Yazı boyutunu değiştir
Sistem saati: 16 Oca 2018, 16:48


Yeni bir konu gönderCevap gönder 2 sayfadan 1. sayfa   [ 17 ileti ]
Sayfaya git 1, 2  Sonraki
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Atatürk'ü Masonlar Öldürdü!
İletiTarih: 04 Oca 2012, 14:33 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan

Resim

Yıl 1948, Ağustos 1'i. Yunan Komünist Halk Cumhuriyet (ELD)'nin "Laiki foni" yani "Halkın sesi" isimli gazetenin 685'inci nüshasında, Bulgar Yahudilerinden 33 dereceli farmason Avram Benaroysan şunları yazar: "Mefkûremizi imha edici darbe vuranların akıbeti, feci şartlar altında ölümdür!.." 33 dereceli komünist mason hangi darbeden bahsetmektedir ve "akıbeti feci şartlar altında ölüm" olan kimdir? Bırakalım onu da kendi söylesin: "(..) Mustafa Kemal Atatürk, 10.10.1935 tarihinde Ankara Çankaya köşkünde doktor Mim Kemal Öke'ye hitaben, 'Mason cemiyetinin faaliyetini inkılaplarımıza muarız gördüğüm için kapatılmasını elzem gördüm. Bu dakikadan itibaren bu cemiyeti ölmüş biliriz. Ve bir daha diriltmeğe teşebbüs etmeyiniz' demişti...

O zannetti ki; bütün muhalif ve muarızlarını tasfiye ve bertaraf ettiği gibi masonları da tasfiyeye tabi tutmaya muvaffak olacaktır. Fakat asla! Türkiye'deki mason cemiyetinin Kemal Atatürk tarafından kapatılarak faaliyetinin durdurulduğunu Moskova'da tarihî bir yerde yoldaşlar arasında yapılan bir toplantıda işittiğim zaman, beynimden okla vurulmuş gibi sersemledim. Heyecandan şaşırmış bir hâlde, oradakilere şaşkınlık içinde haykırdım: -'O sarı lider ortadan suret-i katiyetle kaldırılacaktır!' İşte böyle... 1948 yılı Ağustos ayının 1'inde Yunan Komünist Halk Cumhuriyeti örgütünün yayın organı "Laiki Foni"nin 685 sayılı nüshasında Ege ve Balkanların kıdemli komünistlerinden 33 derece mason Bulgar Yahudi Avram Benaroyas'ın itirafları. Bu itiraflar General Cevat Rifat Atilhan tarafından çevrilmiş, "Atatürk'ün Ölümündeki Sır Perdesi" alt başlığı ile gazeteci Ogün Deli tarafından kaleme alınan "Agoni" isimli derlemeye de alınmıştır. Biz oradan aktarıyoruz. Evet, Atatürk Türkiye'deki mason derneklerini, "Kökü dışarıda yahudi uşakları" diyerek kapatıyor ve dünya masonları bunun üzerine Moskova'da gerçekleştirdikleri bir toplantıda, "O sarı lider suret-i katiyetle ortadan kaldırılacaktır!" kararı alıyorlar. Sonrasını zamanın kıdemli komünistlerinden 33 dereceli mason Avram Benaroysan'ın kaleminden okumaya devam edelim:

"-Atatürk'ün âni bir dönüşle mason cemiyetini kapatması bizi pek derin bir düşünceye sevk etmişti. İlk anlarda Kemal Atatürk'ü silâhla ortadan kaldırmayı düşündük. Çünkü o, felsefemizin Türkiye'de yerleşme imkânlarını ortadan kaldırmıştı. Bu sebeple kendisinin de ortadan kaldırılması son derece elzemdi."

Localarını kapattığı için Atatürk'ü "ortadan kaldırma" kararı alan mason-komünist ittifakı silâhla öldürme riskini başarı şansı yüzde 10'larda olduğu için tercih etmez. O zaman şu kararı alırlar: "-Onun ölümü esrarengiz olacaktır!" Balkanların kıdemli komünisti, 33 derece mason Avram Benaroysan'ın 1948'de kaleme aldığı itiraflarında Atatürk'ü esrarengiz ölüme götüren yol haritası şöyle anlatılıyor: "-Mason cemiyeti Atatürk tarafından kapatıldıktan sonra; mason biraderler, cemiyet sanki kapatılmamış ve Atatürk'le aralarında hiçbir ihtilaf yokmuş gibi vaziyet aldılar. İmkân buldukça onun her hareketini alkışladılar ve zamanla onun etrafında bir çember vücuda getirdiler ki; sarı lider kendiliğinden bu çemberin içine girip hayatını bize teslim etti..." Ve devam ediyor üstat mason Benaroysan: "-Doktorlarımız Atatürk'ün ölümünün ani oluşunu tehlikeli gördüklerinden; 1937 ortalarında, ismini açıklayamayacağım bir doktor, bazı şöhretlere dayanarak Atatürk'e ilk darbeyi sinir organlarını za'fa düşürmek suretiyle indirdi..." İşin özü bu... Detayları lazer Yayınları arasında çıkan "Agoni"den öğrenebilirsiniz. Yunanistan'da yayınlanan 1 Ağustos 1948 tarih ve 685 sayılı Laiki Foni" gazetesine ve zamanın kıdemli komünisti 33 dere mason Benaroysan'ın hayatına ulaşmak Atatürkçü bir Genelkurmay için, TBMM için, Atatürkçülüğü kimseye bırakmayan emekli generaller, meselâ Çevik Bir için de zor olmasa gerek... Adamlar, mason derneklerini kapattığı için Atatürk'ü biz öldürdük. Önce vurmayı düşündük, sonra başaramamaktan korktuk, onun çevresini kuşattık, güvenini sağladık, sonra da hedefimize ulaştık diyor, Atatürkçüler susuyor, pısıyor... Kur'an kurslarına, başörtüsüne aslan kesilenler masonlarla kadeh tokuşturuyor...

Anlatılanlar hakikat ise, yedi düveli yenen Atatürk, üç buçuk masonun elinde can çekişe çekişe can vermiş ve onun canını alanlardan hesap sorulmamış, bu ayıp bu millete yeter de artar bile... Ya sonra? Mason dernekleri 1948 yılında "İnönü'nün emri ve Celal Bayar'ın desteği ile" tekrar faaliyete geçtiler. Halkevlerine devredilen mallarını da geri aldılar... Peki, burada bitti mi?..Hayır, bitmedi, bitmeyecek gibi de görünmüyor... Atatürk'ün bedenini ortadan kaldıranlar oklarını onun ilkeleri ve felsefesine, onun çok sevdiği milletine ve milletinin değerlerine tevcih ettiler...

Üzülerek ifade edelim ki bu bahiste de başarılı oldular... Lütfen, "Atatürk'ten, millî devletten, Lozan'dan vazgeçin" diyen ve "Şehitlik ve gazilik kavramları kaldırılsın" diyenlerle, "Türkiye mozaiktir, millet değil, halklardır" diyenlere dikkatle bakınız...

Pek çoğunun yüksek dereceli masonlar olduğunu göreceksiniz... Ben daha ne diyeyim!..

Hasan DEMİR, Yeniçağ, 26.12.2005

http://www.yenidenergenekon.com/298-33- ... n-itirafi/

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk'ü Masonlar Öldürdü!
İletiTarih: 04 Oca 2012, 14:36 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Resim

ATATÜRK'Ü MASONLAR ÖLDÜRDÜ

Atatürk'ün ölümü üzerine hiç bu kadar detaylı, bu kadar açık belgeler halka verilmedi. Açık belgelerle Atatürkün ölümünün sır perdesi...

Atatürk sirozdan mı öldü? Yoksa sanıldığının aksine farklı sebeplerden mi? Bunu bu yazımızda öğreneceğiz. Üzücü ama gerçek bir yazıda...

Bölüm 1

Atatürk fani hayata veda edip gidiyor, herkes ellerini kavuşturmuş, büyük bir acz içinde duruyor, kimsenin elinden bir şey gelmiyordu...

Atatürk artık karaciğersiz bir insan gibi büzüşmüş, karnı davul büyüklüğünde seyir etmişti. Atatürk'ün yanında onlarca emir kolu vardı. Atatürk'ün tek dayanakları onlardı. Kimse yanına koyulmazdı. Doktorları Atatürk'ü iyileştirmek için ellerinden geleni yapmışlardı... Atatürk'ü geç teşhisten yolcu eden doktorlardan bahsediyoruz... Ama onlarında ellerinden bir şey gelmiyordu. Belki de onu yolcu edenler doktorlar değildi? Belki de Atatürk siroz denen o mendebur hastalıktan ölmemişti? İşte olay burada başlıyor ya!

Atatürk'ün Doktorları...

Atatürkün tedavisinde sorumlu olan doktorlar müdavi ve müşavir olmak kaydıyla 2 çeşite ayrılıyordu. Müdavi doktorları Prof Dr. Neşet Ömer İrdelp, Prof Dr. Nigad Reşad Belgerdi. Müşavir doktorlarıda 5 hekimden oluşmaktaydı. Müdavi hekimler Atatürkün sağlık durumunu zamanı zamanına takip edenlerdi. Müşavirler ise Gerekli zamanlarda tedavi eden hekimlerdi.

Atatürk'ün Hastalığı...

Atatürk 1916 yılında Akciğer iltihabıyla yatağa düşüyor, 1918'de böbrek rahatsızlığıyla hastalanıyor, 1919'da Şişlideki evinde kulak ragatsızlığı baş gösteriyor. 1921 yılında Atatürkün sol yanağında çıban çıkıyor. 1921 yılında Ata binerken 3 kaburgası kırılıyor. 1923 yılında bilindiği gibi ufak - tefek kalp rahatsızlıkları geçiriyor. 1936 Kasım ayında üşütme olayı geçiriyor. Asıl öldürücü hastalık 1936 Sonunda başlıyor... Son dokuz saat... Koca bir tarih göçüyor bu diyardan... 10 Kasım 1938 Perşembe saat: 00:05'te sonda ile 140 cc'lik idrar boşaltıldı. Saat 02,00'de yarım balon oksijen verildi. Saat 02,45'te 1.cc'lik Huile de Camphree şırınga edildi. Saat 3,30'da koltuk altından ateşi alındı(Ateşi normaldi) Aralıklarla oksijen verimi devam etti. Saat 06,25'te solunum yüzeyselleşti ve hırıltı azaldı. Saat 07,45'te 37,7 cc, nabız 124 olarak kaydedildi. Saat 8.00 glikozlu serum verildi. Saat 8.00'i geçerken Atatürk'ün yüzü daha da soldu. Sapsarı oldu. Ve birden gırtlağından '' Hi, Hi, Hi...'' diye sesler çıkmaya başladı. Bu sırada oradaki doktorlardan Kamil Berk gözleri yaşlı ve eli karyolaya dayalı olarak diğer elindeki ıslatılmış pamukla Atatürkün ağzına su verme çabasındaydı. Prof. Dr. Süreyya Hidayet ile Dr. Abravaya Marmaralı, tabanla ilgili refleksleri kontrol etmektedit. Saat: 8,05'te 1 cc Huile Camphree ve 500 cc glikozlu serum yapıldı. Saat: 08,25'te toplar damar için 1/8mgr ouabaine şırınga edildi. Saat 8,30 da 500 cclik glikozlu serum tekrarlandı. Saat 09,00... Nabız 130... soluk alıp verme 34...Atatürkün gözleri kapalı ğöğsü sık sık inip çıkmakta. Başta bulunduğu oda olmak üzere, bütün dolmabahçe sarayı derin bir sessizlik içinde... Saat 09,05, Atatürk birden gözlerini açtı, başını sert bir hareketle sağ tarafa çevirdikten sonra tekrar önceki durumuna getirdi. Son nöbet defterine şu yazıldı: Saat: 09,05 vefat etmişlerdir...

Hastalığın teşhisi nasıl yapıldı? Kim yaptı?

Atatürke ilk teşhisi koyan Prof. Dr. Nihat Reşat Belgerdir.

''Atatürk geceyi teram oteldeki apartmanında geçirdi. Ertesi sabah otelde, kendine mahsus olarak yaptırılan banyo dairesine girdi ve beni çağırdılar. Şikayetlerini bana bildirdi. Kaşıntıya çare bulmasını istiyordu'' Doktor Atatürkü teşhis eder. Atatürk ''kaşınıyı buldunuzmu nedir?'' diye sorar. Doktor, evet efendim. Kaşıntınızın tek nedeni karaciğer rahatsızlığıdır. Karaciğeriniz sertleşmiş ve biraz büyümüştür. Atatürk birden şaşkına döndü..Ama ne çare...Her doktor farklı teşhis koyuyordu. Kimine göre ise Karınca ısırmasıdır...

Atatürk, gerçekten alkole bağlı sirozdan mı ölmüştür?

Bu konudaki en büyük eksiklik Atatürk otopsisinin yapılmamaış olmasıdır. Uzun yıllar görev yapan doktorlar bile bunun alkoldenmi olduğunu kestiremiyorlardı. Atatürk'ün ölümüne yönelik iftiralar tümüyle deli saçmasıdır. Diğer iftira, yalan, uydurmalarında olduğu gibi ciddiye alınacak yanı yoktur. Biz, ana amaç olarak, bu saçmalıklara yanıt vermeyi değil, sözü edilen konularda bilgilendirmeyi esas alıyoruz. Kişiler; doğrularla, gerçeklerle donatılsın ki bu saçmalara kapılmasın diyoruz. Atatürk tarafından bedava kazanç yolları kapatılan din tacirlerinin tabanı haline gelinmesin istiyoruz.

http://www.facebook.com/notes/-mustafa- ... 412?ref=nf

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk'ü Masonlar Öldürdü!
İletiTarih: 04 Oca 2012, 14:38 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Bölüm 2

Atatürk'ün Ölümü Alkolden mi? Atatürk düşmanları, Atatürk'ün ölümünü alkole bağlarlar, içki içtiği için siroz hastalığına tutulduğunu ve içkiden öldüğünü işlerler. Amaçları; İslam dinine göre içilmemesi gereken alkollü içkiyi Atatürk'ün içtiğini, dolayısıyla iyi insan olmadığına ve sonucunda da bunun karşılığını ölümle bulunduğuna inandırmak, böylece Atatürk düşmanlığı yaratabilmektir. Dinden geçinenler Atatürk düşmanlığı yaratmak için, O'nun ölümünü bu şekilde işlerlerken, diğer yurttaşlar da bilgi eksikliğinden ve bu konunun yeterince işlenmemesinden dolayı, genelde bu şekilde; Atatürk alkolden ölmüştür şeklinde; bilirler. Bu nedenle, konunun ayrıntılı ele alınması ihtiyacı vardır.

Atatürk'ün ölüm sebebi, otopsi yapılmasına gerek olmadığına yönelik düzenlenen raporda şöyle belirtilir:

"... Atatürk'ün vefatına sebep olan müzmin karaciğer hastalığı 'cirrhose ascitogene' tabii seyrinde devam ederek karaciğer büyük kifayetsizliğine bağlı derin koma ile husule geldiği ittifakla tesbit edilmiş(tir)..." (karın içinde sıvı, asit toplanması)

Ölüm raporunda ise hastalığın teşhisi şöyledir:

"... hastalığın bir 'hepatite sclerocongestive ethylique' olduğu tesbit edilmiştir..." (alkolle ilişkili karaciğer iltihabı)

Birinci raporda ölümün "cirrhose ascitogene" (karın içinde sıvı, asit toplanması)'ndan meydana geldiği; ikinci raporda da hastalığın "hepatite sclerocongestive ethylique" (alkolle ilişkili karaciğer iltihabı) olduğu belirtilmektedir. İkinci raporda siroz hastalığı alkolle ilişkilendirilmektedir. Ölüm raporunda böyle denilince, ölümün alkolle ilişkilendirilmesi yaygın kanı haline gelmiştir. Oysa bugün, tıbbın ulaştığı düzey içinde, konunun uzmanları, biobsi yapılmadan, bazı tıbbi tahliller yapılmadan böyle bir kanıya varılamayacağı görüşündedirler. Ayrıca siroz, alkolden de olmuş olabilir, sirozu meydana getiren diğer nedenlerle de olmuş olabilir; bugün bu konuda kesin bir yargıya varmak mümkün değildir; bir karar spekülasyon olur; kanısındadırlar.

Atatürk'e biopsi yapılmamış, otopsi de yapılmamıştır. Sirozun nedenini belirlemek için bugün gerekli görülen tahliller o günlerde bilinmemektedir. O halde sirozu alkole bağlama, tamamen, siroz konusundaki genel bilgiden ve Atatürk'ün alkol almasından yola çıkılarak yapılan varsayımdan kaynaklanmaktadır. Yani tıbbi bir sonuç değildir, sadece gerekli tıbbi tahliller yapılmadan varılan bir sanıdır. Bunun bir sanı olduğunu, karar olmadığını, bu konuda ölümünden önce de değişik görüşlerin ortaya çıkmış olduğunu, 3 Ağustos 1938 tarihli bir konsültasyon raporunda görüyoruz. Raporun konuyla ilgili maddeleri:

"1. Atatürk'te bir siroz vardır. Asit yapmış, biraz süb-ikter (gözde sarılık) meydana getirmiştir.

2. Bunun esaslı nedeni alkoldür.

3. Evvelden Atatürk'ün çektiği malaryanın (sıtma, ki Atatürk 2 kez sıtma geçirir) bir tesiri olmadığını katiyetle (kesinlikle) söylemek mümkün değildir...

6. Eppinger'in (yabancı doktor), hepatit sirozu cay-ı sualdir (tartışmaya değerdir)"

Görüldüğü gibi sadece bir raporda sirozun nedeni üzerine 3 ayrı görüş var. Birinci görüş alkolden, ikinci görüş sıtmadan, üçüncü görüş hepatit virüslerinden. Atatürk'ün hastalığını konu alan kaynakların incelenmesinden, Türk doktorlarının sirozu alkole bağladıkları, yabancı doktorların ise konuya farklı yaklaştıkları görülmektedir. Yabancı doktorların iki ayrı yaklaşımını 3 Ağustos 1938 tarihli konsültasyon raporunda gördük. Şimdi bir başkasını verelim.

Atatürk'ün muayene ve tedavisi için dört kez getirilen Fransız Prof. Dr. Fissenger ise şöyle diyor:

"Bu hastalığın sırf içkiden geldiği yolundaki düşünce doğru değildir. Benim, Fas, Tunus ve Cezayir'den gelen birçok müslüman hastalarım var ki, ömürlerinde ağızlarına herhangi ispirtolu bir içki koymamışlardır. Dolayısıyla hastalığın daha başka ve önemli sebepleri olduğunu kabul etmek lazımdır. Bence bunlar arasında özellikle dengesiz beslenme tarzı ve devamlı kabızlık gibi sebepler başlı başına yer tutmaktadırlar" Bu açıklamadan sonra daha önce üç olan siroz nedeni aynı hasta için 4'e çıkıyor; alkol, sıtma, hepatit virüslerinin yanına bir de dengesiz beslenme ekleniyor. Hastalık nedeni bunlardan hangisi veya hangileridir? Bu konuda zamanında bir tıbbi inceleme yapılmadığı için bugün söylenecek her şey havada kalacaktır. Tıbbi bir dayanağı olmayacaktır. Bu nedenle ölüm raporunda, sirozun alkolle ilişkilendirilmesini bir varsayım olarak görmüştük.

Klinik tanı alanındaki bu belirsizlikler nedeniyle Atatürk gibi bir kişiye, ölümünden sonra otopsi yapılarak kesin bir teşhis konmaması, bugün bir eksiklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzdeki tıp, karaciğer sirozunun pek çok nedeninin yanında başlıca sebebinin dengesiz beslenme olduğunu ve alkollü içkilerin, o da bazı hastalarda, sadece hastalığı hızlandırdığını ortaya koymuştur.

Bu bilgiler doğrultusunda konuyu irdeleyelim. Atatürk'ün siroz hastalığına sebep olarak gösterilen dört ayrı nedenin dördü de Atatürk'te vardır.

Sıtma: İki kez sıtmaya tutulur. Biri çocukluğunda, biri Mayıs 1919'da Samsun'da.

Hepatit virüsleri: Daha çok diş tedavisi sırasında kapıldığı bilinir. Atatürk; birçok diş tedavisi yaptırmış, diş çektirmiş, üç altın diş taktırmış ve sonunda üst damak protezi yaptırmış, bir kişidir. Bunların birisinde hepatit virüsü kapma olasılığı, o günkü koşulları düşündüğümüzde çok yüksektir.

Dengesiz beslenme: Atatürk, askeri yaşamında özellikle 12 yıllık savaş ortamındaki yaşamında bulduğunu yemiş ve buldukça yemiştir. Cumhurbaşkanlığı döneminde de disiplinli yemek düzeni yoktur. Sabah kahvaltısı yapmaz, yalnız bir kahve ile sigara içer. Öğleyin çoğu kez yemek yerine sadece bir dilim ekmekle ayran veya limonata içer. Akşam yemeğini düzenli yer. Ancak dengeli beslenmiş olduğunu söylemek zordur.

Alkollü içki: İçki içer. Gündüz içmez, akşam sofralarında küçük rakının (35 cl.) yarısını içer, sürekli içici değildir, ciddi konuların görüşüleceği sofralarda ve önemli devlet işlerinin yürütüldüğü günlerde içmez.

Bu durumda siroz nedeni bunlardan hangisidir? Sıtma mı, hepatit virüsleri mi, dengesiz beslenme mi, alkol mü? Yoksa dördü de birden mi? Bugün için sirozun gerçek nedenine ulaşmak pek mümkün görülmüyor. Dolayısıyla Atatürkün ölümü alkolden olmuştur demek doğru değildir, gerçekçi değildir. Atatürk'ün ölümü sirozdandır ama siroz nedeni alkol değildir. Nedenini bir tıp adamının görüşü ile açıklamayalım.

Prof. Dr. Utkan Kocatürk'ün Görüşü:

Prof. Dr. Kocatürk, Kaynakçalı Atatürk Günlüğü'nün son baskısında, konumuzla ilgili bilinmeyen bir raporu ortaya çıkarır ve orijinalini de verir. Rapor 08 Eylül 1938 tarihli; Dr. Nihat Reşat Belger, Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp ve Prof. Dr. Fiessinger tarafından düzenlenmiştir. Prof. Dr. Kocatürk, raporda iki cümleye dikkat çeker ve bir tıp adamı olarak bunların yorumunu yapar. Raporda ön plana çıkarılan cümleler:

"... Bu vakada 'Laennec' tipinde bir skleröz hepatit söz konusu olamaz. Fakat söz konusu olan 'Hanot ve Gilbert' tipinde bir hipertrofi şeklidir."

"Prof. Dr. Fiessinger söz konusu rapora ayrıca şu notu koymuştur:

'Teşhis, Mart ayında formüle edilen teşhistir: Hepatite Sclereuse hypertrophique, type Hanot et Gilbert'."

Prof. Dr. Kocatürk'ün yorumu:

"Bugüne kadar bilinmeyen bu rapor, Atatürk'e 07 Eylül 1938'de yapılan karın ponksiyonundan (su alınması) bir gün sonraki muayene bulgularına dayanılarak düzenlenmişti. Karaciğerin küçülmeyip, yine Mart ayındaki muayenede belirlenen büyüklüğü koruması ve üzerinin pürtüksüz oluşu, Prof. Dr. Neşet Ömer (İrdelp) ile Dr. Nihat Reşat Belger'i de alkole bağlı atrofik siroz tanısından bir ölçüde uzaklaştırıp Prof. Dr. Fiessinger'in ileri sürdüğü hipertrofik siroz tanısını kabule yönelttiği anlaşılıyor. Tıp dilinde 'Laennec tipi skleröz hepatit' alkole bağlı siroz demektir; 'Hanot ve Gilbert tipi skleröz hipertrofik hepatit' ise safra yollarındaki kronik tıkanma sonucu gelişen siroz (biliyer siroz) anlamını taşır.

Prof. Dr. Fiessinger, söz konusu rapora özel olarak kaydettiği notta 'Teşhis, Mart ayında formüle edilen teşhistir: Hanot ve Gilbert tipi skleröz hipertrofik hepatit' ifadesine yer verdiğine göre, Mart ayındaki ilk teşhisinde de Atatürk'teki siroz şeklinin alkole bağlı olmadığını düşündüğünü göstermektedir. Prof. Dr. Fiessinger'in gerek Mart ayındaki muayenesinde, gerekse 08 Eylül 1938 tarihli raporda yer alan bu tanısına rağmen, sürekli ve danışman hekimler tarafından 10 Kasım 1938 tarihinde düzenlenen 'Atatürk'ün Ölüm Raporu'nda, mevcut sirozun alkole bağlı bulunduğunu ve Prof. Dr. Fiessinger'in de bu görüşte olduğunu(!) belirtmek üzere '... Mart başlarında Paris'ten çağrılan Prof. Dr. Fiessinger ile Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp arasında Ankara'da bir tıbbi danışma daha yapılarak büyük bir karaciğer ve büyükçe bir dalak bir kere daha müşahade edilmiş ve aynı teşhis konularak, hastalığın bir 'hepatite sclerocongestive ethylique' olduğu cümlesine yer verilmiştir."

Prof. Dr. Kocatürk bu yorumunda, Türk hekimlerince düzenlenen 10 Kasım 1938 tarihli "Ölüm Raporu"nda, sirozun alkole bağlı olduğu tanısına Prof. Dr. Fiessinger'in de ortak edilmesini nazik şekilde haklı olarak eleştiriyor. Ortaya koyduğu rapor ve yaptığı yorum ile sirozun alkole dayalı olmadığını açıklığa kavuşturuyor. Kendileri ile yaptığım görüşmede edindiğim bir bilgi ile konuyu sonuçlandıralım. "Alkole bağlı sirozda karaciğer küçülür, diğer nedenlere bağlı sirozda karaciğer büyür ve büyüklüğünü korur." Atatürk'ün ilk muayene raporlarında ciğerin büyüdüğü, son raporlarda, 08 Eylül tarihli raporda olduğu gibi, ciğerin büyüklüğünü sürdürdüğü, küçülmediği belirtilmektedir.

Dolayısıyla Atatürk'ün sirozu, alkole bağlı bir siroz değildir. Çünkü karaciğeri büyümüştür. Ölümü sirozdandır ama sirozu alkolden değildir. Ölümü alkolden olmamıştır.

Bu bölüme kadar Atatürk'ün ölümü üzerine konuştuk, neden öldü, neydi hastalığı, detaylarıyla verdik. Peki Atatürk ya öldürülmek istendiyse... Kesinleşen tek şey Atatürk'ün alkolden ölmediğidir!

Sır perdesini şimdi aralıyoruz...

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk'ü Masonlar Öldürdü!
İletiTarih: 04 Oca 2012, 14:39 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Bölüm 3

Atatürk'ün Ölümündeki Sır Perdesi

Atatürk acaba Masonlarca mı öldürüldü?

Atatürk bilindiği gibi İttihat ve Terakki partisinde bulunuyordu. Bu dönemler içerisinde dönmeler ve masonlarla sık sık karşılaşmıştır. Atatürk'e Anadolu'da ki bazı kimseler ciddi bir tavırla ''mason'' ünavını koyuyorlardı. Atatürk masonlukla ilgili hiç konuşmazdı. Atatürk 1935'lerde telgraf üstüne telgraflar alıyordu. Masonlar Atatürk'e hoşgörülerini sunuyorlardı. Atatürk daha sonra bu masonların taksimat ve ahvaline ilişkin bilgileri halk partisine vererek kapanmasına dalalet etmesini istiyordu. Atatürk 2 şeyi sevmezdi bu konuda... Biri masonlar, diğeri dönmelerdi... Çünkü masonluk Yahudi tarikatından başka şey değildi. Memleketimizde de olmamalı, ne gerek var? sözleri ülkede yankı buluyordu! Ve Atatürk'te sevmiyor ve saymıyordu! Daha sonraki günlerde meclise gelen Recep Peker ''Arkadaşlar masonluk kalmamıştır, localar kapatılmıştır'' diyerek sözü noktalıyor ve salon alkışa boğuluyordu. Artık Atatürk'ün, milletin ve Atatürk'ün yakın arkadaşlarının istekleri de yerine başarıyla gelmiş oluyordu. Anadolu ajansı 10 Ekim 1935'te gazetelerin merkezlerine ''Masonların mallarının, mülklerini her şeylerinin sosyal kurumlara gönderildiğini de beyan etti'' Ama gelin görün ki İnönü'nün emriyle 1948 yılında masonlar tekrar devreye giriyorlar...

Bu olay yurtdışında da yankı buldu. İstiklal Savaşı gazetesinde yayınlandı. Ardından yunan gazetelerine de sıçradı. Bu olayı öğrenen yurtdışında ki masonlar Atatürkü ortadan kaldırmak amacıyla girişimlere başladılar. 33 dereceli farmason Bulgar yahudi kıdemli komünist mübeşşiri varnalı Avram Benaroyas yazısında ''Mefkuremizi (Masonluğuma anlamında) imha edici darbe vuranların akıbeti, feci şartlar altında ölümdür... ... Nihayet bir gün Kremlin kati kararını verdi. Onun ölümü esrarengiz olacak ve kendine göre esrar arz edecekti.'' İşte Atatürk 'e saldırı başlamış oldu.

Doktorlar Atatürk'ün ani ölümünü asla kabul etmezler çünkü ülkede büyük bir tehlike yaratır ve suikast sonucu gittiği anlaşılır diyerekten İsmini açıklamak istemediği doktor Atatürk'e ilk vurucu darbeyi sinir organlarına yaptı. Ve maalesef başarılı olundu. Atatürk'ün sinir organları felce uğradı. Ve Atatürk'te zaman zaman burun kanamaları, baş dönmeleri, istifralar, karşısındakini tanımama gibi sorunlar baş gösterdi.

Evet, Atatürk Masonları sevmezdi. Ve zararlı oldukları için kapattırdı. Ardından masonlar Atatürk'ü yok etmek için girişimlere başladılar. Bu masonlar içinde Türk 2. Mason lideri Mustafa Hakkı Nalçaçı da vardı.

Şimdi elimizdekilere bir bakalım... Masonlar öldürdü meselesi : Masonların öldürdüğü kesin değildir. Çünkü masonlar öldürseydi, Atatürk hiçbir hastalıktan ölmemiş olacaktı. Bilindiği gibi Atatürke 4-5 adet hastalık teşhisi koyuldu. Ve bu belirtiler Atatürk'te oluştu. Yani Eğer masonlar öldürseydi. Atatürk bu hastalıkları sağ geçirmiş olacaktı. Oysaki Atatürk onlarca hastalık atlattı. Ama yenildi... Atatürk masonlarca öldürüldü iddaası net olmamakla birlikte, doktorlarcada açık ve delilli bir şekilde söylenmektedir.

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk'ü Masonlar Öldürdü!
İletiTarih: 04 Oca 2012, 14:40 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Bölüm 4

Atatürk'ün İşte Asıl Ölüm Nedeni

Elimizdeki her şeyi bir kenara koyuyoruz ve işte asıl nedenini topladığım farklı metinlerle size ispat ediyorum...

Atatürk'ün ölüm nedeni Alkole bağlı Siroz değildir. Siroz'dan ölseydi Karaciğeri şişmiş olmazdı. Farklı çeşit bir sirozdan ölseydi de böyle farklı teşhisler koyulmazdı. Atatürk böbreklerindeki iltihap ve sıtma hastasıdır fakat ölüm nedeni kendisine verilen civalı diüretikdir. Bu da onun öldürürdügünü bilimsel olarakta ortaya koyar.

Atatürk Sıtma hastalığına daha öncedende yakalanmıştı. Bu hastalık ilerlediği zaman siroz ve daha birçok pis hastalığa neden oluyor. Erken teşhis edilseydi bu sıtma denen hastalık düzeltilebilirdi. Ama geç teşhis edilmesinden ötürü hastalık ilerliyor ve akabinde sirozu, karaciğer rahatsızlıklarını ve masonlar sorununu açıyor. Böylece Atatürk 'ün ölümü esrarengiz bir olaya dönüyordu.

Ogün Deli'nin yazmış olduğu Siyasi Suikast adlı eserde şöyle yazmaktadır. Atatürk'ün hastalığının geç teşhis edilmesi o günkü ve bugünkü tıp bilimiyle ilgilenen ve eli kalem tutanların hep dile getirdikleri ana temadır. Aslında bu konuyu teyit eder en önemli bilgilerin başında bizzat Atatürk'ün şu sözleri de mevcuttur. Atatürk'ün Afet İnan'a 14 Haziran 1938 tarihli yazdığı mektubunda;

"Afet, Vaziyetim şudur; bence doktorların yanlış görüş ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamış ilerlemiştir…." Demekteydi. Fakat yıllar sonra ortaya çıkacak olan bilgi ve belgelerin Atatürk'ün bir hastalık sebebiyle değil bir suikast sonucuyla öldüğünün işaretlerini ortaya koymaktadır. Salyrgan ilaç Atatürk'ün karnında oluşan asitin alınması yani tedavi edilmesi maksadıyla verildiği söylenmektedir. Bu ilaç bir Diüretiktir. Diüretikler, idrar itrahını çoğaltan ilaçlara verilen bir isimdir. Direk olarak böbreklere olan tesirleri bilinmektedir ki burada Atatürk'ün yukarda da anlattığımız gibi Böbrek hastalığı mevcuttur. Vücutta anormal toplanan mayi (asit-ödem) çıkarmak için yahut kanda toplanmış olan toksin cisimlerin itrahını kolaylaştırmak için kullanılırlar. Bunların kullanım çeşitleri ise; A-Su B-Osmatik tesirli olanlar C-Xanthine türevleri; Kafein v.b…. D-Civalı Diüretikler ,Civanın organik bileşikleri, Salyrgan,Novurit,Neptal E-Indırek Diüretikler, Kardiyotonikler, Dijital cisimler F-Dokuların su tutma kabiliyetini azaltan Troid Tozu Civalı Diüretiklerin kısa tarihine baktığımız da 16. yüzyılda Paracelsus Kalomeli Diüretik olarak kullanılmıştır.Bu 1950'li yıllarda diüretik olarak kullanılan ilaçlar civanın organik bileşikleridir. Bunlar mevcut diüretiklerin en kuvvetlisidir Civanın büyük bir organik molekülle birleşmesinden meydana gelmiştir. Cıvalı Diüretikler dokulardan çabuk imtisas olunurlar.Teofilin ilavesi imtisası şiddetlendirir.İtrah tübülilerden pek çabuk başlar. % 70-80'i ilk günde itrah olunur,gerisi organizmada tutulur.Bu kısmın itrahı yavaş olur. Vücutta bu bileşiklerden cıva iyonu yavaş yavaş serbest hale geçerek diüretik tesir gösterir.Bilindiği gibi cıva'nın diüretik tesiri toksin tesirinin en erken belirtisidir. Fakat 1928 yılında GOVAERTS direk böbreklere tesir ettiğini gösterdi.Şu halde Bu ilacın tesiri direk böbrekler üzerinedir. Cıva'lı Diüretikler verildikten sonra,ödemli dokulara konulan kanülden mayiin akımı hızlanır ve çoğalır ki bu da dokulara direk tesir lehinedir…cıvalı diüretiklerin renal tesirleri yanında ekstrarenal tesirleri vardır…cıvalıların teofilinle birleşmeleri ilacı daha az toksin kılar ve itrahı hızlandırır. Cıva'lı diüretiğin tesiri adaleye şırıngasından iki saat sonra başlar.6-9 ncu saatte maksimuma erişir ve 12-24 saatte biter.Tek bir şırıngadan sonra,ödemli hasta da 3-5 ve bazen 10 lt. idrar çıkabilir.Lakin her diüretik gibi bazen tesirsizde kalabilir.Tesir sonra ki şırıngalarda hafifler,lakin tahammül husule gelmez.Cıva'lı diüretik tesiri ile tuz itrahı çoğalır;günde çıkan tuz miktarı 30-80 gr. olabilir. İşte ince nokta, Atatürk'ün ölümü...

Cıva'lı diüretik kullanırken bazen cıva ile Akut zehirlenme arazına benzeyen belirtiler olur. Albüminuri, silendrüri, hematüri, salivasyon, stomatit, hemorajik, kolit ve dolaşım kollapsı gibi bazı şahısların cıva'ya karşı mutad dışı hassas olmaları veya cıva itrahının çabuk olmaması ve böbreklerin çalışmalarında evvelden mevcut olan bozukluk buna sebeptir… Bazı Şahıslarda nadir tesadüf olunan cıvalılara karşı idyosen krızi,ateş ve deride erüpsiyon ile kendini gösterir. Civalıların damara şırıngalarında ventrikül fibrilasyonları ile ölüm vak'ası kaydedildi. Bilhassa bu yoldan verildiği zaman,kalp üzerine olan fena tesiri elektrokardiyogram da ritim ve iletim bozuklukları ile kendini gösterir. Diğer bir takım toksik belirtileri,Civalı diüretiklerin husule getirdikleri şiddetli diürez ve tuz kaybı neticesi olarak meydana gelen elektrolit muvazenesi bozulmasından ileri gelir. Bu hallerde sodyum kaybına (depletion of Sodium) ait belirtiler; ZAFİYET, BULANTI, KUSMA, ADELE KRAPLARI, KARIN KOLİKLERİ, APATİ UYUKLAMA, DELİR, NİHAYET KOMA DA ÖLÜM görülür. Dıjıtalin tedavisinde bulunan yaygın ödemli bir hasta da dijıtal mobilizasyonu ile birden ölüm, nadir de olsa görülebilir. İşte bu kadar tehlikeli olan ilacı 3 Ağustos 1938 tarihinde yapılan konsültasyondan sonra hazırlanan raporun "Tedavi kısmında şöyle geçmektedir: "a-Asiti Salyrgan şırıngalarıyla giderilmeye çalışılmalıdır. b-2-3 defa dan sonra Ponksiyon yapılacaktır. Salyrgan'dan evvel chloryre d'ammonium'la hazırlanmalıdır. "Yine Fransız doktor Fissinger'ın karşı olmasına rağmen. "c- Oubaine şırıngaları (Kalbi güçlendirecek iğneler) yapılacaktır." Bu vücuttaki asidin atılmasına dair verdiğimiz cıvalı diüretiklerin yanında birde karından ponksiyon yapılması yani su alınması da gündeme gelmektedir.

ATATÜRK SİYASİ BİR SUİKAST SONUCU MU ÖLDÜRÜLDÜ?

Maalesef Atatürk siyasi bir suikast sonucu öldürülmüştür! Bununla ilgili ipuçlarına baktığımızda karşımıza pek çok delil çıkmaktadır. Bunlardan ilki, 1 Ağustos 1948 tarihli ve 685 sayılı Yunan Komünist halk Cumhuriyeti, E.L.D'nin Erkani Harbiye organı "Halkın sesi", Laiki foni gazetesinde, Bulgar Yahudilerinden 33 dereceli Farmason Avram Benaroyas'ın yazısında; "Mefkûremizi imha edici darbe vuranların âkıbeti, feci şartlar altında ölümdür. Türkiye'nin mağrur Sarı lideri Mustafa Kemal Atatürk, 10 Ekim 1935 tarihinde Ankara'da Çankaya köşkünde Doktor Mim Kemal Öke'ye hitaben, 'Mason cemiyetinin faaliyetini inkılâplarıma muarız gördüğüm için kapatılmasını elzem gördüm. Bu dakikadan itibaren bu cemiyeti ölmüş biliniz ve diriltmeye teşebbüs etmeyiniz" demişti. Diğer bir Yunan basınında çıkan yazı da ise, Halk cephesi, Laiko Metopa gazetesinde, 1-2-3-4-5 Eylül 1949 tarihli yazı Apostolos Grazos kalemiyle neşredilmiştir. Bu yazıda ise; "Filistin Siyon kolonilerini meydana getirmek için, Osmanlı İmparatorluğu'nu parçaladık. Bundan sonra yapılması elzem olan, ikinci, üçüncü ve dördüncü vazifeler geliyor ve bunları seri olarak tatbik etmek isteniyordu ki ; Doktor Abravaya ve Fissenger cidden bu işte fedakarâne çalıştılar. Bazı Avrupalı tıp dahileri, siroz mütehassısları, Sarı liderin hastalığı ile meşgul olmak istediklerini bildirmişlerse de; Türkiye'deki mukaddes üçgenimizin meydana getirdiği muhkem mevki ve selâhiyetlerini cemiyetimize muhalif olanlara Sarı liderin tedavisinde vazife vermemekle bize pek âlâ ispat ettiler. Sarı liderin ölümü bir gün meselesi hâline gelmişti. Onun ölümünden her suretle istifade etmeliydik." Burada dikkat çekilen konular Türkiye'de faaliyet gösteren Masonların Atatürk'ün emriyle cemiyetlerini kapatmaları, kurulması uzun yıllardan beri belirli bir program dahilinde yürütülen İsrail Devletinin kurulma aşamasını anlatmakta. Öncelikli olarak Masonluk ve Masonların Atatürk ile olan ilişkilerine bakmak gerektir. Atatürk'ün çevresinde yer alanların büyük bir çoğunluğunun mason cemiyetine üye olduklarını izlemekteyiz. Aslında Masonların Atatürklede ciddi bir sorunları yok gibi gözükmektedir. Ya da öyle gözükmektedir. Konuyu daha iyi anlaya bilmek için granda'nın aktardıklarına bakmak gerekiyor; "...Adliye vekili Mahmut Esat (Bozkurt) Karşıyaka'daki Mason Cemiyetinin camlarını tabancayla tuzla buz ettirmiş. Galiba iki el ateş edilmiş Cemiyet üyeleri korku içindeler" Salih Bozok'un bu sözlerinin ardından öfkelenen Atatürk bir süre sofrada bulunanların Masonluk üzerine yaptıkları konuşmayı sessizce dinledi. Bu sohbetten bir zaman sonra tekrar kurulan bir sofra da bulunan, Masonların Büyük Üstadı, Mim Kemal Öke'ye Atatürk dönerek "Kemal Bey, Şimdi sıra sizin, Bize Masonluğu anlatacaksınız. Önce söyleyiniz masonluğun prensipleri nelerdir?" diye sordu. Mim Kemal tek tek anlattıktan sonra Atatürk; "Peki, anlaşıldı. Reisiniz kim" diye sorduğunda, Mim kemal kimsenin söylemeğe cesaret edemediği şu sözleri söyledi; "Memlekette barış ve huzur isteyen ve bütün dünyaya seslenerek bu idealin gerçekleştirilmesine çalışan zatı devletleridir" Atatürk'ün birden kaşları çatıldı. Sesinin tonunu sertleştirerek;

"Ben Mason Cemiyetine girmem. Başkalarının yaptığı prensiplere değil ancak kendi prensiplerime uyarım.(Granda,293-296) Bu sözlerin ardından Mason cemiyetinin kapatıldığı anlaşılmaktadır. Ama bu Yunan basınında farklı tarihlerde yayınlanan haberler dikkate alınarak "katiller şunlardır"dır demek bugün için mümkün değildir. Öyle ki Agoni de biyografileri verilen doktorlar (sayfa 33'den 50'ye ) hedef gösterilerek gerçek suçluların ortaya çıkmasına engel teşkil edecektir. Diğer bir konuda 1933 yılında Türkiye'yi ziyaret eden Amerika Genel Kurmay Başkanı Mc Artur'a bizzat Atatürk tarafından ikinci Dünya savaşının tüm cepheleri anlatılmış olması onun beklenilen bu savaşta olmasını istemeyenlerin mevcudiyetini ortaya çıkarmaktadır. Ya da şöyle bir soru atacak olursak.Atatürk'ün sağlığı yerinde bulunduğu bir zamanda ikinci Dünya savaşı çıkar mıydı? Atatürk'ün vefatına ilişkin, neden-sonuç ilişkisine baktığımızda şu ilginç olayla da karşılaşmaktayız ki bu İsrail Devletinin kurulmasıdır. İkinci Dünya savaşının hemen ardında, Filistin topraklarında kurulan İsrail Devleti,İkinci Abdülhamit'in karşı çıktığı gibi Atatürk'ünde karşı olduğu bir durumdur. Nitekim Dahiliye Vekaleti Matbuat Umum Müdürlüğü 20 Ağustos 1937 tarih ve5476/7/1/K SAYI numarası ve dahiliye Vekili Şükrü Kaya imzası ile Başvekalet yüksek makamına gönderilen tercüme metnin baş tarafında şöyle bir ifade var "Türkçe Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi, Kemal Atatürk''ün Türkiye Millet Meclisinde irad etmiş olduğu bir nutuktan bahsediyor.

Aşağıdaki satırlar bu nutkun Filistin''e taalluk eden kısmından alınmıştır" Bu ifadeden; Bombay Chronick Gazetesi''nin, Gazi''nin nutkunu Hâkimiyet-i Milliye''den iktibas ettiği anlaşılıyor." Demektedir. Metin aynen şöyle: Beyanat 27 Temmuz 1937 tarihli Bombay Chronick Gazetesi''nde "Filistin''e el sürülemez Kemal Paşa Avrupa''ya ihtar ediyor! Türkler mukaddes topraklarda yabancı hâkimiyetine tahammül etmeyeceklerdir" başlıkları altında yayınlanmış. "Arapların Avrupa siyasetine nüfuz edemeyip, bu sözde istiklâl kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa emperyalizmine esir kıldıkları çok şayan-ı teessüftür. Kemal Ataürk'', Filistin'in, Arabistan'a vuku bulacak harekâtın merkezini teşkil ettiği takdirde bura Araplarına yapılacak herhangi bir fenalığa Türklerin de tahammül edemeyeceğini söylemektedir. Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz vakıa birkaç sene Araplar''dan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için, İslamiyet'in mukaddes yerlerini Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzunun altına girmesine mâni olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz.

Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet'e lakayt olmakla itham edildik. Fakat bu ithamlara rağmen Hazret-i Peygamber'in son arzusuna yani, mukaddes toprakların daima İslam hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız. Cedlerimizin Selahattin'in idaresi altında uğrunda Hıristiyanlarla mücadele ettikleri toprakların yabancı hakimiyet ve nüfusunun tahtında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün Allah'ın inayeti ile kuvvetliyiz. Avrupa bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda bütün İslam aleminin ayaklanıp icraata geçeceğine şüphemiz yoktur." İşte bu nutuk ve Atatürk''ün, hemen hemen tamamı İngiliz işgali altında bulunan İslam dünyasının istiklâliyle ilgisidir ki, İngiltere kralı 8.Edwartın Gazi''nin ayağına gelmesini sağlamıştır. Atatürk'ün bu sözleri söylediği tarihe dikkat edecek olursak, 1937'nin Ağustos ayıdır. Buna da bir tesadüf müdür gözüyle bakmamız gerekiyor?

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk'ü Masonlar Öldürdü!
İletiTarih: 04 Oca 2012, 14:42 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Bölüm 5

SONUÇ

Mustafa Kemal Atatürk, fenni raporlarına geçtiği şekliyle, "Alkole bağlı sirozdan ölmüştür" demek çok büyük bir hata olur. Prof. Dr. Neş'et Ömer, Atatürk'ün vefatından sonra yaptığı bir açıklamada, "Atatürk'ün hastalığı rakıdan mı idi? Bunu kat'i olarak kestirmek mümkün değildir." demekte. Atatürk'ün devamlı süratte hastalığı iki şekilde sınırlandıra biliriz. Bunlar Böbrek iltihabı ve Sıtma hastalığıdır.Bu konu da yazılar ve açıklamalarda bulunan Dr. Aytekin Ertuğrul, Atatürk'ün vefatını, alkole bağlı siroz olmayıp, Sıtmaya bağlı siroz olduğunu ileri sürmüştür. Agoni isimli kitabımıza koyduğumuz belgelerden birisi olan ilaç listesinde de sıklıkla kinin ilacın alınmış olması bu dönemde sıtma hastalığına karşı kullanılan bu ilacın Atatürk'e de kullanılması Atatürk'ün, Sıtmaya bağlı siroz hastası olduğunu ortaya koymaktadır. Ama bu hastalık Atatürk'ün vefatına neden teşkil etmez. Atatürk'ün vefatında etkili olan bir ilaçtır ki bugün Dünya Sağlık Örgütünün yasakladığı cıvalı ilaçlardır.Bu ilaçlardan birisi olanda SALYGRAN isimli ilaçtır. Atatürk'ün tedavisi amacıyla 3 Ağustos'tan, 27 Eylül tarihine kadar verilen bu ilacın yan tesirleri bilinmiş olması ve etkilerinin direk böbrek üzerinde bulunması ki Atatürk Böbrek hastasıdır.Konunun uzmanları bu konuda gerekli açıklamaları yapacakları düşünülerek ayrıntıya girmiyorum. Ama litarütürlere 10 gün içinde kesin ölüm getiren bu ilacın ne amaçla kullanıldığının aydınlatılmaya muhtaç olduğunu görmekteyim. Doğaldır ki bir milletin kaderini yeni baştan yazan Mustafa Kemal Atatürk, sadece Türk Milletinin değil, bağımsızlık mücadelesi vermekte olan tüm milletlerin doğal lideri olmuş ve bundan sonra da böyle olmaya devam edecektir. Böylesine büyük bir deha'nın bu şekilde "Siyasi suikast" sonucu kaybedilmesi gerçekten kabulü çok zor ve anlaşılmaz olabilir. Ama tarih boyunca İlahi dinleri yaymakla sorumlu Peygamberlerin bile öldürüldüklerini düşündüğümüzde konu aydınlığa kavuşmaktadır. Maalesef ölen bir bedeni diriltmek mümkün olmuyor. Fakat Atatürk'ün 1923'ten, 1938 tarihine kadar çizdiği ilke ve Programların bileşkesi olan TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ içinde asırlardır barındırdığı ve kıyamete dek de anaların bağrında yetişecek olan Türk gençliği Atatürk'ün takipçisi olmaya ant içmiştir. "Atatürk'ümüz milletini kurtarmak ve çağdaş uygarlığa götürmek için cepheden cepheye koşarken iki defa yakalandığı sıtma hastalığından ve tedavisi için kullanılan ilaçların bir komplikasyonu olan Banti Sendromu'ndan ölmüştür. Yoksa bazı doktorlar tarafından uydurulan alkolik sirozdan ölmemiştir."

"Alkol içmeye bağlı siroz olması riski en az 10 - 15 yıl günde rakı biriminde 3 bardak ve her gün içilmesi koşuluyla olabilir. Oysa Atatürk bu sıklıkla ve sürede içmiyordu. Ülkemizde çok daha fazla alkol tüketilmekle birlikte alkole bağlı siroz hemen hemen sıfıra yakındır." Atatürk'e konulan alkole bağlı karaciğer sirozu teşhisinin, o dönem elde bakteriyolojik veriler olmadan konulduğunu, sirozda sıtmanın da etkili olduğunu söyledi. (Milliyet)

Opr. Dr. Aytekin Ertuğrul'un bu konuda yaptığı doktora tezi vardır. Orada Atatürk'e yanlış tedavi uygulandığı anlatılmaktadır. Atatürk sanıldığı gibi siroz hastası değildi. Atatürk'e sıtma tedavisi yapılmış, aşırı "kinin" yüklenmiş ve karaciğeri bu yüzden iflas etmiş, siroza dönüşmüştü. Tedaviyi yapan doktor mason locası üstadı azamlarından doktor Mim Kemal'dir.

Durumu iyice fenalaştıktan sonra Celâl Bayar'ın ısrarı ile dışarıdan bir doktor getirilir. Yanlış tedavi yapıldığını, karaciğerinin bu yüzden iflas ettiğini rapor eden bu yabancı doktordur. İstirahat için 2 ay kadar kaldığı Savarona'da nemli sıcaktan durumu daha da kötüleşmiş, son günlerinde Dolmabahçe Sarayı'na götürülmüştü.

Peki, nasıl oldu da sirozdan öldüğü açıklandı ve bütün yazılı kaynaklara da böyle girdi? Büyük Millet Meclisinde ölüm raporu gündeme getirildi. Mason locaları 1935'de kapatılmasına rağmen Mecliste hala mason milletvekilleri vardı. "Efendim, gençlerimize terbiye olur, onun alkol ve sigaradan öldüğünü duyuralım…" denir ve kabul edilir. Arkasından Yeşilay icad edilir, tarih kitaplarına da böyle girer…

KAYNAK: BU YAZININ KAYNAĞI OGÜN DELİ'NİN YAZMIŞ OLDUĞU AGONİ İSİMLİ KİTAPTIR.

NOT: AGONİ TIBBİ BİR KELİME OLUP, CAN ÇEKİŞME ANLAMINDADIR.

http://www.eremincelen.com/makaleler/15.html

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk'ü Masonlar Öldürdü!
İletiTarih: 04 Oca 2012, 14:53 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Resim

ATATÜRK’ü Masonlar zehirleyerek öldürdü…

Gazi Mustafa Kemal’i Türkiye Mason Cemiyeti’ni kapattırdığı için Yahudi Masonlar zehirledi. Plan Kremlin’de yapıldı, Türkiye’de uygulandı...

BÜYÜK SIR: Yıl 1935...

Atatürk, eski Adliye Vekili Mahmut Esat Bozkurt’u çağırarak, Masonluğun kuruluş, örgütlenme ve çalışmalarına ilişkin bilgiler içeren dosyayı verdi. Ardından şunları söyledi: “Bunu güzelce mütalaa et, bir takrirle, Halk Partisi Grup Başkanlığı’na ver. Grupta bunlara şiddetli bir hücum yap ve grupça kapanmasına delalet et, senin de bu işte şeref payın olacaktır.”

Anadolu Ajansı, 10 Ekim 1935 tarihinde abonelerine şu önemli haberi geçti: “Türkiye Mason Cemiyeti, memleketimizin sosyal tekamülü ve günden güne artan muazzam terakkilerini nazarı itibara alarak, faaliyetlerine nihayet vermeyi ve bütün mallarını memleketin sosyal ve kültürel kalkınmasına çalışan halkevlerine teberrüü muvafık görülmüştür.”

Egenin ve Balkanların tanınmış kıdemli komünist mübeşşiri Varnalı Bulgar Yahudilerinden 33 dereceli Farmason Avram Benaroyas, Yunan komünistlerin yayın organı Laiki Foni (Halkın Sesi) Gazetesi’nin 1 Ağustos 1948 tarihli nüshasında yazdığı anılarda şöyle dedi:

“1937 yılının ortalarında, ismini açıklayamayacağım bir doktor, bazı şöhretlere dayanarak Atatürk’e ilk darbeyi sinir organlarını za’fa düşürmek sureti ile indirdi. Etrafında çember meydana getirdiğimiz Sarı Lider, kendiliğinden bu çemberin içine girip hayatını bize teslim etti.”

Katil(ler) ve işbirlikçileri KİMLERDİ?

Yunanistan’da yayınlanan –Laiki Metopo(Halk Cephesi) Gazetesi'ndeki dizi yazıda “Dr. Abrevaya ve Fischenger cidden bu işte fedakarane çalıştılar” denilmekte. Sözedilen Abrevaya, Prof. Dr. Samuel Abrevaya, Marmaralı... Abrevaya, İzmir doğumlu, Paris’te tahsil görmüş. Atatürk’ün ölümünden sonra Niğde Milletvekilliği yapmış.

Prof. Dr. N.Fissenger, hükümet tarfaından Paris’ten getirilmiş. 8 Eylül 1938’den bir gün önce yaptığı muayeneye göre Prof. Dr. Ömer Neşet İrdelp ile birlikte düzenledikleri rapor uzun yıllar sonra ortaya çıkmış. Fissenger ayrı teşhiste bulunmasına rağmen Atatürk’ün ölüm raporunda, diğer doktorlarla aynı görüşteymişçesine yazılmış…

Muhtemelen Paris’ten getirilen ilaçların temin yeriyle de ilgisi vardı.

‘Sarı Lider’i öldürme kararı alınıyor.

Varnalı Bulgar Yahudisi 33 dereceli Farmason Avram Benaroyas Türkiye Mason Cemiyeti’nin kapandığını Moskova’da bir toplantı sırasında öğrendi. Sıkıntılıydı, sinirliydi ve olamayarak şunları söyledi;

“O Sarı Lider ortadan suret-i katiyetle kaldırılacaktır. Mefkuremize imha edici darbe vuranların akıbeti, feci şartlar altında ölümdür!...”

Türkiye’nin ikinci Mason lideri Kimyager Mustafa Hakkı Nalçacı,

acilen Kremlin’e davet edildi. Nalçacı Moskova’ya korkarak gitti.

Başına bir hal gelmesi halinde Kremlin’in Çankaya’ya siyasi baskı yaparak serbest bırakılmasının sağlanmasını istedi. Kremlin, Nalçacı’ya garanti verdi, verdiği teminatlarla onu rahatlattı.

Kremlin’den aldığı taahhütlerle korkusu geçen Nalçacı, yapacağı bu işi daha da ileri götürerek Atatürk’ün öldürülmesinden sonra Nazım Hikmet başkanlığında bir hükümet kurulmasını istediyse de, Kremlin “Gerici Mareşal Çakmak”ın tabancasına hedef olunacağı” itirazı ile Nalçacı’yı frenledi.

Varna köklü Bulgar Yahudisi Farmason Avram Banaroyas ve Türkiye’deki masonları ikinci lideri Mustafa Hakkı Nalçacı,n Kremlin ile toplantıdayken, yapılan konuşmaları Yunanlı gazeteci Apostolos Grasoz, Laurenti Beria ile birlikte yan odada ses alma aygıtıyla izliyorlardı

"Araştırmacı yazar Ogün Deli, Atatürk’ün ölümüyle ilgili olarak yaptığı araştırmaları ve bunları destekleyen belgeleri topladığı kitabında büyük önderin ölümünün herkesin bildiği gibi siroz’dan olmadığını iddia ediyor. Emekli Subaylar Derneği’nin (TESUD) 1999 yılında çıkarmış olduğu ‘Birlik’ dergisinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Sağlık Dairesi eski başkanlarından Emekli Deniz Kıdemli Albay Aytekin Ertuğrul’un, Atatürk’ün ölüm nedeninin, ‘Alkolik Siroz’ değil, sıtma olduğunu açıklamasının ardından o günlerde kamuoyunda ses getiren bu açıklama kısa zamanda unutulup hafızalardan silinmişti. Aradan geçen yıllar boyunca araştırmalar yapan Ogün Deli, ‘AGONİ’ isimli kitabıyla kamuoyuna yeni bilgiler sunuyor.

Ogün Deli, Atatürk’ün ölümünün 66 sene boyunca Türk halkından sorumsuzca saklandığını vurguladığı kitabında, Atatürk’ün tedavisinde kullanılan ilâçlarla, majistral olarak yapılan reçetelerin tarihsel ve parasal değerlerini de belirterek büyük önderin tedavisinde kullanılmak üzere sadece 1937 yılında İstanbul Eczanesinden 43 kutu kinin alındığını ortaya koyuyor. Yazar, kitabında belgelere yer verdiğini, yorumu ise Türk halkına bıraktığını belirtiyor.

ATATÜRK’ÜN ÖLÜMÜNDEKİ SIR PERDESİ

Büyük önderin tedavisinde kinin ile beraber Salygran (civalı diüretikler)’ün de kullanıldığı belgelenen kitapta, bu ilâcın kullanıldığı zamanlarda; kronik zehirlenmelere neden olabileceği belgelerle ortaya konuluyor. Ogün Deli’nin kitabında yer verdiği 1 Ağustos 1948 tarihli Yunan ‘Halkın Sesi’ gazetesinde Bulgar Yahudilerinden 33 dereceli Farmason Avram Benaroyas’ın Atatürk’ün ölümü ile ilgili açıklaması ise şöyle:

“Mefkûremizi imha edici darbe vuranların âkıbeti, feci şartlar altında ölümdür. Türkiye’nin mağrur Sarı Diktatörü Mustafa Kemal Atatürk, 10 Ekim 1935 tarihinde Ankara’da Çankaya köşkünde Doktor Mim Kemal Öke’ye hitaben, ‘Mason cemiyetinin faaliyetini inkılâplarıma muarız gördüğüm için kapatılmasını elzem gördüm. Bu dakikadan itibaren bu cemiyeti ölmüş biliniz ve diriltmeye teşebbüs etmeyiniz’ demişti. Muhtelif memleketlerde, sistemli ve metotlu bir tarzda çalışan, bize her suretle hizmet eden 5’inci kolumuz masonlardır. Türkiye’deki masonlar, Atatürk’e karşı gayet müşfik ve dostane vaziyet aldıkları hâlde, mağrur diktatör yersiz vehime kapılarak yukarıda zikredilen tarihte mason cemiyetini lağvetti. O zannetti ki; bütün muhalif ve muarızlarını tasfiye ve bertaraf ettiği gibi masonları da tasfiyeye tabi tutmaya muvaffak olacaktır. Fakat asla!”.

KREMLİN KARAR ALIYOR

Kitapta Avram Benaroyas’ın dehşet verici açıklamaları ise şöyle devam ediyor: “Türkiye’deki mason cemiyetinin Atatürk tarafından kapatılarak faaliyetlerinin durdurulduğunu, Moskova’da tarihî bir yerde yoldaşlar arasında yapılan bir toplantıda işittiğim zaman, beynimden okla vurulmuş gibi sersemledim. Heyecandan şaşırmış bir hâlde oradakilere şaşkınlık içinde, bu nasıl olur? Neden kapatılırmış! Buna imkân yoktur! Kapatıldığı da bir gerçek ha! Bu böyle olduğuna göre, o sarı lider ortadan suret-i katiyetle kaldırılacaktır diye haykırıyordum. Atatürk’ün mason cemiyetini kapatması bizi pek derin bir düşünceye sevk etmişti. İlk anlarda Kemal Atatürk’ü silâhla ortadan kaldırmayı düşündük. Çünkü, o, felsefemizin Türkiye’de yerleşme imkânlarını ortadan kaldırmıştı. Kendisinin de ortadan kaldırılması son derece elzemdi. Nihayet bir gün Kremlin kat’i kararını verdi. Onun ölümü esrarengiz olacak ve kendine göre esrar arz edecekti.”

“ATATÜRK, HAYATINI BİZE TESLİM ETTİ”

Avram Benaroyas’ın açıklamalarında mason cemiyeti kapatıldıktan sonra mason biraderlerin, cemiyet sanki hiç kapatılmamış ve Atatürk’le aralarında hiçbir ihtilâf yokmuş gibi vaziyet aldıklarını ifade ettiği açıklamasında, “İmkân buldukça, onun her hareketini alkışladılar ve zamanla onun etrafında bir çember vücuda getirdiler ki, sarı lider kendiliğinden bu çemberin içine girip bize hayatını teslim etti. Doktorlarımız Atatürk’ün ölümünün ani oluşunu tehlikeli gördüklerinden, 1937 yılı ortalarında ismini açıklayamayacağım bir doktor, bazı şöhretlere dayanarak Atatürk’e ilk darbeyi sinir organlarını zaafa düşürmek suretiyle indirdi. Böylelikle gösterdiği tedavi usulü, Atatürk’ün sinir organlarını felce uğrattı. Atatürk’te zaman zaman burun kanamaları, baş dönmeleri, istifralar, karşısındaki arkadaşı tanıyamazlıklar kendini göstermeye başladı. Onun pek elim bir vaziyette olduğunu, beşinci kollarımızın ajanları, gizliden gizliye yaymağa ve hastalığın öldürücü olduğunu efkârı umumiyeye duyurarak millî hislerde zaaf hâsıl etmeye çalıştılar. Atatürk’ün hastalığı efkârı umumiyede şüyû bulunca vazifemizin birinci faslı muvaffak oldu”

NALÇACI KREMLİN’DE

Kitapta bundan sonraki aşamalara ise yine Yunan Halk cephesi gazetesinden alınan Farmason Apostolos Grazos’un açıklamalarında yer verilmiş. Apostopolos’un açıklamalarında, “Filistin Siyon kolonilerini meydana getirmek için, Osmanlı İmparatorluğu’nu parçaladık. Bundan sonra yapılması elzem olan, ikinci, üçüncü ve dördüncü vazifeler geliyor ve bunları seri olarak tatbik etmek isteniyordu ki ; Doktor Abravaya ve Fissenger cidden bu işte fedakarâne çalıştılar. Bazı Avrupalı tıp dahileri, siroz mütehassısları, sarı liderin hastalığı ile meşgul olmak istediklerini bildirmişlerse de; Türkiye’deki mukaddes üçgenimizin meydana getirdiği muhkem mevki ve selâhiyetlerini cemiyetimize muhalif olanlara sarı liderin tedavisinde vazife vermemekle bize pek âlâ ispat ettiler. Sarı liderin ölümü bir gün meselesi hâline gelmişti. Onun ölümünden her suretle istifade etmeliydik. Türkiye’nin ikinci Mason lideri kimyager Mustafa Hakkı Nalçacı, bunun üzerine Kremlin’e davet edildi. Üstad Moskova’ya vardığında yüzü sararmış ve korkak, ürkek bir hâle bürünmüştü. Sovyet Hariciye Komiserliği, Nalçacı biraderimize samimi alâka göstererek kendisini hoşnut etmek için bütün imkânlarını seferber etmişti” deniliyor.

GENEL KURMAY ÖĞRENİRSE

Masonların Türkiye’nin ikinci mason lideri Mustafa Hakkı Nalçacı’yı Kremlin’e davet etmesinin ardından Apostolos Grazos’un açıklamaları kitapta şu şekilde devam ediyor: “Moskova’ya ulaşmasının hemen akabinde, büyük ve şahane bir yerde ilk toplantı yapıldı. Ben, Laurenti Beria ile yan odada ses alma cihazıyla içeride cereyan eden muhavere ve müzakereyi takip ediyorum. Nalçacı, Türkiye’nin siyasî ve askerî icraatına ve kuvvetine dair etraflı malûmat taşıyan, bir dosyayı tevdi etti. Birkaç gün sonra anladım ki, Nalçacı’nın tevdi ettiği bu dosyadan Kremlin çok memnun kalmıştı. Nalçacı, Atatürk’ün mason doktorlar tarafından yanlış teşhis ve tedavi neticesinde öldürüldüğü, Türkiye Genel Kurmayı tarafından öğrenilirse, gayet müşkül vaziyete düşeceklerini ve eğer bu âkıbete maruz kalırlarsa, Kremlin’in Çankaya nezdinde siyasî bir tazyik yaparak serbest bırakılmalarının temini hususunda ısrar ediyordu. Yoldaşlar, her vesile ile Türkiye’deki mukaddes üçgenimizi müdafaa etmenin kendi menfaatimiz icabı olduğunu izah ettiklerinde, Nalçacı bundan memnun olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Nalçacı’nın Atatürk’ün ölümünü müteakip, Nazım Hikmet’in riyaseti altında bir hükûmetin teşekkülü, gayri ihtiyarî bazı dedikoduların ve tereddütlü düşüncelerin çıkmasına yol açacağı, ölümü tabiî sebeplerden olmayıp, kasıt olduğu öğrenilirse mürteci Mareşal Çakmak’ın tabancasına hedef olunacağı itirazıyla karşılaştı, denilmekteydi.”

ORKUN’un notu: “Agoni” kitabındaki belgelerin ve iddiaların ciddî boyutlar taşıdığı açıktır. Bu konuda, Türkiye’deki mason derneklerinin sessiz kalması düşünülemez. İddialara karşı mason derneklerinin yapması beklenen açıklama, konunun gereği gibi aydınlanmasına yardımcı olacaktır."

1. Atatürk’ün tedavisi için doktor seçimini kim yapmıştır?

2. Purinol adlı ilaç Atatürk’ün tedavisinde ne kadar kullanılmıştır? Bu ilacı imal eden Hakkı Bey, (Ruhsat tarihinde soyadı kanunu daha çıkmamıştı.) Mustafa Hakkı Nalçacı denen kimse (Türkiye'de, dönemin en büyük 2. masonu) midir?

3. Burun kanamalarından dolayı Atatürk’ü tedavi eden Dr. Naki Yıldırım yerine Numune Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Meyer’e görev verilmesine neden ihtiyaç duyulmuştur?

4. 1938 Şubat ayında doktorların gelmesini uygun bulmayan Atatürk’e rağmen Prof.Dr, Frank, Prof.Dr.Epinger hangi gerekçe ve kimlerin tavsiyesi ile niçin getirilerek destursuz Atatürk’ün vücudu onlara emanet edilmiştir?

5. Müsteşar Dr. Arar’ın yaptığı ilk teşhisi bildirdiği ve kale almayan yetkililer kimlerdi?

6. Atatürk’e kaşıntıların sebebini karınca ısırığı olarak teşhis eden ve Çankaya Köşkü’ne ziyaretçi olarak 1937 sonlarında gelen doktor kimdi?

7. Ölüm anında Atatürk’ün ağzına su verdiği ölüm raporunda belirtilen Dr.Kamil Berk ölüm raporunu niçin imzalamamıştır?

8. Atatürk, Dr. Nihat Reşed Belger’e niçin daha önce kendisini muayene eden Prof. Neşet Ömer İrdelp’in koyduğu teşhisi kontrol ettirme ihtiyacı hissetmiştir?

9. Dr. Fissenger’in yazdığı reçeteleri hangi eczacı yapmıştır? Bu eczacı Mustafa HAKKI Nalçacı mıydı?

10. Bahsi geçen yabancı doktorlar getirilmeseydi Salyrgan şırıngasını Türk doktorlar uygularlar mıydı?

11. Sürekli doktorların bilgisi dışında Paris’ten getirilen ilaçların sorumluluğu kime aittir?(Paris’ten gelen ilacı bünye kabul etmemiş, hasta daha da fenalaşmıştır. 24 Ağustos 1938’deki bu tedavi işin dönüm noktasıdır. Atatürk, o tedaviden sonra “tamamiyle başka şahsiyet olmuştum. Çok tuhaf” diye Prof.Dr. İrdelp’e anlatıyor)

12. Paris’te ilaç alınan 54 Reu Faubourrg Sainet Honere adresindeki firmanın Dr.Fissenger ile olan bağlantıları nedir?

13. Özel Kalem Müdürü göreviyle Atatürk’e Köşk’ü karıncaların bastığına inandırmaya çalışan Süreyya Anderiman kimdir?

14. Atatürk’ün ölümün üzerine düzenlenen iki rapordan; ilkinde teşhis karında toplanan sıvı, asit olarak belirtilirken, ikinci raporda alkolle ilişkili karaciğer iltihabı denmesinin sebebi nedir?

15. Atatürk’ün tedavisi ile ilgili notları olduğunu söyleyerek, bir gün hatıra yazacağını söyleyen Dr. Ömer İrdelp, bahsettiği hatırayı niçin yazmamıştır?

16. Atatürk’e biopsi ve otopsi yaptırmama kararını İçişleri Bakanı mason Şükrü Kay mı vermiştir?

17. Atatürk’ün sıhhı hayatına ilişkin bilgiler Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’nda nasıl kayıp olmuştur? (Bakanlık 1976 yılında bilgi isteyen bir profesöre “tüm aramalara karşın bulunamamıştır” cevabını vermişti)

18. 1948 ve 1949 yılında Bulgar yahudisi Framason Avam Benaroyas ve Yunan gazeteci Apostolos Grazos’un Yunan gazetelerinde yer alan iddiaları üzerine Türkiye Cumhuriyeti hükümeti herhangi bir araştırma ve girişimde bulunmuş mudur? Yoksa, haberi dahi olmamış mıdır?

ULUS GAZETESİ

http://www.facebook.com/group.php?gid=60799847267

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk'ü Masonlar Öldürdü!
İletiTarih: 04 Oca 2012, 15:07 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Resim

66 YILLIK SIR

Yıl 1935... Atatürk, eski Adliye Vekili Mahmut Esat Bozkurt’u çağırarak, Masonluğun kuruluş, örgütlenme ve çalışmalarına ilişkin bilgiler içeren dosyayı verdi. Ardından şunları söyledi: “Bunu güzelce mütalaa et, bir takrirle, Halk Partisi Grup Başkanlığı’na ver. Grupta bunlara şiddetli bir hücum yap ve grupça kapanmasına delalet et, senin de bu işte şeref payın olacaktır.” Anadolu Ajansı, 10 Ekim 1935 tarihinde abonelerine şu önemli haberi geçti: “Türkiye Mason Cemiyeti, memleketimizin sosyal tekamülü ve günden güne artan muazzam terakkilerini nazarı itibara alarak, faaliyetlerine nihayet vermeyi ve bütün mallarını memleketin sosyal ve kültürel kalkınmasına çalışan halkevlerine teberrüü muvafık görülmüştür.” Egenin ve Balkanların tanınmış kıdemli komünist mübeşşiri Varnalı Bulgar Yahudilerinden 33 dereceli Farmason Avram Benaroyas, Yunan komünistlerin yayın organı Laiki Foni (Halkın Sesi) Gazetesi’nin 1 Ağustos 1948 tarihli nüshasında yazdığı anılarda şöyle dedi: “1937 yılının ortalarında, ismini açıklayamayacağım bir doktor, bazı şöhretlere dayanarak Atatürk’e ilk darbeyi sinir organlarını zaafa düşürmek sureti ile indirdi. Etrafında çember meydana getirdiğimiz Sarı Lider, kendiliğinden bu çemberin içine girip hayatını bize teslim etti.”

Ankara merkezli olmak üzere İç Anadolu Bölgesi’nde yayın yapan ANAYURT Gazetesi, 66 yıldır açığa çıkmayan müthiş iddiaları gün yüzüne serdi:

ATATÜRK’Ü MASONLAR ZEHİRLEDİ

Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün başına gelenlerle kahrolurken; ANAYURT Gazetesi olarak, bu ibretlik gerçekleri yayımlarken üzerimize düşen büyük görevi yerine getirmiş olmanın huzuru içindeyiz.

KATİLLER, İŞBİRLİKÇİLER KİMLERDİ?

Yunanistan’da yayımlanan –Laiki Metopo(halk Cephesi) Gazetesinde yayımlanan dizi yazıda “Dr. Abrevaya ve Fischenger cidden bu işte fedakarane çalıştılar” denilmektedir. Bahsi geçen Abrevaya, Prof.Dr. Samuel Abrevaya Marmaralı’dır. Abrevaya, İzmir doğumlu olup, Paris’te tahsil görmüştür. Atatürk’ün ölümünden sonra Niğde Milletvekilliği yapmıştır. Prof. Dr. N.Fissenger, hükümet tarfaında Paris’ten getirilmiştir. 8 Eylül 1938 tarihinde bir gün önce yaptığı muayeneye göre Prof.Dr. Ömer Neşet İrdelp ile birlikte düzenledikleri rapor uzun yıllar sonra ortaya çıkmıştır. Fissenger ayrı teşhiste bulunmasına rağmen Atatürk’ün ölüm raporunda, diğer doktorlarla aynı görüşteymişçesine yazılmıştır. Muhtemelen Paris’ten getirilen ilaçların temin yeriyle de ilgisi vardı.

SARI LİDER’İ ÖLDÜRME KARARI ALINIYOR

Varnalı Bulgar Yahudisi 33 dereceli Farmason Avram Benaroyas Türkiye Mason Cemiyeti’nin kapandığını Moskova’da bir toplantı sırasında öğrendi. Sinirlerine hakim olamayarak şunları söyledi; “O Sarı Lider ortadan suret-i katiyetle kaldırılacaktır. Mefkuremize imha edici darbe vuranların akıbeti, feci şartlar altında ölümdür!...” Türkiye’nin ikinci Mason lideri Kimyager Mustafa Hakkı Nalçacı, acilen Kremlin’e davet edildi. Nalçacı Moskova’ya korkarak gitti. Başına bir hal gelmesi halinde Kremlin’in Çankaya’ya siyasi baskı yaparak serbest bırakılmasının sağlanmasını istedi. Kremlin, Nalçacı’ya garanti verdi, verdiği teminatlarla onu rahatlattı. Kremlin’den aldığı taahhütlerle korkusu geçen Nalçacı, işi ileri götürerek Atatürk’ün öldürülmesinden sonra Nazım Hikmet başkanlığında bir hükümet kurulmasını istediyse de, Kremlin “gerici Mareşal Çakmak’ın tabancasına hedef olunacağı” itirazı ile Nalçacı’yı frenledi. Varnalı Bulgar Yahudisi Farmason Avram Banaroyas ve Türkiye’deki masonları ikinci lideri Mustafa Hakkı Nalçacı Kremlin yetkilileri ile toplantıdayken, yapılan konuşmaları Yunanlı gazeteci Apostolos Grasoz, ünlü Sovyet despotu Laurenti Beria ile birlikte yan odada ses alma cihazıyla takip ediyorlardı. Bu konuda Avram Benaroyos, “İlk anlarda Kemal Atatürk’ü silahla ortadan kaldırmayı düşündük. Ancak, doktorlarımız Atatürk’ün ölümünün ani oluşunu tehlikeli gördüklerinden, Kremlin’in istediği ‘esrarengiz ve kendine göre esrar arz edecek ölüm’ kararına uyduk. Mason biraderler cemiyetimiz kapatıldıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi O’nun her hareketini alkışladılar. Zamanla O’nun etrafında bir çember vücuda getirdiler ki; Sarı Lider, kendiliğinden bu çemberin içine girip hayatını bize teslim etti. 1937 yılı ortalarında, ismini açıklayamayacağım bir doktor bazı şöhretlere dayanarak Atatürk’e ilk darbeyi sinir organlarını zaafa düşürmek suretiyle indirdi. Böylelikle gösterdiği tedavi usulü, Atatürk’ün sinir organlarını felce uğrattı. Atatürk’te zaman zaman burun kanamaları, baş dönmeleri, istifralar karşısındaki arkadaşı tanımamazlıklar kendini göstermeye başladı.” şeklinde yazdı. Benaroyos 1 Ağustos 1948 tarihli Yunan Halkın Sesi (-laiki foni) gazetesinde bunları yazarken, Yunanlı Gazeteci Apostolos Grazos da Halk Cephesi (Laiki Metopo) gazetesinde 1-5 Eylül 1949 tarihlerinde yazdığı seri yazıda şu görüşleri dile getirdi; “Filistin Siyon kolonilerini meydana getirmek için Osmanlı İmparatorluğu’nu parçaladık.Bundan sonra yapılması elzem olan üç vazife daha vardı. Bunları seri olarak tatbik etmek icap ediyordu ki; Doktor Abrayava ve Fischenger cidden bu işte fedakarane çalıştılar. Bazı Avrupalı tıp dahileri, siroz mütehassısları, Sari Lider’in hastalığı ile meşgul olmak istediklerini Türk hariciyesine bildirmişlerse de; Türkiye’deki mukaddes üçgenimiz, meydana getirdikleri muhkem mevki ve selahiyetlerini cemiyetimize muhalif olanlara Sarı Lider’in tedavinizde vazife vermemekle bize pek ala ispat ettiler.”

ATATÜRK’ÜN HASTALIĞI…KONAN TEŞHİS VE UYGULANAN TEDAVİ

Atatürk’ün hastalığı, konan teşhis ve uygulanan tedavi Varnalı Yahudi Farmason Acram Benaroyas, Atatürk’e ilk darbeyi 1937 yılı ortalarında indirdiklerini söylerken, bundan birkaç ay sonra Aralık 1937’de Yalova’da Atatürk’ü resmen muayene eden Prof. Dr. Nihat Reşat Belger ilk teşhisi “karaciğer üç parmak kadar büyümüş ve sertleşmiştir” diyerek koydu. Oysa, Benaroyas’ın söylediği aylarda Atatürk kaşıntıdan muzdaripti. Çankaya’da bir akşam doktorun biri kaşıntıların karınca ısırması sonucu olduğunu söyledi. Atatürk, “Ben geceleri kaşınıyorum, karınca yatak odama kadar girer mi?” diye sorunca, aynı doktor “evet” cevabını verdi. Köşkte et yiyen cinsten küçük kırmızı karıncaların varlığı söylentisi yayıldı. Hatta böyle karıncalardan bulunduğu tespit edildi. Atatürk’ün İstanbul ve Yalova’da olduğu bir sırada Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Süreyya Anderiman Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Dr. Asım Arar’a telefon ederek “Köşkü karıncalar bastı, Atatürk kaşıntıdan şikayetçi, bir çare bulun.” dedi. Doktor ve diğer sıhhi personelden oluşan 8 kişilik karınca arama ekibinin çalışmalarını Dr. Nuri Refet Korur “evet kırmızı renkte küçük karıncalar gördük” diye açıklamıştı. İlgili mütehassıslar da; bu tip karıncaların Çin’den Avrupa’ya geldiğini ve etle beslendiklerini söylemişlerdi. Karınca hikayesini bilen Atatürk, Dr. Velger’in karaciğerle ilgili teşhisini ve kaşıntının sebebinin bu olduğunu duyunca şaşırmış, ama belli etmemişti. Atatürk’ü yavaş yavaş öldürme planı hızla işliyor, Atatürk’ün hastalığının teşhisi ile ilgili farklılıklar Atatürk’ün ölüm raporlarına bile yansıyordu. Atatürk’ün fenni rapora geçen hastalığı “Alkole bağlı siroz” olarak tanımlandı. Oysa aynı rapora imza atan doktorlardan Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp, daha sonra “ bunu kati olarak kestirmek mümkün değil” diyerek “hipertrofik siroz” tanısına yöneliyordu. Yani alkole dayanmayan (sıtma) siroz,. 30 Temmuz 1938 Cumartesi günü Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp, Atatürk’ün kalbinin kuvvetli olduğunu düşünürken, 4 gün sonra kalbi kuvvetlendirici iğne yapılmasına karar veriyordu. Dr. Asım Arar ise, Dünya Gazetesi’ndeki mülakatında Atatürk’ün hastalığı ile ilgili olarak “karaciğer kifayetsizliği”nden şüphelendiğini bu şüphesini “söylenmesi icap eden” kişilere söylediğini, bu kişilerinse, böyle bir ihtimalin mevcut olmadığını söylediklerini bunu üzerine ise kendisinin daha ileri gidemediğini söylüyordu. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak da, Dr. Arar’ın söylediği türden birinin Atatürk’ün çevresinde bulunabileceğine inanmanın kendisi için güç olduğunu söylüyordu. 31 Temmuz 1938 günü Viyana’dan gelen Prof. Dr. Eppinger Atatürk’e çiğ yemiş kürü uygulayarak bol bol kavun karpuz yedirmiş, ertesi gün Almanya’dan getirilen Prof. Dr. Bergman’da Atatürk’e rendelenmiş elma yedirtmiştir. Daha sonra da bu iki doktor bir araya gelerek damar tıkanıklığını düşünerek Atatürk’e Salygran şırıngası uygulamaya karar vermişlerdir. Aynı gün yapılan konsültasyonda bu Alman ve Paris’ten getirilen Prof. Dr. Fissinger ise yukarıdaki doktorlardan farklı olarak Afyon mürekkepleri ile şibih kalevilerin (alkoloid) verilmesini uygun görüyordu. Zehirlendiğini anlamıştı Atatürk, Afet İnan’a yazdığı mektupta aynen şöyle diyordu; “Afet, vaziyetim şudur; bence doktorların yanlış görüş ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamış ilerlemiştir…. Hükümet benim reyimi almaya lüzum görmeksizin Fissinger’i getirtti.” Kimler masondu? Atatürk’ü tedavi eden doktorlar arasında Mim Kemal Öke, Prof. Dr. Samuel Abrevaya Marmaralı masonluğu alenen bilinenler arasındadır. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya da masondu. Devrin mason yöneticilerinden (Türkiye Locası) Dr. İsmail Hurşit, Muhittin Osman Omay kapatma kararı tebliğ edilenler arasındadır.

MUSTAFA KEMAL'İN SAĞLIĞI

Mustafa Kemal, klasik çocukluk hastalıklarının dışında 20 yaşına kadar ciddi bir hastalığa yakalanmadı. 20 yaşında geçici bir süre yakalandığı sıtma hastalığının atlatılması yine aynı yılda bel soğukluğu hastalığı takip etti. O yıllarda yaygın olan bu hastalık O’na ilerideki yıllarda İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde üroloji kliniğini kurdurttu. İdrar yollarındaki bu müzmin hastalığa ilaveten, Anafartalar Savaşı sonlarında, 1916 yılında akciğer iltihabı dolayısıyla ateşi yükselerek yatağa düştü. 2 yıl sonra Yıldırım Orduları Komutanı iken böbrek ağrıları başladı. Karlsbad Kaplıcaları’nda tedavi gördü. 1919 yılında Şişli’deki evinde bir süre kulağından rahatsızlık geçiren Mustafa Kemal, aynı yıl 19 Mayıs’ta çıktığı Samsun’da tekrar nükseden Böbrek ağrılarından dolayı 19 gün Havza Kaplıcalarında kaldı. Samsun’da iken tekrar sıtmaya yakalandı. Aynı yılın son günlerinde, 27 Aralık’ta böbrek ağrıları tekrar başladı. 1921 yılı Nisan’ında sol yanağından çıban çıktı, daha sonra attan düşerek 3 kaburgası kırıldı. Bu hali ile cepheye gitti. 1923 yılında ise ufak tefek kalp rahatsızlıkları geçirdi. 1927 yılı Mayıs ayında göğüs ağrıları çekti. Berlin ve Münih üniversiteleri tıp fakültelerinin dahiliye klinik direktörleri Prof. Dr.Friedrivh Kraus ile Prof. Dr. Ernest Von Remberg hükümet tarafından Türkiye’ye getirtilerek Atatürk’e konsültasyon uygulattırıldı. 1936 yılı Kasım ayında üşütme sonucu ateşi yükseldi, ama kısa sürede iyileşti. 1936 yılı sonuna kadar bunların dışında Atatürk’ün başkaca ciddi bir sağlık sorunu olmadı. Tedavi eden doktorlar Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp ve Prof.Dr. Nihad Reşad Belger Atatürk’ü tedavi eden müdavi (sürekli) doktorlardı. Prof.Dr. Akil Muhtar Özden, Prof.Dr. Süreyya Hidayet Sertel, Prof.Dr. Mim Kemal Öke (ki adı sürekli tedavi edenler arasında da geçmektedir), Prof.Dr. Samuel Abrevaya Marmaralı, Dr. Mehmet Kamil Berk, Prof. Dr. Mustafa Hayrullah Diker ise gerektiğinde sürekli doktorların danıştıkları danışman hekim olarak görev yapmışlardır. Sağlık Bakanı Dr. İ.Refik Saydam idi. Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof.Dr. Asım Arar idi. Bunların dışında, Paris’ten Prof.Dr. N. Fissinger (3 defa), Berlin’den Prof.Dr.Von Bergman, Viyana’dan Prof.Dr. H. Epinger isimli üç yabancı doktor da Atatürk’ün tedavisinde görev almışlardır.

ÖLÜM SEBEBİ ALKOL DEĞİL

Atatürk’ün ölümünden sonra düzenlenen birinci raporda ölüm sebebi karın içinde sıvı, asit toplanması olarak gösterilirken, ikinci raporda ise alkolle ilgili karaciğer iltihabı neden olarak gösterilmiştir. Bu çelişkiye rağmen Atatürk’e biopsi de otopsi de yapılmamıştır. Alkole bağlı siroz olabilmesi için en az 15 yıl süre ile günde en az 3 kadeh alkol alınması gerektiği bilinirken, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı yıllarında hiç içki içmediği, daha sonraki yıllarda da aşırı içki içmediği, karşısındakilere içirdiği söylenmektedir. Salyrgan (civalı ilaç)’ın Atatürk’ün tedavisinde “ajan tedavi ilacı” olarak kullanıldığı, aslında Mustafa Kemal Atatürk’ün bu ilaçla ağır ağır zehirlenerek öldürüldüğü ortaya çıkmıştır. Öte yandan Atatürk’ün daha evvel sıtma geçirdiği bilinmesine rağmen karaciğer ve dalağı yıpratan Kinin ve Atebrin gibi ilaçlar bol miktarda kullanılarak ölüm çabuklaştırılmıştır. Sadece 1937 yılında İstanbul Eczanesi’nden Atatürk için 43 kutu kinin ilacının alınmış olması buna iyi bir örnektir.

ANAYURT GAZETESİ

http://www.kurdunyavrusukurttur.tr.gg/A ... 3BALAR.htm

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk'ü Masonlar Öldürdü!
İletiTarih: 04 Oca 2012, 15:15 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
ATATÜRK: ''HAYDİ DEFOLUN BURADAN CEHENNEM OLUN GİDİN YAHUDI UŞAKLARI!''

Resim

Eski Van milletvekili İbrahim Arvas'ın kaleminden Atatürk'ün mason localarını kapatışı:

'Hatıratım sona yaklaşırken memleketimizde locaları bulunan Masonlardan biraz bahs etmek isterim. Masonların İstanbul İzmir Adana ve Ankara'da bir çok locaları vardır. Mustafa Kemal Paşa'nın sevmediği iki zümre vardı. Birincisi DÖNMELER ikincisi de MASONLAR'dı. Bir gün eski adliye vekili Mahmut Esat Bozkurd'u çağırdı. Kendisine Masonların taksimat teşkilat ve ahvalini bildirir bir kitab verdi. '-Bunu güzelce mütalaa et bir takrirle Halk Partisi Gurup Başkanlığına ver gurupta bunlara şiddetli bir hücum yap ve gurupça kapanmasına delalet et. Seninde bu işde büyük şeref payın olacaktır.' dedi. Gurup günü Mahmut Esat Bozkurt riyaset makamına bir takrir verdi ve takririn okunmasını reisten rica etti. Katip takriri okudu. Gurup dinledi. Hülasası şöyle idi: 'Bizim Eba ancet gelen atalarımızın mensubu bulunduğu tarikatları kapattık Masonluk ta kökü dışarda bir Yahudi tarikatından başka bir şey değildir. Memleketimizde bunun ne işi vardır? Bunu da gurup kararıyla kapatalım.' Ve söz istedi kürsüye gelerek takririni gayet veciz olarak izah etti. Meclisteki Masonları bir telaşdır aldı. Hele sözcüleri Şükrü Kaya'yı görse idiniz başından süt dökülmüs kediye benziyordu. Meşhur hatib Mahmut Esat Beye söz yetişebilir mi idi. Şükrü Kaya Masonluğun bir hayir (!) müessesesi olduğunu kürsüden söylediği zaman gurubun hemen bütün azası yüzüne haykırdılar. Hayır eserleri dediğiniz nedir birisini gösterebilir misiniz? Yalan söylüyorsun in aşağı! dediler. Mahmut Esat ise MASONLUĞUN kökü dışarda gizli memleket ve millet için muzur bir tarikat olduğunu ve her yerde umumi reislerinin yani meşrik-i azamlarının YAHUDİ olduğunu bir çok vesikalarla ispat etti. Şükrü Kaya Kazım Özalp Mazhar Germen son çareyi Katib-i umumi Recep Peker'e iltica etmekte buldular. Ve salonda oturan Recep Peker'in etrafını alarak yalvarmağa başladılar. Guruptaki hava çok elektrikli idi. Heyecan son haddini bulmuş her taraftan '-KAPATALIM!' sesleri yükseliyordu. O esnada Recep Peker söz istedi ve kürsüye gelerek: '-Arkadaşlar çok mühim bir işin üstündeyiz müsaade buyurun bu işi bir defa da devlet reisine götürelim onun da reyini alalım gelecek hafta bugün tekrar huzurunuza getireceğim dedi. Bu söz gurubun tasvibine mazhar oldu ve mesele gelecek haftaya kaldı. Bir hafta sonra olsun biz herhalde bütün locaları kapatırız dediler. Ertesi hafta Recep Peker geldi ve kürsüye çıkarak şu müjdeyi verdi: -Arkadaşlar; bugünden itibaren Türkiye'de Masonluk kalmamıştır ve bütün localar kapanmıştır. Salonda bir kıyamettir koptu alkışlar bağırmalar ve KAHROLSUN YAHUDI USAKLARI! sesleri tavanları çınlatıyordu.

Şükrü Kaya ile arkadaşları ortadan sırra kadem basmışlardı. Gurup dağıldıktan sonra doktor Mim Kemal'i öne katarak meclisteki Masonlar toplu olarak Reisicumhura gitmişlerdi. Mim Kemal Reisicumhura hitaben: -Efendim biz zaten maiyet-i devletinizdeyiz fakat siz meşrik-i azamımız olursanız biz pervane gibi etrafınızda dönüp dolaşırız demiş. Reisicumhur -Peki bir şey soracağım bana cevap veriniz de sonra... Siz Avrupada hangi locaya bağlısınız ve metbuunuzun ismi nedir?

-Biz Cenova'ya tabiiz ve reisimiz de BARCA MISON Cenaplarıdır demişler. Bunun üzerine küplere binen MUSTAFA KEMAL PAŞA onlara hitaben:

-HAYDİ DEFOLUN BURADAN CEHENNEM OLUN GİDİN YAHUDI UŞAKLARI! Benim milletim bana kahraman sıfatını verdi ben sizin gibi bir çıfıt yahudiye uşak mı olacağım? Bu gece sabaha kadar Türkiye'deki bütün localarınızı kapatmadığınız takdirde yarın teşkil edeceğim divan-ı harbi örfi'ye hepinizi verir ve astırırım! Haydi defolun karşımdan! diyerek onları kovmuş onlar da yıldırım telgraf ve telefonlarla vaziyeti İstanbul İzmir ve Adana'ya bildirdiler ve sabah olmadan hepsinin kapanma kararlarını getirip henüz sofrasından kalkamayan reisicumhura verdiler ve derin bir nefes aldılar. Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa bu suretle bütün MASON localarını kapattı.

Kaynak: İbrahim Arvas, Tarihi Hakikatler, Yargıçoğlu Mat., Ankara, 1964, s. 68 69

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk'ü Masonlar Öldürdü!
İletiTarih: 04 Oca 2012, 15:27 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Resim

Bugünlerde pompalanan ifrazatın "merkezi sistemlerini" tarihi açıdan daha net görmeniz açısından aşağıdaki satırlara dikkat etmenizi rica edeceğim. Pek müstesna okurlarım, İnşaallah aşağıdaki malzeme bir çok şeyi analiz etmenizi kolaylaştıracaktır...

"Ertesi hafta Recep Peker geldi ve kürsüye çıkarak şu müjdeyi verdi:

Arkadaşlar, bugünden itibaren Türkiye'de masonluk kalmamıştır ve bütün locaları kapanmıştır dedi.

Salonda bir kıyamettir koptu, alkışlar, bağırmalar ve kahrolsun Yahudi uşakları sesleri tavanları çınlatıyordu. Şükrü Kaya ile arkadaşları ortadan sırra kadem basmışlardı.

Grup dağıldıktan sonra Dr. Mim Kemal'i öne katarak Meclisteki masonlar toplu olarak Reisicumhur'a gitmişlerdi. Mim Kemal Reisicumhur'a hitaben,

Efendim biz zaten maiyeti devletinizdeyiz, fakat siz Maşrık-ı Azamız olursanız biz pervane gibi etrafınızda dönüp dolaşırız demiş,

Reisicumhur, 'Peki bir şey soracağım bana cevap veriniz". Sonra da

"Siz Avrupa'dan hangi locaya bağlısınız ve bağlı bulunduğunuzun ismi nedir?" diye sorunca, 'Biz Cenova'ya tabiiz ve reisimiz de Barca Mişon cenahlarıdır' demişler. Bunun üzerine küplere binen Mustafa Kemal Paşa, onlara hitaben 'Haydi defolun buradan, cehennem olun gidin, Yahudi uşakları, benim milletim bana kahraman sıfatını verdi, ben sizin gibi bir çıfıt Yahudi'ye uşak mı olacağım?... Bu gece sabaha kadar Türkiye'deki bütün localarınızı kapatmadığınız taktirde yarın teşkil edeceğim Divanı Harbi Örfiye hepinizi verir astırırım. Haydi defolun karşımdan", diyerek onları kovmuş. Onlar da yıldırım telgraf ve telefonlarla vaziyeti İstanbul, İzmir ve Adana'ya bildirdiler ve sabah olmadan hepsinin kapatma kararlarını getirip henüz sofrasından kalkmayan Reisicumhur'a verdiler, ve derin bir nefes aldılar. Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa bu suretle bütün mason localarını kapattı."(1)

"BEN HAYATTAYKEN SEN BU MEMLEKETTE YAZI YAZAMAZSIN"

Merhum Van Eski Milletvekili İbrahim Arvas'ın, Tarihi Hakikatler ismiyle yayınlanan eserinde ise bu defa Türkiye'de gazeteciliğin duayeni olarak tanıtılan dönmelere yaptığı çıkışlar dikkatimi çekti.

Atatürk sonrası Türkiye'de genel geçer adamlar olan bu zevat, genç nesle bir idol olarak tanıtıla dursun; bakınız Atatürk'ün gözünde bunların yeri neydi?!

İbrahim Arvas devam ediyor:

"Biraz da Ahmet Emin Yalman'ı anlatacağım...

Bir gün Mustafa Kemal Paşa Meclisteki Reisicumhur salonundan çıkmak üzere iniyordu. Büyük koridorda elliden fazla mebus var idi. Yalman kendisine tazim ve hürmetlerini arz etmek üzere, merdivenin dip tarafında duruyordu. Yere doğru kandilli bir temenna ile eğildi. Kalkınca kendisini tanıyan Reisi cumhur: "Vay herif, sen beni tazim etmeğe mi geldin, def olup git memleketten elimi kana bulaştırma. Ben hayatta iken sen bu memlekette yazı yazamazsın" dedi. ve kapıdan çıkıncaya kadar Yalman'a küfürler savurarak gitti...

Yalman, ancak Atatürk'ün ölümünden sonra ülkeye dönebildi... Beş gün sonra Amerika'ya giden ilk vapura atladı ve Amerika'ya gitti. Ancak beş sene sonra Atatürk'ün ölümünde geldi. Ve sanki hiç bir şey olmamış gibi yazılarına başladı ve Atatürk'ün yerine oturanlardan himaye gördü. "

Tabii Atatürk'ün dönme ve masonlarla ilgili muhabbetleri bununla bitmiyor. Değerli okuyucumuza bir düşünce zinciri kurmak için bu hatıraları ardı ardına veriyorum. Bu hatıralar bittiğinde okuyucu Atatürk ve Masonluk hakkında yeterince fikir ve kanaat sahibi olacaktır.

YAHUDİ ŞİRKETİ ARKASINDAKİ KULAK KİMİN?

Yunus Nadi Bey'in ortak olduğu bir şirketin, Müdafai Milliye'ye çürük eğer takımlar ile diğer koşum takımları verdiği ve bunların işe yaramadığı mecliste mevzubahis oldu. Ve Yunus Nadi Bey'in mahkumiyeti ve tazminatla mükellef tutulması için kuvvetli bir cereyan belirdi. Atatürk, Yunus Nadi'ye çıkıştı: "Hangi Yahudi şirketini incelersek inceleyelim, kulakların şirketin arkasında gözüküyor" Yunus Nadi Bey bir çok eşikleri öpmekle ve bin bela ile ancak yakasını kurtarabildi. Bunun üzerine Reisicumhur kendisini çağırdı, "Yunus Nadi Bey sen benim şerefimle oynuyorsun, hangi Yahudi şirketini tetkik edersek, kulakların şirketin arkasında gözüküyor. Sen Cumhuriyeti (Gazetesini) çıkaracak bir şahsiyet değilsin. Yarından itibaren gazeteyi çıkarmayacaksın. Aksi takdirde seni, "TOPRAK ALTI" ederim" dedi.

Ertesi gün Cumhuriyet Gazetesi kapandı. Beş altı ay kapalı kalan Cumhuriyet gazetesini açmak için, Yunus Nadi Bey binbir eşik öptü. Ve iki sene sonra hastalanıp Avrupa'ya gittiği zaman milyonlarca lirası bankalarda idi. Alman Harbi olduğu için kendisine döviz gönderilemedi. Ve Avrupa'da sefalet içinde öldü.

HÜSEYİN CAHİT YALÇIN...

"Hüseyin Cahit Yalçın Ankara İstiklal Mahkemesi'ne Cavid Bey'le beraber getirildi. Gizli cemiyet kurmakla itham edildi. Maliye Vekili Cavid Bey idama mahkum oldu, asıldı ve bir dönme memleketten azaldı. Amma mason olan Hüseyin Cahit Yalçın idamdan kurtularak Çorum'a sürgün edildi."

Değerli okuyucumuz; Peygamber torunu ve hatıralarına başlamadan evvel doğruluğu hususunda yemin veren İbrahim Arvas Bey'in aktardıklarından da anlaşılacağı gibi. Atatürk sürekli Yahudi şirketlerini denetliyor ve o şirketlerde temas halindeki bir takım "uzun kulakları" çekip, "toprak altı etmekle tehdit" edip, kapı dışarı ediyordu.

Maalesef bugün Onun yolundan gittiğini söyleyen iki yüzlüler, O'nun ülkeden kovduğu adamları ideal adamlar gibi gösterip, masonik çalışmalarını her fırsatta yüceltebiliyorlar.

Millet, Atasına sahip çıkar, tarihi hakikatleri layıkıyla öğrenirse bu maskelerin düşürülüp, memleketin asıl ve asil evlatlarının geleceğinin "BÜYÜK TÜRKİYE"sine yalansız ve riyasız liderlerle çabucak yürüyeceğine inanıyoruz.

Bu derdimize kifayet eden hatıralardan sonra konuya mason localarının kapatılma meselesinden sürdürürsek; evveliyatlı olarak Mason localarının kapatılması için bir kanun veya resmi tebliğ çıkarılmamış olduğunu görüyoruz.

Nitekim, bu locaların hükümet tarafından "kendi kendilerini kapatmaları" istenmiş, bundan dolayı kapatma olayına "yarı resmi" denmiştir. Bu arada, hükümeti bu yola sevk eden başlıca iki sebepten bahsedilebilir:

1 - Kapatılma sebebiyle çeşitli çevrelerden gelebilecek "tepkiler" i çekmemek için bu yola başvurulmuş, savunmada bulunmak için "Biz kapatmadık kendileri kapattı" diyebilecekleri "uygun savunma ortamı" nın doğması istenilmiştir.

2 - "Konjonktüre uygunluk" sağlanmak istenilmiştir. "İtalya'da ve Almanya'da olduğu gibi devlet başkanlarının kesin emri ile değil de bizzat masonların kendileri tarafından yapılması isteniyordu."(2)

10 Ekim 1935 tarihli gazetelerde mason localarının kapatılışına dair, devletin resmi ajansı Anadolu Ajansı'nın şu haberi yer alıyordu:

" Ankara (A.A) Mesul (sorumlu) ve mâruf (bilinen) imzalar altında Ajansımıza verilmiştir:

Türk Mason Cemiyeti, memleketimizin sosyal tekamülünü (ilerlemesini) günden güne artan muazzam terakkilerini nazarı itibara alarak ve Türkiye Cumhuriyeti'nde hâkim olan demokratik ve cidden laik prensiplerin tatbikatından doğan iyilikleri müşahede ederek faaliyetine bu hususta hiçbir kanun olmaksızın nihayet vermeyi ve bütün mallarını, memleketin sosyal ve kültürel kalkınmasına çalışan Halkevlerine teberruyu (kendi isteğiyle yardım etme) muvafık (uygun) görmüştür."(3)

(1) İbrahim Arvas, Tarihi Hakikatler, Yargıçoğlu Mat., Ankara, 1964, s. 68 69

(2) Gün Çeliker, s. 41

(3) Apak, s. 219

HAKAN YILMAZ ÇEBİ

http://www.kalemlervekiliclar.com/forum ... E-MASONLAR

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk'ü Masonlar Öldürdü!
İletiTarih: 04 Oca 2012, 15:32 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
"ATATÜRK'Ü MASONLAR ÖLDÜRDÜ"

Yeniçağ gazetesi'nden Osman Tıraklı'nın Yurt Partisi Genel Başkanı ve İçişleri eski Bakanı Saadettin Tantan ile gerçekleştirdiği ropörtajın yayımı sürüyor. Tantan ropörtajın bugünkü bölümünde Masonları Atatürk'ü öldürmekle suçladı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk, mason teşkilatını kapattı. Ama bugün geldiğimiz noktada çok fazla bir şeyin değişmediği görülüyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Atatürk’ü de masonların öldürttüğü kesin… Bunlar hep konuşuluyor, zaman zaman medyaya da yansıyor. Çünkü, Atatürk’te bir siroz hastalığı çıkıyor ve bir gecede ölüyor... Atatürk’ün Mason Localarını kapatmasından sonra masonlarla savaş yeniden başlıyor. Atatürk öldükten sonra Mason Locaları yeniden açılıyor. Bu aşamadan sonra dikkat ederseniz, Atatürk’ü kendi halkından soğutma çabalarının ağırlık kazandığı görülüyor.

Yani bir noktada diyorsunuz ki, masonlar, kendilerini lağveden Atatürk’ten intikam alıyorlar. Atatürk’ü manen de yok etmek için çalışıyorlar. Bu sonucu mu çıkarmamız gerekiyor?

Türkİye Cumhuriyeti o yıllarda İttihat ve Terakki’nin kuruluşundaki mason hakimiyetini temizleyememişti. Yani Mahmut Esat Bozkurt’un 1930’da Bakanken Meclis’te istifa etmesindeki verdiği mesaj da çok önemlidir. Atatürk dahi bir şey yapamamıştır. Atatürk’ün Mahmut Esat Bozkurt’u çağırtıp bu Mason Locaları ile ilgili gündem dışı konuşma yapıp “hemen bunu kapatmamız lazım” demesinden sonra Atatürk’ün sonu gelmiştir. Peki bu masonlar ne yaptı? Atatürk’ü din düşmanı yaptılar. Oysa Atatürk, parçalanmaya karşı milletin itikatta ve amelde birleşmesi için o günkü alimlere kitaplar yazdırtmıştır. Ondan sonra gelenler dini bir yaşam tarzı gibi göstermemiştir. Dinin babadan dededen gelme batılın da içine karışması ile yozlaşmış bir şekilde devam etmesini istemişlerdir. Bu, Türkiye’yi kullanmak isteyenlerin işine gelmiştir. Oysa bizim bu gücün empoze etmeye çalıştığı dine karşı geleneksel İslam’ı savunmamız gerekirdi.

‘Atatürk’e silahla suikasti düşündük!’

Gazetemiz yazarı Hasan Demir’in iki gün önce köşesinde gündeme getirdiği bir masonun itirafları, YP Lideri Tantan’ın sözlerini doğruluyor.

Hasan Demir köşesinde özetle şu görüşlere yer vermişti:”Yıl 1948, Ağustos’un 1’i. Yunan Komünist Halk Cumhuriyeti (ELD)’nin “Laiki foni” yani “Halkın sesi” isimli gazetesinin 685’inci nüshasında, Bulgar Yahudilerinden 33 dereceli farmason Avram Beneraoysan şunları yazar:” Mefkûremizi imha edici darbe vuranların akıbeti, feci şartlar altında ölümdür!..” 33 dereceli komünist mason hangi darbeden bahsetmektedir ve “akıbeti feci şartlar altında ölüm” olan kimdir?Bırakalım onu da kendi söylesin: “(..) Mustafa Kemal Atatürk, 10.10.1935 tarihinde Ankara’da Çankaya köşkünde doktor Mim Kemal Öke’ye hitaben, ‘Mason cemiyetinin faaliyetini inkılaplarıma muarız gördüğüm için kapatılmasını elzem gördüm. Bu dakikadan itibaren bu cemiyeti ölmüş biliniz. Ve bir daha diriltmeğe teşebbüs etmeyiniz’ demişti..

(...) O zannetti ki; bütün muhalif ve muarızlarını tasfiye ve bertaraf ettiği gibi masonları da tasfiyeye tabi tutmaya muvaffak olacaktır.

Fakat asla! Türkiye’deki mason cemiyetinin Kemal Atatürk tarafından kapatılarak faaliyetinin durdurulduğunu Moskova’da tarihi bir yerde yoldaşlar arasında yapılan bir toplantıda işittiğim zaman, beynimden okla vurulmuş gibi sersemledim. Heyecandan şaşırmış bir halde, orada-kilere şaşkınlık içinde haykırdım:

‘- O sarı lider ortadan suret-i katiyetle kaldırılacaktır!’ İşte böyle.. 1948 yılı Ağustos ayının 1’inde Yunan Komünist Halk Cumhuriyeti örgütünün yayın organı “Laiki Foni”nin 685 sayılı nüshasında Ege ve Balkanların kıdemli komünistlerinden 33 derece mason Bulgar Yahudi Avram Benaroyas’ın itirafları.”

Yeniçağ

http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=203107

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk'ü Masonlar Öldürdü!
İletiTarih: 17 Haz 2012, 20:06 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Atatürk'ün 14 Haziran 1938 yılında yurt dışında bulunan Manevi kızı Afet İnan'a Savarona Yatı'ından yazdığı mektup:

Afet;

H. R. Soyak ile benden mektup beklediğini bildirmiştin. Arzun her gün hatırımdadır. Şifahen Celal'e telefonla bildirmek üzre söylemekteyim. Ancak henüz kendim bir şey tespit edemedim.

VAZİYETİM ŞUDUR; BENCE DOKTORLARIN YANLIŞ GÖRÜŞ VE HÜKÜMLERİ SEBEBİYLE HASTALIK DURMAMIŞ, İLERLEMİŞTİR.

Vakitsiz ayağa kalkmak, yürümek, hususile burundan yapılan atuşman üzerine gelen kusma neticesi; yapılan istirahatları hiçe indirmiştir.

İSTANBUL'A GELİNCE, HÜKÜMET REYİMİ ALMAYA LÜZUM GÖRMEKSİZİN FİSSENGER'Yİ GETİRTTİ.

Yeniden tetkik, muayene yapıldık. Karaciğeri eski halinden farksız ve karnı birkaç kiloluk birikmiş su ve gaz dolayısıyla şişkin ve defigüre bir halde buldular. Şimdilik Temmuz on beşe kadar yeni tiretman ve yeni rejim altında repo apsolüyü (Kesin istirahati) zaruri buldular. Bunun esası da yatak ve şezlong istirahatidir. Bu müddet sonunda Fissenger tekrar gelecektir. Umumi ahvalim iyidir. Tamamen iadeli afiyet ümit ve va’di kuvvetlidir. Senin için asla merakı ve endişeyi mucip olmamalıdır. Serinkanlılıkla imtihanlarını vererek muvaffakiyetle dönmeni bekler ve muhabbetle gözlerinden öperim.

İkamet için Savarona’yı tercih ettiler. Yat şimdilik saray karşısında demirlidir.

Malümun olan devlet işleri için Başbakan ve diğer bakanlar sık sık gelip yatta misafir olmaktadırlar.

Nutuk’unu Şükrü Kaya Türkçeye çevirmektedir. Matbuata verilecektir.

K. Atatürk

http://www.isteataturk.com/haber/3323/s ... l-14061938

Fotoğraf kaynağı: Atatürk Gazi Mustafa Kemal, Foto Cemal Işıksel, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1969. Sayfa:165

Fotoğraf: Cumhuriyet Gazetesi Arşivi

Resim

Resim

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk'ü Masonlar Öldürdü!
İletiTarih: 24 Oca 2013, 18:32 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Resim

Atatürkçülüğe Sığınan Masonlara Tarihi Cevap

Atatürk, kendisine Masonluğu öven Dr.Mim Kemal Öke’yi azarlayıp, kökü dışarıda olan teşkilatın vatana zararlı olduğunu söylemişti. 1938’de yayımlandı Her fırsatta Atatürk’ün kendilerini desteklediği iftirasını atan Masonlara en güzel cevabı yine Gazi Mustafa Kemal vermişti.

Haftalık Yedigün dergisinde 1938 yılında çıkan bir söyleşide, Atatürk’ün kökü dışarıda olan teşkilatın lideri Dr.M. Kemal Öke’yi ağır bir dille azarladığı anlatılıyor. Söyleşide, korkudan ödü patlayan Öke’nin, durumu kurtarmak için Atatürk’ü, Masonların lideri gibi takdim etmeye kalkışması, Gazi’yi çileden çıkardı.

Mustafa Kemal, Öke’yi “Ben bu cemiyete girmem. Başkalarının yaptığı prensiplere değil, kendi prensiplerime uyarım” diye azarladı...

Niyazİ Ahmet Okan’ın röportajını 1950’li yıllarda yorumlayan milli mücadele kahramanı Eşref Edip Fergan, “Sizi gidi yalancı Atatürkçüler! Nerede ise localarınızı onun kabri üzerine kuracaksınız! Ey Atatürk! Kalk da dostluk maskesi takınan düşmanlarının hiyanetlerini seyreyle!” dedi. Büyük önder Atatürk, her fırsatta kendisine hayranlıklarını dile getiren Masonları gayri milli bir oluşum olarak görüyor ve bu oluşumdan Türkiye’ye yarar gelmeyeceğini ifade ediyordu.

Geçtiğimiz günlerde yeni “Üstad-ı Azamlarını” seçen Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası ile ilgili haberler “Masonluk” kavramını tekrar gündeme getirdi. Her fırsatta Türkiye Cumhuriyeti’ne olan bağlılıklarını ve büyük önder Atatürk’e olan hayranlıklarını dile getiren masonlar hakkında, acaba Mustafa Kemal Atatürk ne düşünüyordu?

İstiklal şairi Mehmet Akif Ersoy’un arkadaşı Eşref Edip Fergan tarafından çıkarılan Sebilürreşad dergisinin, -1950’li yıllardaki bir sayısında, büyük önder Atatürk’ün yaşadığı yıllarda yayın yapan (1938) “Yeni Gün” dergisinden alıntıladığı bir mülakat, Atatürk’ün “Üstad-ı Azamlık” teklifini nasıl reddettiğini ortaya koyuyor. İşte Atatürk’ün masonlar hakkındaki düşüncelerininin yeraldığı mülakatın tam ve yorumsuz metni:

Haftalık “Yedi Gün” mecmuasının 12 inci cildinin 303 sayılı ve 27 kanunu evvel (Ekim) 1938 tarihli nüshasının 9 uncu sahifesinde muharrir Niyazi Ahmet Okan, Türkiye’de Masonların meşriki azamı bulunan Doktor M. Kemal Öke ile Atatürk arasında cereyan eden muhavereyi şu suretle nakletmektedir:

Doktor M. Kemal anlatıyor

-Bir gün Ağaoğlu Ahmet, Köprülü Fuat, İsmail Hakkı ve eski Maarif Vekili Hikmet’in bulundukları bir gece sofrasında Atatürk buyurdular ki:

-Bu akşam akademik konuşacağız. Söz verilen ayağa kalkarak söyleyecektir.
Herkes gibi ben de heyecan duydum. Acaba bana da söz düşecek mi?.. İlk mevzu şu idi: Efkarı umumiye değişti-rilebilir mi?

Değiştirilebilirse ne vasıta ile? Söz Köprülü Fuat’a verildi. Ondan sonra Ağaoğlu Ahmet; İsmail Hakkı söylediler. Aşağı yukarı mektep ve matbuat vasıtasıyla efkarı umumiyenin değiştirileceğini söylemişlerdi. Bu cevapların hiç biri Ata’yı tatmin etmedi. Gayri memnun olduğunu hissettiren bir tarzda sıra ile sözlerini kestiler.

Yan yana oturduğu Hikmet’e işaret ederek onun da fikrini sordu. O da diğer zevatın fikirle-rine bir de Masonluğu karıştırdı.

İşte o vakit Atatürk:

-Kemal Bey işittiniz ya, şimdi sıra size geldi, buyurdular.
Ben heyecandan titremeye başladım. Ne diyecektim? Söyleyeceğim sözün nasıl karşılanacağını takdir edemeyenler gibi derin bir tereddüt ve telaş içinde idim.

HİKMETİ VÜCUDU YOKTUR

Atatürk - Kemal Bey Masonluğun umdeleri nelerdir? diye sordu.
Artık cevap vermeli idim. Bilebildiğim ve anlayabildiğim kadarını söyledim.
Hazır bulunanlardan iki zat:

-Madem ki Masonluk milliyetçidir, halkcıdır, cumhuriyetçidir, Halk Fırkası’nın umdeleri de bunlardan başka bir şey olmadığına göre Masonluğun hikmeti vücudu yoktur, dediler.

Atatürk tekrar:

- Kemal Bey ne dersiniz? Buyurdular.

Cevap verdim:

-Evet, memleket dahilinde realize etmek istediğiniz yüksek ideal ile Masonluğun tahayyül ve realize etmek istediği ideal aynı olabilir. Halk Fırkası’nın umdeleri memleket hudutları dahilinde caridir. İşte Masonluk bu idealin memleket hudutları haricine intişarına vasıta olan rasyonal hissi bir teşekküldür. Bu bakımdan hikmeti vücudu reddedilemez.

Ata sükunet buyurdular, biraz sonra:

-Peki Kemal Bey, hangi memleket Masonları Masonların en bahtiyarıdır?

-Diktatör memleketlerde Mason Locaları yıkılır, yakılır, Masonlar sürgün ve imha edilirken Türk Milli Masonları Ulu Önderinin ve onun hükümetinin itimat ve müzaheretine mazhar olmakla daima bahtiyarlık duymuşlardır. Dünyada en bahtiyar ve mesut Masonların, Türk Masonları olduğunda şüphe yoktur. Masonların bu vaziyetine yakından vakıf olan ecnebi Masonlar, memleketimizde Masonların haline gıbte ettiklerini defaatle söylemişlerdir.

TOKAT GİBİ CEVAP

-Reisiniz kimdir?
-Memleket dahilinde sulh ve selamet tavsiye eden ve bütün cihana hitap ederek bu idealin tahakkuk ettirilmesini temenni eden zatı devletleridir. Tarzındaki maruzatıma şu tarzda mukabele buyurmuşlardır:

Atatürk: - Ben bu cemiyete girmem. Ben, başkalarının yaptığı prensiplere değil, ancak kendi prensiplerime uyarım...

Evet Atatürk, prensip yaratan ve yarattığı o prensibe sadıkane bağlanan bir şahsiyettir. Bu Atatürk’ü temayüz ettiren bir karakterdi. Doğruluğuna şüphe etmediği fikri daima müdafaa ederdi.

Maruzatlarıma ilave etmiştim:

-Masonluğun temsil ettiği yüksek idealin kolayca tahakkuk ettirileceğini kabul etmek istemiyorum. Fakat bu, her memlekette insanlık idealinin tahakkukuna çalışan entellektüellerin bir araya gelmesine yaklaşmasına hizmet etmesi bakımından faydalı olabilir. Atatürk bu sözüme, hararetli bir ihtarla:-Hayır Kemal Bey, sen bunu söylemeye mezun değilsin! Günün birinde insanlık idealinin tahakkuk ettirilemeyeceğini kabul etmek doğru değildir. Beşeriyetin günün birinde bu mesut neticeye irişmesi gayrı varid değildir.

Bana yanlış düşündüğümü ihtira eden bu hitap, beşeriyet için refah ve saadet düşünen Atatürk’ün insanlık hakkındaki yüksek ve asil bir düşünüşünün ifadesi idi. Atatürk beşeriyet için daima bizim fevkalbeşer telakki ettiğimiz ideallerin tahakkuk ettirilebileceğine iman eden asil bir insandı, ölünceye kadar da öyle düşündü.

Öyle kaldı. İşte bu mülakatta Masonların reisi, meşriki azamı Doktor M. Kemal, Masonluğun “memleket hudutları harici” ile münasebet ve alakasını yani beynelmilel olduğunu açıkca itiraf etmektedir ve Masonluğun “her memlekette insanlık idealinin tahakkukuna çalışan entellektüellerin bir araya gelmesine, yaklaşmasına hizmet eden” bir teşekkül olduğunu söylemesi de beynelmilelliyetini teyit etmektedir.

Doktor Mim Kemal, Atatürkü Masonların tabii reisi gibi göstermek istemiş, fakat Atatürk bunu reddetmiş, yabancı prensiplerden ibaret bulunan Masonluk cemiyetine girmeyeceğini, başkalarının prensiplerine tabi olmayacağını söylemiştir. Doktor, M. Kemal, Masonluğun faydasından bahsedince, Atatürk, hararetli bir ihtarda bulunmuş, “bunu söylemeye mezun olmadığını” söylemiştir.

Görülüyor ki bu mülakatta mühim münakaşalar olmuş, Atatürk Mason reisini şiddetli surette tevbih etmiş, masonluğun yabancı prensiplerden ibaret beynelmilel bir teşekkül olduğunu, memleket için bunun bir faidesi olmadığını anlatmıştır.

Doktor M. Kemal bu mülakatı etrafile izah etmiyor. Orada hazır bulunanlardan Ağaoğlu Ahmet bugün hayatta değildir. İsmail Hakkı Beyin de kim olduğunu bilmiyoruz. Fakat bu içtimada uzun uzadıya fikir beyan eden Köprülü Fuat ile Hikmet Bayur (1950 yılı itibariyle) hayattadırlar. Birisi Demokrat Parti erkanından diğeri de Millet Partisi lideridir.

Bu mülakatı daha esaslı bir surette izah edebilirler. Fakat ne dense sükut ediyorlar. Atatürk sağ olsaydı, onları bülbül gibi söyletirdi. Her halde gocundukları bir nokta var ki izharı mafilbal edemiyorlar. Memleket ve milletin mukadderatına taalluk eden mühim bir mevzu hakkında sükut etmeleri elbette doğru değildir. Şahısları bertaraf, fakat partilerinin Masonluk hakkındaki noktai nazarlarını açıkca millete bildirmek icap etmez mi?

SAHTE ATATÜRKÇÜLER

Atatürk prensipleri yıkılıyor, diye ortalığı velveleye veren Ulusun baş, orta ve yamak yazarları (Yalçını, Menteşesi, İğneli fıçısı...) Atatürk’ün, memleket ve millet için muzır görerek dağıttığı bu Mason şebekesinin Atatürk prensiplerini hiçe sayarak yeniden faaliyete geçmesi karşısında neye böyle dillerini yutmuş bir hale geldiler? Atatürkçülük ne oldu? Masonlar, Atatürk’ün Masonluk hakkındaki fikirlerini tekmelediler.

Niye Atatürk prensiplerini müdafaa etmiyorlar? Demek ki Atatürkçülükleri yalan! İstedikleri zaman Atatürk’ü maske yapıyorlar. Atatürk’ün heykeli karşısında Mason Locaları kuruldu da gözlerini kapayarak, kulaklarını tıkayarak geçiyorlar! Görmemezlikten, işitmemezlikten geliyorlar! Sizi gidi yalancı Atatürkçüler! Nerede ise localarınızı onun kabri üzerine kuracaksınız! Ey Atatürk! Kalk da senin yalancı pehlivanlarını gör! Dostluk maskesi takınan düşmanlarının hiyanetlerini seyreyle!

(Yeni Çağ)

http://www.yalniz-kurt.com/modules.php? ... le&sid=540

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk'ü Masonlar Öldürdü!
İletiTarih: 24 Oca 2013, 18:35 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Resim

Resim

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk'ü Masonlar Öldürdü!
İletiTarih: 24 Oca 2013, 18:36 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Resim

Resim

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni bir konu gönderCevap gönder 2 sayfadan 1. sayfa   [ 17 ileti ]
Sayfaya git 1, 2  Sonraki


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan SiyasiForum.net Siyasi Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. SiyasiForum.Net hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde dönüş yapacaktır. Forumumuz kesinlikle hiçbir şekilde parti, örgüt, kurum, kuruluş ve oluşumu desteklememektedir. Tüm Problemler ve Reklam İçin: İletişim Formu için tıklayınız.