Yazı boyutunu değiştir
Sistem saati: 18 Oca 2018, 12:36


Yeni bir konu gönderCevap gönder 22 sayfadan 22. sayfa   [ 320 ileti ]
Sayfaya git Önceki  1 ... 18, 19, 20, 21, 22
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Re: Anılarla Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk
İletiTarih: 30 Kas 2013, 00:07 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan

Atatürk’e Ayasofya ihaneti!

Allah (c.c.) hayırlı uzun ömürler versin Tahir Büyükkörükçü Hoca bir vaazında bir gün Ayasofya’da Fatih Sultan Mehmet ve ceddimize dua etmek için ellerini kaldırdığında görevlinin, “Burası müze, dua edemezsiniz!” diye engel olduğunu anlatmış, cemaat de üzülmüştü.
Son günlerde öğrendik ki dünyada bir “Uluslararası Ayasofya Kilise Bölgesi Organizasyonu” diye bir örgütlenme varmış.
İşte ben, bu örgüt 200 üyesi ile birlikte Ayasofya’da ibadet etmek isteyince hatırladım Tahir Hoca’nın o vaazını. Sürekli Atatürk suçlanmıştır Ayasofya’yı “müze yapan” olarak.Sahi Ayasofya’yı 500 yıllık camilikten Atatürk mü çıkarttı?
Aslında bu soruların bugün için bir anlamı yok, çünkü tarihi vesikalar Ayasofya’nın bir “katakulli” ile ve “Atatürk’e rağmen” cami olmaktan çıkartılıp, müze haline getirilmiş olduğunu apaçık göstermekte.
Meselenin bu köşeyi aşan uzun bir geçmişi var. Biz, ne demek istediğimizi iki alıntı ile aktarmaya çalışalım.
* Ayasofya’nın müzeye çevrilmesi için Ağustos 1934’te İstanbul Müzeler Müdürü Aziz Ogan başkanlığında 9 kişilik bir heyet kurulur.
* Heyet, 27 Ağustos 1934 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı’na bir rapor sunar. Raporda, ibadet kısmının kapatılıp Bizans Asarı Müzesi haline getirilmesini ister.
* Heyet, Caminin etrafındaki yapıların yıkılması için Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden yardım ister. Vakıflar, reddeder, mesele Atatürk’e intikal eder.
Meselenin “Atatürk sürecini” Gazeteci Ziyad Ebuzziya’nın kaleminden aktaralım:
“Ayasofya işini inceleyen komisyonun cami kısmını da müzeye çevirmek teklifinde bulunduğu Bab-* Ali’de duyulmuştu. Komisyon’un bu yersiz ve üzücü düşüncesinin, hükümetçe ne dereceye kadar benimsendiğini öğrenmek üzere Velid Bey, beni Maarif Vekili ve Dahilliye Vekiline gönderdi. Abidin Özmen Bey’i (Maarif Vekili) ziyaret ederek Ayasofya hakkında, Vekaletinin tasavvurlarını sordum. Rahmetli Ayasofya’nın ibadete kapatılmasının söz konusu olup olmadığını sorunca, irkildi ve ’İbadete kapatmak mı? Komisyon çizmeyi aştı. Böyle münasebetsizlik olur mu hiç? Ayasofya camidir, aynı zamanda da müze olacaktır. Maksat budur.’ dedi. Vekilin bu sarih teminatına rağmen endişeliydim. Kendisi Atatürk’ün yakını değildi. Buna mukabil, o sırada dahiliye vekili olan Şükrü Kaya Bey ise, Atatürk’ün yakınıydı. Kendisine gittim. Aynı suali sordum. Rahmetli Şükrü Kaya Bey de ’Kesinlikle söz konusu değil.’dedi ve ilave etti: ’İbadet bölümünü Bizans müzesi yapmak fikrine Atatürk fena halde kızdı.’dedi.”
Bu gelişmelere rağmen Ayasofya Bakanlar Kurulu Kararı ve Atatürk’ün imzası ile müze haline getirilir, amma...
İşin bir “amma”sı vardır.
Çünkü kararnamenin altında “Atatürk” imzası var, oysa kararname çıktığında Gazi’ye Atatürk soyadı veren kanun henüz çıkmış değil, bu bir. Ayrıca, kanun çıktıktan sonra Atatürk’ün attığı imza ile kararnamedeki Atatürk imzası birbirini asla tutmuyor, bu da iki. Yani imza “çakma” bir Atatürk imzası, bugün bu da ispatlanmış durumda.
Üstelik.. Ayasofya’yı cami olmaktan çıkarıp müze halin getiren hükümet kararnamesi de muhtemelen “çakma” bir kararname.
Millî Gazete’de Ekrem Şama’nın kararnameye itirazı iki noktada düğümleniyor:
a) Ayasofya’nın statüsünün müze olarak değiştirilmesine ilişkin 24 Kasım 1934 tarihli ve1589 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesi’nin ana metninin birinci sayfasında Kararlar Müdürlüğü, ikinci sayfasında ise Muamelat Müdürlüğü antetli kağıtlar kullanılmış.
Bu nasıl izah edilebilir?
b) Bu kararname, 24 Kasım 1934 tarih ve 1589 sayılı olarak gösteriliyor. Ancak 22 Kasım 1934’te çıkan en son kararname numarası 1590’dan 1606 sayısına kadar numaralandırılmış. Ayasofya kararnamesi bu tarihten iki gün sonra çıkarılmış gösteriliyor. O zaman bu numaralar nasıl izah edilecek? 24 Kasım tarihli kararnamenin numarası nasıl olur da 22 Kasım’dakinden önceki sayıyı ihtiva edebilir?
Nedir bu Atatürk’ün “kriptolardan” çektiği?

Hasan Demir - Yeniçağ - 19 Eylül 2010

http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/ya ... aber=14939

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Anılarla Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk
İletiTarih: 30 Kas 2013, 00:12 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
MHP Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu, Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması için TBMM’ye kanun teklifi verdi. Yusuf Halaçoğlu, Ayasofya’nın müze yapılması hususunda çıkarılan 7.11.1934 tarihli kararnamenin sahte olduğunu belirterek, “Atatürk unvanını almadan önce Atatürk unvanlı bir imza atılmış. Atatürk daha sonra Atatürk unvanını alıyor. Dolayısıyla ondan önceki tarihlerdeki herhangi bir imzada Atatürk’ün Atatürk imzası söz konusu değil. Kararnamenin sahte olduğu kesin” dedi.

Eski Türk Tarih Kurumu Başkanı ve MHP Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu, Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması için TBMM’ye kanun teklifi verdi. Halaçoğlu, Ayasofya’nın müze haline getirilmesi kararnamesinin sahte olduğunu söyledi. Kararnamenin Resmi Gazete’de hiç yayımlanmadığını dile getiren Halaçoğlu, “Tarih ve sayı numaraları yok. Bu teyit etmek için de zaten Resmi Gazete ile yaptığımız soruşturmada Resmi Gazete’nin yayımlanmadığına dair resmi yazı verildi. Nitekim 1934 yılı Kasım ayında çıkan Resmi Gazeteler’de bu 24 Kasım 1934’tür, Resmi Gazeteler’in hiçbirinde bu kararnamenin yayımlanmadığı görüyor. Dolayısıyla öyle bir kararname yok aslında” dedi.

“ATATÜRK’ÜN İMZASI KESİNLİKLE SAHTE”

Atatürk’ün bu kararnamedeki imzasının da sahte olduğu konusunda pek çok kişinin de araştırma yaptığını vurgulayan Halaçoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:

“Nitekim gerçekten Atatürk unvanını almadan önce Atatürk unvanlı bir imza atılmış. Atatürk daha sonra Atatürk unvanını alıyor. Dolayısıyla ondan önceki tarihlerdeki herhangi bir imzada Atatürk’ün Atatürk imzası söz konusu değil. Kararnamenin sahte olduğu kesin. 1934 yılında özellikle ABD’de bulunan Bizans Eserleri Enstitüsü’nde görevli olan Thomas Whittemore, Ayasofya’nın harap durumunu göz önüne alarak burada Bizans dönemine ait bir takım sembollerin ortaya çıkarılması konusunda başvuruda bulunmuş. Buna da izin verilmiş. Atatürk’te buna izin vermiş. Bu arada bir heyet kurularak uzun süre harap şekilde bulunan Ayasofya’nın çevresinde o görüntünün de temizlenmesi, sonradan yapılmış bir takım dükkanların bunlardan arındırılması, bahçesinin düzene sokulması ve tekrar Ayasofya’nın tamir edilerek hem ibadet hem de müze şeklinde kullanılması için bir karar alınmış ve bu sebeple 9 kişilik bir komisyon kurulmuş. Bu komisyonun aldığı kararlar çerçevesinde de müze şeklinde teşkilatlandırılması veya müze olması, hatta ibadete kapatılması yönünde belirtilen bir karar da alınmış.”

“KARARNAMEYE ATILAN İMZA ATATÜRK’ÜN DAHA SONRA ATTIĞI İMZALARA HİÇ BENZEMİYOR”

Heyet tarafından alınan kararın Atatürk tarafından kabul edilmediğini vurgulayan Halaçoğlu, “Fakat bu karar Atatürk tarafından kabul edilmemiş. Başlayan tamirat çalışmaları Atatürk’ün vefatından sonra da devam etmiş. Ondan sonraki dönemde 1947 yılında bir kararname ortaya çıkarıldığı belirtilerek, müze haline getirildiği kabul edildiği belirtilerek Ayasofya müze haline getirilmiş. Halbuki Ayasofya’nın ibadete kapatılmasıyla ilgili bir ifade söz konusu değil. Böyle bir şey söz konusu değil. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Ayasofya’nın tamiriyle ilgili bir takım maddi imkanların sunulması isteğine de Vakıflar Genel Müdürlüğü ‘bizim böyle bir maddi imkanımız yoktur’ diye bir cevapta vermişler. Bunun üzerine bu gerçekleşmiş. Ne Atatürk’ün imzasında sabit bir fikir vardır, sahte olduğu büyük çapta kesindir. Atatürk dediğim gibi unvanını almadan önce Atatürk imzası atılmış bu kararnameye. Daha sonra Atatürk’ün imzaları bu atılan imzaya hiç benzemiyor” diye konuştu.

“ATATÜRK’ÜN AYASOFYA’YI İBADETE KAPATTIĞI YÖNÜNDEKİ BİLGİLER KESİNLİKLE YANLIŞ”

Atatürk’ün Ayasofya’yı ibadete kapattığı yönündeki bilgilerin kesinlikle doğru olmadığının altını çizen Halaçoğlu, “Yapılan araştırmalar ve Ayasofya’nın temizlenmesi ve tekrar restore edilerek ibadet edilecek hale getirilmesi konusunda heyet kurulması sırasında yapılan bütün görüşmelerin her birinde ‘ibadete kapatılmasıyla’ ilgili hiçbir ifade söz konusu olmadığı gibi, aksine ibadete kapatılmasıyla ilgili kendisine şunlar şöyle düşünüyorlar denildiğinde çok fena şekilde karşılık verdiği ifade ediliyor” dedi.

Atatürk’ün Ayasofya’nın ibadete kapatılmasına asla izin vermediğini ve bunu dile getirenlere de çok sert ifadeler kullandığını belirten Halaçoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:

“Tamiratın veya sanat değeri olan Ayasofya’daki bir takım sembollerin ortaya çıkarılması konusunda Atatürk’ün izni var. Fakat ibadete kapatılması gibi bir şey söz konusu değil asla. Dolayısıyla Atatürk ile bağdaştırmaları son derece yanlış konu. İnsanlar maalesef Türkiye’de bu konuyu iyi bilmeden konuşuyorlar. Sadece bazen Atatürk düşmanlığı sebebiyle bunu yapıyorlar. Bazıları bilgisizlikten bunu yapıyor. Ayasofya’nın müze yapılmasıyla ilgili Atatürk’ün hiçbir ilgisi yok. İkincisi kararname Atatürk’ün imzası olan bir kararname değil. Hiç yayınlanmamış kararname.”

“ATATÜRK FENA HALDE KIZMIŞ BU KONUYA”

Ayasofya ile ilgili heyet tarafından alınan kararın Atatürk’e iletilmesi sırasında yaşanan olayı anlatan Halaçoğlu, “Atatürk’e bu konu iletildiğinde Şükrü Kaya Bey şöyle diyor; ‘İbadet bölümünün Bizans müzesi yapmak fikrine Atatürk fena halde kızdı’ diye cevap veriyor. Dolayısıyla Atatürk’ün böyle bir ifadesi ve tasarrufu olmadığı buradan açık ve net bir şekilde ifade ediliyor” dedi.

http://gundem.bugun.com.tr/ataturkun-im ... eri/854675






_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Anılarla Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk
İletiTarih: 15 Arl 2013, 23:47 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Dersim Harekâtı ve Namusumu Koruyacak Silah!

Atatürk: "Madem ki bu kadar istiyorsun ben sana izin veriyorum... Ama Sayın Mareşal Çakmak'a da bir kere sormamız lazım... Bu bir askerî harekâttır. Eğer o müsaade ederse gidersin. Yalnız şunu unutma, sen bir kızsın. Alacağın görev oldukça çetin. Aldatılmış bir eşkiya çetesiyle karşı karşıya kalacaksın. Onların da ellerinde birtakım silahlar var. Uçağın arıza yapacak olursa mecburi inişe geçecek ve sonunda onlara teslim olacaksın. Bunun ne demek olduğunu başına gelmedikçe bilemezsin... Bu takdirde ne yapacağını düşündün mü?"

Sabiha Gökçen: "Hakkınız var... Nihayet altımızdaki bir uçak. Her an arıza yapabilir. Düşebilir, çakılabilir... Şayet böyle bir şanssızlık olursa, hiç merak etmeyin, ben kendimi onlara canlı olarak teslim etmem."

Bu sözler Atatürk'ün beklediği sözlerdir. Çok duygulanır ve Gökçen'e kendi silahını verir:

"Umarım kötü bir durumla karşılaşmazsın. Fakat herhangi bir zamanda senin şeref ve haysiyetine dokunacak bir olayla, bir durumla karşılaştığında hiç tereddüt ermeden bu silahı ya karşındakine karşı ya da kendi beynine boşaltmaktan asla çekinme!"

Sabiha Gökçen Atatürk'ün bu sözlerini asla unutmayacağını söyleyerek silahı öperek başına koyar.

(Sabiha Gökçen, Atatürkle Bir Ömür Anılari, Kaleme Alan Oktay Verel 2. Basım Altın Kitaplar 1996 Istanbul s.117)

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Anılarla Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk
İletiTarih: 24 Arl 2013, 23:32 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
CANLI TARİH FATMA NİNE...

Çanakkale'nin Eceabat İlçesi'ne bağlı büyük Anafarta Köyü'nde yaşamını sürdüren 97 yaşındaki canlı tarih Fatma Hızal, savaş sırasında ve sonrasında yaşadığı olayları anlatırken gözyaşlarına engel olamadı.

Çanakkale'nin Eceabat İlçesi'ne bağlı Büyük Anafarta Köyü'nde doğan 97 yaşındaki Fatma Hızal, savaş sırasında köylerinin de bölgeye yakın olması sebebiyle büyük sıkıntılar çektiklerini ifade ederek, "Savaşın sonlarına doğru olan bölümü hatırlayabiliyorum. Bir gün 'Atatürk köyünüze gelecek' dediler. Bütün köylüler onu karşılamak için hazırlıklara başladı. Ben de o sıralarda ilkokula gidiyordum. Öğretmenimiz de şiir okumak için beni görevlendirmişti. Birden karşıdan atıyla birlikte köyümüze giriş yaptı. Başında kalpak vardı. Bütün köylüler onu alkışlarla karşıladı. Ben de o sırada öğretmenimizin bana verdiği şiir ezbere Atatürk'e okudum. Şiiri büyük bir dikkatle dinleyen Atatürk daha sonra muhtarlarla birlikte köy muhtarlığına gitti. Kendisine köyde birkaç hayvan kesilerek ikram verildi. Atatürk karşısında şiir okurken çok heyecanlanmıştım" dedi.

7 yaşındayken 90 yıl önce Atatürk'e okuduğu şiiri aynı heyecanla bir kez daha okuyan Fatma Hızal, zaman zaman heyecanlı anlar da yaşadı. Şiirini okuduktan sonra memlekete gençlerin sahip çıkmasını da isteyen Fatma Hızal, vatanın bölünmez bütünlüğü için herkesin elinden geleni yapmasını istedi.

Savaşın gerçek yüzünü çok iyi bildiğini Hızal, "Savaş sırasında bizlerden köyümüzü terk etmemiz istendi. Biz de fakir halimizle evlerimizi bırakıp üzerlerimize birkaç eşya aldıktan sonra burada bulunan bazı araçların arkasına binip Gelibolu İlçesi'ne ait köylere gittik. Orada bir süre yaşadık. Fakir olmamız nedeniyle ekmek alacak paramız yoktu. Mahallede bulunanlar ise bana 'Sen burada bulunan mahalleliyi davul çalarak sahura kaldır. Bizler de sana biraz harçlık veririz' dedi. Ben de bu şekilde davul çaldım. O paralarla ekmek alıp karnımızı doyurduk" dedi. Bu sözleri anlatırken gözyaşlarına engel olamayan Fatma Hızal, "Savaşın ne demek olduğunu burada çok iyi anlayabilirsiniz" dedi.

http://www.burasicanakkale.com/burasica ... vaslar.htm

Resim

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Anılarla Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk
İletiTarih: 24 Arl 2013, 23:36 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
ZAFER'İN CANLI ŞAHİDİ

7 çocuk 21 torun 3 tane torunun torunu bulunan Tayiş Ediz, 1. Dünya Savaşı'nı gördüğünü ve o yılları yaşadığını belirterek, Kırıkkale Yahşihan mühimmat depolarından mermi ve silahları cepheye taşıdığını, o günlerde çılgın Tayiş lakabını aldığını anlattı.

Savaş döneminde Türk milletinin çok sıkıntı çektiğini anlatan Tayiş Nine, "Bu millet kazandıkları zaferleri kolay kazanmadı. Atatürk bu millete inandı ve Türk milleti dünyaya birlik ve beraberliğin ne olduğunu öğretti" diye konuştu.

Mustafa Kemal Atatürk'ün çektiği sıkıntıyı kimsenin çekmediğini belirten Tayiş Ediz, "Şimdi sıkıntı çektiklerini söyleyenlere ben gülüyorum çünkü Türk milleti sıkıntının ne olduğunu 1. Dünya Savaşı'nda gördü ancak buna rağmen hiç kimseye boyun eğmedi, dilenmedi, imanına ve Türklüğüne güvenerek bu ülkeyi düşmana karşı amansızca savundu" dedi.

Tayiş Nine, "7 sene kıtlık gördük. Şimdiki gençlik ne gördü ki bizler ne sıkıntılar çektik. Atatürk bu vatanı bizlere kazandırmak için elinden geleni yaptı. Atatürk altında bir at ile köy köy gezerek savaşları kazandı. Yeni nesil, topraklarımıza Atatürk gibi sahip çıkmalı. Benim yaşadıklarım ve gördüklerim anlatmakla bitmez" şeklinde konuştu.

Tarihi ulu çınar olan Tayiş nine eşini otuz yıl önce kaybetmiş. Kızı Gülsüm (65) ve damadı Mehmet ile müstakil bir evde beraber yaşayan Tayiş Nine, hayatı boyunca hiç doktora gitmediğini, yemek ayrımı yapmamakla birlikte yoğurt, pekmez, turşu ve sebze yemeklerini tercih ettiğini anlattı.

Hayatı ve yaşamayı çok sevdiğini belirten Tayiş Nine hiç sinirlenmediğini, kendisini ziyarete gelenlerden çok memnun olduğunu ifade etti.

http://www.burasicanakkale.com/burasica ... vaslar.htm

Resim

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni bir konu gönderCevap gönder 22 sayfadan 22. sayfa   [ 320 ileti ]
Sayfaya git Önceki  1 ... 18, 19, 20, 21, 22


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan SiyasiForum.net Siyasi Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. SiyasiForum.Net hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde dönüş yapacaktır. Forumumuz kesinlikle hiçbir şekilde parti, örgüt, kurum, kuruluş ve oluşumu desteklememektedir. Tüm Problemler ve Reklam İçin: İletişim Formu için tıklayınız.