaşı Ali Fuat’la Selanik’e, annesine göndermiştir.

(Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, İstanbul, 1967, s. 122)


***

Mustafa Kemal çocukluk ve ilk gençlik yılları dışında sıklıkla annesinden ayrı kalmıştı. Annesini çok seven bir oğul olarak annesinden uzak kaldığı dönemlerde anne hasretini derinden hissetmiş, tüm güçlüklere rağmen her fırsat bulduğunda annesini ziyaret etmeyi de ihmal etmemiştir. Mustafa Kemal son olarak Kurtuluş Savaşı yıllarında annesinden ayrı kalmıştır; fakat anne hasretine dayanamamış olsa gerekir ki, annesini Ankara’ya yanına aldırmıştır.

Mustafa Kemal, TBMM Başkanı ve Başkomutandır. Yıllardan 1922, aylardan Hazirandır. Anne ve oğul üç yıl ayrılıktan sonra nihayet kavuşmuşlardı. Zübeyde Hanım bir süre Çankaya Köşkü’nde kalmış; ancak kısa süre içinde İstanbul’dan beri devam eden hastalığı iyice artmıştır. Mustafa Kemal, hasta annesine İzmir havasının iyi geleceğini düşünmüştür. Zübeyde Hanım, uzun uğraşlardan sonra, İzmir’e gidip bir süre kalması için ikna edilebilmiştir. Zübeyde Hanım, İzmir’de Mustafa Kemal’in evliliği düşündüğü Latife Hanım’ın Karşıyaka’daki yazlık evlerinde kalmaya başlamıştır. Burada bulunduğu sırada hastalığı iyice ağırlaşan Zübeyde Hanım 15 Ocak 1923’te vefat etmiştir.

Mustafa Kemal ise bu sırada özel treniyle Ankara’dan başlayan ve Batı Anadolu’yu kapsayan bir yurt gezisine çıkmış ve 15 Ocak’ta Eskişehir’e gelmiştir. Gün ağarmak üzeredir. Mustafa Kemal emir eri Ali Çavuş’u çağırıp, “Bir haber var mı?” diye sormuştur. Ali Çavuş, “Şifre geldi ama çözülmedi” diye yanıt verince, mavi gözleri çakmak çakmak olan Mustafa Kemal hafifçe başını kaldırıp Ali Çavuş’a hüzünle bakarak, “Annemin öldüğünü biliyorum. Bir rüya gördüm. Yeşil tarlalarda annemle dolaşıyordum. Birden bire bir fırtına çıktı, anamı alıp götürdü” demiştir. Deşifre edilmiş telgraf kendine verildiği zaman gözlerini kapamış, derin bir nefes almış, başını hafifçe öne eğmiş, bir an düşündükten sonra “İzmir’e gidiyoruz. Treni İzmit’e çevirsinler” talimatını vermiştir.

Mustafa Kemal, aynı gün, İzmir’de bulunan başyaver Salih Bozok’a şu telgrafı çekmiştir: “...Verdiğiniz elim haber beni çok müteessir etti. Merhumenin münasip bir tarzda merasim-i tedfiniyesini (İslami kurallara uygun bir şekilde cenaze törenini) ifa ettiriniz. Cenab-ı Hak milletimize hayat ve selamet versin.”

(Güler, Ali; Atatürk Soyu, Ailesi ve Öğrenim Hayatı, Ank.1999, s.43)


***

Mustafa Kemal, kısa bir süre sonra İzmir’e gelerek annesine olan son görevini yerine getirecek; annesinin mezarı başında ve Allah’ın huzurunda ellerini açıp dua edecektir.

Zübeyde Hanım’ın Cenaze Töreni

Zübeyde Hanım’ın ölümü sırasında İzmir’de bulunan Asım Gündüz, Zübeyde Hanım’ın cenaze töreni hakkında şu bilgileri vermektedir:

“Zübeyde Hanım son saatlerinde yanında bulunan Latife Hanım’a ayrıca bir vasiyet yazdırmıştır. Latife Hanım, ölüm haberini ilk önce İzmir valisi Mustafa Abdülhak (Renda’ya) bildirmiş, vali de büyük bir cenaze töreni hazırlatmıştı. Latife Hanım ilk gece İzmir’in tanınmış hafızlarından tam otuz üç kişi çağırarak sabaha kadar hatim yaptırmış ve hatim duası üç gün sürmüştür.

Cenaze alayına adeta bütün İzmir katılmıştı. Vali, memurlar, komutanlar, hocalar olduğu halde cenaze alayının uzunluğu bir kilometreyi buluyordu. Okulların getirdiği çelenkler kabrin üstünde bir örtü teşkil etmişti. Batı Cephesi kurmay başkanı Asım, Kazım (Özalp), Fahrettin (Altay), Mürsel (Bakü), İzzettin (Çalışlar), Abdurrahman Nafiz (Gürman) paşalar cenaze alayının önünde yürümekte idiler.

Latife Hanım, siyah bir manto giymiş, siyah peçe örtmüş, cenaze alayına katılmak istemişti; fakat ailesinin ve din adamlarının, “İslam’da kadın cenazeye katılmaz” diye engel olmaları üzerine bir faytona binerek cenazeyi arkadan takip etmiştir.

Latife Hanım, kabirde yüzlerce gümüş mecidiye sadaka dağıtmış, kırkında mevlit okutmuş, 52. gecesinde de aşure yaparak fakir fukaraya dağıttığı gibi, hatimler indirerek bu mübarek kadına karşı duyduğu sevgi ve şükran borcunu ödemişti”

Mustafa Kemal, kısa bir süre sonra İzmir’e gelerek annesine olan son görevini yerine getirecek; annesinin mezarı başında ve Allah’ın huzurunda ellerini açıp dua edecektir.

Zübeyde Hanım’ın Cenaze Töreni

Zübeyde Hanım’ın ölümü sırasında İzmir’de bulunan Asım Gündüz, Zübeyde Hanım’ın cenaze töreni hakkında şu bilgileri vermektedir:

“Zübeyde Hanım son saatlerinde yanında bulunan Latife Hanım’a ayrıca bir vasiyet yazdırmıştır. Latife Hanım, ölüm haberini ilk önce İzmir valisi Mustafa Abdülhak (Renda’ya) bildirmiş, vali de büyük bir cenaze töreni hazırlatmıştı. Latife Hanım ilk gece İzmir’in tanınmış hafızlarından tam otuz üç kişi çağırarak sabaha kadar hatim yaptırmış ve hatim duası üç gün sürmüştür.

Cenaze alayına adeta bütün İzmir katılmıştı. Vali, memurlar, komutanlar, hocalar olduğu halde cenaze alayının uzunluğu bir kilometreyi buluyordu. Okulların getirdiği çelenkler kabrin üstünde bir örtü teşkil etmişti. Batı Cephesi kurmay başkanı Asım, Kazım (Özalp), Fahrettin (Altay), Mürsel (Bakü), İzzettin (Çalışlar), Abdurrahman Nafiz (Gürman) paşalar cenaze alayının önünde yürümekte idiler.

Latife Hanım, siyah bir manto giymiş, siyah peçe örtmüş, cenaze alayına katılmak istemişti; fakat ailesinin ve din adamlarının, “İslam’da kadın cenazeye katılmaz” diye engel olmaları üzerine bir faytona binerek cenazeyi arkadan takip etmiştir.

Latife Hanım, kabirde yüzlerce gümüş mecidiye sadaka dağıtmış, kırkında mevlit okutmuş, 52. gecesinde de aşure yaparak fakir fukaraya dağıttığı gibi, hatimler indirerek bu mübarek kadına karşı duyduğu sevgi ve şükran borcunu ödemişti”

Mustafa Kemal, kısa bir süre sonra İzmir’e gelerek annesine olan son görevini yerine getirecek; annesinin mezarı başında ve Allah’ın huzurunda ellerini açıp dua edecektir.

Zübeyde Hanım’ın Cenaze Töreni

Zübeyde Hanım’ın ölümü sırasında İzmir’de bulunan Asım Gündüz, Zübeyde Hanım’ın cenaze töreni hakkında şu bilgileri vermektedir:

“Zübeyde Hanım son saatlerinde yanında bulunan Latife Hanım’a ayrıca bir vasiyet yazdırmıştır. Latife Hanım, ölüm haberini ilk önce İzmir valisi Mustafa Abdülhak (Renda’ya) bildirmiş, vali de büyük bir cenaze töreni hazırlatmıştı. Latife Hanım ilk gece İzmir’in tanınmış hafızlarından tam otuz üç kişi çağırarak sabaha kadar hatim yaptırmış ve hatim duası üç gün sürmüştür.

Cenaze alayına adeta bütün İzmir katılmıştı. Vali, memurlar, komutanlar, hocalar olduğu halde cenaze alayının uzunluğu bir kilometreyi buluyordu. Okulların getirdiği çelenkler kabrin üstünde bir örtü teşkil etmişti. Batı Cephesi kurmay başkanı Asım, Kazım (Özalp), Fahrettin (Altay), Mürsel (Bakü), İzzettin (Çalışlar), Abdurrahman Nafiz (Gürman) paşalar cenaze alayının önünde yürümekte idiler.

Latife Hanım, siyah bir manto giymiş, siyah peçe örtmüş, cenaze alayına katılmak istemişti; fakat ailesinin ve din adamlarının, “İslam’da kadın cenazeye katılmaz” diye engel olmaları üzerine bir faytona binerek cenazeyi arkadan takip etmiştir.

Latife Hanım, kabirde yüzlerce gümüş mecidiye sadaka dağıtmış, kırkında mevlit okutmuş, 52. gecesinde de aşure yaparak fakir fukaraya dağıttığı gibi, hatimler indirerek bu mübarek kadına karşı duyduğu sevgi ve şükran borcunu ödemişti”

(Güler, Ali; Atatürk Soyu, Ailesi ve Öğrenim Hayatı, Ank.1999, s.43,44)


***

Zübeyde Hanım, İslam dininin ilkelerine sıkı sıkıya bağlıdır. Ömrü boyunca dininin tüm gereklerini yerine getirmekle kalmamış, son günlerinde, öldükten sonra ruhuna hatim okutulmasını vasiyet etmiştir.

Kurtuluş Savaşı yıllarında annesinden bir süre uzak kalan Mustafa Kemal, Ankara’dan Cemal Bey’i (Bolayır) sık sık İstanbul’da Akaretler’de oturan annesine göndererek hatırını sordurmuş ve bu şekilde bir şeye ihtiyacı olup olmadığını öğrenmiştir. Cemal Bey’in, Zübeyde Hanım’ı son ziyaretlerinden birinde artık iyice hastalanmış olan Zübeyde Hanım ona vasiyetnamesini hazırlatmış ve Cemal Bey’den bir istekte bulunmuştur:

“Evladım, ben öldükten sonra ruhuma her sene hatim okutmak üzere bir yere bir miktar para bırakmak isterim. Bunu nereye verelim?”

Cemal Bey biraz düşündükten sonra:

“Peki, size çok iyi bir müessese göstereceğim. Arzu ederseniz sizinle oraya gidip görüşelim” demiş ve Zübeyde Hanım’a yardımcı olmuştur.

Ertesi gün Cemal Bey, o zaman Darüşşafaka müdürü olan Ali Kami Bey’i görerek Zübeyde Hanım’ın arzusunu ona iletmiştir. Ali Kami Bey “memnuniyet ile teberrularını (bağışlarını) kabul ederiz” demiş. “Mektep esas defterine kaydını yaparak her sene arzusu veçhile hatim ettirip duasını yaparız” diye de eklemiştir. Daha sonra, Cemal Bey ile Zübeyde Hanım Dürüşşafaka’ya gitmişler. Müdür Ali Kami Bey bütün öğrencileri büyük salona toplamış ve kendilerine Paşa’nın annesini tanıtmıştır. Bundan sonra ilahiler ve dualar okunmuş, Zübeyde Hanım bu güzel karşılanıştan çok memnun kalmıştır.

Zübeyde Hanım vasiyetnamesinde Dürüş-şafaka’ya da bir miktar para bırakmıştır

(Altan Deliorman, Atatürk’ün Hayatındaki Kadınlar, İstanbul 1999, s. 29,30)


***

Daha sonra annesinin vasiyetini öğrenen Mustafa Kemal, her ölüm yıldönümünde annesine hatim okutup, hatim okuyan hafıza zarf içinde bir miktar para vermeyi adet haline getirmiştir. Bu, bir oğlun annesine duyduğu sevgi ve bağlılığın manevi bir işaretidir.

Zübeyde Hanım, babasının dindarlığından fazlaca etkilenmişti. Zübeyde Hanım’ın babası, yani Mustafa Kemal’in anne soyundan dedesi -daha öncede belirtildiği gibi- “Sofuzade” olarak bilinen Feyzullah Efendi’dir. Sofuzade Feyzullah Efendi, Atatürk’ün çocukluk anılarında okul tatillerinde tarlalarda kargaları kovaladığından bahsederken söz ettiği Selanik’e bir saat uzaklıkta Langaza’daki çiftliğin sahibidir. Zübeyde Hanım, Feyzullah Efendi’nin üçüncü eşi Ayşe Hanım’ın tek kızıdır.

(Kutay, Türkçe İbadet, s. 131)

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Yörük Türkmen Başbuğ Atatürk - Kocacıklar (Kızıl Oğuzlar)
İletiTarih: 23 Arl 2011, 13:38 
Genel Yetkili
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Mar 2010, 23:43
İleti: 4334
Paylaşımın için teşekkür ederim

_________________
Devrimin amacını kavramış olanlar sürekli olarak onu koruma gücüne sahip olacaklardır.
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Yörük Türkmen Başbuğ Atatürk - Kocacıklar (Kızıl Oğuzlar)
İletiTarih: 19 Mar 2012, 01:38 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
tarih_kurdu yazdı:
Paylaşımın için teşekkür ederim


Rica ederim.

****

Atatürk'ün Soy Kütüğü

Resim

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Yörük Türkmen Başbuğ Atatürk - Kocacıklar (Kızıl Oğuzlar)
İletiTarih: 20 Tem 2012, 18:04 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Yörük Türkmen Başbuğ Atatürk - Kocacıklar (Kızıl Oğuzlar)
İletiTarih: 13 Ekm 2012, 15:55 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
(Kaynak: YENİ AKTÜEL, 30 Ağustos – Eylül 2005 – S.:7 S.21, 23)

Resim

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Yörük Türkmen Başbuğ Atatürk - Kocacıklar (Kızıl Oğuzlar)
İletiTarih: 13 Ekm 2012, 15:57 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
ULU ÖNDER ATATÜRK'ÜN SOY AĞACI

Sultan Murat Hüdavengidar zamanında başlamak üzere, bütün Türk Devleti padişahlık döneminde, Rumeli'yi Balkanlar'ı ve Avrupa'yı Türkleştirmek için soyunda ve sopunda hiçbir karışım olmayan Türk ailelerinden oluşan özel güçleri buralara göndermişlerdir.

Bu göçlerin büyük çoğunluğu Oğuz Türkleri, Müslüman Oğuzların Yörük Türkmen boylarından gönderilen aileler teşkil ermektedir. Müslüman Oğuzların, Tanrıdağı ve Karagöz Yörüklerinden olup, Konya ve Aydın yöresine yerleşmiş bulunan isimler, teker teker yazılı bulunmaktadır.

Buradaki, 950 tarih ve 82 numaralı l yazıcı defteri ile 1051 tarih ve 469 numaralı il yazıcı defterinde Anadolu'dan Rumeli'ye geçen Türk boy ve ailelerinin isimleri açıkça yazılı bulunmaktadır. Bunların Müslüman Oğuz Türk'ü Yörük Türkmen boylarından oluşan ailelerinin kimler olduğunu kayıtlarda belirtmektedir. İşte bu kayıtlarda, Ulu Önder Atatürk'ün atalarının, Anadolu'dan Konya ve Aydın yöresinden geldiği yazılmaktadır. Atatürk'ün dedeleri; Anadolu'dan Rumeli'ye gidip, Yunanistan'da Manastır Vilayeti'nin derbei bala sancağına bağlı bulunan Kocacık Nahiyesine yerleşen ailelerden olan Hafız Ahmet Alüş Efendi derlerdi.Kocacık Nahiyesinin tamamen Türk'tür. Atatürk kocacık Nahiyesine yerleşen ailelerden olan Hafız Ahmet Efendi'nin torunudur.

Hafız Ahmet Efendi'nin saçları kırmızı olduğu için adına "Kırmızı Hafız Efendi" derlerdi. Ulu Önder Atatürk'ün dedesi kırmızı Hafız Efendi kocacık Nahiyesinde ilkokul eğitmenliği yapmakta idi. Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendi de bu kocacık nahiyesinde dünyaya geldi. Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendiye Alüş Efendi derlerdi. Kocacık nahiyesi tamamen Türk'tü. Burada yerleşenlerin çoğu Aydın ve Konya yöresinden gelen Türklerdir. Hatta bu aileler Yörük Türkmenleridir. Bu Yörük Türkmenlerinin Tanrıdağı ve Karagöz olduğu yukarıda adı geçen il yazıcı defterinde kayıtlı bulunmaktadır.

Keza yine belgelerde Aktan ve naldöken Yörüklerinde buralarda bulunduğu yazılmaktadır. Fetihnamelerde, buralardaki Konya Türklerine hudut gazileri ünvanı verildiği yazılmaktadır. Bu Türklere miri, Yörülen Türkmenlerden denilmekteydi. Ulu Önder Atatürk özbe öz Türk olup, Konya ve aydın yörelerinden gitme çok asil bir ailenin evladıdır. Annesi Zübeyde Hanımefendi'nin babası aydından Selanik'e gitme çok asil bir ailenin evladıdır. Annesi Zübeyde Hanımefendi'nin babası Aydınlıdır.
·Bu bilgiler Başbakanlık Eski Müşaviri Şecaattin Zenginoğlu'nun "Bilgi Çağındaki Türk Gençliğinin Yükselen Sesi-1999" isimli kitabından alınmıştır.


ATATÜRK'ÜN KENDİSİNİ TANIMLAMASI:

(1)"Benim hayatta yegane fahrim (onurum), servetim, Türklükten başka bir şey değildir."
"Bana, insanlar üstünde bir doğuş atfetmeye kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek fevkaladelik, Türk olarak dünyaya gelmemdir."

(2) Bir İngiliz'in "siz hangi asil ailedensiniz?" sorusuna verdiği yanıt:
"Anasının ve babasının asilliğiyle iftihar eden Teodoz, İtalya Yarımadasına inmek isteyen Türk Atilla'ya barış görüşmesinden önce sormuş: 'Siz hangi asil ailedensiniz?' Atilla'da ona cevap vermiş: 'Ben asil bir milletin evladıyım!' işte benim cevabımda size budur!"

(3)Sanki yeni Rıza Nurlara cevap vermiş.

" Türk, Türk olduğu için asildir... çoğumuz, büyük babamızın babasını hatırlamayız. Bütün soy gururumuzu, Türk olmanın içinde buluruz."
(4)"... Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağım (dır)"
(5)"Millî mevcudiyetimize düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine karşı...'Türk'üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!' diyelim"
(6)" Mensup olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım ve şerefim vardır..."
(7)Atatürk kendisini böyle tanımlıyor. Ben bir Türk'üm diyor ve bundan gurur duyuyorum diyor. Kişi, hissettiği milletten olduğuna göre bu sözler üzerine daha denecek bir şey yoktur. M. Kemal, bir Türk'tür ve koca bir Türk'tür, Türk'ün Atası'dır. Türk milletine, unuttuğu milli kimliğini tekrar kazandıran, ümmetten Türk milletine dönmesini sağlayan bir Türk'tür.
Yeni Rıza Nurlara bunlar da yetmeyecektir. Hiç gerek olmadığı halde, konuya tam açıklık getirmek için, ana ve baba soyunu da irdeleyeceğiz. Kimdir, kimlerdendir ona bakacağız

MUSTAFA KEMAL'İN ANNESİ YÖRÜK TÜRKMEN’ DİR.

Zübeyde Hanım'ın soyu Yörük'tür. Fatih döneminde Karamanoğlu Beyliği'nin yıkılmasından sonra (1466), Balkanlar'da fethedilen yerlerin Türkleştirilmesi için göç ettirilen ailelerdendir. Konya bölgesinden geldikleri için bunlar, "Konyarlar" ismi ile resmi kayıtlara geçmiş ve böyle anılmıştır.
(8)Aile, Vodina sancağının Sarıgöl nahiyesine yerleştirilir. Zübeyde'nin babası Sofi-zade Seyfullah Ağa, Selanik yakınlarındaki Lankaza'ya göçer ve bir çiftlik sahibi olur. Ve Zübeyde Hanım 1857'de burada doğar. Annesi, babasının üçüncü eşi Ayşe Hanım'dır.
(9)Zübeyde Hanım'ın soyunu birde anlatılanlardan görelim.
M. Kemal'in kız kardeşi Makbule Hanım (1885-1956):
"Annemden sık sık şunları dinlemişimdir.

Bizim esas soyumuz Yörük'tür.

Buralara Konya-Karaman çevrelerinden gelmişiz" diyor ve atalarından bazılarının da sonradan tekrar Konya'ya geri döndüğünü de şöyle açıklıyor: "Dedem Feyzullah Efendi'nin büyük amcası Konya'ya gitmiş, Mevlevi dergahına girmiş, orada kalmış. Yörüklüğü tutmuş olacak."
(10)Makbule Hanım Yörüklük için şunları söylüyor:
"...Annem her zaman Yörük olmakla iftihar ederdi. Bir gün Atatürk'e "Yörük nedir?" diye sordum. Ağabeyim de bana 'Yürüyen Türkler' dedi."

(11)Yörük ile Türkmen eş anlamlıdır. Atatürk, soyunu açıklarken bunu da vurgular:

".... Benim atalarım Anadolu'dan Rumeli'ye gelmiş Yörük Türkmenler'dendir."

(12)Zübeyde Hanım'ın babasını, kocası Ali Rıza Efendi'yi ve Ali Rıza'nın babası Kızıl Hafız Ahmet Bey'i de tanıyan Selanik doğumlu Aydın Milletvekili Hasan Tahsin San (1865-1951)
(13) şu bilgileri verir: " Atatürk'ün validesi, Zübeyde Hanım, Sofu-zade ailesinden Fethullah Ağa'nın kızıdır. Selanik'te doğmuştur. Bu aile bundan 130 sene evvel (1800'lü yılların başı oluyor.) Sarıgöl'den Selanik'e gelmişlerdir. Vodina sancağının batısında Sarıgöl nahiyesinde onaltı köyden ibaret olan bu nahiye ailesi, Makedonya ve Teselya'nın fethinden sonra Konya civarı ahalisinden Osmanlı hükümetinin sevk ve iskan ettirdiği Türkmenlerdendir. Son zamanlara kadar beş asır müddet içinde hayat tarzlarını, kılık-kıyafetlerini değiştirmemişlerdi."
(14) Bir yabancı yazar da Atatürk'ün annesi hakkında edindiği bilgileri şöyle aktarıyor:"Mustafa'nın babası Ali Rıza Efendi, anası da Zübeyde Hanım'dı. Zübeyde Hanım... sarışındı; düzgün, beyaz bir teni, derin ama berrak, açık mavi gözleri vardı. Ailesi Selanik'in batısında Arnavutluk'a doğru, sert ve çıplak dağların geniş, donuk sulara gömüldüğü göller bölgesinden geliyordu. Burası, Türklerin Makedonya'yı ve Teselya'yı almalarından sonra Anadolu'nun göbeğinden gelen köylülerin yerleştikleri yerdi. Bu yüzden Zübeyde Hanım, damarlarında ilk göçebe Türk kabilelerinin torunları olan ve hala Toros Dağlarında özgür yaşamlarını sürdüren sarışın Yörükler'in kanını taşıdığını düşünmekten hoşlanırdı. Mustafa da annesine çekmişti; saçları onun gibi sarı, gözleri onun gibi maviydi."
(15)Zübeyde Hanım'ın kendi ifadesi; oğlunun, kızının, kendisini tanıyanların ve de konu üzerinde çalışanların ortak ifadesi; Zübeyde Hanım'ın Yörük-Türkmen olduğudur. Yani Zübeyde Türk'tür.

MUSTAFA KEMAL'İN BABASI YÖRÜK TÜRKMEN ‘DİR.

Mustafa Kemal'in baba soyu, Aydın/ Söke'den gelerek Manastır vilayetine yerleştirilen, "Kocacık Yörükleri (Koca Hamza Yörükleri)"ndendir. Ali Rıza Efendi, Manastır'ın Debre-i Bala sancağına bağlı Kocacık'ta dünyaya gelmiştir(1839). Aile sonradan Selanik'e göçmüştür. Babası İlkokul öğretmeni Kızıl Hafız Ahmet Efendi'dir. Amcası, Kızıl Hafız Mehmet Efendi'dir. Taşıdıkları "Kızıl" lakabı ve yerleştikleri yere "Kocacık" denmesi; Ali Rıza Efendi'nin soyunun, Anadolu'nun da Türkleşmesinde katkısı olan " Kızıl-Oğuz" yahut "Kocacık Yörükleri-Türkmenleri"nden geldiğini göstermektedir.
(16)Anne soyunda olduğu gibi baba soyunda da en sağlam bilgiler önce Atatürk'ün, annesinin, kardeşinin anlattıkları; sonra çevrelerinin aktardıklarıdır.
Makbule Hanım;
"Babam Ali Rıza Efendi, Selanik'lidir. Kendileri Yörük sülalesindendir."
(17)Atatürk:
"... Benim atalarım Anadolu'dan Rumeli'ye gelmiş Yörük Türkmenler'dendir."
(18)M. Kemal'in Selanik'te mahalle ve okul arkadaşı, Kütahya Milletvekillerinden Mehmet Somer (1882-1950):
(19)"Atatürk'ün ataları hakkında benim bildiğim şunlar:
Atatürk'ün ataları Anadolu'dan gelerek Manastır vilayetinin Debre-i Bala sancağına bağlı Kocacık nahiyesine yerleşmişlerdir. Bunları ben Selanik'in ihtiyarlarından duymuştum. Kocacık'lıların hepsi öz Türkçe konuşurlar. İri yapılı adamlardır. Bunların hepsi Yörük'tür... Bunların kıyafetleri Anadolu Türklerine benzer. Yaşayışları, hatta lehçeleri de aynıdır."
(20)10 Kasım 1993'te Milliyet gazetesi "Ata'nın Soy Kütüğü" isimli bir yazı yayımlar. Gazeteci Altan Araslı, Kocacık köyüne giderek bir araştırma yapar ve köylülerle konuşur. Kocacıklı Numan Kartal'ın aktardıkları:
"Ali Rıza Efendi, Manastır vilayetinin Debre-i Bala sancağına bağlı Kocacık'ta dünyaya gelir. Kocacık'ın nüfusu tamamen Türk'tür. Hepsi de Yörük Türkmenleri. Anadolu'dan geldiler. Bizler, Müslüman Oğuzların Türkmen boyundanız."

DİPNOTLAR
(1). Bozkurt, Mahmut Esat; Yakınlarından Hatıralar, Sel Yayınları, İst., 1955, s.95
(2). Egeli, Münir Hayri; Atatürk’ten Bilinmeyen Hatıralar, İst., 1959, s.15
(3). Ünaydın, Ruşen Eşref; Atatürk Tarih ve Dil Kurumları (Hatıralar), TDK. Yayını. Ank., 1954, s.54
(4). Egeli, Münir Hayri, s.69
(5). Faik Reşit Unat’ın “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” Türk Dili Dergisi, Sayı 146, 1963 makalesinden aktaran Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Ank., 1984, s.171-173
(6). Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C. II. derleyen Nimet Unan, Türk İnk. Tarihi Ens.yayını, Ank.,1959,s.143
(7). Arıkoğlu, Damar; Hatıralarım, İst.,1961, s.304
(8). Güler, Ali; Atatürk Soyu, Ailesi ve Öğrenim Hayatı, Ank.1999, s.40-46 - Göksel, Burhan; Atatürk’ün Soykütüğü Üzerine Bir Çalışma, Kültür Bak. Yay., Ank.1994, s.7
(9). Güler, Ali; s.46
(10). Şapolyo, Enver Behnan, Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, İst.,1958, s.33,23- aktaran Güler, Ali s.45
(11). E.B.Şapolyo, a.g.e.den aktaran Güler, Ali a.g.e. s.27, 28
(12). E.B.Şapolyo, a.g.e. den aktaran Güler, Ali a.g.e. s.28
(13). Türk Parlamento Tarihi, 1919-1923 c.111, TBMM Vakfı Yay., Ank.,1995, s.132-133
(14). E.B. Şapolyo, a.g.e den aktaran Güler Ali a.g.e.s.45
(15). Lord Kınross, Atatürk Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Sander Yayınları, İst., 1978, s.25
(16). Güler, Ali, s.17
(17). E.B. Şapolyo, a.g.e.den aktaran Güler, Ali, a.g.e. s.28
(18). E.B. Şapolyo, a.g.e.den aktaran Güler, Ali, a.g.e. s.28
(19). Türk Parlamento Tarihi 1931-1935, c.11, Ank.1996, s.402
(20). E.B. Şapolyo, a.g.e. s.21 den aktaran Güler, Ali, a.g.e. s.28

http://www.forumkapsam.com/showthread.p ... 54ea&t=455

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Yörük Türkmen Başbuğ Atatürk - Kocacıklar (Kızıl Oğuzlar)
İletiTarih: 13 Ekm 2012, 16:34 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Atatürk'ün soyu ile ilgili elimizdeki en sağlam bilgiler öncelikle kendisinin, annesinin, kardeşi Makbule Hanım'ın anlattıklarıdır. İkinci olarak kendisini ve ailesini tanıyan Hacı Mehmet Somer gibi, kimi çocukluk arkadaşlarının verdiği bilgilerdir. Mustafa Kemal dahil aile fertlerinde kuvvetli bir "Yörük, Türkmen olma" bilinci vardır: Makbule Hanım, E.B. Şapolyo'nun sorduğu "babanız nerelidir?" sorusuna şu cevabı vermiştir: "Babam Ali Rıza Efendi yerli olarak Selaniklidir. Kendileri Yörük sülalesindendir. Annem her zaman Yörük olmakla iftihar ederdi. Birgün Atatürk'e "Yörük nedir?" diye sordum. Ağabeyim de bana 'Yürüyen Türkler' dedi." Yine Şapolyo'nun Ruşen Eşref Ünaydın'dan naklettiğine göre, "Atatürk çok kere benim atalarım Anadolu'dan Rumeli'ye gelmiş Yörük Türkmenlerindendir" derlerdi.

Atatürk'ün baba soyu ile ilgili önemli bilgileri verenlerden birisi de M. Kemal'in Selanik'te mahalle ve okul arkadaşı, eski milletvekillerinden Hacı Mehmet Somer Bey'dir. Somer'e göre; "Atatürk'ün ataları hakkında benim bildiğim şunlar: Atatürk'ün ataları Anadolu'dan gelerek Manastır Vilayeti'nin Debre - i Bala Sancağı'na bağlı Kocacık nahiyesine yerleşmişlerdir. Bunları ben Selanik'in ihtiyarlarından duymuştum. Kocacıklıların hepsi öz Türkçe konuşurlar. İri yapılı adamlardır. Bunların hepsi yörüktür. Hayvancılıkla geçinirler, sürüleri vardır. Bir kısmı da kerestecilik ederler. Bunların kıyafetleri Anadolu Türklerine benzer. Yaşayışları, hatta lehçeleri de aynıdır."

Atatürk'ün babasını ve dedesi "Kızıl Hafız Ahmet" i tanıyan eski Aydın Milletvekili Tahsin San Bey ve Eski Umumi Müfettiş ve Milletvekili Tahsih Uzer'den Kılıç Ali'nin ve Tahsin San Bey'den E.B. Şapolyo'nun naklettiği bilgiler de, Atatürk'ün baba soyunun "Anadolu'dan Rumeli'ye geçmiş olan Yörüklerden" olduğunu göstermektedir.

Yukarıda da denildiği gibi, Atatürk'ün baba soyu, Konya / Karaman'dan gelerek Manastır Vilayeti'nin Debre - i Bala Sancağı'na bağlı Kocacık'a yerleşti. Aile sonradan Selanik'e göç etti. Dedesi Ahmet ve dedesinin kardeşi Hafız Mehmet'in taşıdığı "kızıl" lakabı ve yerleştikleri nahiyenin adı olan "Kocacık"ın da gösterdiği üzere; Mustafa Kemal'in baba tarafından soyu Anadolu'nun da Türkleşmesinde önemli roller oynayan "Kızıl - Oğuz" yahut "Kocacık Yörükleri, Türkmenleri"nden gelmektedir.

Bugün nüfusu yaklaşık 2.100.000 olan Makedonya Cumhuriyeti içerisinde bir kısmı hâlâ konar - göçer hayatı devam ettiren Yörük olmak üzere, yaklaşık 200.000 civarında Türk yaşamaktadır. Makedonya'nın hertarafında dağınık olarak yaşayan Türklerin en yoğun olarak bulundukları yerler, Gostivar ve Üsküp gibi şehirleriyle Batı Makedonya Bölgesi'dir. Bu şehirlerden başka, Kalkandelen, Ohri, Struga ve Debre, Jupa; Doğu Makedonya'da ise, Manastır, Pirlepe, İştip, Ustrumca ve Kanatlar önemli Türk yerleşim birimleridir.

Sofya Üniversitesi Profesörlerinden J. İvanof 1920'de Paris'te yayınlanan eserinde, Makedonya'ya Türklerin yerleşimleri ile ilgili olarak şu bilgileri vermektedir: "Türkler, XIV. Asırdan itibaren ve Çirmen zaferini müteakip Makedonya'ya yerleşmeye başladırlar. Şehirler Üsküp, Pirlepe, Köstendil, Drama bir ara tamamıyla Türklerin yaşadığı şehirler olur. Türk ordusunun fethettiği stratejik noktalar etrafında süratlı Türk kasabaları meydana getirilir. Bunlar Anadolu'dan göç eden Türklerdir. Göç eden Türklerden kurulu yepyeni şehirler meydana gelir: Yenice, Vardar. Zamanla şehirlerde Türk nüfusu karışık bir manzara arz eder. Fethi müteakip, Hristiyan yerliler İslam dinini kabul ederler. Hemen fetihten sonra göç etmiş temiz Türk topluluğu etrafında toplanırlar. Şehirlerin dışında köyler etrafında da Türk toplulukları da vücuda gelir. Bunlar Anadolu'dan göç etmiş büyük gruplardır. Onlara Yörük ve Konyar adını vermelerinin sebebi bu göçmenlerin Anadolu'dan Konya'dan gelmiş olmalarıdır. Umumiyetle Yörükler ve Konyarlar Türkler gibi giyinen, konuşan yerlilere ( İslamiyet'i kabul eden Hristiyanlara ) karışmazlar. Bu Türk göçmen toplulukları üç büyük grup halindedir :

1. Ege Denizi Kıyı Bölgesi: Rodoplardan denize kadar iner. Selanik bölgesi dahil buraları tamamıyla Türk'tür.
2. Sarıgöl Bölgesi: Burada Sarıgöl (Kayalar) Cuma gibi zengin Türk kasabaları vardır. Bu bölgelerdeki köylerin sayısı 130'dur.
3. Vardar Bölgesi: 240 Türk kasaba ve köyü vardır. Vardar nehrinin umumiyetle doğu kıyılarındadır.

Bu üç büyük göç grubundan başka, daha ufak göç gurpları da dağınık yerleşmişlerdir. - Vardar nehri aşağı kısımlarında, Maya Dağı civarındakiler, - Manastır Ovası'nda Kenalı (Kınalı? Kanatlı?)da oturanlar, - Debre güneyinde, Kara Drin nehri geçitlerini tutanlar."

İşte Atatürk'ün dedelerinin Anadolu'dan gelerek yerleştikleri Osmanlı Devleti Döneminde Manastır Vilayeti'ne bağlı dört sancaktan biri olan "Debre - i Bala"nın merkezi, bugün Batı Makedonya'daki Debre şehridir. Babası Ali Rıza Efendi'nin doğduğu "Kocacık" nahiyesi de şimdi Jupa Bölgesi'nde yine aynı isimle anılan bir köydür. Köyde şu anda Jupa Bölgesi Türk çocuklarının Türkçe eğitim gördükleri Necati Zekeriya Merkez İlkokulu isminde bir okul da bulunmaktadır. 1933 yılında gazeteci Altan Araslı, Kocacık Köyü'ne giderek, burada Atatürk'ün dedesinin evini bulmuştur. "Atatürk'ün Büyükbabasının Evini Bulduk, Atamız Yörük Türkmeni" başlığı ile verilen haberde, Kocacıklılarla yapılan konuşmalar da göstermektedir ki, Atatürk'ün baba soyu hakkında nakledilen doğrudur ve bunlar köydeki yaşlı insanlar tarafından hâlâ canlı bir şekilde hatırlanıp, anlatılmaktadır. Ayrıca, bugün yaşayan Kocacık Köylülerinde de "Yörük, Türkmen ve Oğuz olma bilinci" vardır.

Araslı'nın Üsküp'te görüştüğü Kocacıklı Numan Kartal anlatıyor: "Ali Rıza Efendi, Manastır Vilayeti'nin, Debre - i Bala Sancağı'na bağlı Kocacık'ta dünyaya geldi. Kocacık'ın nüfusu tamamen Türk. Hepsi de Yörük Türkmenleri. Anadolu'dan geldiler. Bizler, Müslüman Oğuzların Türkmen boyundayız. Atatürk'ün büyükbabası, İşkodyalılar ailesinden, babaannesi ise Golalar ailesinden gelmektedir. İşkodyalılar, İşkodya'dan, Kocacık'a gelip yerleşen akıncı Türklerinin adıdır. Golalar ise "hudut gazileri" anlamını taşımaktadır. Dedesi, Kocacık'ın Taşlı Mahallesi'nden, babaannesi ise Yukarı Mahallesi'ndendir. Ayşe Hanım, Taşlı Mahallesi'ne gelin gelmiştir. Kırmızı Hafız Mehmet Efendi, Çınarlı Mahallesi'nde ilkokul öğretmenliği yapmış, Kocacık'ın Taşlı Mahallesi'nin üst tarafında bir yokuş vardır. Önünde küçük bir derecik akar. Bu nedenle oraya Dere Mahallesi de denir. İşte Ata'nın büyükbabasının evi oradaydı. Kocacık'tan temelli göç ettikleri zaman, evlerini Etem Malik'lere satmışlar. Malik'in oğlu Hayrettin İzmit'te oturmaktaydı."

Yine Üsküp'te yaşayan Kocacıklılardan Murat Ağa, Altan Araslı'ya şu bilgileri vermiştir: "Atatürk'ün dedesinin adı Kırmızı Hafız Ahmet Efendi'dir. Lakapları böyle. Ama, asıl hafız olan kardeşi Mehmet Efendi'dir. Babaannesinin adı da Ayşe Hanım'dır. Daha sonraları Ahmet Efendi'ye 'firari' denmeye başlamış. Firari, Rumeli'de 'gurbetçi', 'gurbete çıkan' anlamına gelmektedir. Yalnız, Selanik'te vukû bulan bir olayla da bağlantılıdır. Kocacık'ın toprağı münbit değildir. Olanakları da kısıtlıdır. Bu nedenle, Ahmet Efendi, Yukarı Mahalle'den Feyzullah Pehlivan ve Taşlı Mahallesi'nden Fazlı Ağa ile birlikte Selanik'e çalışmaya gitmişler. 1876 yılının Mayıs ayında bir gün yolda bir olaya tanık olmuşlar..." Murat Ağa sonra doğruluğu şüpheli bir olayı anlatarak sözlerine son vermektedir. Murat Ağa'nın burada verdiği tarih de yanlıştır. Çünkü, Atatürk'ün babasının yaklaşık olarak 1839'da Selanik'te doğduğunu bildiğimize göre, aile zaten bahsedilen tarihlerde Selanik'e taşınalı epeyce olmuş olmalıdır. Nitekim Araslı'nın verdiği bilgilere göre, Ahmet Efendi'nin Kocacık'tan 93 Harbi ( 1877 - 1878 Osmanlı - Rus Harbi )'nden otuz yıl kadar önce taşındığını, köyden ilk ayrılanların da Mustafa Kemal'in büyük amcası Kırmızı Hafız Mehmet Efendi olduğunu köylüler anlatmaktadır.

Araslı'nın Üsküp'te görüştüğü bir diğer Kocacıklı da Kocacık'ın Yukarı Mahallesinden, Dolaklar Ailesinden, Behlül ve Hatice kızı Maksude Yıldız'dır. Maksude Yıldız anlatıyor: "Harekat Ordusu'nun İstanbul'a yürüyüşü tüm Balkanlar'da heyecan yaratmıştı. Harekat Ordusu'nun faaliyetleri en güncel konuydu. Mensupları da meşhur olmuştu. Şevket Paşa'nın yaverinin Kocacıklı olduğunu öğrendik. Kimdir, neyin nesidir derken, Kırmızı Hafız Ahmet Efendi'nin torunu, Ali Rıza'nın oğlu Mustafa Kemal olduğunu söylediler."

Gazeteci Altan Araslı, Üsküp'teki bu Kocacıklılar'dan bu bilgileri aldıktan sonra, Birlik Gazetesi ( Üsküp'teki Türklerin yayınladıkları gazetedir )'nden Remzi Canova ile birlikte Rumeli'nin meşhur Kaz Dağları'nı, Maya dağları'nı tırmana tırmana sarp bir dağ köyü olan Kocacık'a dört saatlik bir araba yolculuğundan sonra ulaşıyorlar. Burada kendilerine köylülerden İsmail Yahya, Atatürk'ün dedesinin evini gösteriyor. Onlar geçmişi konuşurlarken gelen yaşlı bir nine söze giriyor ve "Evladım doğrudur, onların eviydi" diyerek İsmail Yahya'nın sözlerini onaylıyor!

Mevcut bilgilere göre Atatürk'ün baba soyu Konya / Karaman'dan göçürülerek Makedonya'ya gelmişlerdir. Manastır Vilayeti'ne bağlı Debre - i Bala Sancağı'nın Kocacık Nahiyesi ( Köyü)'ne yerleşen takriben 1830'larda Selanik'e göçmüştür. Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendi burada takriben 1839'da dünyaya gelmiştir. Babası Kızıl Hafız Ahmet Efendi'dir. Kızıl Hafız Ahmet Efendi'nin, Kızıl Hafız Mehmet Emin Efendi isminde bir erkek, bir de Nimeti Hanım isminde bayan iki kardeşi vardır. Atatürk'ün baba soyu, büyük amcası Kızıl Hafız Mehmet Emin Efendi tarafından devam etmiş ve günümüze kadar ulaşmıştır. Bunun oğlu Salih Efendi ve ikinci eşi Müberra Hanım'dan devam eden aile, torunlarla yedinci kuşağa ulaşmış bulunuyor. Belgelerden Atatürk'ün Müberra Hanım'a "Yenge" şeklinde hitap ettiğini biliyoruz. Bunların beş çocuğundan birisi olan Necati Erbatur, 28 Eylül 1927'de Dolmabahçe Sarayı'nda nişanlanmış; diğer çocukları Vüsat Erbatur'un kızı Nesrin hanım ile Feridun Söğütlügil nikahları 2 Ekim 1937'de Park Otel'de yapılmış ve Atatürk bu nikah törenine katılmıştır.

(Kaynak: Atatürk'ün Ata Yurdu Otantik Kent Taşkale ( Kızıllar ), Nurettin Özkan, S.20-24., Taşkale Belediyesi Kültür Yayınları, 2002)

http://www.diyemediklerim.org/mustafa-k ... 39610.html

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Yörük Türkmen Başbuğ Atatürk - Kocacıklar (Kızıl Oğuzlar)
İletiTarih: 13 Ekm 2012, 17:24 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Burhan Köksel - Atatürk'ün Soykütüğü Üzerine Bir Çalışma

Atatürk’ün ailesi hakkında bilgiler, ilkokullarımızdaki tarih derslerinden, yukarılara doğru, hemen burada özetleyeceğim şekilde, çok bir dar çerçeve içinde tutulmalıdır diyebiliriz; 7 kişilik bir heyetin 1949’da “İslam Ansiklopedisi”nde yazdığı “ATATÜRK” maddesinde de böyledir. Özetleyelim: “Babası Ali Rıza Efendi, Annesi Zübeyde Hanımdır. Seyrek olarak ta, “Kırmızı Hafız” lakabıyla anılan dedesi Ahmet Efendi’den de söz edilir. 1881’de Selanik’te doğdu; İlk ve Orta öğrenimini bu şehirde, Lise tahsilini Manastır Askeri İdadisinde tamamladı. Zayıf gördüğü Fransızca’sını tatillerini geçirdiği Selanik’te Frerler Okulu özel sınıfına devam ederek kuvvetlendirdi. Yüksek Öğrenimini de, 13 Mart 1889’da kaydedildiği İstanbul Harbiye Mektebi (Harp Okulu) ve onun devamı olan Erkanıharbiye (Harp Akademisi) sınıflarında tamamlayıp, 11 Ocak 1905 tarihinde Yüzbaşı rütbesiyle mezun olduğu; meslek hayatına aynı yılda tayin edildiği Şam’daki 5 nci Ordunun 30 ncu Süvari Alayında stajla başladığı” anlatılır.

Atatürk’ün Ailesi’nden, sadece Kızkardeşi Makbule (eski Boysan) Atadan Hanım’ı tanımaktayız. Ender olarak ta, Annesi Zübeyde Hanım’ın, Osmanlılar’ın Konya-Karaman Bölgesinden Rumeli’ye göç ettirerek yerleştirdikleri Yörüklerden bir aileye mensup bulunduğu anlatılır. Hepsi, bu kadar.

Elbette ki, bir aile şu kadarcık bilgi ile tanınamaz, öğrenilemez.

Atatürk’ün, İzmir’de Uşakizadeler’den Latife Hanım’la 29 Ocak 1923’de evlendiği, ancak 2.5 yıl sonra ayrıldıkları; çocukları olmadığı; dolayısıyla, kendi soyadını taşıyacak kimsenin kalmadığı biliniyor. Atatürk’ün Ana Baba bir kız kardeşi Naciye, küçük yaşta ölmüştü. Makbule hanımı ise, bizim kuşaklar gördüler tanıdılar. Makbule hanımın çocukları da yaşamadı. Dolayısıyla Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi’nin nesli, Atatürk ve Makbule hanım ile sona ermiştir. Böyle olmasına rağmen Atatürk’ün Baba-Soyu, bitmemiştir; yine “Kırmızı-Hafız” lakabıyla tanınan Amcası Hafız Mehmet Emin Efendinin torunları çok şükür ki hayatta ve yurdumuzdadır. Bugün bu daldan, aramızda yaşayanlar, maşallah, kalabalık ailelerdir.

İşte, okuyacağınız bu araştırmamızda, Atatürk’ün ailesinden bugünlere gelip yaşayan bir dalı ortaya çıkararak Türk Kamuoyuna, kesin belgelerle tanıtmaya çalışacağız. Onlara da böyle köklü büyük bir Türk ailesine mensup olmanın onurunu vermedeki haktanırlığımızı göstereceğiz. Ancak, bu çalışma ile hiçbir kimsenin hukuki bir iddia üzerinde olmadığı kesin bir gerçektir. Aslında buna gerekte yoktur.

Atatürk’ün öz amcası Hafız Mehmet Efendi’nin oğlu, Salih Efendi’nin torunlarından bazıları, şahsi dostlarım olup, sizlere ulaştıracağım bilgileri elde etme şansını bana verdiler. Umut ve temenni ederim ki, Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım ve O’nun, Fatih Sultan Mehmet döneminde 1466 yılında Karamanoğulları’nı ortadan kaldırıp, buradaki Yörüklerden Rumeliye gönderilerek iskan edilenlerden olan ailesinden bugüne kadar kalanlar da, ellerindeki belgeler ve bilgileri yayın yoluyla tanıtsınlar. Tarihi belgelerin küçüğü ve büyüğü olmaz. Bizler için hepsi değerlidir. Bu küçük bilgilerin bir araya gelmesiyle bir gün gerçeğe ve tam bilgiye ulaşmak imkanı doğacaktır. Böylece bizden sonraki kuşaklara Atatürk’ün soyu ile sopu ile ve onların ataları ve torunları yönleriyle, tam ve köklü bir Türk ailesi olduğu hakkında, doğru ve kesin bilgilerle ulaşacağımıza inanmaktayım.

BELGELERİN KAYNAĞI

Aşağıda takdim edeceğim belgelerin içinde, yerlerini görerek tanıyacağınız Atatürk’e Baba tarafından kan bağlılığı olan amcası torunu Nesrin Hamın ve Eşi Feridun Söğütligil, konu üzerindeki samimi çalışmalarımı gördükleri için, hiçbir karşılık beklemeden, doğruca tarihe ve bilime hizmet amacıyla, ellerindeki aile belgelerini, bana tevdi ettiler. Konuya girerken, kendilerine bu hizmetleri için, teşekkürlerimi değil, tebriklerimi sunmak isterim. Onların bu davranışı, umarım ki Atatürk’ün Aile Şeceresi’nde görülen ve çoğu bugün yaşayan öteki akrabasını da ellerinde bulunması muhakkak olan belgeleri de böylece değerlendirmeye teşvik edecektir.

BELGE I

ATATÜRK'ÜN AİLE SECERESİ (SOYKÜTÜĞÜ)

Sögütlügil ailesinin elinde bulunan ve geçmiş kuşaklar tarafından özenle işlendiği anlaşılan, Atatürk’ün Aile Şeceresi’nin bence günümüze intikal etmişlerden en detaylı olandır. Araştırmalarım sırasında, muhtelif kimseler ve kaynaklar tarafından hazırlanmış olan, başka Şecerelere rastladım ve inceledim. Tabi ki arada bazı farklılıklar vardır. Karşılaştırmalar neticesinde bu farklılıkları gidererek, doğru olana yaklaşmak şansına sahip olacağımızı sanıyorum. Birinci belge olarak sunduğum Şecere üzerinde yukarıda da işaret ettiğim gibi vesikanın aslını muhafazaya özen gösterdim. Ancak, anlatımı kolaylaştırmak amacıyla yaptığımı söylediğim el yazısı ilaveleri de açıklamakta yarar görüyorum. Açıklayacağım noktalar şunlardır.

- Her kuşakta karı-koca olanları daha belirgin göstermek üzere aralarına (+) işareti koymayı uygun gördüm.

- Atatürk’ün dedesi olarak bilinen Hafız Ahmet “Kırmızı Hafız” Efendi ile eşi Ayşe Hanım, ilk kuşak olarak gözükmektedirler. Bunları (I) işareti ile belirttim. Atatürk’ün daha yukarı ki cedleri üzerinde araştırmam, ayrıca sürmektedir.

- Atatürk’ün Babası Ali Rıza Efendi’nin bir kız kardeşi vardır. Adı Nimeti Hanım olup, maalesef hakkında başka bilgiye sahip değiliz. Öteki kardeşi “Hafız Mehmet Emin Efendi”dir. Bu zatında babası gibi babası gibi “Kırmızı Hafız Lakabı ile çağrıldığı anlaşılmaktadır. Bu ikinci kuşağa da (II) işareti ile belirttim.

- Atatürk ile kız-kardeşleri “Makbule ve Naciye”, Amcaları Hafız Mehmet Efendi’nin evlatları “Salih Efendi ve Rukiye Hanım üçüncü bir kuşak sayılıyor. Bunlar da (III) işaretiyle gösterildi.

- Atatürk’ün soy kütüğünden en yakın baba akrabası sayılan amcaoğlu Salih Efendi’nin ilk eşi “Faika Hanım”dan doğan “Zeliha” ve O’nun kızı “Şevket Hanım” ile O’nun oğlu “Reşit” hakkında elimizde belgeye dayanan bir bilgi yoktur.

- “Salih Efendi” ile ikinci eşi “Müberra Hanım” ve bunların çocukları ile torunları hakkında bazı bilgilere sahibiz. Elimizdeki belgeler ailenin bu dalını oldukça geniş bir şekilde tanıtabiliyor.

- “Salih Efendi” ile “Müberra Hanım”dan “Necati” ve “Kemal” adlarında iki erkek, “Zeynep, Vusat ve Nafia” adında üç kız çocuğu dünyaya gelmiştir. Bunlarla baba bir ve ana ayrı kardeşleri “Zeliha Hanım” ile birlikte dördüncü kuşağı buluyoruz. Şecerede bu kuşak (IV) işareti ile gösterilmiştir. Burada sunulan tarihi belgeleri bana veren “Nesrin SÖGÜTLÜGÜL” dördüncü kuşaktaki “Vusat Erbatur” Hanımın kızıdır. “Nesrin Hanım” aslen topçu subayı olup, sonradan hukuk tahsili görerek askeri hakimlik yapan ve emekliye ayrılınca avukatlığa başlayan “Feridun SÖGÜTLÜGİL” ile evlidir. “Nesrin Hanım” ile aynı kuşaktaki teyze ve dayı çocuklarıyla oluşturdukları kuşak (V) diye belirtilmiştir.

“Nesrin ve Feridun” çiftinin “Oytun, Ongun, Yurdun ve Hasnun” adlı dört çocukları dünyaya gelmiştir. Bu çocuklarla aynı kuşaktan olan Salih Efendi’nin torunları da bir sırada gösterilerek altıncı kuşağı belirtmek üzere (VI) işareti konuldu.

- Yedinci kuşakta doğanlar da bir hizada gösterilerek (VII) ile belirtildi. Böylece Atatürk’ün amcası “Hafız Mehmet Emin Efendi” torunlarının yedinci kuşak olduğu ilk bakışta belli oluyor. Bu yedi kuşağın hepsindeki kimseler Atatürk’le baba yönünden kan bağına sahiptirler.

- Yazımızın daha sonraki kısmında (XII) bir düğün hatırası fotoğrafı var. Bunda soy kütüğünde adı geçenlerden yetişkin ve çocuk yaştakilerin mühim bir kısmını burada bir arada görüyoruz. Bu resimdekileri belirten ve üzerine konmuş olan sıra numaraları da soy kütüğündeki adları gösteren dörtgenlerdeki küçük daireler içinde rakamlarla belirttim. Sanırım böylece okuyucular hem soy kütüğünü hem de fotoğrafı bir araya getirerek kolayca izleme imkanını bulacaktır.

Tabloda Nesrin ve Feridun SÖGÜTLÜGİL çiftinin bana verdikleri belgelere dayanan bilgilere ek olarak bu belgeler dışında elde ettiğim bazı bilgileri şema üzerinde işleyerek şecerenin aslını bozmak istemedim. Bu bilgileri burada sıralıyorum.

1. Atatürk’ün Annesi Zübeyde Hanım’ın anasının adı Ayşe, Babasının ki de Fatih Sultan Mehmet’in Konya Karaman Bölgesinden Rumeli’ye göndererek iskan ettirdiği Yörük ailesinden gelen Sofizade Feyzullah Efendi olduğu,

2. Zübeyde Hanım’ın aynı ana ve baba’dan Hasan Ağa ve Hüseyin Ağa adlarında iki erkek kardeşinin bulunduğu, 3. Atatürk’ün kızkardeşi Makbule ATADAN Hanımın 1885 yılında Selanik’te doğup, 1956’da Ankara’da vefat ettiği,

4. Başka kayıtlara göre Zübeyda Hanım ile Ali Rıza Efendi’nin Mustafa, Naciye, Makbule’den başka Ahmet, Ömer ve Fatma adlı üç evlatlarının daha dünyaya geldiği ve bunların çocuk yaşta vefat ettikleri,

5. Tabloda adı geçen Müberra Hanım’ın Selanik’li Mevlevi Şeyhi-Zadeler Ailesinden olduğu,

6. Bu Müberra Hanım’ın dedesi Hafız Mehmet Emin Efendi’nin soy kütüğünde yazılı Arap-Cariye’den Rukiye adında bir kızı olup, iki yaşındayken anlaşılmaktadır.

BELGE II

ATATÜRK'ÜN AMCASI OĞLU SALİH EFENDİ'NİN MÜBERRA HANIM İLE EVLENDİĞİNİ GÖSTEREN "İZİN-NAME"

Resim

Bu vesika, Atatürk’ün amcası “Kırmızı-Hafız” lakaplı !Hafız Mehmet Efendi”nin oğlu Salih Efendi ile “Kerim-Molla” diye de çağrılan “Müberra Hanım”ın, eski Selanik Vilayetimizden aldıkları, 26 Numrolu “Evlenme İzin-Namesi”dir. Buna göre, bu iki Türk genci, “11 Zilka’de Sene 315” (Miladi 3 Nisan 1898) tarihinde, Mahmud Bey ile Şakir Efendi’nin şahitlikleriyle, Selanik’teki “Muid-Alaeddin İmamı” huzurunda nikahları kıyılarak, evlenmişlerdir.

BELGE III

Sözü edilen H.1315 (M.1898) tarihli “Evlenme İzin-Namesi”nin, Noterlikçe, bugünkü yazımızca çevrilmiş tasdikli suretidir.

Resim

BELGE IV

Salih Efendi'nin Eşi Müberra Hanım'ın Nüfus-Kağıdı.

Resim

Müberra Hanım’ın (sonraki, Müberra ERBATUR), Nüfus Kağıdı suretidir. Bu eski yazılı belgede; Onun doğum yeri, Selanik; doğum tarihi; Rumi 1294 (1878) yılı olduğu; babasının “Eşref Bey”; anasının “Nafia Hanım” ve evlenirken “dul” olduğu, belirtilmiştir. Cüzdanın, fotokopide görülmeyen arka tarafında ise, Müberra Hanım’ın 4 Mayıs 1938’de vefat ettiği kaydı vardır.

BELGE V,VI,VII

Reisicumhur Mustafa Kemal İmzalı Tebrik ve Teşekkür Telgrafları.

Ailesi mensuplarının, Mustafa Kemal Paşa ile amca çocuklarından ve öteki akrabalarından, Başkent Ankara’da “Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa Hazretleri”ne gönderilmiş olan tebriklere karşı, Paşa’nın yazdığı cevapları görüyoruz.

Bunlardan, V.BELGE’nin baş tarafında, “İstanbul Ortaköy'de Kemal Bey, Vüsat ve Müberra Hanımefendi” adresi yazılıdır. VII.BELGE ise, VI.’nınNoterlikçe tasdit edilmiş yeni yazımızla suretidir. Bundan Atatürk’ün Müberra Hanım’ın, hep “Yenge” diye çağırdığını, öğreniyoruz.

Resim

Resim

Resim

BELGE VIII

Atatürk’ün Amcası Salih Efendi'nin Kızı Vüsat Hanım’a Verdiği İmzalı Fotoğrafı. Atatürk'ün, küçük amcası Salih Efendi'nin kızı, Vüsat (Erbatur) adına 8.2.1926 tarihinde imzaladığı fotoğrafı

Resim

Soykütüğüne göre, “Vüsat Hanım”, Atatürk’ün amcası “Hafız Mehmet Emin Efendi’nin oğlu “Salih Efendi”nin, “Müberra Hanım”dan doğan çocuklarından birisidir. Ben, Vüsat Hanımefendi’yi tanımak şansına sahip olmuşturm. Çankaya’da Atatürk ile en çok birarada bulunan amcası torunu idi. Zaman zaman ondan; Atatürk’ün yaşayış özelliklerini anlatan güzel hatıralar dinlemek imkanını da bulmuştum. Atatürk, bu yakın akrabasına daima en samimi şekilde alakasını esirgememiştir. Faraza, Vüsat Hanım’ın Köşk’e bir gelişi ramazan ayına rastlamıştır: Atatürk, hemen bu amcası torununu alır, kendi kendisi aşçıbaşına götürür; onun oruçlu olduğunu; iftar ve sahur yemeklerinde, en çok sevdiklerinin neler olduğunu; anlatır; ve aşçıbaşının ona ait yemekleri, tepsi ile odasın götürmesi için talimat verir.

Atatürk’ün Vüsat Hanım’a olan yakın ilgisi yalnız akrabalıktan değildir. Vüsat Hanım’ın kocası “Jandarma Yüzbaşısı İsmail Hakkı Bey’in İstiklal Harbimizde kendi emrinde savaştığı sırada, genç yaşta şehit olması ve mini-mini yavrusu Nesrin (SÖĞÜTLİGİL) ile dul kalmasının da, etki yaptığı bilinmektedir. Daha sonraki belgelerle, Atatürk’ün Vüsat Hanım ve onun kızı “Nesrin”e,nasıl çok samimi alaka gösterdiği; Nesrin’in yetişmesi,nişanlanması ve evlenmesiyle, bir baba gibi ilgilendiği görülüyor.

Atatürk; bizim halk deyimiyle tam bir “akraba-canlısı”kişiliğine sahiptir. Uğraştığı muazzam devlet işleri arasında, akrabası ile meşgul olmayı, asla ihmal etmemiştir. Araştırmanın ileriki bir bölümünde, sizleri sunacağım resmi belgelerde ise özellikle annesi ile olan “Ana-Oğul” ilişkilerinin, köklü Türk aile geleneklerine örnek olacak bir hava olacağını görececeğiz.

BELGE IX

Amcası Salih Efendi’nin Oğlu Necati Erbatur’un Atatürk’le Birlikte Çekilmiş Fotoğrafı.

Resim

1926 yılında çekilmiş “Yeni Gazete”de yayınlanan bu fotoğrafta, soldan itibaren; İsmet Paşa (İNÖNÜ), TBMM Reisi Kazım Paşa (Özalp) ve Dahiliye Vekili Şükrü (Kaya) görülmektedir. Atatürk’ün hemen sağındaki zat ise, Amcası Salih Efendi’nin küçük oğlu Necati (Erbatur) Bey’dir.

BELGE X

Amca-oğlu Necati Erbatur’un Zeliha Hanım ile yapılacak nişan töreni davetiyesi.

Resim

Riyaseticumhur Katibiumumisi (Genel Sekreteri) M.Teyfik (BIYIKOĞLU) imzasını taşıyan el yazılı davetiye, belgenin alt yanında görülmektedir. Davetiyenin yeni yazımıza çevrilip noterce tasdik edilen şekli de üst kısımdadır. Bu belgeden şunları öğreniyoruz: Atatürk’ün amacı oğlu Necati Bey, Rüsumat Teftiş Heyeti eski reisi merhum Aziz Bey’in kızı Fehime Zeliha Hanım ile 27 Eylül 1927’de Dolmabahçe Sarayı’nda ve Atatürk’ün huzurunda nişanlanacakları, birinci belgemizde en sağ yanda V nci kuşak olarak gösterilen Necati ERBATUR’un Müberra ve Mustafa adlı iki ****** bulunduğu bilinmektedir.

BELGE XI

Necati Bey’in Nişanlanmasını Yazan Gazete Haberi.

Resim

29 Eylül 1927 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde çıkan haberdir: “Reisicumhur Hazretlerinin amcaları merhum Salih Bey’in oğlu Necati Bey ile Rüsumat Teftiş Heyeti Reisi merhum Aziz Bey’in kızı Fethiye Semiha Hanım’ın nişan törenlerinin Dolmabahçe Sarayı’nda ahbap ve dostların huzurunda yapıldığı yazılmaktadır. Resmin altında da Necati Bey’in davetli hanımlarla birlikte saraya gelişine işaret edilmektedir. (NOT: Buradaki bazı isimler gazeteye yanlış geçmiş olabilir)

BELGE XII

Yukarıda VII nci belgeye ait bilgilerde Atatürk’ün amcası kızı Vüsat Hanım’a ve Onun şehit eşi Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey’in kızı Nesrin’e karşı gösterdiği aşırı hassasiyeti ifade etmiştik. Bu nedenle Nesrin’in o zaman Topçu Teğmeni ve sonraki (Askeri Hakim ve Avukat) Feridun SÖGÜTLÜGİL ile kuracağı yuvanın bütün masraflarını üzerine almıştır. Bu çiftin düğünleri 2 Ekim 1937’de İstanbul’un ünlü Park Otelinde Atatürk tarafından yaptırıldı. Kendisi de düğün akşamı saat 21.00’de salona geldi. Sabaha kadar en yakın akrabaları ve davetli dostları arasında, tam bir aile ortamı içerisinde eğlendi, dinlendi ve herkese, ayrı ayrı alaka gösterdi (Fotoğraf çekilirken, nedense kendisi bulunamadı).

Bu tarihi resimde, Atatürk’ün ailesine mensup olup, I nci Belgedeki şecerede sözü edilen akrabasından, bir kısmını görmekteyiz. Ayrıca, yine Atatürk’ün çevresinde sıkça bulunan bazı yakın dostları da bu fotoğrafta yer almışlardır. Bu gün bunlardan tanıyabildiklerimizi fotoğrafta üzerlerine koyduğum sıra işareti ile açıklayayım.

1. Gelin, Amca oğlunun kızı Nesrin,

2. Güveyi, Feridun SÖĞÜTLÜGİL,

3. Manevi Kızı Afet, (Prof.Dr.İNAN),

4. Amca torunu ve gelinin annesi, Vüsat ERBATUR Hanım,

5. İlk kadın harp pilotumuz Sabiha GÖKÇEN,

6. Ferudun SÖGÜTLÜGİL’in annesi Elmas BİRAN Hanım,

7. Amcaoğlu Salih Efendinin eşi Müberra Hanım,

8. Sabiha GÖKÇEN’in eşi Havacı Pilot Üsteğmen Kemal ESİNER (Yüzbaşıyken vefat etmiştir.),

9. Perihan Arıburun, Atatürk’ün hocası, (Kibar)-Naci Paşa’nın kızı ve Hava Kuvvetelri Esik Komutanı, Hava Orgenerali, Senato Eski Başkanı Tekin Aruburun’un eşi, eski İzmir Milletvekili,

10. Nermin Karupak, I nci Belge’deki VI nci Kuşak’ta Salih Efendi’nin kızı Nafia Olcay’ın kızıdır.

11. Nevin Anul, Nermin Karapak’ın kardeşidir.

12. Neriman Evyapan, Nermin ile Nevin’in kardeşleridir.

13. Hakim Yurdakul Altay, Salih Efendi’nin Müberra Hanım’dan doğma çocukları Zeynep Altay Hanım’ın oğludur.

Resim

BELGE XIII

Nesrin Söğütligil’in, TRT’ye Mektubu.

Resim

Bunda: Nesrin çocukken Atatürk’le ilk karşılaşması Atatürk’ün onu imtihan etmesi, öğrenimini üzerine alması ve kendisine gösterdiği ilgi anlatılmaktadır.

BELGE XIV

Vüsat Hanım’ın, Emekli Dul ve yetim Aylığına Mahsus Resmi Belge.

Resim

Bu belgede, Amca-oğlu Salih Efendi’nin kızı Vüsat erbatur hakkında, bazı ilave bilgileri de, buluyoruz: Vüsat Hanım, R.1317 (M.1901) yılında Selanik’te doğmuştur. Babası Salih Efendi’nin Üskü: Rüsumat Başkatipliğinden emekli olduğunu öğreniyoruz.

BELGE XV

Makbule ATADAN ile Amca Kızları.

Resim

Ankara Garı’nda çekilmiş bulunan bu hatıra fotoğrafında: Makbule Hanımı, onunla Atatürk’ün amca kızları Vüsat Erbatur, Zeynep Erbatur ve Naifa Orcay tarafından uğurlanışında, bir arada görmekteyiz.

BELGE XVI

Sabiha GÖKÇEN ve Atatürk’ün En Yakın Akrabalarından Gördüğü Samimi Alaka. Sağdan sola sıra ile: Vusat Erbatur, Makbule Atadan, Teyyareci Sabiha Gökçen, en solda Sabiha Gökçen'in ablası, Türk KUŞU'nda.

Resim

Atatürk’ün cidden çok sevdiği Sabiha Gökçen’in, Havacılık alanındaki ilk eğitimini, Türk Hava Kurumu’na bağlı ve Atatürk’ün kurmuş olduğu “Türk Kuşu”nda yaptığını biliyoruz. Bu dönemde Sabiha GÖKÇEN’in ilk kadın havacısı olarak yetişmesinde Atatürk çok ilgi göstermiş sık sık Etimesgut’a giderek onun uçuş eğitimini izlemiş ve böylece Türk kızlarını bu yeni alana teşvik eylemiştir.

Atatürk gibi onun aile yakınlarının da Sabiha GÖKÇEN’e aynı samimi alakayı gösterdiklerini bu fotoğrafta görmekteyiz. Sağ başta Vüsat ERBATUR sonra makbule Atadan (uçuş elbiseli). Gökçen’in uçuş yaptığı uçağın önünde görülmektedir. Eskişehir Hava Okulunda Harp Pilotluğu eğitimi sırasında sınıf arkadaşımız olan Sabiha Gökçen’in Atatürk tarafından öz evladı gibi nasıl sevildiğinin bizzat şahidiyim.

BİBLİYOGRAFYA

Türk Gençliğinin Atatürk Hakkında renmek İstediği Konular", Özel Yükseliş Koleji, "YUDERGİSİ", 1974, Ankara, Sayı: 8 5 6 7 8 9 10 11
"Bir Anketin Sonuçlan: Atatürk Hakkında Neler Öğrenmek İstiyorsunuz?", "Belgelerle Türk Tarihi Dergisi",
1973, İstanbul, Sayı: 74-75-76.
Lord Kinross, "Atatürk Bir Milletin Yeniden Doğuşu" Türkçesi, Ayhan TEZEL, İstanbul Matbaası, 1970, S: 23'denitibaren.
Doktor George W. Grawrych H., Cornbat Studies Institutie U.S. Army Command And General Staffe College. "Military Culture in The Turkish Armed Forces".
İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 1949, 10. Cüz S: 719-807
"ATATÜRK" Bölümü.
Şemsi Belli, "Makbule Atadan Anlatıyor: AĞABEYİM
MUSTAFA KEMAL", 1959, Ayyüdız Matbaası, Ankara, S:22
Burhan Göksel, "Atatürk'ün Yaşantısında Demokrasi" (Makale), ATATÜRK HAFTASI ARMAĞANI, Genelkurmay-Askerî Tarih Stratejik Etüd Başkanlığı Yayını, 10 Kasım 1983, Ankara, S: 59-71.
Burhan Göksel. "ATATÛRJCün Ağzından: Gençleri Seviniz" (Makale), Askerî Hava Dergisi, Sayı: 250 kasım 1973.
Muhterem Erenli. "ATATÜRK-r (Yapı Kredi Bankası Yayını. 1981, S: 7-37.
Kılıç Ali, "ATATÜRKün Hussusiyetieri", Sel Yayınevi, Hisar Matbaası, 1955. S:7-27.
Cihat Akçakayılıoğlu, "ATATÜRK" (Komutan, Devrimci ve Devlet Adamı Yönleriyle) Genelkurmay Bşk. 1980, Askerî
Matbaa, Ankara.
Türk'ün Altın Kitabı, "GAZİNİN HAYATT Türk Neşriyat Yuidu, 1928, Cumhuriyet Matbaası (Eski yazı ile), S: 11-58.
Şükrü Tezer, "ATATÜRK'ün Hatıra Defteri11, T.T.K. Basımevi,
1972, S: 80,81,127,128,197,199.
Prof. Dr. Hamza Eroğlu, E. Alb. İsmet Gânülel, Doç. Dr. Muzaffer Ankar, "ATATÜRK ve Türk Toplumu", Türkiye Zirai Donatan Kurumu Yayınlan Pelin Ofset, 1981, S: 65-78 (Aile şecereleri ilginçtir.)
Yusuf Hikmet Bayur, "ATATÜRK, Hayatı ve Eserleri-r, Ankara, 1963.
Uluğ İğdemir "ATATÜRKun Yaşamı", (1881-1938) T.T.K. Ankara, 1980
İhsan Sungu, "ATATÛRK'ün Babası Ali Rıza Efendi" Belleten T.T.K. Ankara 1939
Faik Reşit Unat, "ATATÛRK'ün Ailesi" V. Tarih Kongresi S: 737, T.T.K. Ankara.
Falih Rıfkı Atay, "Çankaya" Doğan Kardeş Matbaası, İstanbul, 1969, S: 17-22.
Şevket Süreyya Aydemir, "TEK ADAM-I Cilt" Remzi Ki-tabevi
Prof. Turhan Feyzioglu, " The Life and Achievements of MUSTAFA KEMAL ATATÜRK", İstanbul, 1982.
Turkish National Commission For UNESCO, "ATATÜRK" T.T.K. Basımevi, 1981.
Prof. Dr. İsmail Hakkı Baltacıoğlu, "ATATÜRK Yetişmesi, Kişiliği, Devrimleri" Atatürk Üniversitesi Basımevi, Erzurum, 1973, S:5-17.
Ahmet Niyazi Bangooğlu, Tayımlanmamış Belgelerle Atatürk, Siyasi ve Özel Hayatı, ilkeleri", İstanbul Gözen Yayınlan, 1981.

http://www.forumkapsam.com/showthread.p ... 54ea&t=455

http://www.turkhackteam.net/ataturk-bol ... -soyu.html

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Yörük Türkmen Başbuğ Atatürk - Kocacıklar (Kızıl Oğuzlar)
İletiTarih: 13 Ekm 2012, 17:39 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Atatürk’ün Saklanan Soyağacı

GENEL DEĞERLENDİRME

Atatürk’ün baba ve anne soyu ile ilgili olarak değişik yayınlarda “şecereler” yayınlanmıştır. Bunlar içinde eksikliklerine rağmen bilimsel bakımdan önem taşıyanlar yayınlanış sıralarına göre şu şekildedir:

Enver Behnan Şapolyo[1] baba ve anne soyu ile ilgili iki ayrı şecere yayınlamış, her ikisinde de ana kollar belirtilmiştir. Zübeyde Hanım ölmeden söyleşi yapan tek insan olduğu için Şapolyo’nun çalışması önemlidir. Şapolyo eserinde Makbule Hanım’ın anlatımlarından da sıkça yararlanmıştır.

İkinci önemli çalışma Faik Reşit Unat tarafından yapılmış ve bir bildiri olarak V. Türk Tarih Kongresi’ne sunulmuştur.[2] Unat bu bildiride Şapolyo’nun verdiği bilgilerin doğruluğunu diğer bilgi ve belgelerle karşılaştırarak tartışmıştır.

Üçüncü çalışma Hürriyet Gazetesi’nde bir 10 Kasım günü “Atatürk’ün Aile Tarihi Şöyledir:” başlıklı haberin üzerinde verilen “Atatürk’ün Şeceresi”dir.[3] Bu şecerede Şapolyo’dan farklı olarak Atatürk’ün büyük Amcası Kızıl Hafız Mehmet Emin Efendi’nin kızı Nimeti hanımdan devam eden soy ağacı genişletilmiştir.

Bilinenleri geliştiren en kapsamlı soy ağaçlarından birini “Atatürk’ün Baba Soyunun Şeceresi” başlığı ile “Tek Adam”ın birinci cildinde Şevket Süreyya Aydemir yapmıştır.[4] Aydemir, bu şecerede Nimeti Hanım’dan devam eden soyu günümüze doğru daha da genişletmiştir. Aydemir’in eserinde “Atatürk’ün Ana Soyunun Şeceresi” başlığı altında verdiği bilgiler bilinenlerden de eksiktir.

Atatürk hakkında çok önemli bir çalışmaya imza atan araştırmacı-gazeteci Ömer Sami Coşar,[5] üç tane şecere yayınlamıştır. Bunlardan ikisi Şapolyo’nun bir diğeri de Faik Reşit Unat’ın “Mustafa Kemal’in Yakın Soyağacı” isimli şeceresidir. Yazar mevcut bilgilere dayanarak önemli değerlendirmeler de yapmaktadır.

Atatürk’ün soyu konusunda müstakil ve kapsamlı bir çalışma yapanlardan birisi de Burhan Göksel’dir.[6] Aile efradından bazıları ile (Nesrin ve Feridun Söğütlügil) dostluğu da olan Göksel, bu eserinde hem kapsamlı bir şecere; hem de yaşayan aile fertlerinin ellerinde bulunan bazı önemli belgeleri yayınlamıştır.

Değerlendirilmesi gereken bir şecere de Tezer Ülküatam tarafından hazırlanan şeceredir.[7] Emekli Dz. Kurmay Yarbay Tezer Ülküatam, Atatürk’ün dedesi Kızıl Hafız Ahmet’in kız kardeşi Nimeti’nin Kızı Fatime’nin Oğlu Selanikli Mustafa Efendi’nin oğlu Şahap Ülküatam’ın oğludur. Aile ve akrabalıkları hakkındaki anlatımları aşağıda değerlendirilecektir.

Kronolojik olarak en son kamuoyunun gündemine giren bir Atatürk şeceresi de Derya Tulga ve Ayşegül Parlayan tarafından yayınlanmıştır.[8] Atatürk’ün anne soyunu başlangıçtan günümüze kadar takip eden daire şeklindeki bu şecerenin Cumhuriyetin ilk Bayındırlık Bakanlarından (Nafia Vekili) Süleyman Sırrı Bey ile Mustafa Kemal tarafından 1924’te hazırlandığı ifade edilmektedir. Mustafa Kemal, Süleyman Sırrı’ya kendisinden sonra bu şecereyi muhafaza etmesini tembihler. Onun ölümünden sonra (14 Aralık 1925) ilk evliliğinden olan kızı Gülseren Hanım’la oğlu Fikri Ziya Aral’a miras kalır. Aral 1987’de bunu Latin alfabesine çevirir, yeni kuşakları ekler ve kısa süre sonra vefat eder. Gülseren Hanım’a kalan aile emaneti 2009’da onun da vefatıyla tek çocuğu Ahmet Esmen’in eline geçer. Tulga ve Parlayan’ın yayınladıkları şecerenin öyküsü bu şekildedir.

Bu şecere; Zübeyde Hanım’ın babası Feyzullah Ağa’nın babasının “İbrahim Ağa” ve onun da babasının “Hacı Abdullah Ağa” olduğunu öğrenmemizi sağlıyor. Feyzullah Ağanın kardeşleri (Mustafa Efendi, Ayşe Molla, Emine Molla, Nimeti Molla) ile ilgili yeni bilgiler içeriyor. Fakat Onun çocukları hakkında, mevcut bilgilerin de gerisinde kalıyor.

Şecere eğer doğru ise, Zübeyde Hanım’ın Büyük Dedesi Hacı Abdullah Ağa’nın İbrahim Ağa (Feyzullah Ağa’nın Babası) dışındaki diğer dört çocuğu (Yakup Ağa, Aloş Ağa, Hanife Molla, Gülsüm Molla) ve onlardan günümüze ulaşan kolları ayrıntılandırıyor. Buna göre Süleyman Sırrı Bey (1874 Selanik-14 Aralık 1925 Ankara), Gülsüm Molla’nın Hacı Sofu Mustafa Ağa ile evliliğinden doğan üç çocuktan biri olan Aloş Ağa (Eşi Emine Molla)’nın dört çocuğundan birisi olan Zühre Molla (eşi Müderris Yusuf Efendi)’nın iki çocuğundan biridir (diğeri Azize).

Bu bağlamda ele almamız gereken bir diğer şecere de Genelkurmay ATASE Başkanlığı Arşivi’nde bulunan yine daire şeklinde eski harflerle hazırlanmış bir şeceredir.[9] İlk bakışta Süleyman Sırrı Bey’in şeceresini andıran bu şecere de Atatürk’ün anne soyunu ayrıntılandırmaktadır. Kimin tarafından hazırlandığı belli değildir. Üzerinde tarih yoktur. İçeriğinden ve eski harflerle hazırlanmasından Süleyman Sırrı Beyin şeceresi ile yaklaşık olarak aynı tarihlerde hazırlandığı anlaşılmaktadır. Bu şecerede soy ağacı Molla Hasan’dan başlamaktadır. Molla Hasan’ın İbrahim Ağa (Zübeyde Hanım’ın Dedesi), Hacı Sıtkı, Mustafa Ağa ve ismi verilmeyen bir diğer çocuğu (Nefise Molla’nın babası veya annesi) ile birlikte toplam dört çocuğu görülmektedir. Diğer şecerede soyun bilinen başlangıcı olarak gösterilen Hacı Abdullah Ağa bu şecerede Mustafa Ağa’nın eşi Gülsüm Dudu’nun babası olarak geçmektedir.

Her iki şecerenin bu ana kaynaklardan açılan kolları bazı farklılıklarla birlikte hemen hemen aynıdır. Sonuç olarak şunu söylemek mümkündür: Atatürk’ün anne soyunun bilinen ilk şahsı “Molla Hasan” olmalıdır. Zübeyde Hanım’ın bir kardeşinin adının “Hasan Ağa” (Atatürk’ün dayısı) olması da bu görüşümüzü desteklemektedir. Büyük Dede Molla Hasan’ın oğlu “İbrahim Ağa” (Zübeyde Hanım’ın dedesi) ve onun oğlu da “Feyzullah Ağa” (Zübeyde Hanım’ın babası)’dır. Nafia Vekili Süleyman Sırrı Bey’in soyu Molla Hasan, onun oğlu Mustafa Ağa (Hacı Abdullah’ın kızı Gülsüm Dudu ile evli), onun oğlu Aluş Ağa (ilk eşi, Ayşe Dudu; ikinci eşi, Emine Molla’dır)’nın ikinci evliliğinden olan dört çocuğundan biri Zehra Hanım (eşi, Müderris Yusuf Efendi) silsilesi yoluyla gelmektedir.[10]

Atatürk’ün şeceresi hakkındaki çalışmalar bakımından Araştırmacı Gazeteci Yazar Sayın Murat Bardakçı’nın araştırmalarından da bahsetmemiz lazımdır. Bardakçı konuyla ilgili olarak 2009 yılı içinde ilki 24 Mayıs’ta, ikincisi de 8 Kasım’da iki önemli makale yayınlamıştır. Bunların ilki “Annesinin Kaleminden Atatürk’ün Akrabaları”[11] başlığını taşımakta ve (bizim de sıkça atıf yaptığımız) Darüşşafaka Arşivinde ortaya çıkan bir belgeden hareketle Atatürk’ün anne soyu hakkında bilgi vermektedir. Burada Bardakçı tarafından Zübeyde Hanım’ın kardeşi, Atatürk’ün dayısı olan “Hüseyin Efendi”, “Zübeyde Hanım’ın kayınbiraderi” olarak yanlış değerlendirilmiştir. İkinci bir yanlışlık da Sayın Bardakçı’nın şu değerlendirmeleridir: “’Kayınvalide’ olarak görünen Ayşe ve ‘görümce’ Hatice Hanımlar, Zübeyde Hanım’ın, büyük ihtimalle ikinci eşi Ragıp Bey tarafından olan akrabaları…” Halbuki aşağıda ayrıntılarını vereceğimiz gibi; Ayşe Hanım, Atatürk’ün dedesi Kızıl Hafız Ahmet Efendi’nin eşidir. Hatice Hanım da bu ikisinin evliliğinden doğan dört çocuktan biridir ve Ali Rıza Efendi’nin kız kardeşidir. Dolayısı ile bunların Ragıp Bey’le bir alakası yoktur ve Zübeyde Hanım’ın adı geçen belgedeki “kayınvalide” ve “görümce” ifadeleri doğrudur.

Murat Bardakçı’nın “Atatürk’ün Bilinmeyen Çok Yakın Akrabaları”[12] başlıklı ikinci makalesi ise Atatürk’ün baba soyundan gelen akrabalarından olan Yurdun Söğütlügil Bey ile yaptığı görüşmeye dayanmaktadır. Burada verilen bilgiler ve atıf yapılan belgeler daha önce aile tarafından Burhan Göksel’e verilmiş ve onun konuyla ilgili önemli eserinde yayınlanmıştır. Sayın Bardakçı’nın bu makalesindeki önemli yanlışlık, mevcut bilgilerimize göre Atatürk’ün Dedesi Kızıl Hafız Ahmet Efendi’nin “kardeşi”, Ali Rıza Efendi’nin “amcası” olan ve Atatürk’ün baba tarafından soyunun günümüze ulaştığı iki kişiden biri olan (Diğeri Nimeti Hanım) Kızıl Hafız Mehmet Emin Efendi’nin Ali Rıza Efendi’nin “kardeşi” olarak gösterilmesidir. Kızıl Hafız Mehmet Emin Efendi, Atatürk’ün Babası Ali Rıza Efendi’nin “kardeşi” değil “amcası”dır.

Atatürk’ün özgeçmişi hakkındaki kaynaklar incelendiği zaman, Atatürk’ün soy ağacında yer alan isimler ile ilgili olarak çok değişik bilgilerin verildiği görülmektedir. Bu çalışmada öncelikle Zübeyde Hanım, Mustafa Kemal, Makbule Atadan gibi hatıraları yazıya geçirilmiş bulunan aile bireylerinin anlatımları, ardından Tahsin San, Tahsin Uzer, Hacı Mehmet Somer gibi aileyi tanıyanların birinci elden anlatımları, Mustafa Kemal’in çocukluk arkadaşlarının anlatımları ve nihayet eldeki belgelerden hareketle Atatürk’ün soy ağacı netleştirilmeye çalışılacaktır.

Bu çalışmada şecere hazırlanırken bizim “numaratik sistem” olarak adlandırdığımız bir sistem kullanılmıştır. Burada ana kollar ana rakamlarla, alt kollar da ana rakamların alt rakamlarıyla belirlenmiştir. Evlilikler ayrıca belirtilmiştir. İsimlerin başındaki ilk rakam şahsın kaçıncı “kuşak”a mensup olduğunu göstermektedir. Diğer rakamlar ise üstteki şahısla olan sıhriyet derecesini göstermektedir. Bu rakamların takibi ile kardeş mi? Çocuk mu? Olduğu takip edilebilmektedir. Ailenin baba ve ana soyundaki bilinen ilk şahıslar “0” la başlamaktadır. Onun çocukları “1” le devam etmektedir. Ekli Tablolara bakıldığı zaman fertlerin şecere içindeki yerleri ve aileye olan sıhriyet dereceleri daha iyi anlaşılacaktır. Ayrıca aile fertleri hakkında bilinen bilgiler isimlerinin karşısında gösterilmiştir.

Yaptığımız bu araştırma ve tablolama çalışmaları sonucunda M. Kemal Atatürk’ün şecere bakımından akrabalık ilişkileri hakkında şunları söylemek mümkündür:

1. Atatürk’ün baba soyu; dedesi Kızıl Hafız Ahmet Efendi, büyük amcası Kızıl Hafız Mehmet Emin Efendi ve büyük halası Nimeti tarafından devam etmiştir.

2. Soyun Kızıl Hafız Ahmet Efendi tarafından gelen kolu iki kuşak devam etmiştir. Bu kolun en son temsilcisi Atatürk’ün kız kardeşi Makbule (Boysan / Atadan) Hanım’dır (Ölümü: 18.01.1956).

3. Soyun Kızıl Hafız Mehmet Emin Efendi tarafından gelen kolu, onun oğlu Salih Efendi (Erbatur) soyundan 5. kuşağı ile günümüzde devam etmektedir.

4. Soyun Nimeti Hanım tarafından gelen kolu iki kesimde devam etmiştir. Bunun kızı Hatice Hanım’dan gelen kol 5. kuşağa ulaşmıştır. Yine Nimeti’nin kızı Fatime Hanım’dan devam eden kol da 6. kuşağa ulaşmıştır.

5. Atatürk’ün anne soyu; büyük dedesi İbrahim Ağa, Mustafa Ağa ve bunların şu anda ismini bilemediğimiz bir kardeşi tarafından devam etmiştir.

6. İbrahim Ağa’nın oğlu olan Atatürk’ün anneden dedesi Sofizade Feyzullah Efendi tarafından gelen kol, 7. kuşağa ulaşmış bulunuyor.

7. Soyun Mustafa Ağa tarafından devam eden kolu ise 6. Kuşak ile günümüzde devam etmektedir.

8. Soyun ismini şu anda bilmediğimiz temsilcisinden devam eden kolu da 8. Kuşağa ulaşmış bulunuyor.

9. Atatürk’ün şeceresinde toplam 286 kişi tespit edilebilmektedir. Bunun 184’ü Baba; 102’si ise Anne soyu mensubudur.

10. Baba soyunda tespit edilebilen 184 kişiden 12’si Kızıl Hafız Ahmet Efendi kolundan, 66’sı Kızıl Hafız Mehmet Emin Efendi kolundan ve 106’sı Nimeti Hanım kolundan gelmektedir.

11. Baba soyunun 184 mensubu arasında 88 erkek, 92 kadın vardır. 4’ünün ismi belli olmadığı için cinsiyetleri tespit edilememektedir.

12. Baba soyu mensuplarının 147’sinin soyadları tespit edilebilmekte; 37’kişinin soyadları bilinmemektedir. Bilinebilen toplam 36 farklı soyadı vardır. Harf sırasına göre ve adetleriyle birlikte bunlar şu şekildedir: AKAN (2), AKAY (2), ALTAY (4), ANUL (2), APAYDIN (2), ARSAN (7), ATADAN (1), ATAM (15), ATATÜRK (1), AYSAN (2), BASUTER (2), BAŞARAN (1), BAŞKORU (9), ÇINAR (2), EKE (3), ERBATUR (13), ERENAY (8), EVYAPAN (1), GÖNÜL (1), GÜLENÇ (2), HATİPOĞLU (2), HOŞGÖR (2), KANIPAK (3), KISA (2), KORAL (2), KULA (3), ORCAY (5), ÖZDAMAR (1), ÖZER (4), SÖĞÜTLÜGİL (11), SUNER (1), TELLİOĞLU (7), TOSUN (3), ÜLKÜATAM (14), VASSAF (4), YORGANCI (4). Adet olarak “ATAM, ERBATUR, SÖĞÜTLÜGİL ve ÜLKÜATAM” soyadlarını taşıyanlar diğerlerine göre sayıca çoktur.

13. Anne soyu ferleri bilinen ilk şahıs olan Molla Hasan ile birlikte toplam 102 kişidir. Bunun 30’u İbrahim Ağa kolundan; 1’i Hacı Sıtkı kolundan; 38’i de Mustafa Ağa kolundan; 32’isi de Molla Hasan’ın ismini bilemediğimiz çocuğunun kolundan gelmektedir.

14. Anne soyunun 102 mensubu arasında 54 erkek, 44 kadın vardır. 4’ünün ismi belli olmadığı için cinsiyetleri tespit edilememektedir.

15. Anne soyu mensuplarının soyadları genellikle tespit edilememektedir. Tespit edilebilen soyadları harf sırasına göre şu şekildedir: ALDIRMA, ARAL, ATADAN, ATATÜRK, ESMEN, KUZULU, SÜMER.

Şüphesiz bu çalışmanın tam ve eksiksiz olduğu iddiasında değiliz. Bu çalışma; mevcut bilgi ve belgelerin analizine dayanmaktadır. Yeni bilgi ve belgelerin bu çalışmayı geliştirmesi, buradaki bazı (varsa) yanlışlık ve eksiklikleri gidermesi doğaldır.

BABA SOYU

0. KIZIL HAFIZ AHMET EFENDİ: Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi’nin babası. Atatürk’ün dedesi. Mevsuk olmayan anlatımlara göre başından geçen bir olaydan dolayı “Firari” lakabıyla anılmaktaydı.

Eşi: AYŞE HANIM: Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi’nin annesi, Atatürk’ün babaannesi. Zübeyde Hanım, 28 Ekim 1921’de İslami Eğitim Cemiyeti tarafından işletilmek şartıyla Darüşşafaka’ya 20 bin kuruş yardım etti. Bu bağışın nasıl kullanılacağı ile ilgili taleplerinden biri de her sene Ramazan Ayının Kadir Gecesi’nde Darüşşafaka öğrencileri tarafından Kuran hatmedilmesiyle sevaplarının bazı kişilerin ruhlarına bağışlanması idi. Bu kişiler arasında “Kayınvalideleri Ayşe” de sayılmıştır.[13]

1. 1. Mustafa: Ali Rıza Efendi’nin erkek kardeşi. Makbule’nin anlatımına göre Ali Rıza Efendi, “küçükken kardeşi Mustafa’nın salıncağını sallarken onu düşürüp ölümüne sebep olmuş... Kardeşinin hatırasını yaşatmak için ağabeyime Mustafa adını koymuştur.”

1. 2. Hatice: Ali Rıza Efendi’nin kız kardeşi. M. Kemal’in Halası, Selanik Mevlevi Kapu Şeyhi’nin gelini idi. Ali Rıza Efendi ile Zübeyde Hanım’ın evliliğinde etkili olmuştur. Zübeyde Hanım’ın, 28 Ekim 1921’de Darüşşafaka’ya yaptığı yardımın sevaplarını bağışladığı kişiler arasında “Görümceleri Hatice” de sayılmıştır.[14]

1. 3. Nimeti

1. 4. Ali Rıza Efendi (1839 Selanik-28 Kasım 1893 Selanik) Mezarı Selanik’teki Hortacı Sultan Camisi haziresindedir.[15]

Eşi: Zübeyde Hanım: (1857 Selanik-14 Ocak 1923 İzmir) Mezarı İzmir / Karşıyaka Ferik Hacı Osman Paşa Camii bahçesindedir.

2. 4. 1. Fatma: (1871/1872 Selanik-1875 Selanik). Fatma’nın bir diğer ismi de “İsmet” idi. Nitekim, Zübeyde Hanım’ın 28 Ekim 1921’de Darüşşafaka’ya yaptığı yardımın sevaplarını bağışladığı kişiler arasında “Kızları İsmet” de sayılmıştır.[16]

2. 4. 2. Ahmet: (1874 Selanik-1883 Selanik) Zübeyde Hanım’ın, 28 Ekim 1921’de Darüşşafaka’ya yaptığı yardımın sevaplarını bağışladığı kişiler arasında “Oğulları Ahmet” de sayılmıştır.[17]

2. 4. 3. Ömer: (1875 Selanik-1883 Selanik) Zübeyde Hanım’ın, 28 Ekim 1921’de Darüşşafaka’ya yaptığı yardımın sevaplarını bağışladığı kişiler arasında “Oğulları Ömer” de sayılmıştır.[18]

2. 4. 4. Mustafa Kemal (ATATÜRK): (4 Ocak 1881 Selanik-10 Kasım 1938 İstanbul) Vefatından itibaren “tahnitli” bir şekilde Etnografya Müzesi’nde saklanan naşı 10 Kasım 1953’te Ankara’da Anıtkabir’e defnedilmiştir.

2. 4. 5. Makbule (Boysan, Atadan): (1885 Selanik-18 Ocak 1956 Ankara): Selanik’te evlendiği ilk eşinden ayrıldıktan sonra, İstanbul’da ticaretle uğraşan (sonra Beşinci Dönem Edirne Milletvekili olan) Mustafa Mecdi Boysan ile evlenmiştir. İkinci eşinden 1946’da boşandı. “Atadan” soyadını aldı. Ankara’da Asri Mezarlığa defnedilmiştir.

2. 4. 6. Naciye: (1889 Selanik-2 Aralık 1901 Selanik) Zübeyde Hanım’ın, 28 Ekim 1921’de Darüşşafaka’ya yaptığı yardımın sevaplarını bağışladığı kişiler arasında “Kızları Naciye” de sayılmıştır.[19]

Eşi: Ragıp Bey: (Ölümü: muhtemelen 1912) Zübeyde Hanım’ın ikinci eşi. Muhtemelen 1894’te evlendiler. Bu evlilikten çocuk yoktur. Ragıp Bey’in önceki hanımından dört çocuğu olduğu bilinmektedir.

1. 5. Emine: Atatürk’ün Halası. Babaannesi Ayşe Hanım’ın Kızıl Hafız Ahmet Efendi’nin ölümünden sonra Halil Efendi ile yaptığı ikinci evlilikten doğdu. Zübeyde Hanım’dan 3 ay sonra (1923) İstanbul’da vefat etti.[20] Annesi Zübeyde Hanım’ın Ragıp Bey ile yaptığı ikinci evliliğe tepki gösteren Mustafa Kemal’in evi terk ederek yanında kaldığı Horhor (Horhorsu) Mahallesi’nde oturan halası Emine Hanım bu halasıdır. Zübeyde Hanım’ın, 28 Ekim 1921’de Darüşşafaka’ya yaptığı yardımın şartlarının görüşülerek yazılı belge haline getirildiği Darüşşafaka’daki toplantıda Zübeyde Hanım ile birlikte Emine Hala da hazır bulunmuştur.[21]

Eşi: Hacı Hasan: Atatürk’ün Halası Emine Hanım’ın eşi. Rüsumat memuru idi.

0. KIZIL HAFIZ MEHMET EMİN EFENDİ: Atatürk’ün dedesi Kızıl Hafız Ahmet Efendi’nin kardeşi, Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi’nin amcası.

Eşi: ARAP CARİYE: Kızıl Hafız Mehmet Efendi’nin 1. Eşi.

1. 1. Rukiye: Kızıl Mehmet Emin Efendi’nin Arap Cariye’den olan çocuğu. İki yaşında iken ölmüştür.

Eşi: HANİFE: Kızıl Hafız Mehmet Efendi’nin 2. Eşi.

1. 2. Salih (Erbatur) Efendi: Ali Rıza Efendi’nin amcası Kızıl Hafız Mehmet Emin Efendi’nin ikinci eşi Hanife Hanım ile evliliğinden olan oğlu. Atatürk’ün büyük amcası oğlu. Atatürk’ün baba soyunun günümüze ulaşan iki kolundan biri bu Salih Efendi’den devam eden koldur. Kızı Vüsat Erbatur’a emekli maaşı bağlanması ile ilgili 2. 5. 1966 tarihli belgeden Salih Efendi’nin “Üsküp Rüsumat Başkâtipliği’nden emekli” olduğunu öğreniyoruz.[22]

Eşi: Faika: Salih Efendi’nin 1. Eşi.

2. 2. 1. Zeliha

2. 2. 2. Şevket Hanım

2. 2. 3. Reşit

Eşi: Müberra Hanım (Kerime Molla): Ali Rıza Efendi’nin amcası Kızıl Hafız Mehmet Emin Efendi’nin oğlu olan Salih Efendi’nin 2. Eşi. Müberra Hanım’ın (sonradan Müberra Erbatur) nüfus kağıdı suretine göre doğum yeri Selanik, doğum tarihi Rumi 1294 (1878-9), babasının adı “Eşref Bey”, anasının adı “Nafia Hanım” ve evlenirken dul olduğu bilinmektedir. Belgelerden Müberra Hanım’ın “Selanikli Mevlevi Şeyhi-Zadeler Ailesi”ne mensup olduğu anlaşılmaktadır. Selanik Vilayeti’nden alınan 26 numaralı “Evlenme İzinnamesi”ne göre Salih Efendi ile Müberra Hanım 11 Zilkade 1315 (3 Nisan 1898) tarihinde Mahmud Bey ile Şakir Efendi’nin şahitlikleriyle Selanik’teki “Muid-Alâeddin Mahallesi İmamı” huzurunda nikâhları kıyılarak evlenmişlerdir. Burhan Göksel’in yayınladığı belgelere göre Müberra Hanım ve aile fertlerinin Atatürk’le ilişkileri Cumhurbaşkanlığı döneminde de devam etmiştir. Atatürk’ün yazdığı bir özel haberleşme belgesinde adres kısmında “Ortaköy’de Yenge Müberra Hanımefendi” yazılıdır. Bundan Atatürk’ün Müberra Hanım’ı hep “Yenge” diye çağırdığını öğreniyoruz.[23] Nüfus cüzdanının arka tarafındaki kayda göre Müberra Hanım 4 Mayıs 1938’de vefat etmiştir.

2. 2. 4. Nafia Orcay

3. 2. 4. 1. Niyazi Orcay

4. 2. 4. 1. 1. Mustafa Kemal Orcay

5. 2. 4. 1. 1. 1. Özgür Orcay

4. 2. 4. 1. 2. Senem Orcay

3. 2. 4. 2. Nermin Kanıpak

4. 2. 4. 2. 1. Süreyya Kanıpak

5. 2. 4. 2. 1. 1. Boraz Kanıpak

4. 2. 4. 2. 2. Süveyda Apaydın

5. 2. 4. 2. 2. 1. Batu Apaydın

3. 2. 4. 3. Nevin Anul

4. 2. 4. 3. 1. Ayşe Özdamar

4. 2. 4. 3. 2. Emrah Anul

3. 2. 4. 4. Neriman Evyapan

4. 2. 4. 4. 1. Narin

5. 2. 4. 4. 1. 1. Bora

5. 2. 4. 4. 1. 2. ?

4. 2. 4. 4. 2. Nilgün

5. 2. 4. 4. 2. 1. Berna

5. 2. 4. 4. 2. 2. ?

2. 2. 5. Vüsat Erbatur: Ali Rıza Efendi’nin amcası Kızıl Hafız Mehmet Emin Efendi’nin oğlu Salih Bey ile Müberra Hanım’ın Kızı. Doğum Tarihi: 1317 (1901), Doğum Yeri: Selanik, Ölüm Tarihi: 13. 10. 1969. Burhan Göksel, şahsen tanıdığı Vüsat Hanım hakkında şunları anlatıyor: “Çankaya’da Atatürk ile en çok bir arada bulunan amcası torunu idi. Zaman zaman ondan Atatürk’ün yaşayış özelliklerini anlatan güzel hatıralar dinlemek imkânını bulmuştum. Atatürk bu en yakın akrabasına daima en samimi şekilde alakasını esirgememiştir. Meselâ, Vüsat Hanım’ın Köşk’e bir gelişi Ramazan ayına rastlamıştır. Atatürk hemen bu amca torununu alır, kendisi aşçıbaşına götürür; onun oruçlu olduğunu, iftar ve sahur yemeklerinde, en çok sevdiklerinin neler olduğunu anlatır; aşçıbaşının ona ait yemekleri tepsi ile odasına götürmesi için talimat verir.

Atatürk’ün Vüsat Hanım’a olan yakın ilgisi, yalnız akrabalıktan değildir. Vüsat Hanım’ın kocası “Jandarma Yüzbaşısı İsmail Hakkı Bey”in İstiklal Harbimizde kendi emrinde savaştığı sırada, genç yaşta şehit olması ve mini mini yavrusu Nesrin (Söğütlügil) ile dul kalmasının da etki yaptığı bilinmektedir… Belgelerde Atatürk’ün Vüsat Hanım ve onun kızı “Nesrin”e nasıl çok samimi alaka gösterdiği; Nesrin’in yetişmesi, nişanlanması ve evlenmesiyle bir baba gibi ilgilendiği görülüyor. Atatürk; bizim halk deyimi ile tam bir “akraba-canlısı” kişiliğe sahiptir. Uğraştığı muazzam devlet işleri arasında, akrabası ile meşgul olmayı asla ihmal etmemiştir… Vüsat Hanım’a verdiği fotoğrafın üst yanında “Çankaya, 8. 2. 1926” tarihi görülmektedir. Altında da Vüsat Hanım’a ithafı ve “Gazi Mustafa Kemal” imzası bulunmaktadır.”[24] 13 Kasım 1969 günü vefat eden (Atatürk’ün amcası kızı) Vüsat Erbatur’un ölüm haberini, ertesi gün çıkan gazete ilanından öğreniyoruz. Bu ilanda; Vüsat Erbatur Hanım’ın babası Salih Bey’in Atatürk’ün amcası olduğu, onun eşi Müberra Hanım’ın, Selanik eşrafından Mevlevi-Şeyhizade Ailesi’ne mensup bulunduğu; Nesrin Söğütlügil’in annesi ve Feridun Söğütlügil’in kayınvalidesi olduğu belirtilmekte, torunlarının adları da verilmektedir.”[25]

Eşi: İsmail Hakkı Bey: Vüsat Hanım’ın eşi. Jandarma Yüzbaşısı. İstiklal Harbi’nde şehit olmuştur.

3. 2. 5. 1. Nesrin Söğütlügil: Ali Rıza Efendi’nin amcası Kızıl Hafız Mehmet Emin Efendi’nin oğlu Salih Bey ile Müberra Hanım’ın kızı Vüsat Erbatur ile Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey’in evliliklerinden olan tek çocukları. Atatürk hem Vüsat Hanım’a hem de kızı Nesrin’e özel bir ilgi göstermiştir. Bu nedenle Nesrin Hanım’ın Topçu Teğmeni Feridun Söğütlügil ile kuracağı yuvanın bütün masraflarını üzerine almıştır. Bu çiftin düğünleri 2 Ekim 1937’de İstanbul’un ünlü Park Otel’inde Atatürk tarafından yaptırıldı. Kendisi de düğün akşamı saat 21’de salona geldi. Sabaha kadar en yakın akrabaları ve davetli dostları arasında, tam bir aile ortamı içerisinde eğlendi, dinlendi ve herkese ayrı ayrı alâka gösterdi.

Düğün günü çekilen bir fotoğrafta Atatürk’ün baba tarafından Salih Bey’den neşet eden akrabalardan bir kısmı ve Atatürk’ün yakın çevresinde sıkça bulunan yakın dostlarından bazıları görülmektedir: Gelin Amcaoğlunun torunu kızı Nesrin, Güveyi Feridun Söğütlügil, Afet İnan, Amcatorunu ve gelinin annesi Vüsat Erbatur, Sabiha Gökçen, Feridun Söğütlügil’in annesi Elmas Biran hanım, Amcaoğlu Salih Beyin Eşi Müberra Hanım, Sabiha Gökçen’in eşi Havacı Pilot Kemal Esiner, Perihan Arıburun (Atatürk’ün Hocası Naci Paşa’nın kızı, Tekin Arıburun’un eşi), Nermin Kanıpak (Salih Efendi’nin kızı Nafia Orcay’ın kızı), Nevin Anul (Nermin Kanıpak’ın kardeşi), Neriman Evyapan (Nermin ile Nevin’in kardeşi), Hakim Yurdakul Altay (Salih Efendi’nin Müberra Hanım’dan doğma çocukları Zeynep Altay Hanım’ın oğlu). Nesrin Hanım, TRT Atatürk’ten Anılar Programı için yazdığı notlarda da şunları anlatmıştır:

“Atatürk’ün Amcası Hafız Mehmet Emin Efendi’nin oğlu Salih Efendi’nin torunu olarak Atatürk’ten anılarımı şöyle özetleyebilirim: Atatürk’ü ilk defa henüz altı yaşımda bulunduğum 1927 yılının Eylül ayının 28. günü dayım Necati Erbatur’un Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan nişan merasiminde yakınen görmek ve elini öpmek mutluluğuna erdim. 1928 yılında Atatürk’ün tensip ve tavassutu ile Feyziati Lisesi’nin ilkokul birinci sınıfına yatılı olarak kaydedildim. Ders yılı sonunda büyükanneme “Yenge, torununu getir imtihan edeceğim” buyurmuş. Büyükannemle birlikte Dolmabahçe Sarayı’na gittik. Atatürk beni karşısına oturttu. Ve elime kâğıt, kalem vererek yaz bakayım dedi. Aynen şu cümleyi yazdırdı: “Bugün Dolmabahçe sarayı’na geldim, Gazi Mustafa Kemal ile görüştüm.”

Yazımı çok beğenen Atatürk, bu defa yabancı dille yazılmış bir kitabı okumamı istedi. Ben de ne gördümse Türk alfabesine göre okudum. Neticede yeni yazıyı iyice öğrenmiş bulunduğuma kani olarak memnuniyetini izhar etti. Ben de derin bir heyecan içinde geçirdiğimiz imtihanda Atatürk tarafından başarılı görüldüğüm için ziyadesiyle mutlu olmuştu. 1937 yılında küçük rütbeli bir subay olan eşimle evlenme iznimi almak üzere annemle birlikte huzuruna çıktığımız gün derin bir anlayış ve şevkat göstermiş ve hiçbir istekte bulunmadığımız halde ne gerekiyorsa yapılması yolunda ilgililere direktif vermiş ve 2 Ekim 1937 günü Park Otel’de yapılmasını emir ve deruhte ettiği düğünümüzde hazır bulunmak suretiyle hepimizi son derece mutlu kılmıştı. Yattığı yer nur, mekânı cennet olsun.”[26]

Eşi: Feridun Söğütlügil: Nesrin Hanım’ın eşi. Topçu Teğmeni. Sonradan Askeri Hâkim ve Avukat.

4. 2. 5. 1. 1. Oytun Söğütlügil

5. 2. 5. 1. 1. 1. Vüsat Söğütlügil

5. 2. 5. 1. 1. 2. Selma Serra Söğütlügil

5. 2. 5. 1. 1. 3. Nesrin Melis Söğütlügil

5. 2. 5. 1 .2. Ongun Söğütlügil

5. 2. 5. 1. 2. 1. Nesrin Deniz Söğütlügil

5. 2. 5. 1. 2. 2. Emine Bahar Söğütlügil

4. 2. 5. 1. 3. Yurdun Söğütlügil: Kasım 2009’da Habertürk Televizyonu’nda Murat Bardakçı’nın hazırlayıp sunduğu “Tarihin Arka Odası” isimli televizyon programına kızı Ayşe Söğütlügil’le birlikte katılan Yurdun Söğütlügil Bey’in emekli müzisyen olduğunu öğreniyoruz. Yurdun Bey, Atatürk’ün naşı 1953’te Anıtkabir’e nakledildiğinde 6 yaşında olduğunu söyledi. Yurdun Bey, “O gün annemin kucağındaydım. Makbule abla, Sabiha Gökçen ve anneannem siyah mantolar giymiş yürüyorlardı, çok kalabalıktı” dedi.[27]

5. 2. 5. 1. 3. 1. Ayşe Söğütlügil: Aynı programa babası ile birlikte katılan Ayşe Söğütlügil Kasım 2009 itibarıyla Koç Üniversitesi Uluslar arası İlişkiler Bölümünde okumaktadır.

4. 2. 5. 1. 4. Hasnun Söğütlügil

2. 2. 6. Zeynep Altay

3. 2. 6. 1. Yurdakul Altay

4. 2. 6. 1. 1. Aylin Altay

4. 2. 6. 1. 2. Ayşin Altay

3. 2. 6. 2. Yücel Tosun

4. 2. 6. 2. 1. Murat Tosun

4. 2. 6. 2. 2. Ayda Tosun

3. 2. 6. 3. Yenigül Eke

4. 2. 6. 3. 1. Emre Eke

4. 2. 6. 3. 2. Eren Eke

2. 2. 7. Kemal Erbatur

3. 2. 7. 1. Seval Gülenç

4. 2. 7. 1. 1. Halil Gülenç

3. 2. 7. 2. Salih Erbatur

4. 2. 7. 2. 1. Kemal Erbatur

4. 2. 7. 2. 2. Lale Erbatur

3. 2. 7. 3. Fuat Erbatur

4. 2. 7. 3. 1. Didem Erbatur

3. 2. 7. 4. Metin Erbatur

4. 2. 7. 4. 1. Emre Erbatur

3. 2. 7. 5. Ayşe Yorgancı

4. 2. 7. 5. 1. Mehmet Yorgancı

4. 2. 7. 5. 2. Güneş Yorgancı

3. 2. 7. 6. Celal Erbatur

4. 2. 7. 6. 1. ?

2. 2. 8. Necati Erbatur: Ali Rıza Efendi’nin amcası Kızıl Hafız Mehmet Emin Efendi’nin oğlu Salih Bey ile Müberra Hanım’ın küçük oğlu. Necati Bey, Rüsumat Teftiş Heyeti Eski Reisi Merhum Aziz Bey’in kızı “Fehime Zeliha Hanım” ile 27 Eylül 1927’de Dolmabahçe Sarayı’nda Atatürk’ün huzurunda nişanlandılar. Nişan’ın davetiyesi Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri: Tevfik Bıyıklıoğlu imzasını taşıyordu. Cumhuriyet Gazetesi 29 Eylül 1927 tarihinde nişanı bir fotoğrafla birlikte haber yapmıştır. Haberdeki resim altı yazısında “Necati Bey’in davetli hanımlarla birlikte saraya gelişine” işaret edilmektedir.[28] Necati Bey, birçok resimde Atatürk’ün yanında bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi 1926 tarihlidir ve Çiftlik İdare Binası önünde çekilmiştir. 10 Kasım 1964 tarihinde Yeni Gazete’de yayınlanan bu fotoğrafta Atatürk’ün sağında amcası Salih Efendi’nin oğlu Necati Erbatur görülmektedir.[29]

Eşi: Fehime Zeliha Hanım

3. 2. 8. 1. Müberra Erbatur

3. 2. 8. 2. Mustafa Erbatur

0. NİMETİ: Atatürk’ün Babası Ali Rıza Efendi’nin babası Kızıl Hafız Ahmet Efendi’nin ve Ali Rıza Efendi’nin amcası Kızıl Hafız Mehmet Emin Efendi’nin kız kardeşleri, Ali Rıza Efendi’nin halası. Atatürk’ün baba soyunun günümüze ulaşan iki kolundan biri Nimeti Hanım tarafından ulaşan koldur.

1. 1. İsmail Ağa

1. 2. Hatice

2. 2. 1. Münire

3. 2. 1. 1. Vefik Vassaf

3. 2. 1. 2. Etem Vassaf

4. 2. 1. 2. 1. Melih Vassaf

4. 2. 1. 2. 2. Gündüz Vassaf

4. 2. 1. 2. 3. Emel Akay

5. 2. 1. 2. 3. 1. Ali Akay

3. 2. 1. 3. Bedri Akan

4. 2. 1. 3. 1. Münüre Akan

3. 2. 1. 4. Ruhiye Tellioğlu

4. 2. 1. 4. 1. Sacit Tellioğlu

5. 2. 1. 4. 1. 1. İhsan Tellioğlu

5. 2. 1. 4. 1. 2. Tuğrul Tellioğlu

3. 2. 1. 5. Faika Kula

4. 2. 1. 5. 1. Ergün Kula

5. 2. 1. 5. 1. 1. Lale Kula

4. 2. 1. 5. 2. Nedret Tellioğlu

5. 2. 1. 5. 2. 1. Teoman Başaran

5. 2. 1. 5. 2. 2. İhsan Tellioğlu

5. 2. 1. 5. 2. 3. Tuğrul Tellioğlu

1. 3. Fatime

2. 3. 1. Hatice

2. 3. 2. Nimeti

3. 3. 2. 1. Sami Atam

4. 3. 2. 1. 1. Dilara Atam

5. 3. 2. 1. 1. 1. Berrin Basuter

6. 3. 2. 1. 1. 1. 1. Pınar Basuter

5. 3. 2. 1. 1. 2. İhsan Atam

4. 3. 2. 1. 2. Nejat Atam

5. 3. 2. 1. 2. 1. Ayşe Atam

4. 3. 2. 1. 3. Muazzez Atam

4. 3. 2. 1. 4. Zuhal Çınar

5. 3. 2. 1. 4. 1. ? Çınar

4. 3. 2. 1. 5. Kazima Atam

5. 3. 2. 1. 5. 1. Hayriye Atam

5. 3. 2. 1. 5. 2. Bedia Atam

5. 3. 2. 1. 5. 3. Sami Atam

3. 3. 2. 2. Raşit

4. 3. 2. 2. 1. Hüseyin Atam

5. 3. 2. 2. 1. 1. Fevzi Atam

5. 3. 2. 2. 1. 2. Metin Atam

6. 3. 2. 2. 1. 2. 1. Gürel Atam

5. 3. 2. 2. 1. 3. Coşkun Atam

4. 3. 2. 2. 2. Vecide Başkoru

5. 3. 2. 2. 2. 1. Erkan Başkoru

5. 3. 2. 2. 2. 2. Sevinç Özer

6. 3. 2. 2. 2. 2. 1. Demet Özer

6. 3. 2. 2. 2. 2. 2. Kemal Özer

6. 3. 2. 2. 2. 2. 3. Sedef Özer

5. 3. 2. 2. 2. 3. Erşan Başkoru

6. 3. 2. 2. 2. 3. 1. Cevdet Başkoru

6. 3. 2. 2. 2. 3. 2. Buket Başkoru

5. 3. 2. 2. 2. 4. Onur Başkoru

5. 3. 2. 2. 2. 5. Adnan Başkoru

5. 3. 2. 2. 2. 6. Nimet Başkoru

5. 3. 2. 2. 2. 7. Raşit Başkoru

4. 3. 2. 2. 3. Adviye Ülküatam

5. 3. 2. 2. 3. 1. Sibel Ülküatam

5. 3. 2. 2. 3. 2. Münir Ülküatam

6. 3. 2. 2. 3. 2. 1. Semih Ülküatam

2. 3. 3. Selanikli Mustafa Efendi

3. 3. 3. 1. Kerime Arslan (Ş. S. Aydemir’de soyadı: Arsan)

4. 3. 3. 1. 1. Akif Arsan

5. 3. 3. 1. 1. 1. Kerime Arsan

5. 3. 3. 1. 1. 2. Rıza Arsan

4. 3. 3. 1. 2. Zehra Aysan

5. 3. 3. 1. 2. 1. Nuşin Gönül

5. 3. 3. 1. 2. 2. Tülin Aysan

4. 3. 3. 1. 3. Feyzi Arsan

5. 3. 3. 1. 3. 1. Süheyla Arsan

5. 3. 3. 1. 3. 2. Necla Arsan

3. 3. 3. 2. Raşit Ülküatam

4. 3. 3. 2. 1. Münir Ülküatam

5. 3. 3. 2. 1. 1. Sibel Ülküatam

5. 3. 3. 2. 1. 2. Semih Ülküatam

3. 3. 3. 3. Halil Ülküatam

4. 3. 3. 3. 1. Sönmez Ülküatam

4. 3. 3. 3. 2. Sema Ülküatam

3. 3. 3. 4. Şahap Ülküatam

4. 3. 3. 4. 1. Tezer Ülküatam: Atatürk’ün Babası Ali Rıza Efendi’in halası Nimeti’nin soyundan gelen Emekli Deniz Kurmay Yarbay. 3 Ocak 1944’te Ankara’da doğdu. TED Ankara Koleji ve Deniz Harp Okulu’nu bitirdi. Deniz Kuvvetleri’nin çeşitli birimlerinde görev yaptıktan sonra kendi isteği ile 1987’de emekli oldu. 2004 yılı itibarıyla Türk Deniz Eğitim Vakfı (TODEV) Eğitim Merkezi’nde mesleki İngilizce dersleri vermektedir.

Kendisi ile yapılan bir söyleşide; “Atatürk ile olan yakın akrabalığınız bilinmektedir. Bu konuda neler söylemek istersiniz?” sorusuna şu şekilde cevap vermiştir: “Ailede, erkek çocuklardan isteyenlerin asker olmaları yönünde ATA’nın bir tercihi ve siyasi vasiyeti olduğu bana söylendiğinde buna uygun hareket ettim. Bu sayede, ATA’nın aileye emanet ettiği bazı özel ve önemli bilgileri inceleme ve öğrenme şansım oldu. Bundan sonra da hep bu ailenin bir ferdi olarak daima sorumluluklarımın bilincinde hareket ettim.”

E. Dz. Kurmay Yarbay Tezer Ülküatam, Aynı söyleşide, “aile şeceresinden gördüğümüz kadarıyla, geniş bir aile yapısı var. Buna karşılık, Atatürk’ün akrabaları pek gündeme gelmedi. Bu durumu siz nasıl yorumluyorsunuz?” şeklindeki bir başka soruya da şu şekilde cevap vermiştir: “Efendim bana göre bu sorunuzun iki cevabı var: Birincisi monarşik bir hanedan yerine, Cumhuriyet’i kuran ve uygulamak üzere verdiği her karar için, milleti temsil eden Meclis iradesini daima yanına almakta çok titiz davranan Atatürk’ün kendi ailesinin öne çıkmasından ve adeta başka bir tür hanedan görüntüsünden kaçınmak istediğine dair bilgilerimiz var. İkincisi ise, Atatürk’ün soyundan gelmiş olmanın tek başına bir övünme vesilesi olmaması gerektiğini düşündük daima. ATA’nın soy ağacında bulunmanın ilave sorumluluklar getirdiğine ‘biz akrabasıyız ve ona layık olmayı başarabildik’ diyerek ortaya çıkabilmenin, çok uzun ve ince bir yol olduğuna inanarak yetiştik.”[30]

5. 3. 3. 4. 1. 1. Yudum

6. 3. 3. 4. 1. 1. 1. Manolya

6. 3. 3. 4. 1. 1. 2. Alara

6. 3. 3. 4. 1. 1. 3. Tauna

4. 3. 3. 4. 2. Mustafa Ülküatam

3. 3. 3. 5. Kerime Hoşgör

4. 3. 3. 5. 1. İsmet Hoşgör

4. 3. 3. 5. 2. Sevim Suner

3. 3. 3. 6. Nerime Erenay

4. 3. 3. 6. 1. Gülenay Erenay

4. 3. 3. 6. 2. Coşkun Erenay

4. 3. 3. 6. 3. Gülay Koral

5. 3. 3. 6. 3. 1. Şebnem Koral

4. 3. 3. 6. 4. Tuncay Erenay

5. 3. 3. 6. 4. 1. Çınay Erenay

4. 3. 3. 6. 5. Okay Erenay

5. 3. 3. 6. 5. 1. Nuray Erenay

5. 3. 3. 6. 5. 2. Yavuz Erenay

3. 3. 3. 7. Vedia Hatipoğlu

4. 3. 3. 7. 1. Atilla Hatipoğlu

4. 3. 3. 7. 2. Rabia Kısa

5. 3. 3. 7. 2. 1. Salim Kısa

1. 4. Kâniye

ANNE SOYU

0. MOLLA HASAN (Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın Büyük Dedesi)

1. 1. İbrahim Ağa (Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın Dedesi).

Eşi: Emetullah: Zübeyde Hanım’ın, 28 Ekim 1921’de Darüşşafaka’ya yaptığı yardımın sevaplarını bağışladığı kişiler arasında “Büyük Valideleri Emetullah” da sayılmıştır.[31]

2. 1. 1. Sofizade Feyzullah Efendi: Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın babası. Atatürk’ün dedesi. Üç kere evlendi. Zübeyde üçüncü eşi Ayşe Hanım ile evliliğinden oldu. Zübeyde Hanım’ın, 28 Ekim 1921’de Darüşşafaka’ya yaptığı yardımın sevaplarını bağışladığı kişiler arasında “Pederleri Feyzullah Efendi” de sayılmıştır.[32]

Birinci Eşi: (İsmi bilinmiyor).

3. 1. 1. 1. Hüseyin Ağa: Atatürk’ün dayısı. Sofizade Feyzullah Efendi’nin ismini bilemediğimiz birinci eşinden olmuştur. Lankaza’daki Rapla Çiftliği’ni işletiyordu. Babaları Ali Rıza Efendi ölünce, Mustafa, Makbule ve Naciye ile birlikte dul kalan Zübeyde Hanım’a sahip çıkmıştır. Zübeyde Hanım’ın, 28 Ekim 1921’de Darüşşafaka’ya yaptığı yardımın sevaplarını bağışladığı kişiler arasında “Kardeşi Hüseyin Efendi” de sayılmıştır.[33]

3. 1. 1. 2. Hatice Hanım: Atatürk’ün teyzesi. E. Behnan Şapolyo’nun eserinde metin içinde adı “Mediha” olarak geçmektedir.

İkinci Eşi: (İsmi bilinmiyor).

3. 1. 1. 3. Zehra

3. 1. 1. 4. Hasan Ağa: Atatürk’ün dayısı. Sofizade Feyzullah Efendi’nin ikinci eşinden olmuştur. Lankaza’da ticaretle meşgul olmuştur.

4. 1. 1. 4. 1. Abdurrahman (Aldırma): Atatürk’ün dayısı Hasan Ağa’nın oğlu. Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım akrabalarından Cemal (Bolayır) Bey’e üç tanık huzurunda, İstanbul Akaretler 76 numaralı evinde 7 Şubat 1922 günü yazdırdığı vasiyetnamesinde yeğeni bu Abdurrahman’a bir miktar para bırakmıştır. Vasiyetname’nin 5. Maddesi şu şekildedir: “Selanik’te biraderim ölü Hasan Ağa’nın oğlu Abdurrahman’a 30 lira verilecektir.”[34]

Mevcut bilgilere göre Abdurrahman Efendi, Haydarpaşa Tren İstasyonu Şefi idi. 1938 yılında Atatürk öldükten sonra tayini Dörtyol’a çıkmıştır. Burada uzun yıllar İstasyon Şefliği’nde Hareket Memuru olarak çalışan Abdurrahman Aldırma, emekli olduktan sonra da Dörtyol’a yerleşmiş ve orada Atatürk’ten Makbule Hanım’a kalan portakal bahçeleri ile uğraşmış, burada vefat etmiş ve burada defnedilmiştir. Abdurrahman Aldırma’nın Metin, Melih ve Mete isminde üç çocuğu bulunuyordu. Aile bugün de İskenderun ve Dörtyol’da yeni kuşaklarla devam etmektedir. Yaşayan aile fertlerinin anlatımlarına göre; Dörtyol’da biri Atatürk’e, diğeri Makbule Hanım’a ait iki konak bulunuyordu. Aldırma ailesi Atatürk öldükten sonra da sık sık Dörtyol’a gelen Makbule Hanım’la görüşüyordu. Hatta aile Makbule Hanım’a ait olan konağın aşağısında bulunan ve hizmetçilerinin kaldığı dört oda bir salondan müteşekkil evde kalıyordu. Atatürk’e ait olan köşk sonradan yanmış. Köşkün bahçesinin bir bölümüne sonradan Atatürk İlköğretim Okulu yapılmıştır.[35]

Atatürk, Adana gezileri kapsamında (özellikle Hatay meselesi nedeniyle) Dörtyol’a üç defa gelmiştir. İlk geldiği 16 Ocak 1925’te Halk Fırkası ziyareti sonrasında Askeri Hastane’ye geldi ve buranın ikinci katındaki balkondan halka bir konuşma yaptı. Bu sırada Atatürk’e bir portakal bahçesini gösteren yanındakilerden Resul Ağa, Atatürk’e “Paşam, zatıalinizin bu memlekette bir taşı toprağı olmalıdır” diyerek bahçeyi Dörtyollular adına Atatürk’e hediye etmek istedi. Cevap “Peki” idi. 17 Ocak günü Dörtyol’dan Adana’ya dönerken, yanındakilere “benim Türkiye’de en sadık dostlarım Dörtyol’dadır” diyen Atatürk, “ölene kadar burada yaşaması” için kendisine bağışlanan evi ve bahçeyi kız kardeşi Makbule Hanım’a vermiştir.

Atatürk 16 Mayıs 1926’da ikinci kere Adana’dan Dörtyol’a gelmiş 17 Mayıs’ta Dörtyol’u ziyaret etmiş, tekrar Adana’ya dönmüştür. Uzun süre Dörtyol’a gidemeyen Atatürk buradaki kendisine hediye edilen gayrimenkulünü takip etmiştir. Önceleri Askerlik Şubesi Reisi Yüzbaşı Şefik Soyer (sonra Hatay Valisi) Atatürk’ün mallarıyla yakından ilgilenmiştir. Bu arada Atatürk, 1928 yılı içinde Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak’ı Dörtyol’a göndererek, buradaki mallarının kontrolünü sağlamıştır.

Aradan geçen beş yıllık bir sürenin sonunda Atatürk bir başka Adana seyahati sırasında 16 Şubat 1931’de yeniden Dörtyol’u ziyaret etti. Atatürk bu ziyaretin ardından bir daha Dörtyol’a gelemedi. Fakat, Dörtyolluların kendisine armağan ettiği ev ve bahçe kız kardeşi Makbule Hanım tarafından uzun yıllar kullanıldı. Makbule Hanım, Atatürk öldükten sonra onun için 10 Kasım tarihlerinde uzun bir süre Dörtyol Büyük Camii’nde mevlüt okutup, yoksullara yiyecek yardımında bulunmuştur.

Atatürk’ün ayrıca Yeniyurt bölgesinde bir araziyi Esenoğlu’ndan aldığı, yerine Burnaz-Turunçlu-Sarımazı arasındaki geniş bir araziyi verdiği bilinmektedir. Yeniyurt’taki arazinin daha sonraları TİGEM’e bağışlandığı gibi bir kısmının 1950’de Bulgaristan göçmenlerine dağıtıldığı, ancak çiftliğin yeni sahiplerinin bu arazileri sattıkları da rivayet edilmektedir. Dörtyol merkezindeki Atatürk’ten geriye kalan 20 dönümlük arazinin bir bölümü yeni açılan yollara giderken, 10 dönümlük bölümünde de Atatürk İlköğretim Okulu inşa edildi. Çok az bir bölümü de Atatürk’ün dayısının oğlu Abdurrahman Aldırma’ya tahsis edildi.[36]

Abdurrahman Aldırma ailesinin anlattığı Makbule Hanım’ın Dörtyol’daki evinde sıksık kaldığı ve misafir ağırladığı bilgisi diğer bazı anılarla da desteklenmektedir. Bunlardan biri de Albay Halil Nuri Yurdakul’un[37] oğlu Yurdakul Yurdakul’un anılarıdır. O şunları anlatıyor: “Ben henüz Adana’da lise talebesiyken birgün babam çok mütevazı evimizde alabildiğine bir hazırlık yaptırıyordu. ‘Buraya büyük bir misafir gelecek’ diyordu. Üç gün sonra evimize Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım’ı misafir olarak getirdi.

Babam; Muhafız Alayı’nda çalışırken Makbule Hanım’la olan bir yakınlıkları vardı. Makbule Hanım; Dörtyol’daki Atatürk’ten kalan portakal bahçesine kışı geçirmek üzere gelmişti. Babam da orada Albay olarak Alay Kumandanlığı yapıyordu. Dörtyol’da lise olmadığı için bizler Adana’da lisede okuyorduk. Makbule Hanım’ı Adana’daki mütevazı evimize davet etmiş, o da bu daveti kabul ederek bize misafir gelmişti. Evimiz sadece iki odadan iberetti. Büyük odayı Makbule Hanım’a hazırlayıp vermiştik. Küçük odada ise annem, ağabeyim, ben ve kzı kardeşim kalmıştık. Babam da orduevinde kalmıştı. Makbule Hanım ilk geldiğinde beş gün kalıp gitti. Sonraları defalarca bize gelip misafirimiz oldu. Biz de sömestre tatilinde Dörtyol’a gidince onun evinde yemekler yemiştik…”[38]

5. 1. 1. 4. 1. 1. Metin Aldırma (Ölümü: 2003)

6. 1. 1. 4. 1. 1. 1. Feyzullah Aldırma (Abdurrahman Aldırma’nın en büyük erkek torunudur. İskenderun’da yaşamaktadır.)

6. 1. 1. 4. 1. 1. 2. Figen Aldırma (İskenderun’da yaşamaktadır)

5. 1. 1. 4. 1. 2. Melih Aldırma

6. 1. 1. 4. 1. 2. 1. Hasan Aldırma (Dörtyol’da yaşamakta, Atatürk’e ait olup, yanan köşkün bulunduğu yerde market işletmektedir.)

6. 1. 1. 4. 1. 2. 2. Sadullah Aldırma

6. 1. 1. 4. 1. 2. 3. Ayşe

6. 1. 1. 4. 1. 2. 4. Funda

5. 1. 1. 4. 1. 3. Mete Aldırma

Eşi: Birsen Aldırma

6. 1. 1. 4. 1. 3. 1. Serap Kuzulu (Abdurrahman Aldırma’nın en büyük bayan torunudur.)

7. 1. 1. 4. 1. 3. 1. 1. Ağca Kuzulu

7. 1. 1. 4. 1. 3. 1. 2. Hatice Kuzulu

6. 1. 1. 4. 1. 3. 2. Zeynep

6. 1. 1. 4. 1. 3. 3. Abdurrahman Aldırma

4. 1. 1. 4. 2. Hatice (Sümer): Atatürk’ün dayısı Hasan Ağa’nın kızı. Selanik 1314 (1898/1899) doğumludur. 1982’de Bursa’da ikamet etmiştir. Araştırmacı Numan Kartal Bursa’da kendisi ile görüşmüştür. Numan Kartal’ın eseri yayınlandığı sırada (2002) vefat etmiş bulunuyordu. Bir oğlu ve gelini 2002 yılı itibarı ile hayatta idiler.[39]

Yukarıda bahsettiğimiz Abdurrahman Aldırma’nın İskenderun’da yaşayan torunu Feyzullah Aldırma (Metin Aldırma’nın oğlu)’nın kendisiyle söyleşi yapan Ufuk Aktuğ’a “Bursa’da dedemin kız kardeşi vardı rahmetli oldular” demiştir. Bu kız kardeş muhtemelen Hatice Hanım’dır.

4. 1. 1. 4. 3. Münire

Üçüncü Eşi: Ayşe Hanım: Sofizade Feyzullah Efendi’nin 3. Eşi. Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın annesi. Atatürk’ün anneannesi. Ayşe Hanım’ın annesinin adı “Molla Hanım” olarak da bilinen “Emine Hanım” idi. Zübeyde Hanım’ın, 28 Ekim 1921’de Darüşşafaka’ya yaptığı yardımın sevaplarını bağışladığı kişiler arasında “Valideleri Ayşe” ile “Anneanneleri Emine” de sayılmıştır.[40]

3. 1. 1. 5. Zübeyde Hanım: (1857 Selanik-14 Ocak 1923 İzmir) Atatürk’ün annesi. Mezarı İzmir / Karşıyaka Ferik Hacı Osman Paşa Camii Bahçesindedir.

Birinci Eşi: Ali Rıza Efendi: (1839 Selanik-28 Kasım 1893 Selanik) Atatürk’ün babası. Mezarı Selanik’teki Hortacı Süleyman Camisi haziresindedir.

4. 1. 1. 5. 1. Fatma: (1871/1872 Selanik-1875 Selanik). Fatma’nın bir diğer ismi de “İsmet” idi. Nitekim, Zübeyde Hanım’ın 28 Ekim 1921’de Darüşşafaka’ya yaptığı yardımın sevaplarını bağışladığı kişiler arasında “Kızları İsmet” de sayılmıştır.[41]

4. 1. 1. 5. 2. Ahmet: (1874 Selanik-1883 Selanik) Zübeyde Hanım’ın, 28 Ekim 1921’de Darüşşafaka’ya yaptığı yardımın sevaplarını bağışladığı kişiler arasında “Oğulları Ahmet” de sayılmıştır.[42]

4. 1. 1. 5. 3. Ömer: (1875 Selanik-1883 Selanik) Zübeyde Hanım’ın, 28 Ekim 1921’de Darüşşafaka’ya yaptığı yardımın sevaplarını bağışladığı kişiler arasında “Oğulları Ömer” de sayılmıştır.[43]

4. 1. 1. 5. 4. Mustafa Kemal (ATATÜRK): (4 Ocak 1881 Selanik-10 Kasım 1938 İstanbul): Vefatından itibaren “tahnitli” bir şekilde saklanan naşı 10 Kasım 1953’te Ankara’da Anıtkabir’e defnedilmiştir.

4. 1. 1. 5. 5. Makbule (Boysan, Atadan): (1885 Selanik-18 Ocak 1956 Ankara): Selanik’te evlendiği ilk eşinden ayrıldıktan sonra, İstanbul’da ticaretle uğraşan (sonra Beşinci Dönem Edirne Milletvekili olan) Mustafa Mecdi Boysan ile evlenmiştir. İkinci eşinden 1946’da boşandı. “Atadan” soyadını aldı. Ankara’da Asri Mezarlığa defnedilmiştir.

4. 1. 1. 5. 6. Naciye: (1889 Selanik-2 Aralık 1901 Selanik) Zübeyde Hanım’ın, 28 Ekim 1921’de Darüşşafaka’ya yaptığı yardımın sevaplarını bağışladığı kişiler arasında “Kızları Naciye” de sayılmıştır.[44]

İkinci Eşi: Ragıp Bey: (Ölümü: muhtemelen 1912): Zübeyde Hanım’ın ikinci eşi. Muhtemelen 1894’te evlendiler. Bu evlilikten çocuk yoktur. Ragıp Bey’in önceki hanımından dört çocuğu olduğu bilinmektedir.

1. 2. HACI SITKI

1. 3. MUSTAFA AĞA

EŞİ: GÜLSÜM DUDU (Hacı Abdullah kızı)

2. 3. 1. Aluş Ağa (İki defa evlenmiştir. İlk eşi Ayşe Dudu, ikinci eşi ise Emine Molla’dır).

Birinci Eşi: Ayşe Dudu

3. 3. 1. 1. Merhume Gülsüm Molla

Eşi: Yzb. Hüseyin Ağa

4. 3. 1. 1. 1. Merhum Numan Efendi (Evlatsız)

4. 3. 1. 1. 2. Merhum İzzet Efendi (Evlenmeden vefat etti)

4. 3. 1. 1. 3. Hasan Efendi

5. 3. 1. 1. 3. 1. Zeynep Hanım

6. 3. 1. 1. 3. 1. 1. ?

5. 3. 1. 1. 3. 2. ?

5. 3. 1. 1. 3. 3. ?

4. 3. 1. 1. 4. Fazıla Hanım (Evlatsız)

3. 3. 1. 2. Merhum Mustafa Efendi

Eşi: İlhan Molla

4. 3. 1. 2. 1. Merhume Ayşe Hanım (Evlatsız)

4. 3. 1. 2. 2. Rukiye Hanım

Eşi: Galip Bey (Duyun-u Umumiye’de)

5. 3. 1. 2. 2. 1. Zehra Hanım (Evlatsız)

5. 3. 1. 2. 2. 2. Vasfi Bey (Bekar)

5. 3. 1. 2. 2. 3. İlhan Hanım (Refikam-Eşim)[45]

İkinci Eşi: Emine Molla

3. 3. 1. 3. Hacı Şükrü Efendi

4. 3. 1. 3. 1. Zeynep Hanım

4. 3. 1. 3. 2. Rukiye Hanım

Eşi: Mehmet Ali Bey (Mustafa Kemal Paşa (Nif) Kaymakamı)

5. 3. 1. 3. 2. 1. Hale

4. 3. 1. 3. 3. Gülsüm Hanım

Eşi: Arif Hikmet Bey (Maliye Müfettişi)

5. 3. 1. 1. 3. 1. Şükufe

5. 3. 1. 1. 3. 2. İlhan

4. 3. 1. 3. 4. Merhume Hatice Hanım

Eşi: Hakkı Bey

5. 3. 1. 3. 4. 1. Cihat Efendi

5. 3. 1. 3. 4. 2. ?

5. 3. 1. 3. 4. 3. Mehmet Ali Efendi

4. 3. 1. 3. 5. Fatma Hanım

Eşi: Hüsnü Bey (Sinop Mutasarrıfı)

5. 3. 1. 3. 5. 1. Muzaffer Bey

3. 3. 1. 4. Zehra Hanım

Eşi: Yusuf Efendi (Müderris)

4. 3. 1. 4. 1. Süleyman Sırrı Bey (Nafia Vekili), (1874 Selanik-14 Aralık 1925 Ankara)

Birinci Eşi: İlhan Hanım

5. 3. 1. 4. 1. 1. ? (Gülbegem)

5. 3. 1. 4. 1. 2. Saruhan

İkinci Eşi: Mevhibe Hanım

5. 3. 1. 4. 1. 3. Gülseren

6. 3. 1. 4. 1. 3. 1. Ahmet Esmen

5. 3. 1. 4. 1. 4. Fikri Ziya Aral

4. 3. 1. 4. 2. Merhume Azize Hanım

1. 4. ?

2. 4. 1. NEFİSE MOLLA

3. 4. 1. 1. Ali Bey

4. 4. 1. 1. 1. Fatma Molla

5. 4. 1. 1. 1. 1. İsmail Dayı

6. 4. 1. 1. 1. 1. 1. Fitnat Hanım

7. 4. 1. 1. 1. 1. 1. 1. Ali Ağa

8. 4. 1. 1. 1. 1. 1. 1. 1. Tahsin Bey

3. 4. 1. 2. Ayşe Molla

4. 4. 1. 2. 1. Merhume Nefise Molla

Eşi: Ahmet Efendi

5. 4. 1. 2. 1. 1. Hakkı Bey (Defterdarlıktan Mütekait-Emekli)

6. 4. 1. 2. 1. 1. 1. Firuz Bey (Şehbender-Konsolos)

6. 4. 1. 2. 1. 1. 2. Edip Bey (Rejide-Tekelde Memur)

5. 4. 1. 2. 1. 2. Ata Bey (Kaymakam)

5. 4. 1. 2. 1. 3. Fatma Hanım

4. 4. 1. 2. 2. Kerime Hanım

Eşi: Merhum Hacı Celal Efendi

5. 4. 1. 2. 2. 1. Kemal Bey (Ticaret Şirketinde)

Eşi: Meliha Hanım

5. 4. 1. 2. 2. 2. Hikmet Bey (Maliye Memurlarından)

Eşi: Muazzez Hanım

6. 4. 1. 2. 2. 2. 1. Dilek

6. 4. 1. 2. 2. 2. 2. Celal

5. 4. 1. 2. 2. 3. Dr. Şevket Bey (İstanbul Sağlık Müdür Muavini)

5. 4. 1. 2. 2. 4. Ömer Bey (Mülga Milli Emlak Genel Müdürü)

Eşi: Hatice Hanım

6. 4. 1. 2. 2. 4. 1. Fahrettin Bey

6. 4. 1. 2. 2. 4. 2. Merhume Seniha Hanım

7. 4. 1. 2. 2. 4. 2. 1. Mukim Bey

8. 4. 1. 2. 2. 4. 2. 1. 1. İlhan
5. 4. 1. 2. 2. 5. Cemal Bey (Mülga Divan-ı Muhasebat Reis-i Sanisi-Sayıştay İkinci Başkanı)

Eşi: Suat Hanım

6. 4. 1. 2. 2. 5. 1. Emin Bey (Dava Vekili)

7. 4. 1. 2. 2. 5. 1. 1. Özcan

7. 4. 1. 2. 2. 5. 1. 2. Gündüz

7. 4. 1. 2. 2. 5. 1. 3. Demirtaş

7. 4. 1. 2. 2. 5. 1. 4. Gönül

KAYNAKLAR

AKYUĞ, U., “Atatürk’ün Dayısı ve Yaşayan Akrabaları”, http://www.kibris1974.com Yararlanılan Tarih: 14.05.2009
Anıtkabir Belgeliği, Konu: 178, Sıra: 8, No: 3435.
ATASE Arşivi, D. 110-108, F. 2.
“Atatürk’ün Annesi Zübeyde Hanım da Bağışçılarımız Arasında… Zübeyde Hanım’dan Darüşşafaka’ya Büyük Destek”, Darüşşafaka Dergisi, Yıl: I., Sayı: 2 (Haziran, 2009), s. 30-31. (Yazıda Zübeyde Hanım’ın 1921 tarihli vasiyetnamesinin orijinali ve 1968’de yapılan noter tasdikli çevirisi yayınlanmıştır.)
AVŞAR, S., KOPARAN, N., “E. Kurmay Yarbay Tezer Ülküatam İle Söyleşi”, Atatürk’ün Çevresinde Bulunmuş Kişiler ve Yakınları İle Yapılan Söyleşiler, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 2009.
AYDEMİR, Ş. S., Tek Adam Mustafa Kemal C: I., (1881-1919), 8. Baskı, İstanbul, 1981.
BARDAKÇI, Murat, “Annesinin Kaleminden Atatürk’ün Akrabaları”, Gazete Habertürk, 24 Mayıs 2009.
BARDAKÇI, Murat, “Atatürk’ün Bilinmeyen Çok Yakın Akrabaları”, Gazete Habertürk, 8 Kasım 2009.
COŞAR, Ö. S., Atatürk Ansiklopedisi C: 1, 1881-23 Temmuz 1908, İstanbul, 1973.
GÖKSEL, B., Atatürk’ün Soy Kütüğü Üzerine Bir Çalışma, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1987, I-VI., 1-41 s.
GÜLER, Ali, Atatürk’ün Soyu: Kızıl Oğuzlar, Konyarlar, Berikan Yayınları, Ankara, 2005.
GÜLER, Ali, Karaman’dan Kocacık’a Kızıl Oğuzlar Atatürk’ün Soyu, Gök İletişim, Ankara, 2001.
GÜLER, Ali, Sarı Mustafam Atatürk’ün Az Bilinen Yönleri, Truva Yayınları, İstanbul, 2010.
GÜLER, Ali, Sarı Paşa İnsan Atatürk, Berikan Yayınları, Ankara, 2007.
KARTAL, N., Atatürk ve Kocacık Türkleri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2002.
ÖNDER, M., Atatürk’ün Yurt Gezileri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1998.
Sofya Ateşemiliteri Kurmay Yarbay Mustafa Kemal, Kurmay Binbaşı Mehmet Nuri Bey’e; Zâbit ve Kumandan İle Hasb-i Hal, Genelkurmay ATASE Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1 Haziran 1981.
SÖNMEZ, C., Atatürk’ün Annesi Zübeyde Hanım, Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara, 1997, s. 102, 105.
ŞAPOLYO, E. B., Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, 3. Baskı, İstanbul, 1958.
ŞUBATLI, Tülay, “Atatürk’ün Güzel Akrabası”, Gazete Habertürk, 10 Kasım 2009, s. 12.
TULGA Derya, Parlayan, Ayşegül, “85 Yıl Sonra İlk Defa Atatürk’ün Soyağacı”, NTV Tarih Dergisi, Sayı: 10 (Kasım 2009), s. 34-36.
UNAT, F. R., “Atatürk’ün Aile Efradı ve Kendisine Karabet Dereceleri”, V. Türk Tarih Kongresi, Kongreye Sunulan Bildiriler, Ankara, 1956.
YAVUZ, Celalettin, Dörtyol “Tarihi ve Geleceğinin İnşası”, Berikan Yayınevi, Ankara, 2010.
YURDAKUL, Y., Atatürk’ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Aksoy Yayıncılık, İstanbul, 1999.

[1] E. B. Şapolyo, Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, 3. Baskı, İstanbul, 1958, s. 568-569 ve 584-585. Eserin ilk baskısı 1944’te Ankara’da yapılmıştır.

[2] F. R. Unat, “Atatürk’ün Aile Efradı ve Kendisine Karabet Dereceleri”, V. Türk Tarih Kongresi, Kongreye Sunulan Bildiriler, Ankara, 1956.

[3] Hürriyet Gazetesi, 10. 11. 1961. Aynı haberin bir fotokopisi Anıtkabir Belgeliği, Konu: 178, Sıra: 8, No: 3435’te bulunmaktadır.

[4] Ş. S. Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal C: I., (1881-1919), 8. Baskı, İstanbul, 1981, s. 420. Eserin ilk baskısı 1963 yılında yapılmıştır.

[5] Ö. S. Coşar, Atatürk Ansiklopedisi C: 1, 1881-23 Temmuz 1908, İstanbul, 1973, s. 16.

[6] B. Göksel, Atatürk’ün Soy Kütüğü Üzerine Bir Çalışma, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1987, I-VI., 1-41 s.

[7] S. Avşar, N. Koparan, “E. Kurmay Yarbay Tezer Ülküatam İle Söyleşi”, Atatürk’ün Çevresinde Bulunmuş Kişiler ve Yakınları İle Yapılan Söyleşiler, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 2009, s. 126.

[8] “85 Yıl Sonra İlk Defa Atatürk’ün Soyağacı”, NTV Tarih Dergisi, Sayı: 10 (Kasım 2009), s. 34-36. Makalede Süleyman Sırrı Bey’den intikal eden eski harfli daire şeklindeki soy ağacı ve bunun yeni harflerle yatay olarak hazırlanan yeni şekli de yer almaktadır.

[9] ATASE Arşivi, D. 110-108, F. 2

[10] Aşağıda Atatürk’ün anne soyu numaratik sistemle ortaya konulurken diğer kaynaklarla birlikte ATASE Arşivi’ndeki Daire Şecere esas alınmış; Süleyman Sırrı Bey’den intikal eden Daire Şecere de ayrıca gösterilmiştir.

[11] Murat Bardakçı, “Annesinin Kaleminden Atatürk’ün Akrabaları”, Gazete Habertürk, 24 Mayıs 2009.

[12] Murat Bardakçı, “Atatürk’ün Bilinmeyen Çok Yakın Akrabaları”, Gazete Habertürk, 8 Kasım 2009. Bardakçı Yurdun Bey ile kızı Ayşe Söğütlügil’i ayrıca Habertürk Televizyonu’nda yaptığı “Tarihin Arka Odası” isimli tv programında da konuk etmiştir. Konuyla ilgili haber için bakınız: Tülay Şubatlı, “Atatürk’ün Güzel Akrabası”, Gazete Habertürk, 10 Kasım 2009, s. 12.

[13] Bu belge, bu eserin Zübeyde Hanım’ın hayatı bölümünde ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmiştir. Belge için bakınız: Murat Bardakçı, “Annesinin Kaleminden Atatürk’ün Akrabaları”, Gazete Habertürk, 24 Mayıs 2009.

[14] Murat Bardakçı, “Annesinin Kaleminden Atatürk’ün Akrabaları”, Gazete Habertürk, 24 Mayıs 2009.

[15] Babasının mezarı ile ilgili bu bilgiyi Atatürk’ün “Zabit ve Kumandan İle Hasbihal” isimli eserinden öğreniyoruz: “Bir gün işittim ki, Hortacı Sultan cami-i şerifinin minaresine çan taktırılmış ve orada yatan babamın kemikleri Yunan palikaryalarının kirli ayakları altında çiğnetilmiştir.” Bakınız: Sofya Ateşemiliteri Kurmay Yarbay Mustafa Kemal, Kurmay Binbaşı Mehmet Nuri Bey’e; Zâbit ve Kumandan İle Hasb-i Hal, Genelkurmay ATASE Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1 Haziran 1981, s. 8.

[16] Murat Bardakçı, “Annesinin Kaleminden Atatürk’ün Akrabaları”, Gazete Habertürk, 24 Mayıs 2009.

[17] Murat Bardakçı, “Annesinin Kaleminden Atatürk’ün Akrabaları”, Gazete Habertürk, 24 Mayıs 2009.

[18] Murat Bardakçı, “Annesinin Kaleminden Atatürk’ün Akrabaları”, Gazete Habertürk, 24 Mayıs 2009.

[19] Murat Bardakçı, “Annesinin Kaleminden Atatürk’ün Akrabaları”, Gazete Habertürk, 24 Mayıs 2009.

[20] Makbule’nin anlatımı. E. B. Şapolyo, s. 19-20.

[21] Murat Bardakçı, “Annesinin Kaleminden Atatürk’ün Akrabaları”, Gazete Habertürk, 24 Mayıs 2009.

[22] B. Göksel, Atatürk’ün Soy Kütüğü Üzerine Bir Çalışma, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1987, s. 32-37, Belge: 14.

[23] B. Göksel, a. g. e., s. 8-13.

[24] B. Göksel, a. g. e., s. 9-10.

[25] B. Göksel, a. g. e., s. 13. Ayrıca bakınız: Belge: 17.

[26] B. Göksel, a. g. e., s. 31, Belge: 13. Bu belgede Nesrin Söğütlügil’in adresi; “Şehit Nedim Özpolat Sokak, No: 13, Daire: 12, Maltepe-Kartal İSTANBUL” olarak geçmektedir.

[27] Tülay Şubatlı, “Atatürk’ün Güzel Akrabası”, Gazete Habertürk, 10 Kasım 2009, s. 12.

[28] B. Göksel, a. g. e., s. 10-11. Davetiye ve haber için ayrıca bakınız: Belge: 10-11.

[29] B. Göksel, a. g. e., s. 10, Belge: IX.

[30] S. Avşar, N. Koparan, “E. Kurmay Yarbay Tezer Ülküatam İle Söyleşi”, Atatürk’ün Çevresinde Bulunmuş Kişiler ve Yakınları İle Yapılan Söyleşiler, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 2009, s. 126-127. Eserde Sayın Tezer Ülküatam’ın bir fotoğrafı (s. 125) ve bir soy ağacı çizelgesi de bulunmaktadır (s.126).

[31] Murat Bardakçı, “Annesinin Kaleminden Atatürk’ün Akrabaları”, Gazete Habertürk, 24 Mayıs 2009.

[32] Murat Bardakçı, “Annesinin Kaleminden Atatürk’ün Akrabaları”, Gazete Habertürk, 24 Mayıs 2009.

[33] Murat Bardakçı, “Annesinin Kaleminden Atatürk’ün Akrabaları”, Gazete Habertürk, 24 Mayıs 2009.

[34] C. Sönmez, Atatürk’ün Annesi Zübeyde Hanım, Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara, 1997, s. 102, 105.

[35] Atatürk’ün dayısı Hasan Ağa’nın oğlu Abdurrahman Aldırma’nın ailesinin İskenderun ve Dörtyol’da yaşayan fertleri ile Ufuk Aktuğ’un yaptığı söyleşinin tamamı için bakınız: U. Akyuğ, “Atatürk’ün Dayısı ve Yaşayan Akrabaları”, http://www.kibris1974.com Yararlanılan Tarih: 14.05.2009

[36] Bu konuda bakınız: Celalettin Yavuz, Dörtyol “Tarihi ve Geleceğinin İnşası”, Berikan Yayınevi, Ankara, 2010, s. 62-64. Atatürk’ün Adana gezileri hakkında Bakınız: M. Önder, Atatürk’ün Yurt Gezileri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1998, s. 2-10.

[37] Halil Nuri Yurdakul, Teğmen olarak Kurtuluş Savaşı’na katıldı. Kurtuluş Savaşı bittikten sonra 1927’ye kadar Harp Okulu’nda öğretmenlik yaptı. 1927-1933 yılları arasında Atatürk’ün Muhafız Alayı’nda Komutan İsmail Hakkı Tekçe’nin ve Alayın Genel Sekreterliği görevini yürüttü.

[38] Y. Yurdakul, Atatürk’ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Aksoy Yayıncılık, İstanbul, 1999, s. 10-11. Kitapta, Makbule Hanım’ın Dörtyol’daki köşkü önünde Yurdakul ailesi fertleri ile birlikte 1947’de çekilmiş bir fotoğraf da bulunmaktadır (s. 23).

[39] N. Kartal, Atatürk ve Kocacık Türkleri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2002, s. 46-47. Eserde, Hatice Sümer Hanım’ın bir fotoğrafı ve oğlu ile N. Kartal’ın Hatice Hanım ile birlikte çektirdiği bir başka fotoğraf yer almaktadır. Bakınız: a. g. e., s. 54.

[40] Murat Bardakçı, “Annesinin Kaleminden Atatürk’ün Akrabaları”, Gazete Habertürk, 24 Mayıs 2009.

[41] Murat Bardakçı, “Annesinin Kaleminden Atatürk’ün Akrabaları”, Gazete Habertürk, 24 Mayıs 2009.

[42] Murat Bardakçı, “Annesinin Kaleminden Atatürk’ün Akrabaları”, Gazete Habertürk, 24 Mayıs 2009.

[43] Murat Bardakçı, “Annesinin Kaleminden Atatürk’ün Akrabaları”, Gazete Habertürk, 24 Mayıs 2009.

[44] Murat Bardakçı, “Annesinin Kaleminden Atatürk’ün Akrabaları”, Gazete Habertürk, 24 Mayıs 2009.

[45] ATASE Arşivi’ndeki bu şecere muhtemelen İlhan Hanım’ın bu ismini bilmediğimiz eşi tarafından hazırlanmıştır.

http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/kos ... agaci.html

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Yörük Türkmen Başbuğ Atatürk - Kocacıklar (Kızıl Oğuzlar)
İletiTarih: 13 Ekm 2012, 17:44 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Atatürk'ün Saklanan Soyağacı - Foto Galeri

http://www.haberiniz.com.tr/photos/albu ... agaci.html

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Yörük Türkmen Başbuğ Atatürk - Kocacıklar (Kızıl Oğuzlar)
İletiTarih: 13 Ekm 2012, 17:46 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Atatürk'ün Akrabaları

Resim

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni bir konu gönderCevap gönder 3 sayfadan 1. sayfa   [ 38 ileti ]
Sayfaya git 1, 2, 3  Sonraki


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan SiyasiForum.net Siyasi Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. SiyasiForum.Net hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde dönüş yapacaktır. Forumumuz kesinlikle hiçbir şekilde parti, örgüt, kurum, kuruluş ve oluşumu desteklememektedir. Tüm Problemler ve Reklam İçin: İletişim Formu için tıklayınız.