Yazı boyutunu değiştir
Sistem saati: 18 Oca 2018, 12:43


Yeni bir konu gönderCevap gönder 1 sayfadan 1. sayfa   [ 3 ileti ]
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Atatürk Türk Müziğini Yasaklattı Diyenlere Gelsin
İletiTarih: 08 Kas 2013, 01:42 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 18 Kas 2010, 05:45
İleti: 2762
Konum: Turan

Halk türkülerini yasaklatan bir lider ulusalcı olabilir mi? Ne ideoloji biliyorlar ne de siyaset! Bela Bartok’tan bile haberleri yok. Klasik Türk müziğinin yıllar önce saraydan Osmanlı hanedanları tarafından kovulduğunu bile bilmiyorlar. Bizans kiliselerinde okunan dua makamlarının, klasik Türk müziğindeki uşşak, hüzzam, hicaz, rast makamlarına benzerliğine kafa yormuyorlar. Okumuyorlar, araştırmıyorlar sürekli tv’lere çıkıp ahkam kesiyorlar. Ne diyorlar: “Atatürk türkülerimizi yasaklattı!” Peki öyle mi?..

Atatürk türkülere yasak getirir mi?
Aksine, Cumhuriyet kurulur kurulmaz, 1924 yılında halk müziği derlemelerine başlandı. İstanbul Konservatuarı'nın 1924'teki halk müziği derleme anketinden sonra, Atatürk M.E.B. Hars Müdürlüğü Seyfettin-Sezai (Asaf) Kardeşleri Batı Anadolu'ya derle¬meye gönderdi. Derlenen türküler “Yurdumuzun Nağmeleri” adı altında yayımlandı (1925).
İstanbul Konservatuarı 1926-1929 yıllan arasında Anadolu'ya dört derleme gezisi daha düzenledi; bu gezilerde derlenen ezgiler ''Halk Türküleri'' adı altında 15 defter halinde yayımlandı.
1929'daki dördüncü gezi sırasında bazı halk oyunlarımız filme de alındı. Devlet ödeneğiyle yapılan bu derleme gezilerine başta Konservatuar Müdürü Yusuf Ziya (Demircioğlu), Rauf Yekta, Dürri Turan, Ekrem Besim, Muhittin Sadık (Sadak), Mahmut Ragıp (Gazimihal), Ferruh (Arsunar), Abdülkadir (İnan) gibi isimler katıldı.
İstanbul Konservatuarı devlet ödeneği almaksızın Halkbilgisi Derneği uzmanlarının iştirakiyle 1932 yı¬lında beşinci bir derleme gezisi daha düzenlendi.

Bela Bartok çağrıldı

Atatürk yapılan çalışmaların bilimsel temellere oturtmak için 1936 yılında Macar müzik bilimci Bela Bartok’u Türkiye’ye davet etti.
(Aynı yıl Alman müzikolog Paul Hindemith'in yardımlarıyla Ankara Devlet Konservatuarı’nın kurulması tesadüf değildir!)
Doğu Avrupa halk müziği derleyicisi Bela Bartok, 16-29 Kasım 1936 tarihleri arasında, Ahmet Adnan Saygun, Necil Kazım Akses, Ulvi Cemal Erkin ile birlikte, başta Osmaniye olmak üzere 14 ayrı yöreden 90 parça kaydetti.
Bela Bartok Anadolu’daki gezisinde hep bir şeye dikkat etti:
" En eski, hiç şüphesiz Asya kökenli olan Macar halk musikisi ile Türk halk musikisi arasında herhangi bir bağ olup olmadığını da çok merak ediyordum.” (Küçük Asya’dan Türk Halk Musıkısi)
Peki Bela Bartok, bizim türküler ile Macaristan ezgileri arasında bir benzerlik bulabildi mi?
“Toprakları bu kadar geniş bir ülkeden derlenen doksan ezgi kesin sonuçlara varabilmek için çok az imkan sağlayabilir. Ancak, bu küçük ölçekli malzemenin yüzde yirmisinin eski Macar musikisiyle benzerlikler göstermesi, sistemli olarak derlenen, daha geniş ölçekli bir malzeme sağlandığında arada daha çok benzerlik noktaları bulunabileceğini düşündürüyor. Bunun sadece bir rastlantı olmadığı ortadadır. ”

Türkü mü, şarkı mı

Kuşkusuz Bela Bartok’un bu değerlendirmesi dönemin Türk tarih tezlerine uygundu. Ancak konumuz bu değil.
Bu arada anımsatmalıyım: Bela Bartok türküler üzerine yaptığı çalışmanın iki kopyası ölümünden 31 yıl sonra, 1976’da ABD ve Macaristan’da basıldı. Bu türkülerden 40 tanesi 1996’da Macar Etnografya Müzesi yetkilisi Jozsef Birinyi’nin çabalarıyla iki CD’den oluşan bir albüm olarak yayınlandı.
Ne yazık ki, halk müziğimiz konusunda bu tür çalışmalar Türkiye’de Atatürk’ten sonra pek yapılmadı. Popülist politikacılar bu araştırmalara hep sırtlarını döndüler.
Bugün Tv ekranlarından hiç ayrılmayan ümmetçiler ise, iddialarının aksine halk müziğine (hatta müziğe) hiç değer vermediler.
Atatürk Türk halk müziğinin kayıt altına alınması için çok çaba sarf etti. Bunu yapmasında şaşırtıcı bir neden yoktu; çünkü ulusalcıydı ve dünyadaki tüm ulusalcılar ülkelerinin halk müziklerine önem verdi. Aksine gösteremezsiniz.
Peki bu gerçekler ortada iken nasıl tarih bildiğini iddia eden “bir bilmiş” Atatürk’ün halk müziğini yasaklattığını söyleyebiliyor?
Herhalde şundan: Halk müziği ile alaturkanın farkını bilmiyor! Karıştırıyor!
2 Kasım 1934’te İçişleri Bakanı Şükrü Kaya yayınladığı bir genelgeyle radyo programlarında alaturka müziğin çalınmasına yasak getirdi.
TV’de konuşan “Bay bilmiş” buradan hareket ederek türküyle şarkıyı karıştırıyor.
O halde madem konu açıldı; geliniz alaturkanın neden kısa süreli de olsa yasaklandığının tarihsel boyutuna bakalım…

Saraydan kovulan müzik

Tanzimat Fermanı, Osmanlı’nın Batılılaşma hedefinin açıklanmasıdır.
Bu yeni anlayış Osmanlı kültürel hayatını da derinden etkiledi. Bu tarihe kadar toplumsal yaşamda iki müzik vardı: Halk müziği ve klasik Türk müziği.
19’uncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren klasik Türk müziği en büyük destekçisini kaybetmeye başladı: Osmanlı Sarayı.
Saray kapılarını Batı müziğine açtı. Ünlü besteciler, yorumcular davet edildi; Saray’da konserler verildi; hanedan üyeleri Batı çalgılarını öğrenmeye heves etti.
Klasik Türk müziği saraydaki itibarlı konumunu kaybetmeye başladı. Bu nedenle İsmail Dede Efendi hacca gitme bahanesiyle saraydan ayrıldı. Keza Hoca Zekai Dede de İstanbul’dan ayrılıp Kahire’ye yerleşti.
Avrupa’dan gelen müzisyenler el üstünde tutulup nişanlara boğulurken Tanburi Cemil Efendi gibi üstadlar hayatlarında bir tek kez saraya davet edildi. Komiktir, bu davette de II. Abdulhamid uyuya kaldığı için konser yarım kaldı!
Sadece saray değil, Osmanlı’nın zengin kentlerinde de aileler çocuklarını piyano, keman çalmaya teşvik etti. Avrupa’nın neredeyse her orta halli ailesinin evinde bulunması moda olan piyano Osmanlı seçkinlerinin de evlerindeydi artık.
Toplumsal yaşamdaki bu değişimler sonuçta klasik Türk müziğini tekkelere hapsetti.
Yani Cumhuriyet’ten çok önce klasik Türk müziği artık o eski önemini kaybetmişti!

Ziya Gökalp’in tavrı

Türk ulusculuğunun güç kazandığı dönemde başta Ziya Gökalp olmak üzere bazı aydınlar klasik Türk müziğinin kökenini sorgulamaya başladı:
“Avrupa musikisi girmeden evvel, memleketimizde iki musiki vardı; birisi Farabi tarafından alınan Şark musikisi, diğeri eski Türk musikisinin devamı olan halk türkülerinden ibaretti.(…)
Bugün şu üç musikinin karşısındayız : Şark musikisi, garp musikisi, halk musikisi. Acaba bunlardan hangisi bizim için millidir? Şark musikisinin hem hasta, hem de gayr-ı milli olduğunu gördük. Halk musi¬kisi harsımızın, garp musikisi de yeni medeniyetimizin musikileri olduğu için her ikisi de bize yabancı değildir. O halde milli musikimiz, memleke¬timizdeki halk musikisiyle garp musikisinin imtizacından doğacaktır. Halk musikimiz birçok melodiler vermiştir. Bunları toplar ve garp musikisi usulünce armonize edersek hem milli hem de Avrupai bir musikiye malik oluruz.”
Bu görüş Atatürk’ün de içinde olduğu çevrelerde hayli etkili oldu.

Müzik devrimi

Atatürk 1930 yılında Alman gazeteci Emil Ludwig'in doğu müziğiyle ilgili görüşlerine şu cümlelerle itiraz etti : "Bunlar hep Bizans'tan kalma şeylerdir. Bizim hakiki musikimiz Anadolu halkında işitilebilir."
Atatürk 1934’te müzik devrimi yapmak istedi. Türkiye’yi çağdaş uygarlık seviyesine çıkarmak için sadece devlet idaresinde ve sosyal ha¬yatta devrim yapılması ona yetmiyordu. Kültür konularında da çağdaş uygarlık seviyesine ulaşılmasını istiyordu.
Müzik de bunlardan biriydi. Ba¬tı'nın müzik bilgi ve tekniğinden yararlanarak Türk müziğini milletlerara¬sı seviyeye çıkarmak Atatürk'ün müzik konusundaki çalışmalarının ama¬cını teşkil etti.
Bunun ipuçlarını örneğin, 1 kasım 1934’te TBMM açış konuşmasında da bulabiliriz: “Bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü, musikide değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir. Bugün dinletilmeye yeltenilen musiki bizim değildir.”
Bir gün sonra İçişleri Bakanı Şükrü Kaya radyoda alaturka müziğin çalınmasını yasakladı. Yani yıllar önce saraydan kovulan bu müzik türü şimdi de radyodan kovulmuştu!
O yıl; Türk halk müziğiyle batı müziği harmanlanmaya çalışıldı; ilk Türk operası olan Özsoy, ve daha sonra Taşbebek, Bayönder sahneye kondu.
Bu bakış açısıyla; Türk halk müziği üzerine ciddi çalışmalar, araştırmalar yapıldı. Bela Bartoklar çağrıldı.
Bu bakış açısıyla; klasik batı müziği öğrenimine ağırlık verildi.
Peki başarılı olundu mu?
1950’lerden sonra gazino kültürüne dönülse de, gerekli özen gösterilmese de ve bugün istenilen düzeyde olmasa da, şurası bir gerçek ki, epey mesafe alındı . Mücadele verilmeden zafer kazanılmıyor. Daha yürünecek çok yol var…

ATATÜRK HAKLI MIYDI

Ya da şöyle sormalıyız; klasik Türk müziğine İran-Arap musikisi diyerek Atatürk’ü etkileyen Ziya Gökalp haklı mıydı?
Bakınız….
Atatürk müzik dinlemekten, şarkı söylemekten keyif alan bir liderdi. Başta Rumeli olmak üzere türküleri seviyordu. Klasik Türk müziğine ilgisi ise sınırlıydı. Aynı zamanda klasik batı müziğini de çok sevdiği ve çok dinlediği söylenemez.
Ancak…
Klasik batı müziğinin yerleşmesi ve bu türde Türk sanatçıların özgün eserler ortaya çıkarmalarını çok istedi. Atatürk’e göre klasik batı müziği çağdaşlaşma modelinin simgesiydi.
Şimdi sorumuza yeniden dönelim: Klasik Tür müziğine bakış doğru muydu?
Müzik dünyanın ortak dili; ortak sanat malı.
Müzik tarihsel süreç içinde, daha önceki kültürlerden etkilenerek bir evrim geçirerek süzülüp gelir. Müzik de toplumlar gibi sosyal-ekonomik gelişmelerden etkilenir.
Şimdi kimse, binlerce yıllık Anadolu’da çıkıp da “bu benim müziğim” diye diretemez.
Bir türkünün kökünü araştırırsan, bir bakarsın Arap bir bakarsın İran ya da Ermeni, Rum, Bizans vs çıkar.
Klasik Türk müziği Arap-İran karışımı diye reddedildi. Halbuki onun da “altını kazırsanız” Bizans çıkar! Bizans’ın altını kazırsanız eski Mısır ya da Sümer çıkar!
Klasik Türk müziğinin ne kadarının Bizans etkisinde olduğunu çıkarmak zordur. Zaten bu konuda bir-iki isim dışında çalışma yapan da yoktur.
Tek bildiğimiz, Osmanlı’nın özellikle kuruluş ve gelişim dönemlerinde hiçbir zaman kültürel etkileşim konusunda tutucu olmadığıdır. Kısa sürede imparatorluk olmasının temel nedenlerinden biri budur. Çok uluslu bir imparatorluğun müziği de kuşkusuz çok etkiye açıktır.
Bu nedenle:
“Türkmani” denilen ve doğaçlamayla aşk ezgileri söyleyenlerin en ünlüsü Rum Şivelioğlu Yorgaki (1730-1754) kimdendir; bizdendir.
1730’da musikimiz üzerine ilk kitabı yazan Ermeni Tanburi Küçük Artin kimdendir; bizdendir.
Köçek Mustafa Dede, Itri, İsmail dede, Zekai Dede, Tanburi Cemil Derviş Ömer Gülşeni kimdendir; bizdendir.
Leyla Saz. Lem’i, Selanikli dönme Ahmet Bey bizdendir.
Evliya Çelebi 17’inci yüzyıldaki “bizim müzisyenlerin mızraplarında letafet ve zarefet var” diye kimleri över: Yahudi Yako, Rum Angeli, Ermeni Avih…
Sultan III Selim’in tambur hocası Yahudi İsak Romano kimdendir; bizdendir.
Galata Mevlevihanesi’nin postnişi Ataullah Efendi’nin öğretmeni Haham Abraham Mandil nam-ı diğer Hamam Ağa kimdendir, bizdendir.
Bizans kiliselerinde okunan dua makamlarının, klasik Türk müziğindeki uşşak, hüzzam, hicaz, rast makamlarına benzerliği artık tartışılmamaktadır. Kim kimden etkilenmiştir?
Klasik Türk müziğinin notalara dökülmesinde Ermeni Hamparsum Limonciyan’ın katkısı unutulabilir mi? Hamparsun notası öğrenen Mevlevi dervişlerin böylece yüzlerce dini eseri notaya aldığını kim inkar edebilir?
Lübnanlı Hıristiyan Mihail Meşakka’nın Türk dede musikisini etkilemesini kim inkar edebilir?
Rebetiko kimindir; peki ya oyun havası sirto ya da Yunanca adıyla sirtaki? Horon kimindir?
Kemençe’nin asıl adı Iyra mıdır?
Türkü denince ilk akla gelen Bağlama’nın İran’dan Anadolu’ya geleli daha 300 yıl ancak olmamış mıdır?
Kopuz, Çögür Ortaasya’dan bize miras değil midir?
Bugün Arap’ın kullandığı ud, tambur, mi’zer, mızmar’ın kökü neresidir?
Müzik, musiki kelimeleri dilimize, köken olarak Yunanca’da sanatçıların temsilcisi “Musa”dan gelip yerleşmemiş midir?
Uzatmayayım. Yani…
Müzik evrenseldir. Dünyanın ortak dilidir.
Bu nedenle klasik Türk müziği bizimdir.

Soner Yalçın

Odatv.com


http://www.odatv.com/n.php?n=ataturk-ha ... 1707101200


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk Türk Müziğini Yasaklattı Diyenlere Gelsin
İletiTarih: 08 Kas 2013, 01:45 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 18 Kas 2010, 05:45
İleti: 2762
Konum: Turan
ATATÜRK Türk MUSİKİSİ DÜŞMANI MI?

Atatürk dönemini yargılayarak aşağılamaya çalışmak, son zamanlarda sanki demokratikleşmenin ve demokrat olmanın bir göstergesi haline gelmeye başladı.

Türkiye Cumhuriyeti yeni kurulmuş… Bilimde, kültürde, sanatta, sosyal hayatta ve diğer tüm alanlarda kalkınmak için yenilikler yapılıyor, düşünceler geliştiriliyor, yeni kurumlar kuruluyor, projeler geliştiriliyor…
Bu yenilikler içinde Türk Sanat Musikisi de vardır. Atatürk çok sevdiği şarkılarımızın icrasından ve tek sesliliğinden rahatsız olduğundan bahsetmiştir. Şarkıları icra eden sanatçıların, ellerini kulaklarının üzerine koyup, gözlerini kapatarak “ahhh, offf, amann” bağırarak söylemeleri bir medeni topluma yakışmadığını, Türk şarkılarının Dünya’nın her yerinde dinlenmesi gerektiğini, bunun içinde çok seslilik ile birlikte orkestranın önemine dikkat çekmiştir…
1934 yılında, Ankara ve İstanbul radyolarında şarkılara 8 ay sürecek bir yasak uygulanmış. Türkülerimize herhangi bir yasak konulmamıştır. Daha sonra, Atatürk’ün emri ile bu yasak kaldırılmıştır…
Atatürk; türkülerimizi ve şarkılarımızı sever ve söylerdi. Türk müziğini çok önemser ve gereken değerinde olmasını savunurdu… Art niyetli bazı kişilerin hazırladığı yazılar ve videolara en güzel cevabı tiyatro sanatçısı merhum Vasfi Rıza Zobu hatıratında vermektedir:
“Mekteplerde, konservatuarlarda, radyoda Türk müziğinin tamamen yasaklandığı günlerdi. Deniliyordu ki, “Alaturka, sofradan da kalktı. Atatürk ne kendi söylüyor, ne de başkasına okumasını teklif ediyor.”
Oysa kim bilir kaç sanatkâr, huzurunda şarkı söylemiş, onun düzelttiği şekilde okuyabilmek için çaba sarf etmiş, becerince “aferin” almıştı.
Niye birdenbire sevdiği musikiye küsmüştü ki?
* * *
Bir gün Vasfi Rıza Zobu acele köşke çağrıldı. Trene atlayıp geldi. Otelden alınıp Marmara Köşkü’ne götürüldü. Yolda hep aynı merak aklını kemiriyordu:
“Bunca zaman aramadı, şimdi böyle birdenbire çağırmasının sebebi ne ola?”
Sofraya oturuldu. Vakit geceyarısını geçince tam da iktisadi konular görüşülürken birden Atatürk Zobu’ya döndü ve…
“- Hatırlar mısınız” dedi, “Bir piyesin başlangıcında, daha perde açılmadan bir şarkı söylerdiniz, neydi o piyesin ismi?”
“- Moliere’in Merakı komedisi…”
“- Güzel bir eserdi o…”
“- Evet efendim, muvaffak bir adaptasyondu.”
“- Hayır, hayır. Piyes için söylemiyorum, bestenin güzelliğinden bahsediyorum.”
* * *
Vasfi Rıza ürktü.
Acaba Ata, ağzını mı arıyordu? “Evet, güzel besteydi” dese kızar mıydı? “Hayır” dese dalkavukluk yaptığını anlar mıydı?
Duraksayınca üsteledi Atatürk:
“- Hatırlayamadınız mı, okuyamaz mısınız?”
“- Hatırımda… Okurum efendim.” Sofrada herkes şaşırmıştı. “Ne olacaksa olacak artık” diye düşündü Vasfi Rıza Bey ve yaradana sığınıp “Aaah o güzel gözlerine hayran olayım” diye başladı.
Yürük semaiyi bitirdiğinde kan ter içindeydi.
Herkes bir suç işlemiş gibi önüne bakıyordu. Sessizliği bozan Atatürk oldu:
“Ne yazık ki, sözlerimi yanlış anladılar. Şu okunan ne güzel bir eser. Ben zevkle dinledim. Sizler de öyle… Ama bir Avrupalı’ya bu eseri böyle okuyup da bir zevk vermeye imkân var mı?… Ben demek istedim ki, bizim seve seve dinlediğimiz Türk bestelerini onlara da dinletmek çaresi bulunsun. Onların tekniği, ilmi, sazı, orkestrası ile… Çaresi her ne ise, mesela Ruslar ne yapmışlarsa, biz de Türk musikisini milletlerarası bir sanat haline getirelim. ‘Türk’ün nağmelerini kaldırıp atalım da sadece Batı milletlerinin hazırdan musikisini alıp kendimize mal edelim, yalnız onları dinleyelim’ demedim. Ama ortalığı öyle bir velveleye verdiler ki, ben de bir daha lafını edemez oldum.”
Sözlerini bitirince Zobu’yu yanına çağırdı, sır verirmişçesine:
“- Kaç zamandır seni niçin çağırtmadım biliyor musun” dedi,
“- Bendeniz de anlayamamıştım efendim.”
“- Korkumdan” diye güldü Atatürk, sonra da kadehi işaret edip ekledi:
“- İçki bu, belki dayanamam, ‘Hadi bir şarkı söyleyelim’ derim de alemin diline düşerim diye… Ama bu akşam artık perhizi bozduk.”
YILMAZ KARAHAN
Kaynak: (Can Dündar)
Vasfi Rıza’nın 1962′de “Yanlış Anladılar” başlığıyla İ.Ü. Tıp Fakültesi Talebe Cemiyeti tarafından yayınlanan hatırasıdır.


- See more at: http://www.yenidenergenekon.com/126-ata ... o89gs.dpuf


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Atatürk Türk Müziğini Yasaklattı Diyenlere Gelsin
İletiTarih: 08 Kas 2013, 01:50 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 18 Kas 2010, 05:45
İleti: 2762
Konum: Turan
CUMHURİYET DÖNEMİNDE Türk MÜZİĞİ KONUSUNDA YAPILAN İŞLER
Cumhuriyet döneminde kaydedilen gelişmelerin üzerinden yaklaşık 75 yıl geçmiş olup, mevcut durumu değerlendirmek için elimizde çok önemli veriler bulunmaktadır. Bu veriler bir senteze ulaşıldığını göstemektedir.

Cumhuriyet dönemi, Türk müzik kültürüne çok şey kazandırmıştır. Bu dönemde yapılanlar kısaca şunlardır:

-Klasik Türk Müziği'nin en eski eserleri çocukların bile okuyabileceği geometrik şekilli nota (Batı notası) ile yazılmış, hem kaybolmaktan kurtarılmış hem de kamunun faydasına sunulmuştur.

-Ülkemize 1930'lu yıllarda girmiş olan Batı notası soldan sağa doğru yazılmaktadır. Oysa Arap harfleri ile yazı sağdan sola doğru yazılmaktadır. Yazı devrimi sonucu bu ikilik giderilmiş hem nota hem yazı soldan sağa yazılmaya başlanmuştır.

-Türk müziği ses sistemi 1933 yılında Dr.Suphi Ezgi ve Sadettin Arel'in müşterek çalışmasıyla ortaya çıkarılmıştır. Dr.Suphi Ezgi, 1940 basımlı kitabında, Atatürk'e karşı duyduğu teşekkür hissini şöyle ifade etmektedir. "Cenabı Rabbi Hafızın emri ve hamiyetli zatların muavanetleriyle Türk milletimizi mezardan çıkarıp ona istiklalini kazandıran büyük vatancı ve milletçi merhum ve mağfur (Mustafa Kemal Paşa) ATATÜRK Hazretleri"
-Klasik eserlerimiz ve türküler taş plaklara kaydedilmiştir.
-Yurt düzeyinde folklor araştırması yapılmış, türküler tespit edilmiş, notaya alınmış ve "Yurttan Sesler" korosu kurulmuştur.
-Necip Celal, 1929 yılında, Türk ezgileri ile ilk tangoyu bestelemiştir.
-1932 yılında Halkevleri kurularak, ülkenin en uzak köşesinde yaşayan insanlarımıza, müzik dahil dokuz koldan bilgi götürülmüştür.
-1936 yılında bir Konservatuar açılarak modern dünyanın çaldığı evrensel müziği Türk çocukları öğrenmiştir. Hikmet Şimşek, bir radyo konuşmasında şunları anlatmıştı:

"Atatürk,yeni kurulan orkestramıza, "onların yaptığını siz de yapın" diye emir vermişti. Bunun üzerine Cumhurbaşkanlığı orkestrası bir gemi ile yola çıkarak 17 ülkenin başkentinde konserler vermiştir."

-1934-1936 yılları arasında geleneksel müziğin (o zaman adı alaturka) radyolarda çalınmasının yasaklanmasının sebebi, Türk milletini çok sesli müziğe alıştırmak içindir. Çünkü Atatürk, müziğin yasaklanamayacağını bilecek kadar bilge bir insan olduğu gibi, üstelik müziğimizi sevmektedir de. Duyguları geleneksel müziği tercih ettiği halde, aklı kendisini evrensel müziğe yönelmiştir.
Nitekim Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri de, " Türk milletinin çok sesli müziğe alışması için radyolarda alaturka müzik yasaklandı" demektedir.
-Türk müziği piyano ve viyolonsel gibi bazı Batı sazları ile takviye edilmiştir. Bugün birçok klasik Türk Müziği korolarında piyano ve viyolonsel gibi sazlar da bulunmaktadır. Çalınışı farklı olsa da keman sazı Türk müziğine ta Sultan Avcı Mehmet zamanında girmiştir.
-Radyolarda o zaman alaturka denen müziğin yasaklanmasını ikiye ayırmak gerekir. Birincisi okullarda sadece Batı müziğinin öğretilmesi, diğeri ise radyolarda alaturkanın çalınmasının yasaklanması.
-Okullarda sadece Batı müziği öğretilmesinin sebebi ise, laik düşüncenin, yazı ve dil devriminin ve Eğitim Birliği Yasası'nın gereğidir. Eğer okullarda geleneksel müzik eğitimi devam etseydi, asla ne konservatuar açılabilir ne de orkestralar kurulabilirdi.
-Yasaklanmanın, radyolardan iki yıl sonra kaldırıldığını ise yukarıda hatıralarını nakleden görgü tanıkları anlatmaktadırlar.
-Atatürk bile bu devrimleri ölümüne iki yıl kala yapabilmiştir. Atatürk'e karşı olan düşmanlık, birkaç cahilin yaptıklarına indirgenecek bir düşmanlık olmayıp, planlı ve sistemli bir düşmanlık olup, arkasında dış düşmanlar da vardır.Cumhuriyetin kuruluş tarihi hatırlanırsa Atatürk, düşmanla işbirliği yapmış örgütlerle çok uğraşmıştır.

-Saltanatçılar
-İngiliz ve Fransız Muhipleri(dostları) derneklerine girenler
-Kürt isyanlarına ve diğer gerici isyanlara karışanlar
-Anayasa'dan "Türk Devleti İslamdır" cümlesinin çıkarılmasını kabul etmeyen mollalar.

Alfabenin Arap alfabesinden kurtarılarak, geometrik şekille alfabeye dönüştürülmesini bir türlü kabul etmeyenler.

-Okullardan Arapça ve Farsçanın kaldırılmasını kabul etmeyenler.
-Medreselerin, tekke ve zaviyelerin kapatılmasını ve modern bir üniversite kurulmasını hazmedemeyenler.
-Modern kıyafetleri kabul etmeyenler
-İstiklal mahkemelerinde yargılananlar

Bunların torunları hala yurdumuzda yaşamaktadırlar. Tamamına Atatürk düşmanı denilemez ve dedesinin yaptığından kendisi sorumlu olmaz. Ancak Atatürk'e saldıran bir kişinin yukarıdaki örgütlerden birisi ile mutlaka ilişkisi vardır. Yukarıdakilerden bazıları, Atatürk'ü karalamak ve kötülemek için her fırsattan faydalanırlar, çünkü Türk olmayı kabul etmezler. 1934-1936 müzik yasağı da Atatürk'e saldırmak için bir bahanedir.

Atatürk'ün yasaklatma kararını halisane eleştiren bazıları ise, "bu yasak olmasaydı, Klasik Türk Müziği daha ilerde olurdu" diyenlerdir. Halisane eleştiride bulundukları farz ve kabul edilen bu ikinci gruptaki müzikçilere şu sorular sorulabilir:

-Halen Türkiye yüzeyinde 1000'e yakın radyodan öyle müzikler yayınlanıyor ki, ruh ve duygu kirliliği yaratan bu kara propaganda, gençlerin ve çocukların beynini yıkamaktadır. Bırakınız yasaklamayı, bunları yayınlayanlara ceza vermek gerekir. Bu müziklerden memnun musunuz?
-Bebekken, neyle çalınan Hicaz ninni ile mışıl mışıl uyuyan çocuk, altı yaşına geldiğinde ney sesini duyunca odayı terk etmektedir. Neden?
-Rast, Mahur, Nihavent, Sultnıyegah, Ferahfeza gibi makamlar çalındığı zaman şakır şakır öten kanaryalar, Hüzzam makamı çalındığında kafeslerinin içinde rahatsızlıklarını belirterek, sağa sola zıplamaktadırlar. Neden?
-Gençler bazı makamlardaki şarkıları dinlediklerinde "bu müzik içimizi bayıltıyor" diyorlar. Neden?

Bugün kü toplumumuzda aşağı yukarı tekkeler ve zaviyeler açık durumdadır.

Türk Müziği konservatuarları da 1975 yılından beri açıktır. Bu okulları bitirenler, geçen zaman içinde Türk Müziği için neler yaptıkları ve neler yapılması gerektiği konusunda öz eleştiride bulunuyorlar mı?

Batı müziği konservatuarlarını bitirenler, her şeyi hazır bulmuştur. Notaları, metodları, okulları, ses fizikçileri, konser salonları vardır, sazları gelişmiştir, armoni, kontrpuan gibi teknik hususlar ses fizikçileri tarafından halledilmiştir.

-Bunların alaturkacılar dedikleri müzikçiler ise, bugünkü duruma adeta tırnakları ile kazıyarak gelmişlerdir, bu da Cumhuriyet idaresi sayesinde olmuştur.
-Alaturkacıları, "batıcılar dedikleri bu gruba da şu sorular sorulabilir: Siz Türk Müziği için ne yaptınız? Yapılan eserleri halk terennüm edebiliyor mu? Niçin bir ut veya bir tanbur konçertosu bestelemiyorsunuz? Bestelediniz de çalamadılar mı?

Bugün Türkiye de idare lambası ile okuyanlarla, doğar doğmaz renkli televizyonu gören ve cep telefonu kullananlar, atla ve at arabası ile seyahat edenlerle jet uçağına binenler, nüfus kağıdında ekmek karnesi damgası olanlarla, çarşıdan istediği gıdayı bulabilen üç nesil bir arada yaşamaktadır. Nüfusumuzun yarıdan fazlası otuz yaşın altındadır. Bu nesil Cumhuriyeti hazır bulmuştur.

Türkiye'de bugün müzik konusunda bir senteze ulaşılmıştır.

Her iki müzikteki özellikler kısaca belirtilirse:

-Batı müziği sanatçıları, çaldığı veya söylediği esere, önünde gördüğü nota ile bağlıdır. Yani o eseri çalarken besteleyenin ruhunu taşırlar, kendilerinde çok az şey katarlar ama, disiplin içinde çalarlar.
-Türk Müziğindeki saz veya ses sanatçısı da önünde gördüğü notayı çalar, ancak taksim, gazel veya halk müziğindeki açış adı altında, kendi ruhundan bir şeyler indirir, yorumunu yapar.
-Batı Müziğinde Bethoven'in keman konçertosunu bestelendiği günün gecesi çalabilen büyük virtüözler yetiştiği halde, bir Tanburi Cemil Bey çıkmamıştır. Çünkü kültürler farklıdır.

Klasik Türk Müziği de üniversitelere bağlı konservatuarlarda öğretilmektedir. Bazı sazları çalanlar, artık konçerto çalacak düzeye yükselmiş durumdalar ama konçerto bestelenmemektedir. Sadettin Arel'in dediği gibi boşa akan Missipi nehrinden henüz bir kova su alınmıştır.

Popüler müzikçiler denen sanatçılar kulak kirliliğini gidermede oldukça başarılı oldular.

Mevcut eski eserlerimizin çok sesli hale getirilmesinin mümkün olmadığını Tanburi Cemil ifade etmiş, Atatürk de denemiş ama tutmamış. Koroların çok sesli olması kiliseyi andırmaktadır, o da tutmuyor.

Sesleri tüm selenleri ile çalmak, eksik icra etmemek konusunda, Sadettin Arel'in açtığı, saz müziğindeki çok seslilik yolu kapatılmamalıydı, ancak kapattılar. Ulaşılan sentez sonucu, bugün aydın bir kişi Itri'nin Nevakar'ını da, Mozart'ın piyano konçertosunu da dinleyebilmekte ve zevk almaktadır.

Piyanoyu, tüm sesleri ve onların selenleri ile çalan piyanocu, ney eşliğinde Meragi'nin Rast makamından eserlerini çalabilmektedir. Artık tek müzik dinlemek mümkün olmamaktadır. Elektronikteki gelişme, dünyayı bir tek ülke haline getirmiş durumdadır.

Ulaşılan bu sentez sonucu:

-İstiklal Marşımız, bando ile çalınır, özel adı vardır. Anayada'da yazılıdır. Başka ülkelerde olduğu gibi adı "milli marş" değildir. Sözlerinin şairi "bunu bir daha yazamam" demiştir.
-Kılıç kuşanan Harbiyeli, Ay Yıldızlı Al Sancak'ın arkasında yürürken, bando Harbiye Marşı'nı çalar, orada nakkare ve kudüm çalınmaz.
-Evlenen gençler salona girerken "La Komparsita" çalar.
-Askere gönderilen delikanlılara davul zurna çalınır. Bach çalınmaz.
-Mayına basan, Ukba'ya giden askerin ardından, "kışlalar doldu boşaldı" söylenir ve gözler dolar.
-Cenazesi top arabasına bindirilen bir subayın arkasından Şopen'in cenaze marşı çalınır.
-Milli bayramlarda radyolarda "yürü bire Çiçekdağı" veya Recep Birgit'in sesinden "Yine de şahlanıyor kol başının kır atı" gibi şah türküler çalınır.
-Yavru vatan Kıbrıs, söz konusu ise, "Memleketim" şarkısı söylenir. Bestecisi yabancı olsa da tutmuştur.
-Süleymaniye'de bayram namazında Itri'nin tekbiri okunur.
-Ankara'da Cumhuriyet Bayramı töreninde, bando da çalar, mehter de çalar, seğmenler zeybek oynar.
-Pop müzikçinin arkasındaki trompetçi, trompet sazı ile hüseyni taksim geçer.
-Ve akşam evine yorgun dönen bir kafa, "al sazını sevdiçeğim" i dinler.

Neler yapılması gerektiği bu yazılanların konusu değildir. Ancak öncelikler:

-Bir ruh sağlığı yasası çıkarılmalıdır.
-Yurdumuzun hemen her iline açılmış olan üniversitelerimiz var. Bunlara bağlı orkestra kurulmalıdır.
-Tangolar ihya edilmelidir.
-Birçok ilimizde ve büyük ilçelerde faliyette bulunan Türk Sanat Müziği koroları birer piyano satın almalı ve bu sazı kullanmalıdır.
-İllerimizde ve büyük kasabalarımızda da, birer bando kurulmalıdır.

Müzik eğitiminin müfredatı genişletilmeli, darbukacı bile piyano eğitiminden geçirilmelidir. Başıbozukluk; Dr.Şükrü Şenozan'ın Atatürk'e teklif ettiği gibi, içinde müzikçilerin, edebiyatçıların, fizikçilerin, psikologların, sosyologların bulunacağı, politikacıya bağlı olmayan bağımsız bir Türk MÜZİK KURUMU'nun kurulmasıyla giderilebilir. Tıpkı Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu gibi...

Ömrünün üçte biri savaş meydanlarında geçen, aldığı sorumluluklardan omuzları çökmeyen, doğduğu ev ve tüm çocukluk hatıraları yad ellerde kalan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kederlerine, Hüzzam kahramanlıklarına zeybekler tercüman olmuştur.

Abdullah Şevki Öztekin'in Atatürk'ün Sevdiği Şarkılar, Türküler ve Marşlar kitabından alınmıştır.


http://eksd.org.tr/turk_muzigi/cumhuriy ... muzigi.php


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni bir konu gönderCevap gönder 1 sayfadan 1. sayfa   [ 3 ileti ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan SiyasiForum.net Siyasi Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. SiyasiForum.Net hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde dönüş yapacaktır. Forumumuz kesinlikle hiçbir şekilde parti, örgüt, kurum, kuruluş ve oluşumu desteklememektedir. Tüm Problemler ve Reklam İçin: İletişim Formu için tıklayınız.