Yazı boyutunu değiştir
Sistem saati: 22 Oca 2018, 05:06


Yeni bir konu gönderCevap gönder 1 sayfadan 1. sayfa   [ 11 ileti ]
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Atatürk ve Çanakkale
İletiTarih: 06 Nis 2013, 20:24 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan

İki ciltlik İngiliz Harp Tarihi kitabının sonunda yer alan yazı;

''Dünyada yarbay rütbesindeki bir komutanın bir savaşın kaderini bu kadar etkileyecek kadar başarılı olduğu görülmemiştir. O bizi durdurdu ve yendi.''

http://www.tarihibakis.com/isgalci-namu ... -olamamak/

***

Gelibolu yarımadasının İngiliz başkomutanı Hamilton:

“Çok mükemmel komuta edilen ve cesaretli dövüşen Türk Ordusuna karşı savaşıyoruz.”

General Aspinal:

“Tarihte bir tümen komutanının üç ayrı cepheye, duruma nüfuz ederek, yalnız bir harbin gidişine değil, bir cephenin akibetine, hatta milletin kaderine tesir edecek, vaziyet yaratmanın bir eşine çok nadir rastlanır.”

(Atatürk, Bir Çağ’ın Açılışı, Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak, s. 383)

***

“Şu An Mağlubiyeti Bütün Damarlarımda Hissetmekteyim. Çok Üzgünüm! Oldukça Mutluydum, Umutluydum. Daha Düne Kadar Çanakkale Bizimdir! Diyordum. Çünkü Bu Savaşı Kazanmak İçin; Askeri, Parayı, Cephaneyi, Her Şeyi Hesaplamıştım. Hepsinde Çok Üstündük. Mutlaka Yenecektik. Yalnız Bir Tek Şeyi Hesaba Katmamışız... Mustafa Kemal’i... Bağrımda İngiliz Gururu Olmazsa, Türkleri Alınlarından Öpmek, Onları Ayakta Alkışlamak İsterdim.”

Winston Churchill / İngiliz Komutanı

http://www.ulkudasim.net/Bizim_Yazarlar ... azi_id-974

***

''Çanakkale'de Conk Bayırı'nın doruk hattı, Çanakkale Boğazı'nın; Boğaz ise, İstanbul'un kilit noktası idi. Eğer Çanakkale Boğazı ve İstanbul düşse idi, Türkiye'nin Almanya ile olan bağlantısı kesilecek ve barış yapmaya zorlanacaktı. Yunanistan, Romanya ve Bulgaristan, belki de İngilizlere katılacaktı. Durumun moral etkisi ise, dünya çapında olacaktı. Rusya'ya bağlantı sağlayan yol açılmış olacak ve bu ülke, gerekli silâhlara ve yiyecek maddelerine kavuşacaktı. İşte, taarruz eden Avustralyalılar ile bu son derece büyük olanaklar arasında, yorgun Türkleri Conk Bayırı'nın dar doruğunda, yalnız kendi hâkim kişiliği ile tutan uçuk benizli ve kararlı (bir adam), Mustafa Kemal vardı...''

(H.C. Armstrong, Gray Wolf, New York, 1961, p. 51)

***

Q L'İllustration dergisi: "Kararlı, sert ama iman etmiş olan Mustafa Kemal Paşa, dünyaya baş kaldırmıştır. Meslekten askerdir. Çanakkale'de, İngilizler karşısında kazandığı büyük zafer, anılmaya değer." (26 Şubat 1921/4069. sayı, aktaran: Bardakçı, Taş-han'dan Kadifekale'ye, s. 168-170)

Tevhid-i Efkâr gazetesi: "Çanakkale'de iki defa İstanbul'u kurtarmış olan Mustafa Kemal Paşa, bu defa da vatanı kurtaracaktır." (31 Ağustos 1921, KS Günlüğü, 4.C., s.21)

D Arnold J.Toynbee: "Mustafa Kemal, Çanakkale muharebelerinde Anafartalar'da, İngiliz kuvvetlerini durdurduğu zaman, hem Türkiye'de, hem Almanya'da bir kahraman olarak tanınmıştı." (Turkey/Türkiye, s.98; kitabın orijinali 1926'da yayımlanmıştır)

D Kont Sforza.-"Mustafa Kemal'in ünü halk arasında yaygındı." (1919, Jeschke, İngiliz Belgelen, s.101)

D Amiral Cartorpe'tan Lord Curzon'a: "Çanakkale Savaşı'nda ün yapmış bulunan Mustafa Kemal Paşa..." (23 Haziran 1919, B.N.Şimşır, İngiliz Belgelerinde Atatürk, 1.C., s.XXVI)

Amiral Webb'ten Sir R.Graham'a: "Çanakkale Savaşı'nda bir hayli ün yapan Mustafa Kemal, Sadrazam tarafından Samsun'a müfettiş olarak gönderildi." (28 Haziran 1919, E.Ulubelen, s.192, belge sayısı433)

G Albayrak gazetesi (Erzurum): "Anafartalar'da milli şerefi, tarihin bugünkü nesilden beklemekte olduğu kutsal görevi yükselten ve yücelten bu saygıdeğer komutanı, bugün de Milli Mücadele'nin başında görmek, mutlu bir görüntüdür." (14 Temmuz 1919, C.Dursunğlu, MilliMücadele'de Erzurum, s.94)

Veliaht Vahidettin Efendinin beraberinde Almanya'ya gideceğimiz gün gördüm. Trene bineceğimiz sırada, orada bulunan bir zat, Tanışmıyor musunuz?' diye sorarak bizi birbirimize takdim etti. Çanakkale'deki övünç ve gurur verici hizmetleriyle, herkes gibi ben de kendisini gıyaben tanıyordum; fakat şahsen görüşmemiştik. Hizmetlerinden ve başarılarından dolayı kendisini orada tebrik ettim. Tanışmaktan duyduğum şeref ve iftihar duygularımı bildirdim." (Osmanlı Sarayının Son Günleri, s.356, 381)

İsmail Hakkı Okday (Vahidettin'in damadı): "Vahideddin Efendi bu seyahate çıkarken, kendisine refakat etmek üzere, o zaman"Anafartalar Kahramanı" diye anılan Mustafa Kemal Paşayı da yanına almıştı." (Yanya'dan Ankara'ya, s.329)

R. Eşref Onaydın: "Ben, Kanije müdafii Tiryaki Hasan Paşa ile yahut Plevne aslanı Gazi Osman Paşa ile görüşmek mukadder olsaydı, bugünkü muhavereden (konuşmadan) daha fazla mı bir heyecan duyacaktım? Memleketin en tehlikeli zamanlarında, can verircesine vazife başına atılan bu kahramanın elini sıktım. İçimde ona karşı derin bir hürmet, bir İstanbul çocuğu ruhu ile derin bir şükran olduğu halde yanından ayrıldım. 28 Mart 1918. (Anafartalar Kumandanı Kemal ile Mülakat, s.48, 91,Hamit Matbaası, istanbul, 1930; bu mülakat ilk olarak 1918 yılında Yeni Mecmua'nın Çanakkale özel sayısında yayımlanmıştır.)

Rıza Tevfik: "Aşiyan'da Tevfik Fikret'e yapılan ilk anma töreni için geldiği zaman kendisini kapıda karşılamış ve ihtifale başlamadan evvel, orada bulunanlara ve T.Fikret'in eşine, 'Anafartalar kahramanı meşhur Miralay Mustafa Kemal Beyefendi' diye takdim etmiştim." (19.8.1918, Biraz da Ben Konuşayım, s.49)

D M.Z. (M.Zekeriya Serte!): "Osmanlı tarihinin en şerefli bir sayfasını işgal edeceğine şüphe olmayan Çanakkale başarısı, orada çarpışan Türklük ruhunu, Türklük fedakârlığını ispatettiği gibi bir de Mustafa Kemal gibi büyük bir kahramana malik olduğumuzu gösterdi. Tarih Çanakkale vakasını kaydederken hiç şüphesiz Mustafa Kemal ve Cevat Paşaların isimlerini de altın harflerle yazacaktır... Büyüklerini tanımak mecburiyetinde olan gençlik, Mustafa Kemal adını da belleklerine eklemeli ve kurtarıcılarımızdan birinin de o olduğunu unutmamalı." (20 Mart 1919, Büyük Mecmua, 3. Sayı, aktaran M.Kaplan, Devrin Yazarları, 1.C., s.84)

http://www.scribd.com/doc/73932451/5105 ... turmacalar

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk ve Çanakkale
İletiTarih: 06 Nis 2013, 20:26 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
EFSUNLU KEMAL

Bir keresinde yeni kazılmış bir siperin dışında duruyordu. Avcılarımızın yoğun ateşi altındaydı. Bir İngiliz Bataryası da o sipere ateş açtı. Toplar menzili ve hedefi buldukça şarapneller gitgide daha yakınlarına düşmeye başladı. Vurulması matematiksel olarak kesindi. Kurmayları sipere girmesi için yalvarmaya başladılar.

Dürbünle görüyorduk. Fakat o sigara yakıp gayet sakin bir şekilde sigara içmeye başladı. Ne yakınında patlayan şarapneller, ne de yoğun avcı ateşi Mustafa Kemal'e bir şey olmuyordu. Çünkü O'nu vuramıyorduk.

O, zaman zaman eline bir tüfek alıp yoğun ateş altında, siperden dışarı çıkıyor, Avustralya siperlerine dikkatli, telaşsız ve isabetli atışlar yapıyordu.

Bu kısa menzilde bile avcılarımız O'nu vurmayı başaramıyorlardı. Vurulmuyordu... O'nu vuramıyorduk...

Sonra duyduk ki, Mehmetçik adı verilen Türk Neferleri bu inanılmaz olayı gördükten sonra Mustafa Kemal'e bir isim takmışlar: "Efsunlu Kemal..."

Bu isim askerlerimizin moralini bozmuştu. Gelip soruyorlardı:

- "Karşıdaki Türk Birliği'nin komutanı kim? O mu?"

- "Hayır... Hayır..." diyorduk, "O değil, O burada değil, sakin olun..."

(Kaynak: H.C. Armstrong - Bozkurt)

http://spiritualizm.com/kitaplikgizliata11.htm

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk ve Çanakkale
İletiTarih: 06 Nis 2013, 20:32 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Atatürk'ün Cebindeki Saat Sayesinde Ölümden Dönüşü

Albay Mustafa Kemal: Düşmanı Yeneceğinize İnanıyorum!

''Çok hızlı ve kısa bir denetleme yaptım önlerinden geçerek yüksek sesle askerlere selam verdim ve dedim, ki: 'Askerler, karşımızdaki düşmanı yeneceğimize hiç şüphe yoktur. Fakat siz acele etmeyin. Önce ben ileri gideyim. Siz, ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birden atılırsınız!'

28. Alayın bir kısmı Şahinsırt'ın Boyun noktasında yerleştirilmiş olan düşman mitralyözlerinin etkili ateşinden daha ileri gidememişti. Conkbayırı askerlerimizin eline geçtikten sonra düşman, karadan ve denizden yönelttiği seri ve yoğun topçu ateşiyle Conkbayırı'nı cehenneme çevirmişti. Bütün Conkbayırı yoğun dumanlar ve ateşler içinde kaldı. Etrafımız şehitler ve yaralılarla doldu. Gökten şarapnel, demir parçaları yağmur gibi yağıyordu. Düşmanın topçu ateşi gülleleri büyük çukurlar açıyor, her tarafa şarapnel ve kurşun yağıyordu. Savaş meydanında olanları seyrederken büyük bir şarapnel parçası tam kalbimin üzerine çarptı, sarsıldım, elimi göğsüme götürdüm, kan akmıyordu. Kalbimin üzerinde cebimde bulunan saat paramparça olmuştu. Olayı Yarbay Servet Bey'den başka kimse görmemişti. Ona parmağımla susmasını emrettim. Çünkü vurulduğumun duyulması bütün cephelerde panik yaratabilirdi. O gün akşama kadar birliklerin başında daha hırslı olarak çarpıştım.

Parçalanan saatimi, daha sonra bugünün anısına Liman Paşa'ya verdim. Aynı gün gece yani 10 Ağustos günü, beni mutlak ölümden kurtaran ve parçalanan saatimi Ordu Komutanı Liman Von Sanders Paşa'ya hatıra olarak verdim. Çok şaşırmış, heyecanlanmıştı. O da ailesinin soyluluk armasını içeren kendi saatini bana verdi. Bu hücumlarda İngilizler binlerce ölü bırakarak tamamen geri çekildi ve Çanakkale'nin geçilmeyeceğini iyice anlamış oldular.

Hücumdan sonra Kocaçimen bölgesinde bulunan topçularımız düşmana ateş ediyorlardı. Oldukça geç gelen 41. Alaydan az bir kuvvetle Conkbayırı ile Boyun noktası arasını desteklemeyi gerekli gördüm. Düşman Mestantepe yönünü desteklemekle uğraşıyordu. 12. Tümende buna karşı gereken önlemleri alınıyordu.

Olay, aslanlar gibi köpürmüş olan askerlerimizi durdurmak güçtü. Kısım kısım denizin içine kadar ilerleyenler bile vardı. Fakat çarpışmanın uzaması durumunda askerlerimiz düşman birliklerine karışacak ve o üstünlük içinde kaybolacaklardı.

Saat öğleye yaklaşıyordu. Askerlerimiz sekiz saatten beri ölümle pençeleşmekten elbette yorulmuşlardı. Arazinin durumu, düşmanın göz açtırmayan yoğun ateşleri boğuşan askerlerimize geriden her türlü yardımı olanaksız kılıyordu. Kayıplarımız da çoktu. Düşmanı yenen üstünlüğümüz müthiş ve peş peşe gerçekleşen saldırılarımız olduğunu takdir ediyordum. Dolayısıyla saat 12.15'te sekizinci tümen kumandanına şu emri verdim, 'Saldırıyı bitiriniz. Conkbayırı ve Şahinsırt'ın batıya en Egemen noktası her zaman elde bulundurulacak şekilde birliklerinizle işgal ettiğiniz yerleri sağlamlaştırınız.'''

(Mustafa Kemal Atatürk/ Selahattin Adil Paşa/ Miralay Şefik Aker/ İhtiyat Zabiti Sokrat İncesu, Arma Yayınları, Çanakkale Hatıraları 1. Cilt)

***

''Savaş bittikten sonra Anafarta kahramanı, Mareşal Liman'a raporunu verdiği zaman parçalanmış saatini de Mareşale uzattı. Bu saat kendisini ölümden korumuştu. Liman buna karşılık cebinden çıkarttığı saatini Kemal'e verdi.''

(Ernest JACKH, Yükselen Hilal - Dünkü, Bugünkü ve Yarınki Türkiye)

***

Yarbay Servet YURDATAPAN (64. Alay Kumandanı):

Süngü hücumu sırasında Conkbayırı Tepesinde Mustafa Kemal'in yanında idim. Düşmanın şiddetli topçu ateşi başladıktan biraz sonra Mustafa Kemal'in elini birden göğsüne götürdüğünü gördüm. Heyecanımı sezen o metin asker, parmağını ağzına götürerek ve başını, kaşlarını yukarıya kaldırarak bana ses çıkarmamamı işaret etti.

http://www.canakkalekutup.gov.tr/index. ... &Itemid=91

***

General Cemil CONK:

Ağustosun sıcak günlerinden biri.

Bizim mıntakamızın Tekketepe Karargahından telefonla Conkbayırı saldırısını takip ediyoruz. Düşman bu hattan ilerleyemiyor, kendi saldırı kıtalarının sol kısmını koruma çabasında olduğu görülüyor.

5. Ordu Kumandanı Mareşal Liman Von Sanders bizim Karargahımızdan Conkbayırı harekatını izliyor... Mustafa Kemal Beyin saldırısının başarıyla sonuçlandığı haberleri karargahımızı sevindiriyor.

Akşama doğru Mustafa Kemal Bey Kurmay Başkanı ile birlikte Karargahımıza geldi ve Mareşal Liman Von Sanders Paşa'ya kendi kumandası altında kendi işaretiyle yapılan piyade süngü hücumu hakkında ayakta Fransızca olarak açıklıyor, hepimiz büyük merak ve heyecan içinde dinliyoruz. Mustafa Kemal Bey, 'Bütün cephe üzerinde piyademiz, Conkbayırı'na tırmanmaya çalışan düşmana benim işaretimle süngü hücumuna geçti ve düşmanı denize kadar sürdü. Bu sırada benim göğsüme bir mermi parçası isabet etti. Saatim kırıldı. Bu saat benim canımı kurtardı. İzin verirseniz bugünkü başarımın anısı olarak bu saati size sunayım' dedi ve kırık saati çıkardı, Liman Von Sanders Paşa'ya verdi.

Hepimiz ayaktayız, bu anda bu yüce manzaranın tanığı olan bizlerin geçirdiğimiz heyecanı anlatmak imkansızdır. Bu heyecan gözlerimizde sevinç ve iftihar yaşları topladı. Liman Von Sanders Paşa'nın heyecanından titrediğini, gözlerinin bulandığını gördüm.

http://blog.milliyet.com.tr/albay-musta ... gNo=374157

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk ve Çanakkale
İletiTarih: 06 Nis 2013, 20:34 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Karargahı Yalova'da bulunan Ordu Komutanı Liman Von Sanders 'Paşa telefonla beni aradı. Konuşmamıza aracılık eden Kurmay Başkant Kazım Bey idi. Sorduğu şu idi:

"Durumu nasıl görüyorsunuz ve nasıl tedbir almayı düşünüyorsunuz?"

Durumu nasıl gördüğümü ve nasıl tedbirler almak gerektiğini çoktan bütün ilgili olanlara belirtmiştim. Hepsi cevapsız kalmıştı, dedim ki:

- "Durumu nasıl gördüğümü çoktan size bildirmiştim. Şimdi alınabilecek tek bir redbır kalmıştır!"

- "O tedbir nedir?"

- "Bütün komuta ettiğiniz kuvvetleri emrime veriniz. Tedbir budur!"

- "Çok gelmez mi?" (Alaycı bir sesle)

- Az gelir! dedim.

Telefon kapandı. 8/9 Ağustos gece: saat 21:50'de bana Anafartalar Grubu Komutanlığına tayin edildiğimi bildirdiler. Gerçi böyle bir sorumluluğu almak basit bir şey değildir. Fakat, ben vatanım yok olduktan sonra yaşamamaya karar verdiğim için bu sorumluluğu yüklendim! Dana önce kararlaştırdığım saldırıyı kendim yöneterek düşmanın üstün kuvvetlerini gerilettim. 10 Ağustos sabanı tanyeri ağarırken düşman üzerine süngü ile atılmak için hazırladığım asker saflarının önüne geçerek kuvvetlerimi düşman üzerine attım. Düşman ortalık ağardıktan sonra Conkbayırı'nı denizden ve karadan büyük çapta toplarla dövmeye başladı.

Atatürk'ün de söylediği gibi Çanakkale'de savaşın en şiddetli geçtiği günlerden biriydi. Mustafa Kemal yanında bulunan Falih Rıfkı Atay ve Nuri Conker'e yapılması gereken talimatları verirken, işte tam bu sırada patlayan bir şarapnel parçası onun göğsünün üzerine isabet etmişti. Bundan sonrasını yine Atatürk'ün anlatımından dinleyelim:

Bütün Conkbayırı dumanlar ve ateşler içinde kaldı. Herkes tevekkülle sonunu bekliyordu. Etrafımız şehitler ve yaralılarla doldu. Olan bitenleri sevrederken bir şarapnel parçası göğsümün sağ tarafıma çarptı. Cebimdeki saati paramparça etti. Etime giremedi. Yalnız deride bir kan lekesi bıraktı.

(Mustafa Kemal Atatürk/ Selahattin Adil Paşa/ Miralay Şefik Aker/ İhtiyat Zabiti Sokrat İncesu, Arma Yayınları, Çanakkale Hatıraları 1. Cilt)

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk ve Çanakkale
İletiTarih: 06 Nis 2013, 20:35 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
İngilizler Çanakkale'de Anafartalar Grubu'nu mağlup edip de cepheyi sökemeyince, yeni bir harekete giriştiler, bu cepheyi sağdan çevirmek istediler. Düşmanın planını bozmak için Kireç Tepe'yi tutmak lazımdı; halbuki oraya giden tek bir dar yol savaş gemileri tarafından makaslama ateş altında tutuluyordu. Her an gülleler korkunç patlayışlarla ortalığı alt üst ediyor, ölüm saçıyordu. Bir insanın değil, bir kurlun bile geçmesine imkan gÖrülemiyordu. Kireç Tepe'yi tutmak emrini alan Türk subay ve askerleri tereddüt içindeydiler; fırsat gözetiyorlardı. Fakat düşmanın ateşi bir an bile kesilmiyordu. Mustafa Kemal bu hali görünce siperlere koştu, askerlerin arasına karıştı ve sordu: "Niçin geçmiyorsunuz?" İçlerinden biri cevap verdi: "Düşman Ölüm saçıyor, geçilemez!" Mustafa Kemal zerre kadar korku ve tereddüt göstermeden: "Oradan böyle geçilir!" dedi ve ileri fırladı. Mehmetçik artık durur mu? O da kumandanının arkasından ileri atıldı. Toz, duman, alev ve ölüm kasırgasını yaran askerler karşıya vardılar, tepeyi tuttular.

(Niyazi Ahmet Banoğlu, Nükte, Yergi ve Fıkralarıyla Atatürk)

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk ve Çanakkale
İletiTarih: 06 Nis 2013, 20:36 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
"Mustafa Kemal, her zaman ateş altında dolaşıyordu. Askerlerin maruz kaldığı her türlü tehlikeyi paylaştığı ve etrafında yüzlerce insan öldüğü halde, ona birşey olmuyordu. Bir keresinde yeni kazılan bir siperin önünde otururken, bir İngiliz bataryası üstlerine ateş açtı. Top menzilini bulmaya çalışırken, gülleler de gittikçe yaklaşıyordu. Vurulması, matematiksel bir kesinlik arz ediyordu. Yanındakiler sipere girmesi için yalvarmaya başlamışlardı. O; “Hayır”, diye itiraz ediyordu, “Sipere gizlenecek olursam, askerlerime kötü bir misal olurum...” Geride, siperde bulunanlar korku ve hayretle kendisini seyrederken, o sigarasını yakmış, hiçbir şey yokmuşçasına sakin sakin konuşuyordu. Düşman topçusu menzili biraz daha yaklaştırdı. Patlayan şarapnel yağmuru altında üstü başı toz içinde kaldığı halde, Mustafa Kemal’e bir şey olmamıştı."

(Kaynak: Adnan Nur Baykal, Mustafa Kemal Atatürk’ün Liderlik Sırları, Sistem Yayıncılık, İstanbul, 1999, s.31)

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk ve Çanakkale
İletiTarih: 06 Nis 2013, 20:47 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Atatürk’süz Çanakkale Savaşı Tarihi Yazılamaz

"Bir Tümen Komutanı’nın üç ayrı yerde tek başına giriştiği hareketlerle bir savaşın, hatta bir ulusun kaderini değiştirecek yücelikte bir zafer kazandığı tarihte pek nadirdir."

İngiliz Generali Aspinal Oglander

Bugün, tarih 18 Mart 2011; Çanakkale Zaferi’nin 96 yıldönümü… Daha doğrusu, Türk ulusunun “emperyalizmi” ilk kez tokatlamasının 96. yıl dönümü….

96 yıl önce bugün, Çanakkale’yi geçerek Anadolu’nun kilidini kırmak isteyen emperyalizm, tarihindeki ilk büyük tokadı Türk ulusundan yemiştir. Çok daha önemlisi, aynı emperyalizm, daha Çanakkale’deki “Osmanlı tokadının” acısı çıkmadan Anadolu’ya saldırmış, ama bir kere daha Türk ulusunun okkalı bir tokadıyla karşılanmıştır.

Anlayacağınız, Türk ulusu, eli kanlı emperyalizmi 4 yıl içinde tam iki kere tokatlamıştır.

Emperyalizm, o gün bugündür bu tokatların acısını unutmamıştır, unutamamıştır ve o gün bugündür “bu ulustan” o tokatların acısını çıkarmaya çalışmaktadır.

Çanakkale Savaşı ve Türk Kurtuluş Savaşı, bir taraftan dosta düşmana eli kanlı emperyalizmin de tokatlanabileceğini gösterirken, diğer taraftan ise emperyalizmin nasıl tokatlanacağını gösteren “bir adamı” tarih sahnesine çıkarmıştır. O gün bu günüdür, emperyalistlerin korkulu rüyası olan o adamın adı Mustafa Kemal Atatürk’tür. Ceyhun Atıf Kansu’nun ifadesiyle, “Kurtuluş Savaşı Ustası” Mustafa Kemal Atatürk…

Emperyalizm, onun adını silmek, onu unutturmak için çok uğraşmıştır. Diğer mazlum ulusların da “Kurtuluş Savaşı Ustasından” esinlenmelerini engellemek için çok çaba sarf etmiştir.

Çanakkale Zaferi’nin 96. yıl dönümünü kutladığımız bu gün, hayretle ve ibretle emperyalizmin bu çabalarının nasıl büyük bir sonuç verdiğini görmekteyiz. 96 yıl önce, Çanakkale’de emperyalizmi tokatlayan adamın adını ağza almak bugün neredeyse “suç” haline geldi. Emperyalizmin paralı ve gönüllü işbirlikçileri, “Atatürksüz bir Çanakkale Savaşı tarihi” yazmak için bir hayli yol kat etti. Gençlerimiz, emperyalizmin gönüllü hizmetkarı durumundaki bir cemaatin “Çanakkale’ye yaptığı hurafe gezileri” sonunda kandırıldı. Çanakkale Savaşı’nın gerçek kahramanı, emperyalizmin korkulu rüyası Mustafa Kemal Atatürk’ün yerini neyidiğü belirsiz “Yeşil Sarıklılar”, “Beyaz Gömlekliler”, “Uzun Sakallılar” aldı. Neredeyse her ayetinin sonu, “Aklını çalıştıranlar için bunda büyük hikmetler vardır” diye biten İslam’ın temel kaynağı Kuran “yalana, dolana, hurafeye” alet edildi.

Anlayacağınız emperyalizm, kendisine yüzyılın başında iki tokat adamdan, o tokatların acısını çıkarma noktasına geldi. Ancak emperyalizmin asıl amacının, kendisini tokatlayan “o adamın” adını unutturarak, yüz yıl kadar önce o adamın liderliğinde “bağımsızlık” ve “çağdaşlık” bayrağı açan “o ulustan” intikam almak olduğu asla unutulmamalıdır.

Şimdi gelin, Çanakkale Zaferi’nin 96. yıldönümünde, emperyalizme ve onun yerli işbirlikçilerine inat, Çanakkale Savaşı’ndaki Atatürk’ü hatırlayalım.[1] Bunun için, Atatürk’ün Çanakkale’de bulunduğu sürede “neler yaptığını” öğrenelim; hem de gün gün...

ATATÜRK’SÜZ ÇANAKKALE SAVAŞI TARİHİ YAZILAMAZ

İşte Çanakkale Savaşı’ndaki Atatürk… Okuyun, inceleyin, düşünün ve elinizi vicdanınıza koyarak karar verin…

« I. Dünya Savaşı başladığında Bulgaristan Sofya’da “ateşemiliter” olan Atatürk, “Avrupa’daki rahatını” bırakarak “vatan ve millet borcunu ödemek için” adeta “gönüllü” olarak Çanakkale Savaşı’na katılmıştır. Atatürk, Kasım 1914’te, Başkomutanlık Vekaleti’ne müracaat ederek cephede aktif bir göreve getirilmek istemiş, ancak kendisine, “Sizin için orduda her zaman bir görev vardır. Ancak Sofya Ateşemiliterliği’ni daha önemli gördüğümüzden sizi orada bırakıyoruz” cevabı verilmiştir. Bunun üzerine Atatürk, Aralık 1914’te Sofya’dan Başkomutan Vekili Enver Paşa’ya bir mektup yazarak cephede aktif görev alma isteğini yenilemiştir: “Vatanın müdafaasına ait faal vazifelerden daha mühim ve yüce bir vazife olamaz. Arkadaşlarım muharebe cephelerinde, ateş hatlarında bulunurken ben Sofya’da ateşemiliterlik yapamam! Eğer birinci sınıf subay olmak liyakatinden mahrumsam, kanaatiniz bu ise, lütfen açık söyleyiniz.”[2] Atatürk, o günlerde içinde bulunduğu “ruh halini” ve kafasındaki “planları” sonradan Falih Rıfkı Atay’a şöyle anlatmıştır: “O günlerde neler çektiğimi anlatamam. Gerekirse bir er gibi herhangi bir cepheye katılmaya karar vermiştim. Onun için Sofya’daki evimin eşyalarını, Fethi Beyi arkadaşımla anlaşarak elçiliğe taşıttım. Hemen hareket edebilmek üzere küçük bir bavul hazırladım. Artık evi de bırakmak üzere iken, ‘İsmail Hakkı’ imzalı bir telgraf aldım. İmzanın üstünde, ‘Harbiye Nazır Vekili’ yazılı idi. ‘On dokuzuncu Tümen Komutanlığı’na tayin buyruldunuz. Hemen İstanbul’a hareket ediniz’ Ben bu telgrafı aldığım vakit Başkumandan Vekili Enver Paşa, Sarıkamış Savaşı’nı yapıyordu…”[3] Yani Atatürk, isteseydi pekala kanlı Çanakkale Savaşı sırasında Sofya Ateşemiliterliği’ne devam edebilir ve ilerde “Çanakkale Savaşı sırasında neden cephede değildin?” diye soranlara da -Enver Paşa’dan gelen telgrafları göstererek- “Ben cephede aktif bir görev almak istedim, ama Enver Paşa kabul etmedi!” diye cevap verebilirdi. Ama gerçek bir “vatansever” olan Atatürk “gelme, orda kal!” telkinlerine karşın, adeta “zorla” kendisini cephede aktif bir göreve tayin ettirmiştir. Gerçek “kahramanlık” ve “vatanseverlik” bu olsa gerekir: Bilerek, isteyerek, ölümün kucağına atlamak… Atatürk’ün Çanakkale Savaşı’ndaki “kahramanlığı” bir yana, sadece bu davranışı bile, onun “nasıl bir kahraman” ve “nasıl bir vatansever” olduğunu anlamaya yeter de artar bile…

« Atatürk, kendi ısrarları üzerine, 20 Ocak 1915’te, Esat Paşa komutasındaki, 3. Kolordu’ya bağlı, Tekirdağ’da kurulacak 19. Tümen Komutanlığı’na atanmıştır.[4]

« 20 Ocak 1915’te İstanbul’a gelen Atatürk, atandığı 19. Tümen hakkında bilgi almak için temaslara başlamıştır. Bu sırada, o günlerde Sarıkamış’ta büyük bir bozguna uğrayan Enver Paşa ile görüşmüştür. Atatürk, yıllar sonra, o görüşmeyi ve sonrasında yaşananları Falih Rıfkı Atay’a şöyle anlatmıştır: “Enver Paşa ile karşı karşıya bulunuyorduk. Enver, biraz zayıflamış, rengi solmuş bir halde idi. Söze ben başladım: ‘Biraz yoruldun’ dedim. ‘Yok, o kadar değil’ dedi. ‘Ne oldu?’ ‘Çarpıştık, o kadar!’, ‘Şimdiki durum nedir’, ‘Çok iyidir!’ dedi. Kendisini üzmek istemedim. Konuşmayı görevim üzerine çevirdim. ‘Teşekkür ederim, beni numarası on dokuzuncu olan tümene kumandan tayin etmişsiniz. Bu tümen nerededir?’ ‘Ha, evet… Belki bunun için Erkan-ı Harbiye ile görüşseniz ile görüşseniz daha iyi bilgi edinirsiniz’. Enver’i çok yorgun ve kafası işlerinde görüyordum. Sözü uzatmadım. ‘Peki o halde fazla rahatsız etmeyeyim’ dedim. Başkumandanlık Erkan-ı Harbiye’sine gittim. Gerekenlere kendimi şöyle tanıtıyordum: ‘On dokuzuncu Tümen Kumandanı Mustafa Kemal…’ Hepsi şaşıyordu! Böyle bir tümenin var olduğundan haberi olana rastlamadım. Sonunda bir akıllı dedi ki: ‘Belki böyle bir tümen Liman von Sanders’in ordusunda bulunmaktadır. Bir defa onu görseniz…’ Von Sanders’in kurmay başkanı Kazım Bey’in bürosuna giderek durumu anlattım. Kazım Bey: ‘Bizim dislokasyonumuzda böyle bir tümen yoktur. Fakat olabilir ki, Gelibolu’da üçüncü kolordu yapmakta olduğunu bildiğimiz bazı yeni teşkilat arasında yeni bir tümen kurmayı tasarlamıştır. Bir defa oraya kadar gitseniz. Kazım Bey, ‘Bununla berber hareketimizden önce sizi kumandan paşaya tanıtayım’ dedi.”[5] Bunun üzerine Atatürk, Liman von Sanders ile tanışmıştır. Bu Alman Mareşali, Atatürk’ü nezaketle karşılamıştır. Bulgarların durumunu merak eden Mareşal, Atatürk’e kibar bir tavırla: “Bulgarlar hala harbe girmeyecekler midir?” diye sormuş, Atatürk, “Benim görüşüme göre henüz girmeyeceklerdir” diye cevap vermiştir. Mareşal “Niçin?” diye sorunca, Atatürk, “Benim anladığıma göre Bulgarlar iki ihtimalden biri anlaşılmadan harbe girmezler. Biri, Almanya’nın başarı kazanabileceğine inandırıcı deliller görmedikçe, ikincisi de, harp kendi topraklarına temas etmedikçe” diye cevap vermiştir. Bu cevaba sinirlenen Mareşal, sağ yumruğunu sıkıp havaya kaldırarak, “Bulgarların Alman başarısına güvenleri yok mu?” diye sormuştur. Bu öfkeli soruyu Atatürk gayet sakince, “Hayır ekselans!” diye cevaplamıştır. Öfkeden yüzü kıpkırmızı olan Liman von Sanders, “Niçin?” diye sorunca, Atatürk, bir şey anlamamış gibi bakmıştır. Bu sırada Mareşal, “Nasıl olur. Alman başarısına güvensizlik? Nasıl olur bu?” diye söylenince, Atatürk, “Öyle efendim!” diye diretmiştir. Bunun üzerine Mareşal Sanders, dikkatlice Atatürk’e bakarak, “Sizin fikriniz nedir?” diye sormuştur. Her ne koşulda olursa olsun muhatabının yüzüne gerçeği, sadece gerçeği söylemeyi ilke edinmiş olan Atatürk, biraz düşündükten sonra, kendinden emin, “Bulgarları düşündüklerinde haklı buluyorum” demiştir. Yarbay Atatürk’ün bu cevabı, Mareşal Liman von Sanders üzerinde adeta “şok etkisi” yapmıştır. Bu sözler üzerine ayağa kalkan Mareşal, Atatürk’e, “Çıkabilirsiniz!” demiştir.[6]

« Atatürk, Çanakkale Savaşı’na “yarbay” olarak başlamıştır, fakat beş hafta sonra 1 Haziran 1915’te “albay” olmuştur.[7]

« 2 Şubat 1915’te Tekirdağ’a gelen Atatürk, 19. Tümeni kurma çalışmalarına başlamış, 25 Şubat 1915’te, Tekirdağ’daki 19. Tümen Komutanlığı, Maydos (Eceabat)’a nakledilmiş ve Atatürk, 19. Tümen ve Maydos Bölge Komutanlığı’na getirilmiştir. (19. Tümene ek olarak, 9. Tümen’in 2 piyade alayı bazı topçu birlikleri de Maydos Bölge Komutanlığı emrine verilmiştir.)[8]

« 23 Mart 1915’te Maydos Bölgesi Komutanlığı genişletilerek, “Müstehkem Mevki Rumeli Bölgesi Komutanlığı” adını almış ve komutanlığına Albay Halil Sami Bey getirilmiştir. Atatürk’ün komuta ettiği 19. Tümen, ordu yedeğine alınarak 3. Kolordu Komutanlığı’nın emrinde yine Maydos’ta bırakılmıştır. 24 Mart 1915’te Atatürk, bir aydır devam ettirdiği Maydos Bölgesi Komutanlığı’nı Albay Halil Sami Bey’e bırakarak 19. Tümen Komutanlığı’na dönmüştür.[9]

« 18 Nisan 1915’te, Atatürk’ün komutasındaki 19. Tümen, Çanakkale’ye yeni atanan Mareşal Liman von Sanders’in komutasındaki 5. Ordu’nun “yedeğine” alınarak Bigalı köyüne gönderilmiştir. Böylece Atatürk, Maydos’tan Bigalı’ya geçmiştir.[10]

« Çanakkale Savaşı öncesinde, Osmanlı ordusunun başındaki Alman General Liman von Sanders, Çanakkale’ye İngiliz çıkarmasının, Saroz Körfezi ve Anadolu kıyılarından, özellikle Bolayır’dan yapılacağını düşünürken,[11] Yedek Tümen Komutanı Yarbay Atatürk, Çanakkale’ye İngiliz çıkarmasının Anafartalar bölgesinden; Alçıtepe ve Kocaçimen’den yapılacağını belirtmiştir.[12] Gelişmeler, Atatürk’ü haklı çıkarmıştır.

« 25 Nisan 1915’te İngiliz, Fransız ve Anzak birlikleri Çanakkale’ye sabaha karşı Arıburnu, Seddülbahir ve Kumkale sahillerinden çıkarma yapmaya başlamıştır. Seddülbahir’e çıkan düşman, kıyı topçusunun yoğun ateşi ve kuvvetlerimizin karşı taarruzuyla durdurulmuş, Kumkale kıyılarından yapılan çıkarma gelişememiş, Arıburnu’na çıkan düşman ise, Atatürk komutasındaki birliklerce geri püskürtülmüş ve bozguna uğratılmıştır.[13] Çanakkale’ye 25 Nisan 1915’te, saat 05:30 civarında ayak basan düşman çıkarma birlikleri, 09:45’te karşılarında Atatürk’ü ve 57. Alayı bulmuşlardır. 25 Nisan 1915’teki ilk çıkarma başladığında Çanakkale Bigalı Köyü doğusunda Değirmenlik mevkiindeki karargahında bulunan 19. Tümen Komutanı Yarbay Atatürk, çıkarmayı haber alıp, (Maltepe’deki 77. Alay ve 9. Tümenden aldığı raporlarla), harekete geçmeden önce, Gelibolu’daki 3. Kolordu Komutanlığı’na saat 07:00’da şu raporu yazmıştır: “Kabatepe ile Arıburnu arasında karaya çıktığı öğrenilen düşman kuvveti, henüz anlaşılamadı. Düşmanın Kocadere batısındaki sırtları işgal etmesine meydan vermemek için 57. Alay ve bir dağ bataryasını şimdi o tarafa hareket ettiriyorum. Düşmanın kuvvet ve durumunu anlamak, ona göre gerekli tedbirleri almak üzere Tümen Kurmay Başkanını karargaha bırakarak bizzat oraya gidiyorum. Büyük kısmını kullanılmasını gerektirecek bir hal olunca tümenin başına geleceğimi arz ederim”. Bu raporu yazdıktan sonra, inisiyatif kullanarak, 07:45’de karargahından hareket etmiş ve 57. Alayla birlikte saat 09:40’da Kocaçimen’e varmıştır.[14] “Bu güzergahta yol yoktu. Arazi sarp ve derin derelerle kesilmişti. Her tarafı yüksek ve çok sık fundalıklar sarmıştı. Tüm çabalara karşın yaklaşma yürüyüşü biraz gecikti. Saat 09:40 sularında Kocaçimen tepesine ulaşıldı. Asker bir hayli yorulmuş ve yürüyüş kolunun derinliği de uzamıştı.”[15] Atatürk Kocaçimen tepesinde yaklaşık 10 dakika 57. Alayı dinlenmeye bırakarak kendisi atına atlayıp sarp araziden Conkbayırı’na gitmiştir. Buraya geldiğinde, 27. Alay 2. Taburun “Balıkçı Damlarındaki”savunma müfrezinden arta kalan erlerin, 261 rakımlı tepeye (Conkbayırı’nın güneyindeki platonun üzerinden kuzeye) doğu geri çekildiklerini görmüştür. İşte tam o an atından inen Atatürk, düşmandan kaçan Türk erlerinin tam önünde durarak o ünlü “düşmandan kaçılmaz” konuşmasını yapmış; kaçan erlere süngü taktırıp yere yatırarak, bozguna uğramış bir birlikten arta kalanlardan bir savunma hattı kurmuştur.[16] Ve habercileri aracılığıyla 57. Alay komutanına hızla bölgeye intikal etmesi emrini ermiştir. Bu emri alan 57. Alay’ın öncüleri saat 10:00 sularında Conkbayırına varmışlardır.[17] Balıkçı Damlarından kaçan Türk ordusunun yeniden savaş durumuna geçtiğini gören düşman kuvveti neye uğradığının şaşkınlığını yaşarken yetişen 57. Alay ve 8. Tabur düşmana saldırmıştır. Atatürk komutanlara verdiği emirde: “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve komutanlar geçebilir” demiştir. Karaya çıkan Anzaklar sekiz taburdan fazladır Hemen süngü taktırarak düşmana saldırı emri veren Atatürk kendisi Conkbayırı’ndan hareketi yönetmiş; sağdaki ve soldaki birliklerle bağlantı kurmaya çalışmıştır. Atatürk anılarında Conkbayırı’ndaki o mücadeleyi “Herkes öldürmek ve ölmek için düşmana atılmıştı.” sözleriyle anlatmıştır.[18] Conkbayırı sırtlarında yaşanan boğaz boğaza çatışma sonunda 57. Alay’ın neredeyse tamamı şehit olmuş, ama düşman çıkarması da sonuçsuz kalmıştır. Atatürk’ün ifadesiyle “kazandığımız an bu andır.”[19] Yarbay Atatürk, tümeninin diğer alaylarını da bölgeye getirip 27.Alay’ı da emrine aldıktan sonra saat 16:00’da yeniden karşı taarruza geçmiştir. Atatürk, 15.000 kişilik düşman kuvvetine 5.000 kişilik bir kuvvetle direnmiş ve düşmanı geri çekilmek zorunda bırakmıştır. Atatürk, taarruzlara gece de devam etmiştir.[20] Atatürk, yönettiği, 25 Nisan 1915 taarruzunu, gece saat 10:00’da 3. Kolordu Komutanlığı’na çektiği telgrafta şöyle anlatmıştır: “Sağ kanatta Alay 57, sol kanatta Alay 77, Alay 27, Arıburnu istikametinde taarruz etmektedir. Düşman mavnalara binip kaçmaya başladı. Umum cephede düşmana taarruz ve (düşmanı) takip ediyorum. Sağ kanatta taarruz eden Alay 57’yi Alay 72’den bir taburla takviye ederek hücuma sevk ediyorum.”[21] Son zamanlarda Cumhuriyet tarihi yalancıları, “Atatürk’ün Conkbayırı’na geç geldiğini” iddia etmeye başlamışlar, hatta bu iddialarına bazı üniversite hocalarından da taraftar bulmuşlardır. Ancak, elimizdeki belgeler ve anılar, bu iddiayı çürütmektedir. 25 Nisan çıkarma günü “ordu yedeği” olan Atatürk’ün 19. Tümenine saat 07:00’de hiçbir emir gelmemişti. Rütbesi yarbay olan Atatürk, Kolordu Komutanlığı’nın emri olmadan, emrindeki kuvvetlerin yerini değiştirme yetkisine sahip değildir. Bu alaylar, Liman von Sanders’in elindeki tek yedek kuvveti oluşturuyordu ve eğer onlar ateş hattına sürülürse, müttefikler başka bir noktaya daha çıkarma yaptıkları takdirde üzerlerine gönderecek kuvvet kalmamış olacaktı. İşte Atatürk, bütün bu tehlikeleri göze alarak, inisiyatif kullanarak 57 Alay ile bir dağ bataryasını ve Sıhhiye müfrezesini Kocaçimen tepesine doğru hareket ettirmiştir. Saat 07:00 civarlarında Anzakların Conkbayırı civarına saldırdıklarını haber alan Atatürk, hazırlıklardan sonra saat 07:45’de Bigalı deresinden Kocaçimen tepesi istikametine hareket etmiştir ve saat 09:40 civarında Kocaçimen tepesine gelmiştir. Bu yürüyüş iki saat kadar sürmüştür. 57, bir dağ bataryası ve bir Sıhiye müfrezesinin, derin derelerle kesilmiş, inişli çıkışlı ve fundalıklı sarp arazide daha hızlı hareket etmesi mümkün olmamıştır. “Yolda duraklama yok, araziyi bilmemek gibi bir durum yok, kendisinden önce düşmanla muharebeye giren birliklerin pozisyonu biliniyor. Üstelik boş kalan ve kritik olan düşman hedefleri, yani asıl ihraç noktası ve asıl hedef olan Kocaçimen silsilesi tespit edilmiş. Tüm bunlar Mustafa Kemal tarafından saptanmış. En azından olan bitenin farkında. Kendisinden ihtiyat tümeni olan 19. Tümen’den bölgeye bir tabur göndermesi istenmişken, kendisi takviyeli bir alayla yola çıkmıştır. Takviyede bir dağ bataryası, öbür iki alay 72 ve 77 Alaylar hareket etmemiş, önden de süvari bölüğü, sıhhiye bölüğü ve baştabibi bulunmaktadır. Bunlar hep Mustafa Kemal’in doğu yerde ve doğru zamanda bulunduğunu kanıtlayan yan unsurlardır. (…) Gereksiz polemik bu noktada araziyi tanımayanlar tarafından ortaya atılan savlarla yanlışlıkla başlıyor. Bu platonun bir ucunun 600 metre civarında olduğu meyilli yamaçları da dahil olmak üzere çok net anlaşılıyor. Ancak 261 Rakımlı tepe meselesine topografik olarak bakılmadığı için sanki bir 10, 20 mwtrw tepeymiş gibi yorumlanıyor Bu durumda şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor: Sanki düşman önünden kaçan askerlerin işaret ettiği 261 rakımlı tepe, askerin varmış olduğu Conkbayırı zirvesindeymiş gibi bir anlam çıkmaktaysa da bu hatalıdır. Yani, Mustafa Kemal Anzakları, platonun merkezinin güneyinde karşılamıştır. Öte yandan eğer düşman 261 rakımlı tepeye çıkmış olsaydı karşısındaki birliğin kaç bölük olduğunu görecekti ve hemen alayla taarruzda tereddüt etmezdi. Oysa yamaçta oldukları için platoya hakim olamamaları nedeniyle, düzlükteki Türk birliklerinin sayıca kendilerinden ne kadar az olduğunu tahmin edememişlerdir. İşte durumlarının asıl nedeni budur. Mustafa Kemal, ‘Kazandığımız an bu andır’ derken, bu nedenle çok doğru teşhis koymuştur. Bu hiç kuşkusuz bir tesadüftür. Ama unutulmasın ki savaşlar çoğu kez tesadüf muharebeleriyle zafere giden yolla taçlanırlar. Siper muharebeleri bundan sonra başlayacaktır ve artık savaşın tekniği bundan sonra platoda görülecektir. Bu da ‘taarruz, taarruz..’dur. İşte Mustafa Kemal’i, öteki tümen komutanlarından ve üst komutanlarından ayıran önemli özelliği bu öngörü yeteneğidir. Strateji, taktik dehası olduğu hem sonraki muharebelerde, hem de Kurtuluş Savaşı’nda ortaya çıkacak, geleceğin başkomutanı olacak subayın doğuş anı da burasıdır.”[22] Çanakkale Savaşı uzmanı Erol Mütercimler, “Gelibolu” adlı kitabında Atatürk’ün 25 Nisan 1915 savaşlarında büyük başarı gösterdiğini şöyle ifade etmiştir: “Mustafa Kemal, inisiyatif kullanarak muharebenin gidişini değiştirmiştir. Savaş tarihine baktığımızda muharebe alanlarında deha olarak adlandırabileceğimiz komutan sayısı çok azdır. İngilizlerin şanssızlığı, Yarımada’da böyle birisine rastlamış olmasıdır. Bu olayın ardından iki kez daha ‘yarbay’ gibi küçük bir askeri rütbeye sahip subayın generaller savaşının yönünü değiştirmesine tanık olacağız. Çünkü tepeden dürbünüyle çevreyi seyretmek olanağını bulduğu kısacık aralıkta Liman von Sanders başta olmak üzere öteki yüksek rütbeli komutanların göremedikleri gerçeği Yarbay Mustafa Kemal bir anda kavramıştı.”[23] Çanakkale Savaşı uzmanı İsmet Görgülü, “On yıllık Harbin Kadrosu” adlı eserinde, Atatürk’ün 25 Nisan 1915 savaşlarındaki başarısını şöyle anlatmıştır: “…Saat 09:30’da Ordu yedeği olan 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, inisiyatifini kullanarak Kocaçimen bölgesine getirdiği 57. Alay ile, düşmanın kuzey yanından taarruz etti. Düşman ilerlemesi durduruldu. Yarbay Mustafa Kemal, düşmana taarruz etmek için Ordu Komutanından gerekli izni almayı bekleseydi, düşman muharebenin ilk saatlerinde, bölgenin en hakim tepeleri olan Conkbayırı ve Kocaçimen’i ele geçirecek ve Boğaz yolunu açmış olacak, Seddülbahir’i de savunan Türk kuvvetlerini de kuzeyden kuşatmış olacaktı. Aynı zamanda düşmanın çıkarma yaptığı Arıburnu ve Seddülbahir bölgelerine, muharebenin ilk gününde müdahale edebilecek mesafede Türk birliği bulunmadığından (M. Kemal’in tümeni hariç) Mustafa Kemal’in bu tarihi müdahalesi olmasaydı Çanakkale Muharebeleri, 25 Nisan günü kaybedilebilirdi.”[24]

« Atatürk, 25 Nisan 1915’teki Arıburnu taarruzunda gösterdiği başarıdan dolayı “Arıburnu Kuvvetler Komutanlığı”na getirilmiş ve 25 Nisan 1915’ten 16 Mayıs 1915’e kadar bölgedeki tüm kuvvetleri tek başına komuta etmiştir. “Atatürk, 5-10 kişiyi bile idare edemezdi” dediği iddia edilen “tarih profesörüne” ithaf olunur!..

« 25/26 Nisan 1915’te düşman Arıburnu ve Conkbayırı’ndan yeni çıkarmalar yapmış ve her seferinde karşısında Atatürk’ün komutasındaki Mehmetçiği bulmuştur. Örneğin, 26 Nisan tarihinde Conkbayır’na yapılan taarruzu Atatürk, daha sonra Kemalyeri diye adlandırılacak yerden yönetmiş, Kanlısırt-Kırmızısırt hattında düşmana ağır kayıplar verdirerek, düşmanı kıyıya çekilmeye zorlamıştır.[25] Atatürk anılarında, “Diyebilirim ki benim için en kritik durum 26 Nisan günü idi” demiştir. Şüphesiz bunun bir anlamı vardır. Tümen cephesinin asıl yükünü çeken 57. ve 27. Alaylar , kendilerinden sayıca ve silahça çok üstün durumdaki düşmanla savaşmaktan yorgun, aç ve uykusuz düşmüşlerdi. Birkaç gece üst üste hücum üstüne hücum etmişlerdi. Atatürk, “En kritik dönem 26 Nisandı” derken birliklerinin çok hırpalanmış ve güçsüz duruma düşmüş olduklarını ifade etmek istemiştir. Müttefik güçlerin 26 Nisan sabahı yaptıkları saldırıda 57. Alay’ın geri kalan askerleri de ya “şehit” ya da “sağır” olmuşlardı. 19. Tümen Komutanı Atatürk, 26 Nisan akşamı verdiği emirde, “Bütün birliklerin bulundukları kıtaları tahkim etmelerini, muharebe hazırlıklarını tamamlamalarını, Kocadere köyünden tümen cephane dağıtım yerinden gerekli ikmalin erkenden yapılmasını, erlerin sıcak ve kuvvetli yemekle doyurulmasını…” istemiştir. [26]

« Bu başarılarından dolayı 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa, 27 Nisan 1915’te, Atatürk’e, bir kutlama telgrafı çekmiştir: “Başarınızı kutlarım. Raporlarınızı Başkomutanlık Vekaleti Yüksek Makamına arz ediyorum… Emrinize verilen 33. Alay’la birlikte düşmanı denize dökünüz. Donanmamız bizi ateşle destekleyecektir. Tanrı’nın yardımı bizimledir.”[27] Esat Paşa, 30 Nisan 1915’te bir kere daha Atatürk’e kutlama telgrafı çekmiştir: “Geceli gündüzlü devam eden harbi, başarı ile yöneterek her an bir başka surette belirmekte olan fedakar hizmetlerinizin devamını bekler, sizi yürekten kutlarım.”[28]

« Atatürk, Çanakkale’deki başarılarından dolayı 30 Nisan 1915’te Gümüş İmtiyaz Madalyası almış, bunu Altın ve Gümüş Liyakat Madalyaları izlemiştir.[29] (Atatürk’ü günahı kadar sevemeyen Enver Paşa, bu madalyaları herhalde Atatürk’ün mavi gözleri için vermemiştir.)

« 1 Mayıs 1915’te, Atatürk’ün komutasındaki 19. Tümen, Arıburnu cephesinde düşmana taarruz etmiş, istenen sonuç alınamayınca, Atatürk, 2 Mayıs’ta taarruzu durdurmuştur.[30] Atatürk, muharebe sonunda, yayınladığı emirde: “Bizimle beraber burada muharebe eden bütün askerler kesinlikle bilmelidirler ki bize verilen namus görevini tam olarak yerine getirmek için bir adım geri gitmek yoktur. Düşmanı denize dökmedikçe yorgunluk belirtisi göstermeyeceklerine şüphem yoktur.” demiştir.

« 9/10 Mayıs 1915’te Arıburnu cephesinin sağ yanından taarruza geçen düşman, Atatürk’ün 19. Tümeni’ne bağlı birliklerce durdurulmuş ve geri püskürtülmüştür. [31]

« 10 Mayıs 1915’te, Atatürk’ün Arıburnu muharebelerini yönettiği tepeye, 3. Kolordu Komutanlığı’nın günlük emriyle- “Kemalyeri” adı verilmiştir.[32]

« 11 Mayıs 1915’te Başkomutan Vekili Enver Paşa, öğleden sonra 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa’yla birlikte Kemalyeri’ndeki Arıburnu karargahına gelerek cephe hakkında Atatürk’le görüşmüştür.[33]

« 14 Mayıs 1915’te Bombasırtı’nı ele geçirmek isteyen İngilizler, gece saat 01:30’da çok şiddetli bir şekilde, Bobasırtı-Cesarettepesi kuzeyindeki Türk mevzilerine saldırmışlardır. Kanlı süngü çatışmalarından galip çıkan Mehmetçik siperlerini korumayı başarmıştır. Atatürk, Çanakkale Savaşlarına ait anılarını anlatırken Bombasırtı’na ayrı bir önem vermiş, Mehmetçiğin oradaki kahramanlığını ve inancını şöyle ifade etmiştir: “Biz kişisel kahramanlıklarla uğraşmıyoruz. Yalnız size, Bombasırtı olayını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe sekiz, on metre, yani ölüm muhakkak… Birinci siperdekilerin hiçbirisi kurtulamamacasına düşüyor, ikinci siperdekiler onların yerine geliyor, fakat ne kadar imrenilecek bir soğuk kanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz?.. Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini de biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılmak yok… Okuma bilenler Kuran’ı Kerim okuyor ve Cennet’e gitmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler Kelime-i Şahadet çekerek yürüyorlar. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren hayret ve tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur.”

« 16 Mayıs 1915’te, Edirne Valisi Hacı Adil Bey, Gelibolu Mutasarrıfı Rıfat, Maydos Kaymakamı Rahmi, Keşan Kaymakamı, Gelibolu Jandarma Komutanı’nın oluşturduğu bit heyet, 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa’yla beraber Kemalyeri’nde Atatürk’ü ziyaret ederek cephede gösterdiği fedakarlık ve kahramanlık nedeniyle kendisini tebrik etmişlerdir.[34]

« 17 Mayıs 1915’te Atatürk, Arıburnu Kuvvetleri Komutanlığı’ndan ayrılarak 19. Tümen Komutanlığı’ndaki görevine dönmüştür. Ayrıca 19. Tümen, Kuzey Grubu Komutanlığı’na bağlanmıştır. Atatürk, Arıburnu Komutanlığı’ndan ayrılırken emrindeki birliklere yazdığı veda yazısında: “23 gün sevk ve idare etmek mutluluğu kazandığım siz demir kitlenin, Tanrı’ya sığınarak yaptığı hücum iledir ki düşmanın 20.000’i aşan kuvveti Arıburnu’nda yok edildi. Yirmi üç günlük ateşli ve kanlı ortak çabalarımız anısının samimi ve temiz duyguyla korunacağından eminim.” demiştir.[35] 25 Nisan’dan 17 Mayıs’a kadar geçen sürede Arıburnu’ndaki bütün kuvvetleri 19. Tümen Komutanı Yarbay Atatürk komuta etmiştir. Şimdi ise komutanlık Esat Paşa’ya devredilmiştir. Atatürk, karargahını Kemalyeri’nden Conkbayırı yakınlarındaki bir noktaya kaydırmıştır.

« 17 Mayıs 1915’te Atatürk’e, Arıburnu muharebelerindeki başarısından dolayı padişah adına “Muharebe Altın Liyakat Madalyası” verilmiştir.[36]

« 19 Mayıs 1919 taarruzunda Türk ordusu çok büyük bir bozgun yaşamıştır. Enver Paşa, 11 Mayıs 1915’te yaptığı gizli görüşmede verdiği bir direktifle, Alma Liman von Sanders önderliğinde Türk savaş tarihindeki en en ağır yenilgilerden biri olan “19 Mayıs taarruzu” planlanmıştır. Türk tarafı, birkaç saat içinde, 3000’i şehit olmak üzere 9000 kayıp vermiştir.[37]

« 23 Mayıs 1915’te, gösterdiği başarılardan dolayı Atatürk’e, Alman İmparatoru tarafından “Demir Haç” nişanı verilmiştir.[38]

« 30 Mayıs 1915’te, Çanakkale Ağıldere’de İngilizlerle şiddetli çarpışmalar yaşanmış, Atatürk’ün komuta ettiği ordular Ağıldere muharebesini kazanmıştır.[39]

« 1 Haziran 1915’te Atatürk albaylığa yükselmiştir. Bu nedenle Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili Enver Paşa, Atatürk’e “tebrik telgrafı” çekmiştir: “Yeni rütbenizi tebrik ederim. Bu terfi, görmekte olduğunuzu büyük ve fedakarane hizmetlerinize karşılık bir mükafat değil, ancak memlekete daha mühim ve ordumuza daha kıymetli hizmetler görebilecek mevkilere erişmek için geçilmesi gereken bir basamaktır”[40]

« 4/5 Haziran 1915’te İngilizlerin gece Arıburnu cephesindeki siperlere saldırmaları üzerine başlayan mücadeleyi, sabaha karşı Düztepe’deki karargahından Tümen cephesine gelen Atatürk yönetmiştir. 19.Tümen birlikleri, işgal edilen siperleri düşmandan geri almıştır.[41]

« 7 Haziran 1915’te Atatürk, Kemalyeri’ne giderek 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa’yla görüşmüş ve tümeni için yeterli miktarda el bombası istemiştir.[42]

« 29 Haziran 1915’te, Başkomutan Vekili Enver Paşa, Şehzade Ömer Faruk Efendi ve İstanbul Milletvekili Hüseyin Cahit Yalçın, Gelibolu’da 5. Ordu Karargahı’nı ve Kemalyeri’ni ziyaret etmişler. Daha sonra da Düztepe’de 19. Tümen Karargahı’nda Atatürk’ü ziyaret etmişlerdir.[43]

« 15 Temmuz 1915’te Atatürk’e başarılarından dolayı, “Takfon” (nikel, bakır, çinko alaşımı) Harp Madalyası verilmiştir.[44]

« 16 Temmuz 1915’te gazeteci, yazar ve şairlerden oluşan bir heyet Gelibolu’ya gelerek 5. Ordu ve 3. Kolordu karargahlarını gezmiştir. Heyet, Cesarettepesi’ne giden yolun düşman kontrolünde olmasından dolayı Atatürk’ü ziyaret edememiş, fakat telefonla konuşarak başarılar dilemiştir.[45]

« 6 Ağustos 1915’te Yeni Zelandalıların Sazlıdere ile Ağıldere arasından Conkbayırı’na doğru ilerlemeye başladıkları anlaşılmıştır. Bu bölgeden gelen silah sesleri üzerine 19. Tümen Komutanı Atatürk, emrindeki 18.27.57. ve 72. Alay komutanlıklarına gece saat 01:10 itibariyle şu uyarı emrini yayınlamıştır: “Genel durum pek önemlidir. Komutanlar ve subaylardan her zamankinden çok olağanüstü uyanık fedakarca çalışma isterim” Atatürk, Enver Paşa, Liman Paşa ve Esat Paşa ile görüş ayrılığı içindedir. Atatürk’ün Esat Paşa ile olan görüş ayrılığının nedenlerini, Hamilton’un, Suvla limanına yaptığı çıkarmanın hemen öncesinde Atatürk ile Esat Paşa arasındaki konuşmalardan anlamak mümkündür. Atatürk bunu “Anafartalar Hatıraları”nda anlatmıştır. Atatürk, düşman kuvvetlerinin Arıburnu’nun kuzeyinden çıkacaklarını üst makamlara üç kez söylemiştir: Kendi komuta yerine ziyarete geldiğinde 1 Haziran’da Ordu Kurmay Başkanı Yarbay Kazım’a söylemiş; 3 Haziran’da Kuzey Grubu Komutanlığı’na yazmış; 9 Haziran’da da telefonla Grubun Kurmay Başkanı’nı (Kazım Bey’i) arayarak konuyu komutanına (Liman Paşa’ya) anlatmasını istemiştir. Ancak Atatürk’ün bu istekleri, bu bölgeye bir tabur verilmesiyle sonuçlanmıştır. Oysa ki Atatürk işi çok daha geniş çapta düşünmektedir: Arıburnu cephesinin bir komuta altında, bunun kuzeyinin (Arıburnu ve Anafartalar arası) başka bir komuta altında, Kabatepe bölgesinin de başka bir komuta altında bulundurulmasını istemiştir. Bunu 1 Haziran’da Ordu Kurmay Başkanı’na anlattıktan sona, sorun, 9-12 Haziran arasında yazışmalara konu olmuş ve sonunda Kuzey Grubu Komutanı ile Kurmay Başkanı, Yarbay Fahrettin, Atatürk’ün Düztepe’deki komuta yerine gelerek arazi üzerinde tartışmışlar ve kendilerine göre Atatürk’ü içine düştüğü saplantıdan çıkarmak istemişlerdir!Atatürk’ün yazışmalarında ısrarla önemini vurguladığı Sazlıdere’nin yatağı tam ayaklarının dibinden başlamaktadır. Hemen sağ taraflarında ise Sarıbayır silsilesinin üç önemli tepesi yükselmektedir. Bir süre Düztepe’den altlarındaki manzarayı seyreden Kolordu Kurmay Başkanı düşüncelerini şöyle açıklamıştır: “Bu arazide ancak çeteler yürüyebilir” Esat Paşa Atatürk’e dönerek, “Düşman nereden gelecek?” diye sormuştur. Atatürk, eliyle Arıburnu bölgesini göstererek “Buradan!” yanıtını vermiştir ve eliyle Arıburnun’dan başlayarak Kocaçimen tepeye kadar olan alanı göstererek “Düşman buradan hareket edecek” demiştir. Kolordu komutanı gülüp omzunu okşayarak, “Merak etme beyefendi, gelemez!” diyerek karşılık vermiştir. Artık daha fazla konuyu uzatmanın bir işe yaramayacağını anlayan Atatürk, “İnşallah sizin dediğiniz gibi olur” demekle yetinmiştir. Atatürk, Hamilton’un hareket planını doğru tahmin etmiştir. Çanakkale Savaşlarında onun sezgi gücü birkaç kez ortaya çıkmıştır ama buradaki durum farklıdır. Çünkü, sezginin dışında askeri bilgi ve yorum gücü devreye girmiştir. Fakat, sezgileriyle yoğrulmuş askeri bilgilerinden çıkan sonuçların uygulanması için “daha yüksek bir rütbe” gerekiyordu; ama rütbesi buna yeterli değildi. Anzaklar, Suvla’ya bir çıkarma yapıp Sazlıdere yatağından Sarıbayır tepelerine tırmandığında defterine şunları yazmıştır: “6 Ağustos’tan itibaren düşman taarruzları, iki ay önce sorumluluk sahiplerine boşu boşuna açıklamaya çalıştığım şekilde gelişmeye başladığı zaman onların neler hissettiğini bilmeyi çok isterdim. Olaylar, onların kendilerini bekleyen şeylere karşı zihnen hazırlıksız olmak suretiyle, milleti çok büyük tehlikelerle karşı karşıya bıraktığını göstermişti”.Atatürk’ün uyarıları Esat Paşa tarafından dikkate alınmamış bunun sonucunda hem Sazlıdere’den kuzeydoğuya uzanan engebeli arazi savunmasız kalmıştı, hem de Kemikli burnuna doğru uzayan ova, eksik kadrolu üç taburun savunmasına bırakılmıştı. Esat Paşa, Atatürk’ün, Sazlıdere’nin önemi nedeniyle ayrı bir kuvvet tarafından korunması konusundaki ısrarlarına verdiği yanıtta, Arıburnu cephesinin kuzeyinden Tuzla’ya kadar uzanan bölgeyi, yeni oluşturacağı bağımsız bir müfrezenin sorumluluğuna vereceğini bildirmiştir. Ancak bu taburları Alman Bibaşı Willmer komuta edecekti. Atatürk, buna da itiraz etmiştir. Ona göre, Sazlıdere’nin önemi dikkate alınarak buraya kuvvetli birlikler ayrılmalıdır. Atatürk’ün, Tümgeneral Esat Paşa ile yaptığı tartışmada söyledikleri bir bir gerçekleşmiştir: Atatürk, Anzakların geleceği yönü bilmiş, bu hattı tutamayan Türk ordusu onun öngördüğü gibi gerileyip Şahinsırt’a kadar çekilmiş ve Anzak kuvvetleri Türk hatlarının gerilerine sarkmıştır.[46]

« 6/7/8 Ağustos 1915’te İngilizlerin Arıburnu cephesine ve Conkbayırı’na saldırmaları üzerine çok kanlı çarpışmalar olmuştur. Atatürk, 7 Ağustos 1915’te saat 05:05’te, Kuzey Gurubu Komutanlığı’na yazdığı raporda: “Düşman gece yarısından başlayarak topçusuyla şiddetli ateş altına aldığı 18. ve 27. Alay cephelerine, saat 04:30’da hücum etmişse de Tanrı’nın yardımıyla ağır kayıplar verdirilerek hücum sonuçsuz bırakılmıştır.” demiştir.[47]

« 8 Ağustos 1915’te, Conkbayırı İngilizlerin eline geçmiştir. 8 Ağustos sabahı saat 04:00’te solda bulunan Avustralya piyadesi Azmakdere’den Abdurrahmanbayırı’na doğru sağa çark ederek Kocaçimentepesi’ne saldırmıştır. Saldırı sırasında 14. 64 ve 25. Türk Alaylarının askerleri birbirine karışmış, 9. Tümen Komutanı yaralanmış ve 16. Kolordu Komutanı da cepheye gelip düzenleme yapmamıştır. Bu karışıklık içinde Atatürk, emrindeki 10. Alayı Conkbayırı’na koşturmuştur. Bu sırada telefonla orduların içinde bulunduğu karışıklığı Kuzey Grubu Komutanlığı’na bildirmiştir. Conkbayırı’ndaki durum o kadar kritik bir hal almıştır ki, Fahrettin Altay Paşa, Conkbayırı bölgesine “kudretli” bir komutanın tayin edilmesi gerektiğini anılarında şöyle ifade etmiştir: “8 Ağustos öğle vaki durum son derece tehlikeli hale geldi. Derhal Esat Paşa’yı görerek durumun şiddetle kötüye gitmekte olduğunu ve Conkbayırı bölgesine kudretli bir komutanın tayini lazım geleceğini, onun için de Mustafa Kemal Bey’in Kolordu Kumandanı olarak bu bölgeye verilmesini söyledim. Teklifimi uygun buldu, yalnız bilmem neden kendisinin bu teklif ordu komutanıa yapması lazım gelirken bana, ‘Siz bunu ordu kurmay başkanına teklif ediniz..’ dedi. Telefonla Kazım (İnanç) Bey’i buldum. Conkbayırı’ndaki tehlikenin büyümekte olduğunu izah ederek oraya Mustafa Kemal’in Kolordu Kumandanı olarak tayinini teklif ettim. Bu teklifi Esat Paşa’nın yanından yaptığımı da bildirdim. (...) Conkabayırı’ndaki tehlike gittikçe büyüyor ve önüne geçilmez bir hal almaya başlıyordu. Saat 20:00’da tekrar telefonla Kazım Bey’i aramıştım ki, hat kesilmiş, Kazım Bey, Mustafa Kemal’le konuşurken araya girdim…”[48] Atatürk, saat 19:00’da Kuzey Grubu Komutanı Esat Paşa’ya, Conkbayırı bölgesindeki kritik durumu anlatarak 5. Ordu Komutanı Liman von Sanders’i ikaz etmesini istemiştir. Conkbayırı’ndaki durumun iyice kötüleşmesi üzerine, 5. Ordu Komutanı Liman von Sanders adına Kurmay Başkanı Albay Kazım (İnanç), Atatürk’ü telefon başına çağırarak “Durumu nasıl gördüğünü?” sormuştur. Atatürk, bu soruya: “Bütün mevcut kuvvetlerin, komutam altına verilmesinden başka çare kalmamıştır!” diye cevap verince, şaşıran Kurmay Başkanı, “Çok gelmez mi?” diye sorunca, Atatürk, “Az gelir!” yanıtını vermiştir. İşte o kritik aşamada Atatürk gece saat 21:45’te Mareşal Liman von Sanders’in emriyle Anafartalar Grubu Komutanlığı’na getirilmiştir. Atatürk, o gece saat 01:30’da Anafartalar Grubu Komutanlığı karargahı’nın bulunduğu Çamlıtekke’ye giderek grubun komutasını eline almış ve 9 Ağustos günü sabahın ilk ışıklarıyla taarruz emri vermiştir.[49] Burada üzerinde durulması gereken çok önemli bir nokta vardır: 8 Ağustos sabahı saat 09:00’da Anafartalar Grup Komutanlığı’na Saros Grubu Komutanı olan Beylerbeyli Ahmet Fevzi getirilmişti. Peki ne oldu da on üç saat sonra komutan değişti? 8 Ağustos’ta, Liman von Sanders, Kolordu Kumandanı Fevzi, 12. Tümen’in hemen Mestantepe’ye hücum etmesini istemiştir. Bu isteğe Fevzi, “Asker cebri yürüyüşten ve uykusuzluktan halsiz düşmüştür. Bu halde güpegündüz yapılacak bir taarruzdan başarı beklenemez. Yarın dinlenmiş askerlerle ve şafakla birlikte yapılacak bir hücumun başarı şansı çok daha fazladır.” diyerek geri çevirmiştir. Albay Fevzi, daha sonra Liman von Sanders’in bu yöndeki sözlü ve yazılı emirlerini de uygulamayınca Liman Paşa, onu görevden alarak yerine Atatürk’ü getirmiştir. Liman von Sanders anılarında bu görev değişikliğinin nedenini şöyle açıklamıştır:“Albay Fevzi’ye taarruzun akşam güneş battıktan sonra yapılmasını emrettim… Kolordu Komtanı’na gecikme sebebini sordum. Aldığım cevapta çok yorun olan birliklerin halen bir taarruz yapacak durumda bulunmadığını bildiriyordu. Bu nedenle daha o akşam Anafarta civarında toplanan bütün birliklerin komutasını Arıburnu cephesinin kuzey kanadında bulunan 19. Tümen Komutanı Albay Mustafa Bey’e verdim.”[50]

« 8 Ağustos 1915’te Anafartalar Gurup Komutanlığı’na getirilen Atatürk’ün bu görevi, Çanakkale’den ayrılacağı 10 Aralık 1915’e kadar devem etmiştir. Anafartalar Grup Komutanı olarak emrinde 3 kolordu (2.16.15. kolordular) vardır. Bu, Ordu Komutanlığı niteliğinde bir komutanlıktır. Turgut Özakman’ın da belirttiği gibi, “Çanakkale Savaşı boyunca, Liman Paşa dışında hiçbir komutan, bu kadar uzun zaman, bu kadar çok birliği ve bu kadar geniş bir alanı komuta etmemiştir.”[51] “Mustafa Kemal, 5-10 kişiyi bile idare edemezdi” dediği iddia edilen “tarih profesörüne” ithaf olunur!... Evet! Atatürk, 5-10 kişiyi değil binlerce kişilik koca 3 kolorduyu idare etmiştir…

« 9 Ağustos 1915’te Atatürk’ün komutasındaki kuvvetler Anafartalar bölgesinde düşmana saldırmıştır. 9 Ağustos günü hem Conkbayırı Muharebeleri devam etmiş hem de Birinci Anafartalar Muharebesi yapılmıştır. Atatürk, 7. ve 12. Tümenlerin sabaha karşı başlayan taarruzunu, Anafartalar bölgesindeki bir tepeden başından sonuna kadar yönetmiştir. Düşman bozguna uğrayarak kaçmıştır. Taarruz sonrasında Atatürk akşamüzeri Anafartalar’dan ayrılıp Conkbayırı’na hareket etmiştir. Yol üzerinde Çamlıtekke’de, Liman von Sanders ile görüşerek akşam, Conkbayırı ile Suyatağı arasındaki 8. Tümen Karargahı’na gelmiştir. Burada son durumu inceleyerek, 10 Ağustos şafağında yapılacak taarruzun son hazırlıklarını tamamlamıştır.[52] Atatürk, 9 Ağustos Muharebelerini şöyle yorumlamıştır: “Elde edilen esirlerin ifadesinden, yalnız Suvla limanına çıkarılmış, 10. ve 11. Tümenlerden oluşan bir kolordu olduğu ve 7. Tümen ile Kocaçimen mıntıkasındaki diğer tümenlerimizin karşısındaki kuvvetin başlıca Avustralya ve Yeni Zelanda kıtaları bulunduğu anlaşıldı. Düşmanın fevkalade sayı üstünlüğü ve muharebe araçlarının bizimkilerle kıyaslanamayacak derecede çokluğu ve mükemmelliği karşısında bugün kazandığım başarı, amacımı tamamen gerçekleştirmişti. Hakikaten düşmanın bir kolordusunu zayıf bir tümenimle, Kireçtepe-Azmak arasında yenmiş ve Tuzla gölüne kadar takip edip orada durdurmuştum. 7.Tümen de Damakçılı istikametindeki düşmanın ilerlemiş bazı kısımlarını geriye attıktan başka, Conkbayırı ve Kocaçimen sırtlarına yönelen düşman kuvvetlerini üzerine çekerek orada durdurmuş bulunuyordu. Bu şekilde düşmanın asıl hedefi olduğuna şüphe kalmayan Conkbayırı ve Kocaçimen silsilesine sahip olması ertelenmiş oldu. Conkbayırı elinde bulunan düşman bugün orada faaliyetine devam edebilseydi şüphesiz bizim için vaziyetin düzeltilmesi zor bir şekil alırdı. Fakat bugünkü başarıyla, Conkbayırı düşman elinde kaldıkça bu tehlike bertaraf edilmiş sayılamazdı. Dolyaısıyla 12. ve 7. Tümenlerle başladığım taarruzu durdurmaya ve Conkabayırı tarafında ciddi tedbir almaya karar verdim.” [53]

« 10 Ağustos 1915’te, Atatürk, İngilizlerin 8 Ağustos’ta ele geçirdiği Conkbayırı’na taarruz etmiştir. Atatürk, “Taarruzun Conkbayırı’ndan yapılmasını gerekli buluyordum. Bu taarruza çok fazla önem verdiğim için ve benden önce çeşitli kumandanların burada yaptıkları tearuzlarla sonuç alamadıklarını bildiğim için iş bu yeni taarruzu bizzat başında bulunarak kendim idare etmeye karar verdim” demiştir. Bu karar doğrultusunda, Atatürk ve tüm kurmayları, Çamlıtekke’den Conkbayırı’na doğru atlı olarak hareket etmiştir. Büyük Anafarta kasabasının doğu hizasında tam tepelerinde bir İngiliz uçağı belirmiştir. Yanında bulunanlar hedef oluşturmamak için hemen ağaçların arasına dağılmalarına karşın Atatürk ve yanında bulunan bir asteğmen, hiçbir şey olmamış gibi yola devam etmiştir. Uçağın takibinde Kurtgeçidi’ne yaklaştıkları zaman Conkbayırı tepesinden ve onun daha kuzeyindeki boyun civarından Anzakların piyade ateşi altında 8. Tümen karargahına ulaşmışlardır. Buraya ulaştığında Atatürk’ün yanında bir tek Süvari Asteğmen Zeki (Doğan) vardır. Kurmaylarından ve yaverlerinden hiçbiri daha gelmemiştir. Yolların olmayışı, arazinin engebeli oluşu, İngilizlerin topçu ateşi ve uçak takibi nedeniyle ancak bir kısmı gece yarısına doğru bir kısmı da ertesi gün karargaha gelebilmişlerdir. Atatürk, sabah saat 04:30’da baskın şeklinde bir taarruza karar vermiştir. Taarruzda kullanacağı kuvvet, 8. Tümene bağlı 23, 24. ve 47. Alaylardır. Atatürk, anılarında Conkbayırı taarruzu’nun başlamasını şöyle anlatmıştır: “Gün doğmak üzereydi. Çadırımın önüne çıktım. Hücum edecek askeri görüyordum. Oradan hücumun yapılmasını bekleyecektim. Gecenin karanlık perdesi tamamen kalkmıştı. Artık hücum anıydı. Saatime baktım. Dört buçuğa geliyordu. Birkaç dakika sonra ortalık tamamen ağaracak ve düşman askerlerimizi görebilecekti. Düşmanın piyade, mitralyöz ateşi başlarsa ve kara ve deniz toplarının mermileri bu sıkı düzende du8ran askerlerimiz üzerinde bir defa patlarsa hücumun imkansızlığından şüphe etmiyordum.Hemen ileri koştum. Tümen kumandanına rastladım. O da ve her ikimizin refakatimizde bulunanlar beraber olduğu halde hücum safının önüne geçtik. Gayet kısa ve seri bir teftiş yaptım. Önünden geçerek yüksek sesle askerlere selam verdim ve dedim ki: ‘Askerler! Karşımızdaki düşmanı mağlup edeceğimize hiç şüphe yoktur. Fakat siz acele etmeyin. Evvela ben ileri gideyim. Siz, ben kırbacımla işret verdiğim zaman hep birden atılırsınız.’ Kumandan ve subaylara da işaretimle askerlerin dikkatini çekmelerini emrettim Ondan sonra hücum safının önünde bir yere kadar gidildi ve oradan kırbacımı havaya kaldırarak hücum işaretini verdim. Bütün askerler, subaylar, artık her şeyi unutmuşlar, bakışlarını, kalplerini, verilecek işarete yöneltmiş bulunuyorlardı. Süngüleri ve bir ayakları ileri uzatılmış askerlerimiz ve onların önünde tabancaları, kılıçları ellerinde subaylarımız kırbacımın aşağı inmesiyle demirden bir kitle halinde aslanca bir saldırıyla ileri atıldılar. Bir saniye sonra düşman siperleri içinde gökyüzüne yükselen bir sesten başka bir şey işitilmiyordu. Allah, Allah, Allah…Düşman silah kullanmaya vakit bulamadı. Boğaz boğaza kahramanca mücadele sonunda ilk hatta bulunan düşman tümüyle imha edildi”. 8.Tümen alaylarınca sadece süngü hücumuyla gerçekleşen bu taarruzda, 4 saat süren kanlı süngü muharebeleri sonunda Conkbayırı’nıın tamamı ele geçirilmiştir. “10 Ağustos’ta saat 04:30’daki, Türk tarafının yalnızca süngüsünü kullanarak yaptığı kanlı taarruz sonucu Kocaçimentepe-Conkbayırı hattı güven altına alınmış, tüm İngiliz ve Anzak birlikleri taarruz gücünü yitirmiştir.”[54] Düşmana çok büyük kayıplar verdirilen bu savaş sırasında General Boldwin ve Kurmay Başkanı’nın öldüğü çarpışmada Atatürk de göğsündeki saate isabet eden bir şarapnel parçasıyla yaralanmıştır. Atatürk, Conkbayırı’nı geri aldıktan sonra öğleden sonra 8. Tümen’e veda ederek Anafartalar Grubu Karargahı’na dönmüştür.[55] Resmi kayıtlara göre 5 gün süren Conkbayırı taarruzunda; Türk tarafı 20 bin (Kanlısırt’ta 2 bin, Conkbayırı’nda 12 bin, Anafartalar’da 8 bin 400, 19 Tümen cephesinde 2 bin 600), düşman tarafı ise 25 bin kayıp vermiştir. Yani toplam kayıp 45 bin civarındadır.[56] 10 Ağustos 1915 tarihindeki Conkbayırı taarruzu hakkında, Fahrettin Altay Paşa’nın şu yorumu, Cumhuriyet tarihi yalancılarına kapak olacak niteliktedir: “Mustafa Kemal, 10 Ağustos’ta yalnız İstanbul’un değil, bütün bir memleketin işgalini önlemişti. Artık ümitleri kalmayan İngilizler, iki ay sonra Gelibolu Yarımadasını boşaltıp çekilip gitmeye mecbur kalıyorlardı.”[57]

« 15 Ağustos 1915’te, İngilizler, Kireçtepe yükseklerini denizden ve karadan her türlü silahla dövdükten sonra 54. Tümenlerinden dört taburla saat 15:30’da Aslantepe’ye karşı saldırıya geçmişlerdir. Burada Gelibolu Jandarma Taburu ile 127. Alay’dan küçük bir Türk kuvveti vardır. Tümen komutanın da çok geride olması nedeniyle geç haber alındığından Aslantepe’ye zamanında kuvvet gönderilememiştir ve Kanlıtepe düşmüştür. Bu durumda yerinde duramayan Atatürk, Turşun köyüne, 5. Tümen komuta yerine gitmiştir. Buradan 5. ve 9. Tümenlerden kuvvet göndererek Kanlıtepe’yi geri aldırtmış ve büyük bir tehlikeyi önlemiştir. Burada 17 taburluk İngiliz gücü etkisiz bırakılmıştır. Atatürk, bu günkü savaşta birliklerin en ön çizgilerine gitmek istemiştir. İleriye sürdüğü birliklerden bazılarının bir sırtın başındaki yolu, iki düşman torpidosunun yaptığı ateşler yüzünden geçemeyerek orada tıkanıp kaldıklarını görünce, “Zabit ve Kumandan ile Hasbıhal” adlı kitabında yazdığı, “Savaşta yağan mermi yağmuru o yağmurdan ürkmeyenleri, ürkenlerden daha az ıslatır” sözüne uyarak, kendisi, bu ölüm kusan yolu sıçrayıp geçmiştir. Arkasından da kurmay başkanıyla emir subayları ve sonra da onları gören askerler geçmiştir.[58] “Bu muharebelerde de Mustafa Kemal’in komutanlık niteliğinin öne çıktığını görüyoruz. Daha önce de olduğu gibi önsezi ile 6. Tümeni Turşun dolayına ileri alacağını söyleyip, cephe emirlerini yazdırırken İngiliz taarruzu başlamıştır. Saldırının başlamasıyla yedekleri harekete geçirmesi, olayların gelişeceği noktaları sezinleyerek buralara sürmesiyle rastlantılara egemen olması askeri tarihçilerce iyi bir taktisyen olarak değerlendirilmiştir.”[59]

« 16 Ağustos’ta İngilizler, Anafartalar cephesindeki Kireçtepe’ye taarruz etmiş, Atatürk, ateş hattında 5. Tümen Karargahı’nın bulunduğu 161 rakımlı tepeden savaşı yönetmiştir.[60]

« 1 Eylül 1915’te Atatürk’e, Gelibolu’daki “üstün başarılarından” dolayı Gümüş Liyakat Madalyası verilmiştir.[61]

« Atatürk Çanakkale’de 20 Eylül 1915’te rahatsızlanmıştır.[62]

« Atatürk, 27 Eylül 1915’te Liman von Sanders’e,, Anafartalar Grubu Komutanlığı’ndan istifa edeceğini bildirmiştir. İstifa gerekçesi olarak, Enver Paşa’nın son gelişinde kendisini ziyaret etmemesini göstermiştir. Ancak istifası kabul edilmemiştir.[63]

« 31 Ekimde Enver Paşa, 3 Kasımda Ayan ve Mebusan Meclisi üyeleri Çanakkale’de Atatürk’ü ziyaret etmiştir.[64]

« 7 Kasım 1915’te, İngiliz Savaş Kabinesi Çanakkale’yi boşaltma kararı almıştır.[65]

« 11 Aralık 1915’te Atatürk, İstanbul’a gelirken, onun yerine Anafartalar Grubu Karargahı’na Fevzi (Çakmak) Paşa atanmıştır.[66]

« 19/20 Aralık 1915’te İngilizler, Çanakkale’deki siperleri boşaltarak çekilmeye başlamışlardır.[67]

Atatürk, Çanakkale’den ayrılırken arkasında büyük bit “kahramanlık sayfası” bırakmıştır. Sadi Borak’ın ifadesiyle: “Mustafa Kemal, Çanakkale’deki öyküsü ciltler dolduracak zaferler elde etmiştir. Bu başarıları en gerçekçi biçimde komprime eden, İngiliz Generali Aspinal Oglander olmuştur. General, İngilizlerin Gelibolu Seferi’nin resmi tarihinde diyor ki:

‘Bir Tümen Komutanı’nın üç ayrı yerde tek başına giriştiği hareketlerle bir savaşın, hatta bir ulusun kaderini değiştirecek yücelikte bir zafer kazandığı tarihte pek nadirdir.’

Sanırım ki, ‘Mustafa Kemal Mucizesi’ bundan daha iyi dile getirilemez. Bu övgünün bir özelliği de Mustafa Kemal’in yenilgiye uğrattığı bir ‘düşmandan’ gelmiş olmasıdır. Çünkü bir lidere kendi yurdunda övgüler yağdıranlar olabilir. Ama bu övgüler, özellikle ordularını ağır yenilgiye uğrattığı ‘düşman’lardan geliyorsa, bunların objektif, gerçekçi ve içtenlikli olduğundan hiç kuşku duyulmamalı.

Yaptığı keşifler sonucunda düşmanda kaçma belirtileri gören Mustafa Kemal, elini kolunu sallaya sallaya düşmanın kaçmasına fırsat vermemek için saldırıya geçilmesini öneriyor, üst makamlar böyle bir çekilişe ihtimal vermiyorlar. Önerisi kabul edilmeyince, zaten aylardır gece gündüz verdiği savaşlarla hasta olan Mustafa Kemal istifa ediyor. Mareşal Liman von Sanders de bu istifayı hava değişimine çeviriyor.”[68]

Çanakkale Zaferi’nin 96. yıldönümünde, 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Atatürk’le birlikte, bu zaferde emeği geçen 3. Kolordu ve Kuzey Cephesi Komutanı Esat Paşa’yı, Güney Cephesi Komutanı Vehip Paşa’yı, Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa’yı ve Selahaddin Adil Bey’i; Mehmet Çavuş’u ve Seyit Onbaşı’yı ve isimsiz kahramanlarımız Mehmetçiklerimizi saygıyla anıyor, hepsine Allah’tan rahmet diliyorum…

Ve onlara; “Sizin 96. yıl önce Çanakkale’de ve Kurtuluş Savaşı sırasında emperyalizme attığınız o tokadı, yeri geldiğinde bizim de atmaya hazır olduğumuzu bilerek, ebedi istirahatgahlarınızda rahat uyuyun…” diye sesleniyorum…


[1] Atatürk’ün adını ağzına almaktan çekinen “Atatürk düşmanlarına” inat, yazının tamamında Mustafa Kemal yerine Atatürk kullanılmıştır.

[2]Utkan Kocatürk, Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, Ankara, 1999, s.33,34.

[3] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Pozitif Yayınları, İstanbul, s.95

[4] Kocatürk, age, s.34.

[5] Atay, age, s.96-98

[6]Atay, age, s.98,99; Sadi Borak, Atatürk’ün İstanbul’daki Çalışmaları, (1899-16 Mayıs 1919), 2.bs, İstanbul, 1998, s.71,72.

[7]Kocatürk, age, s.50.

[8] age, s.34.

[9] age, s.37.

[10] age, s.38.

[11] Erol Mütercimler, Gelibolu, 4.bs, İstanbul, 2005, s.220,225.

[12] age, s.226.

[13] Kocatürk, age, s.38,39

[14] Erol Mütercimler, Fikrimizin Rehberi, İstanbul, 2008, s.272-275; İsmet Görgülü, On Yıllık Harbin Kadrosu, (1912-1922), Ankara, 1993, s.83.

[15] Mütercimler, Fikrimizin Rehberi, s. 276.

[16] age, s.278.

[17] age, s.278.

[18] age, s. 279,280

[19] Mütercimler, Gelibolu, s. 288-306.

[20] age, s.84.

[21] Kocatürk, age, s.39, 40.

[22] Mütercimler, Fikrimizin Rehberi, s.276-279

[23] Mütercimler, Gelibolu, s.298.

[24] Görgülü, age, s.83,84.

[25] Kocatürk, age, s.40.

[26] Mütercimler, Fikrimizin Rehberi, s. 286,287.

[27] Kocatürk, age, s.40.

[28] age, s.42.

[29] age, s.42.

[30] age, s.42.

[31] age, s.44,45.

[32] age, s. 45.

[33] age, s.45.

[34] age, s.47.

[35] age, s.47,48.

[36] age, s.47.

[37] Mütercimler, age, s.293,294.

[38]Kocatürk, age,s.48,49.

[39] age, s.49.

[40] age, s.50.

[41] age, s.50.

[42] age, s.51.

[43] age, s.52.

[44] age, s.53.

[45] age, s.53,54.

[46] Mütercimler, age, s.299-301

[47] Kocatürk, age, s.55.

[48] Mütercimler, age, s.302,33.

[49] Kocatürk, age, s.56.

[50] Mütercimler, age, s.304,305.

[51] Turgut Özakman, Vahdettin, Mustafa Kemal ve Milli Mücadele, 6.bs, Ankara, 2007 ,s. 112.

[52] Kocatürk, age, s.57.

[53] Mütercimler, age, s.310.

[54] age, s.317.

[55] Kocatürk, age, s. 58.

[56] Mütercimler, age, s.317.

[57] age, s.317.

[58] Celal Erikan, Komutan Atatürk, İstanbul, 2001, s.140

[59] Mütercimler, age, s.320.

[60] Kocatürk, age, s.58,59.

[61] age, s.61.

[62] age, s.62.

[63] age, s.63,64.

[64] age, s.66.

[65] age, s. 66.

[66] age, s.67.

[67] age, s.67.

[68] Borak, age, s.84.

Sinan MEYDAN - 17.03.2011

http://sinanmeydan.com.tr/index.php?opt ... Itemid=237

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk ve Çanakkale
İletiTarih: 06 Nis 2013, 21:02 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Mustafa Kemal Paşa'nın I. Dünya Savaşı'ndaki Başarıları

Mustafa Kemal Paşa'nın 7. Ordusu, bundan sonraki günlerde de birçok kere taarruza uğramış ve hepsini geri püskürtmeyi başarmıştır. Mustafa Kemal, bu başarısından sonra, Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmeyen tek Türk Komutan olarak tarihe geçmiştir. Böylece uzun ve felaketli dört savaş yılının kanlı boğuşmalarından, hiç yenilgiye uğramadan çıkan tek Türk komutanı Mustafa Kemal’di. (Kinross Lord, Atatürk, Bir Milletin Yeniden Doğuşu, s.163)

Hayatının en zor anlarından birisini Halep'te yaşayan Mustafa Kemal, bu kritik durumdan sonra: ''Bu akşam Halep ilersindeki kuvvetleri geri çekeceğim, yarın Halep'in kuzeybatısında İngilizler ve Araplarla muharebe edeceğim...'' emrini vermiştir. Bu olaylar, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Araplar hakkındaki düşüncelerini müteakip yıllarda da çok olumsuz şekilde etkileyecektir. (Atay Falih Rıfkı, Atatürk'ün Anıları, 1917-1919, Ankara, Olgaç Matbaası, 1982, s.80-83)

Filistin Cephesi'nde Halep kuzeyinde yapılan son savunma hattının gerisindeki tepeler ve dağların Türklerin Anavatanı Anadolu'yla Osmanlı'nın Arap eyaletleri arasındaki doğal sınırı oluşturduğu düşünülürse, gerçekte Mustafa Kemal'in 7.Ordusunun son savaşı, Türk toprakları üzerinde yapılmıştır. (Volkan Vamik D.,ve Norman Itzkowitz, Ölümsüz Atatürk, Ankara, Bağlam Yayınları, 1998, s.152 - Sanders Liman Von, Türkiye?de Beş Yıl, s.158)

“Bütün olumsuzluklara ve Ordusunun sağ ve sol cenahındaki kuvvetlerin dağılmasına karşın cesaretle, mahareti ve dirayeti sayesinde Ordusunun çökmesine meydan vermeden Halep’e çekilmeyi başaran Mustafa kemal, bu çekilmeye rağmen şehrin güneyinde İngiliz kuvvetlerini de mağlup etti. Bu savaş sonucu tuttuğu hattı savunmaları için ordularına emir verdi. Halep’in kuzeyinde Antakya çevresindeki cepheyi tutan birlikler düşmanı geçirmemekte başarılı oldular. Bu hatı hemen hemen bugünkü Türkiye’nin sınırı idi.” (Ünsal Yavuz, Atatürk, İmparatorluktan Milli Devlete, Ankara, Türk Tarih Kurumu (TTK) Yayınları, 1990, s.38)

Araplar, 7. Ordu Karargâhının bulunduğu Merkez Komutanlığına hücum ederek, ele geçirdilerse de kısa süre sonra geri atılarak, şehirden tamamen çıkarılmışlardı. Şehir halkından bir kısmı, Şerif Faysal’ın Arap Ordusunun yanında askerlerimize karşı savaşıyordu. Mustafa Kemal, akşama doğru Karargâhını tren istasyonunun iki kilometre kadar kuzeyinde bulunan tepeye almış ve Halep şehrini boşaltmıştır. (Cemal Kutay, Ardında Kalanlar, İstanbul, Cem Ofset Matbaacılık Sanayi Basımevi, 1988, s.247 - Kinross Lord, Atatürk, Bir Milletin Yeniden Doğuşu, s.157)

43. Tümenin, 20. Kolordunun doğu yanını ve Kilis istikametini savunması planlanmış, 20. Kolordu, 26 Ekim 1918 sabahı yeni mevziine hareket etmeden önce Bedeviler Sebil’de bulunan Mürettep Süvari Alayına hücum etmişler, İngilizler 26 Ekim 1918 günü saat 10.40’da Hava desteğinde Halep-Katma yolunun iki tarafından taarruza başlamşlar, 7. Ordu Komutanlığınca durdurulmuşlardı. (Tezer Şükrü, Atatürk’ün Hatıra Defteri, 3.b., Ankara, TTK Yayınları, 1995, s.173 - Karal Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, İkinci Meşrutiyet ve Birinci Dünya Savaşı, 1908-1918, Ankara, TTK Yayınları, 1996. c.IX, s.539)

Mustafa Kemal, Allenby’ın ilerleyişine karşı son direnişi hazırlamış ve Halep’in kuzeyinde bulunan Haritan’da son çarpışma, 26 Ekim 1918’de meydana gelmiştir. Hintli bir esirin ifadesinden; taarruz eden İngiliz kuvvetlerinin 500’er mevcutlu iki süvari alayıyla çeşitli cins 200 otomobilden kurulu bir birlik, ölülerinin üzerinden çıkan evraklardan da bu birliğin 15. Süvari Tümeni olduğu anlaşılmıştı. 7. Ordunun, mevzilerinde, cesaret ve kahramanca savunması sayesinde, düşman büyük kayıplar vererek geri çekilmiştir. (Winstone H.V.F., Orta Doğu Serüveni, 1898-1926 Yılları Arasında Orta Doğu’daki Siyasi ve Askeri İstihbaratın Öyküsü, s.437 - Atay Falih Rıfkı, Çankaya, Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, s.122)

Mustafa Kemal Paşa 26-28 Ekim 1918’de Katma’da bulunduğu sırada, ailesini görmek üzere, Antep’e gidecek olan Ali Cenani Beye: “Teşkilat yapın, milli bir kuvvet meydana getirin, kendinizi savunun, ben istediğiniz silahı veririm” demiştir. (Cebecioğlu Güngör, “Atatürk ve Güney Cephelerimiz,” Basılmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, 1991, s.180 - Kinross Lord, Atatürk, Bir Milletin Yeniden Doğuşu, s.165)

Mustafa Kemal Paşa, 29 Eylül 1918 akşamı Şam’a gelmiş, Osmanlı Başkomutanlık Kurmay Başkanlığına, Nablus Meydan Muharebesi’nin başladığı 19 Eylül 1918’den-29 Eylül 1918’e kadar cereyan eden on günlük askeri harekâtı ve aldığı tedbirleri şöyle rapor etmiştir: “18-19 Eylül 1918’de başlayan muharebe sonunda, 8. Ordunun uğradığı beklenmeyen durum üzerine, çekilmek zorunda kalan 7. Ordu, çok üstün bir düşman baskısı altında Fara Vadisi kuzeyine çekilmeyi başardığı sırada, düşman Bisan(Beysan)’ı tutarak Ordunun gerisini kesmiş bulunuyordu. Bu engeli ortadan kaldırmak mümkün olmayınca, Orduyu batıya cephe aldırıp, muharebe ederek Şeria Vadisi’nin doğusuna geçirmeye ve oradan da Cebeli Aclun içinden kuzeydoğuya yönelerek, Dera-Müzeyrip hattını tutmaya karar vermiş ve Ordu bu hareketinde başarı sağlamıştır... 4.Ordu Komutanı’nın; her iki ordunun da Şam’a gitmesine dair verdiği bilgi üzerine, Ordumu İngiliz süvarisi ve Arap asilerle muharebe ederek, bugün (29 Eylül 1918) Şam güneyindeki Kisve’ye getirdim. Burada bugün Liman Paşadan aldığım emir üzerine, bu kuvvetleri Şam’ın savunması için Cemal Paşanın (Mersinli) emrine bırakıp, Rayak cephesinin komutasını almak üzere bu gece trenle oraya hareket edeceğimi arz ederim. Yaptığım inceleme ve Cemal Paşayla (Mersinli) görüşmemden çıkarabildiğim sonuca göre, kendisinin şerifle (Mekke Emiri Şerif Hüseyin) anlaşmada serbest bırakmakta hiçbir sakınca görmüyorum...” (a.g.a., Kls.3705, Dos.28, Fih.21;21-1 - Bayur Yusuf Hikmet, Türk İnkılabı Tarihi, c.III, Ks.3, 1914-1918 Genel Savaşı, s.456-457)

Mustafa Kemal Paşa, Halep’te yaşadığı bir olayı hatıra defterine şöyle yazmıştır: “Ertesi gün, yine rahatsız olarak Karargâhımda uzanmış yatıyordum. Bir aralık Halep şehrinin içinde bir ateş koptu. Balkona çıkıp sokağa baktım, herkes heyecan içinde ve bir kalabalık otele hücum halindedir. Herkes bana doğru geliyor… Durumu kavradım, kırbacımla önce kalabalığı otel dışına çıkardım. Alt kattaki taraçaya indiğim vakit Halep Komutanı, heyecandan okuyamadığı bir raporu bana verdi. Sükûnetle okudum, rapordan anlaşılıyordu ki, Halep hücuma uğramıştır. Bulunduğum otelin kapısından sağa saparak yüründüğü zaman bir dört yol ağzına rastlanır, o noktaya kadar geldim, bütün yolları tutturmuştum. Düşman uçaklarından atılan bombalara, bazı damlardan atılan bombalar da ilave oluyordu. Bu beni güldürdü, çünkü ben, Halep’i korumayı düşünüyordum. Akşam vaktiydi, bulunduğum yerden ileride birçok adamların yere serildiğini görüyordum. Bunlar beni yalnız sanarak hücum eden zavallılardı. Ben Halep şehrinde tabiri caizse sokak muharebesini idare ettim. Hücum edenler, tümüyle mağlup ve perişan olarak geri atılıp takip edildiler, şehirde duruma tamamen hâkim olduk ve sükûnet sağlandı. Akşam yaklaşmıştı. Sokak muharebesini idare ettiğim noktanın yakınında şoförüm bekliyordu. İşaret ettim, bulunduğum noktaya yanaştı, otomobile binmeden önce Halep Komutanı’na emirlerimi ve talimatımı verdim. Verdiğim talimatta, gizli olan şu nokta vardı: ‘Bu akşam Halep ilerisindeki kuvvetleri geri çekeceğim, yarın Halep’in kuzey batısında İngiliz ve Araplar’la muharebe edeceğim, buna göre hareketinizi düzenleyiniz!’ Olaylar dilediğim gibi cereyan etti. Ertesi gün sabahleyin benim kuvvetlerimin çekildiğini sanan Arap ve İngilizler sevinçle ilerlemeye başladılar, tarafımızdan alınmış olan tertiplerle mağlup ve perişan oldular. İşte orada bu zafer sonucu bir savunma hattı saptayıp sınırını belirttim ve kuvvetlerime emir verdim ki, düşman bu hattın ilerisine geçmeyecektir, nitekim geçememiştir. Gerek Erzurum Kongresi’nde, gerek Sivas Kongresi’nde, Türkiye’nin milli sınırlarını saptamak için bir medeni ıstılaha (herhangi bir bilim dalına ait bir kavramı anlatan kelime) dayanmak gerektiği vakit ben, Türk süngülerinin işaret ettiği bu hattı esas kabul ettim. Bilirsiniz, Milli Misakı en nihayet Ankara’da saptamıştım. Sorunun yabancısı olan birtakım kişiler, bunda amil olmak istediler ve milli sınır söz konusu olduğu zaman gerçeği bilmedikleri için türlü türlü kanılara kapıldılar. İtiraf edeyim ki, ben de milli sınırı biraz Wilson Prensipleri’nin insancıl amaçlarına göre ifadeye çalıştım. Hemen açıklayayım, o insancıl prensiplere dayandığımdandır ki, Türk süngülerinin savunup saptadığı sınırları savunmuşumdur. Zavallı Wilson anlamadı ki süngü, kuvvet, şeref ve haysiyetin savunamadığı hatlar, başka hiçbir prensiple savunulamaz.” (Atay Falih Rıfkı, Atatürk’ün Anıları, 1917-1919, Ankara, Olgaç Matbaası, 1982, s.80-83)

http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/ ... /16965.pdf

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk ve Çanakkale
İletiTarih: 06 Nis 2013, 21:04 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Mustafa Kemal, General Falkenhein’in yerine Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığına getirilmiş olan General Liman Von Sanders’in emrindeki 7. Ordu’ya Ağustos 1918’de tekrar komutan oldu. 15 Ağustos 1918 günü Halep’e gelen Mustafa Kemal Paşa, bu cephede İngilizlere karşı başarılı müdafaa savaşları yaptı. Takviyeli İngiliz kuvvetleri karşısında, O’nun maharet ve dirayeti sayesinde, bu bölgedeki Türk Ordusu dağılmaktan kurtarılmış; büyük bir düzen içinde Halep’e kadar çekilme başarısını göstermişti.

1918 sonbaharında bozulan ve bir Alman mareşalinin kumanda ettiği Suriye Cephesine Mustafa Kemal Paşa başkumandan tayin edildi.

Yeni kumandan çok yorgun ve zayıf düşen orduyu toparlamak için Halep’e kadar çekti. Orada bulunduğu sırada bir aralık düşmanın doğrudan şehre girdiği hakkında bir haber yayıldı. Mustafa Kemal Paşa bunun doğru olup olmadığını anlamak için yanında Binbaşı Tahsin ve Yaver Cevat Abbas bulunduğu halde otomobille o tarafa gitti. Şehirden dışarı çıkınca tepeden tırnağa kadar silahlı ve azgın yüzlerce bedevi Arapla karşılaştı. Otomobil hemen sarıldı ve her taraftan yüklendiler. Mustafa Kemal Paşa’nın esir olduğuna şüphe yoktu. Fakat bunu asla kabul edecek adam değildi.

Araplar, bağırarak, tehdit ederek, silahlarını otomobildekilere çevirerek hücum ediyorlardı. Mustafa Kemal Paşa hiç sarsılmadı ve şoföre:

-“Dur!” Emrini verdi. Sonra Binbaşı Tahsin’in verdiği kırbacı aldı; ayağa kalktı; sert bir sesle, o meşhur kaşlarını çatarak, alevli bakışlarını haydutlar üzerinde gezdirerek sordu:

-“Reisiniz nerededir?” Kalabalığın arasından dik ve yırtıcı sesler yükseldi:

-“Hepimiz reisiz!”

Mustafa Kemal Paşa bu haydut sürüsünün en önde olanlarına kırbaçla vurarak haykırdı:

-“Çekilin, çekilin diyorum size…”

Araplar büyülenmiş gibi çekildiler. Mustafa Kemal Paşa emretti:

-“Çabuk, reisiniz karşıma gelsin!”

Reisleri geldi. Ona dedi ki:

“Ben sizin yardım ettiğiniz düşmana üstün geldim; herkes yenilmiştir. Fakat sizin onlarla beraber oluşunuzu da mazur görürüm. Bu akşama yanıma geliniz; sizinle görüşeceklerim var!”

Galip tarafa yardım ederek mağlupların mal ve canlarını yağma âdetinde olan bedeviler hiçbir harekette bulunmadılar. Mustafa Kemal Paşa şoföre geri dönmesini söyledi.

Akşam Arap şeyhi geldi, Mustafa Kemal Paşa ona sordu:

-“Benden ne istiyorsunuz?”

-“Şimdilik bin altın, silah, cephane!...”

Bin altını verdi; silah ve cephanenin de verileceğini söyledi.

Tam zamanında gösterilen cesaret, alınan tedbir ve şuurlu hareket onun hayatını, ordunun vaziyetini bir defa daha kurtarmıştı.1

1 Niyazi Ahmet Banoğlu, Nükte ve Fıkralarla Atatürk, Cilt I, İstanbul 1967, s. 82-84.

Kaynak: Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar, Ahmet Gürel, Mayıs 2009

http://www.isteataturk.com/haber/5380/r ... -nerededir

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk ve Çanakkale
İletiTarih: 06 Nis 2013, 21:19 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
DÜŞMANDAN KAÇILMAZ

Düşman 18 Mart Donanma Saldırısı'nda başarısızlığa uğraması üzerine, karadan zorlama yapmak üzere Boğaz dışındaki adalarda yığınak yapmaya koyulmuştu. 25 Nisan 1915'te tanyeri ağarırken Arıburnu ve Seddülbahir bölgesine ilk düşman birlikleri çıktı. Arıburnu'na çıkan kuvvet, gözetleme taburunu püskürterek sonradan Kemalyeri adı verilen yere kadar ilerledi. Düşman çıkarmasını haber alan Mustafa Kemal, Conkbayırı yönünde yürüyen düşmana karşı ordudan emir almayı beklemeden kuvvetlerini harekete geçirdi. Birliklerine kendisi yol bularak Kocaçimen Tepesi'ne vardı. Askerlerine orada kısa bir dinlenme vererek, atla gidilemediği için, yanındakilerle yaya olarak Conkbayırı'na geldi. Orada cephaneleri bittiği için çekilen ve düşmanca kovalanan bir gözetleme bölüğüne rastladı. Devamını Mustafa Kemal anlatıyor:
— Niçin kaçıyorsunuz? dedim.
— Efendim düşman...
— Nerede düşman?
— İşte diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.
Gerçekten de düşmanın bir avcı hattı 261 rakımlı tepeye yaklaşmış, serbestçe ilerliyordu. Düşman bana askerlerimden daha yakın. Düşman bulunduğum yere gelse kuvvetlerim pek kötü duruma düşecek. O zaman, bir mantıkla mıdır, yoksa bir içgüdü ile mi, bilmiyorum, kaçan erlere:
— Düşmandan kaçılmaz dedim.
— Cephanemiz-kalmadı, dediler.
— Cephanemiz yoksa süngümüz var, dedim. Ve bağırarak,
— Süngü tak, dedim. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırı'na doğru ilerleyen piyade alayı ile Cebel Bataryası'nın erlerini marş marşla benim bulunduğum yere gelmeleri için yanımdaki emir subayını geriye saldım. Erler yatınca, düşman da yere yattı. Kazandığımız an, bu andır.

(Kaynak: Falih Rıfkı Atay - Çankaya)

http://www.dersimiz.com/ataturk/sayfa.a ... ANILARI--6
http://blog.milliyet.com.tr/o-bir-insiy ... gNo=213228
http://www.ataturkiye.com/anilari/dusman18mart.html

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk ve Çanakkale
İletiTarih: 28 Ağu 2013, 18:14 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
"O genç ve dahi Türk Şefi'nin o esnada Çanakkale de bulunması, müttefikler bakımından tarihin en acı darbelerinden biridir." Alan Moorehead (Yazar)

http://www.kultur.gov.tr/TR,25495/ingiltere.html


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni bir konu gönderCevap gönder 1 sayfadan 1. sayfa   [ 11 ileti ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  
cron


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan SiyasiForum.net Siyasi Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. SiyasiForum.Net hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde dönüş yapacaktır. Forumumuz kesinlikle hiçbir şekilde parti, örgüt, kurum, kuruluş ve oluşumu desteklememektedir. Tüm Problemler ve Reklam İçin: İletişim Formu için tıklayınız.