Yazı boyutunu değiştir
Sistem saati: 18 Oca 2018, 06:48


Yeni bir konu gönderCevap gönder 11 sayfadan 9. sayfa   [ 157 ileti ]
Sayfaya git Önceki  1 ... 6, 7, 8, 9, 10, 11  Sonraki
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Re: Türklere Yapılan Katliamlar
İletiTarih: 06 Oca 2013, 20:32 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan

Doğu Türkistan'da Türk Olmak


_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türklere Yapılan Katliamlar
İletiTarih: 06 Oca 2013, 20:46 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Doğu Türkistan'da Türk Bayraklı tişört giymek yasak!

Resim

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türklere Yapılan Katliamlar
İletiTarih: 24 Oca 2013, 16:36 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Ermenistan'dan İlginç İtiraf

Kaynak: Dünya Gündemi, Hftalık Ulusal Gazete Ek, 22.10.2007

Ermeni kıyımı iddiaları bağlamında Ermenistan'ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni'nin 1923 yılında Bükreş'te yapılan Ermeni meselesiyle ilgili Taşnak Partisi toplantısında sunduğu bir rapor vardı.

Kaçaznuni'nin Osmanlı döneminde yaşananları anlattığı kendi imzasını taşıyan bu rapor, Türk Hava Kurumu (THK) tarafından Rusçadan Türkçeye tercüme edilerek kitap haline getirildi. İngilizce ve Fransızca dillerine de çevrildi. Bu belgeyi özetle sunuyorum.

Türklere savaşı biz açtık
1914 sonbaharında. Türkiye henüz savaşan taraflardan birine katılmadığı dönemde, Güney Kafkasya'da büyük gürültü içinde ve enerjik biçimde Ermeni gönüllü birlikleri oluşturulmaya başlandı. Türklere karşı ayaklandık. Barışı sabote etmek için savaştık bile. Artık hepimiz Türklerin düşmanı olan İtilaf devletlerinin kampındaydık. "Türkiye'den denizden denize Ermenistan" talep etmekteydik. İtilaf devletlerinin ordularını Türkiye'ye göndermeleri ve hâkimiyetimizi temin etmeleri için Avrupa ve Amerika'ya resmi çağrılar yaptık. Nihayet şu da var ki, var olduğumuz sürece aralıksız olarak Türklerle savaştık, öldük ve öldürdük. Artık, Türklere ne gibi bir güven telkin edebiliriz ki?

Aklımız dumanlanmıştı
Askeri operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya'ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin milli mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. Sevr Antlaşması gözümüzü kör etmişti. İsyanımızın temelinde İtilaf devletlerinin bize vaat ettiği büyük Ermenistan hayali vardı. Ama biz hiçbir zaman devlet olamadık. Türkiye Ermenistan'ı diye bir devletin hayalden öte olmadığı gerçeğini göremedik. Aklımız dumanlanmıştı. Biz kendi isteklerimizi başkalarına mal ederek, sorumsuz kişilerin sözlerine büyük önem vererek, kendimize yaptığımız hipnozun etkisiyle, gerçekleri anlayamadık ve hayallere kapıldık.

Türler doğru yaptı
1915 yaz ve sonbahar döneminde Türkiye Ermenileri zorunlu bir tehcire tâbi tutuldu. Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır. Siyasal açıdan olgunlaşmamış ve dengesiz insanlara özgü bir şaşkınlık içinde, bir uçtan diğerine savrulmaktaydık Rus hükümetine karşı dünkü inancımız ne denli körü körüne ve temelsizse, bugünkü suçlamalarımız da o denli körü körüne ve temelsizdi.

Barışı sabote ettik
Kaderden şikâyet etmek ve felaketlerimizin sebeplerini kendi dışımızda aramak acıklı bir durumdur. Bu bizim (hastalıklı) milli psikolojimizin karakteristik bir özelliğidir ve Taşnaksutyun Partisi de bundan kaçamamıştır. Osmanlı'dan, Akdeniz'e uzanan bir Ermenistan talep ettik. Derhal gönüllü birlikleri oluşturduk, Türklere karşı ayaklandık ve savaştık, isyanımızın temelinde İtilaf devletlerinin bize vaat ettiği Ermenistan hayali vardı, gerçeği göremedik. Sorunu tarihçilere bırakmak çabalarında ilginç bir belgedir. Keşke ABD kongre üyelerine de dağıtılsaydı.

Gerçekleri göremedik
Askerî operasyonlara katıldık Kandırıldık ve Rusya'ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin millî mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. Sevr Antlaşması gözümüzü kör etmişti. İsyanımızın temelinde itilaf devletlerinin bize vadettiği büyük Ermenistan hayali vardı. Ama biz hiç bir zaman devlet olamadık. Türkiye Ermenistan'ı diye bir devletin hayalden öte olmadığı gerçeğini göremedik.

Aklımız dumanlanmıştı
Biz Ermeniler kayıtsız şartsız Rusya'ya yönelmiş durumdaydık. Herhangi bir gerekçe yokken zafer havasına kapılmıştık. Sadakatimiz, çalışmalarımız ve yardımlarımız karşılığında Çar hükümetinin Ermenistan'ın bağımsızlığını bize armağan edeceğinden emindik. Aklımız dumanlanmıştı. Biz kendi isteklerimizi başkalarına mal ederek, sorumsuz kişilerin sözlerine büyük önem vererek, kendimize yaptığımız hipnozun etkisiyle, gerçekleri anlayamadık ve hayallere kapıldık.

Türkler doğru yaptı
1915 yaz ve sonbahar döneminde Türkiye Ermenileri zorunlu bir tehcire tâbi tutuldu. Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır. Bu yöntem en kesin ve uygun olanıydı. Kızgınlık ve korku içinde bulunan biz Ermeniler, 'suçlu' arıyorduk ve bu suçluyu Rus Hükümeti ve onun kalleşçe politikaları olarak belirledik. Siyasal açıdan olgunlaşmamış ve dengesiz insanlara özgü bir şaşkınlık içinde, bir uçtan diğerine savrulmaklaydık. Rus Hükümeti'ne karşı dünkü inancımız ne denli körü körüne ve temelsizse, bugünkü suçlamalarımız da o denli körü körüne ve temelsizdi. Siyasal bir parti (Taşnaksutyun) olarak biz, meselemizin Rusları ilgilendirmediğini ve onların gerektiğinde cesetlerimizi çiğneyerek geçip gidebileceklerini unutmuştuk.

Barış teklifini reddettik
1914-1918 yıllarında emperyalistlere karşı savaşlarında bozguna uğrayan Türkler, direnerek iki yıl içerisinde tekrar kendilerine geldiler. Yeni genç ve milliyetperver duygularla hareket eden bir nesil ortaya çıkarak, Anadolu'da kendi ordusunu yeniden organize etmeye başlamıştı. Türkiye'de millî bilinç ve kendisini savunma içgüdüsü uyanmıştı. Onlar küçük Asya'da istiklâllerini hiç olmazsa bir şekilde temin edebilmek için Sevr Antlaşması'na askerî güçle karşı koymak zorundaydılar. Bizim bu dönemde barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Çok geçmeden sınırlarımıza askerî operasyonlar başladığında, Türkler bizimle bir araya gelmeyi ve görüşmelere başlamayı teklif ettiler. Biz ise onların bu teklifini geri çevirdik. Bu büyük bir hataydı. Bu, görüşmelerin kesinlikle başarıyla sonuçlanacağı anlamına gelmezdi ama bu görüşmelerde barışçı bir sonuca ulaşma ihtimâli vardı.

Herkes bizi kandırdı
"Kaderden şikayet etmek ve felaketlerimizin sebeplerini kendi dışımızda aramak acıklı bir durumdur. Bu bizim (hastalıklı) millî psikolojimizin karakteristik bir özelliğidir ve Taşnaksutyun Partisi de bundan kaçamamıştır. Sanki uzak görüşlü olmamız bir kahramanlıktı, çünkü isteyen herkes. Fransızlar, İngilizler, Amerikalılar, Gürcüler, Bolşevikler tek kelimeyle bütün dünya bizi kolayca aldattı, atlattı ve ihanet etti. Oysa bizler safça bu savaşın Ermeniler için yapıldığına inandırılmıştık."

Barışı sabote ettik
Osmanlı'dan, Akdeniz'e uzanan bir Ermenistan talep ettik. Derhal gönüllü birlikleri oluşturduk, Türklere karşı ayaklandık ve savaştık, isyanımızın temelinde itilaf Devletlerinin bize vadettiği Ermenistan hayali vardı, gerçeği göremedik.

HALAÇOĞLU: Bu itiraflar gerçeğin ta kendisidir
Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf HALAÇOĞLU, Ermenistan'ın ilk başbakanı Kaçaznuni'nin itiraflarının gerçeğin ta kendisi olduğunu söyledi. Halaçoğlu, "1923'te başbakanlık görevine gelen Kaçaznuni, aynı yıl Bükreş'te Ermeni meselesinin ele alındığı Taşnak Parti konferansında, şimdi Türk Hava Kurumu tarafından kitap hâline getirilen 128 sayfalık raporu tebliğ olarak sunmuştur. Bu konferansa katılan SSCB ve Avrupalı delegasyonun huzurunda Kaçaznuni, bütün gerçekleri açıklamıştı.

Kaçaznuni, buradaki konuşmasında. 'İtilaf devletleri bizi hep Anadolu'da bir Ermenistan hayaliyle kandırdı. Bu boş hayale kapılarak Taşnak çeteleri kurup, 7 cephede savaşan Osmanlı ordularına silah ve mühimmat götüren birliklere saldırdık Sonuçta İtilaf devletleri verdiği sözü tutmadı. Biz de Osmanlı'ya ihanetimizin bedelini tehcir ile ödedik. Böyle yapmasaydık belki de bu tehcir olayı başımıza gelmezdi' diyerek bugünkü sözde soykırım iddialarım ortaya atanlara tokat gibi bir cevap vermiştir. Türk Hava Kurumu'nun bunu kitap hâline getirmesi sözde soykırım iddialarını savunan devletlere de ibret olacak bir harekettir. Bunda emeği geçenleri takdir ediyorum ve kendilerini destekliyorum" diye konuştu.

http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Ba ... aberNo=269

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türklere Yapılan Katliamlar
İletiTarih: 24 Oca 2013, 16:52 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Bu fotoğraf da "Hiçbir Türk kalmayacak, ne Mora'da, ne dünyada!" şarkılarının söylendiği o günlere ait... Bir Osmanlı Türk'ünün nasıl vahşice öldürüldüğünü gösteriyor. Şehidimiz ve etrafına toplanmış yamyamlar görülüyor.

http://wowturkey.com/forum/viewtopic.ph ... 0&start=30

Resim

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türklere Yapılan Katliamlar
İletiTarih: 24 Oca 2013, 17:00 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Fransız Akademisi üyelerinden Funck Bretano'nun ifâdesine göre; vahşî hayvan sürülerinden farksız olan haçlı gürûhu 1096 yılında Anadolu topraklarına saldırdıklarında, İznik civârında yakaladıkları müslüman çocukları parçalamışlar, etlerini şişlere geçirip ateşte kızartmışlar ve henüz pişmeden çiğ çiğ yutmuşlardı. Antakya'ya ulaştıklarında ise, başlarındaki kan içi papaz Pierre I'Ermit'in ısrârıyla, yerlerde yatan şehid Türkler'in cesedlerini birer birer toplamışlar, etlerini kemiklerinden ayırmışlar; sonra da tuzlamış, pişirmiş ve karınlarını bununla doyurmuşlardı. Onlar kızarttıkları müslüman etleriyle iştahlarını (!) tatmin ederken, ölenlerin zincire vurulmuş olan yakınları da surlardan büyük bir acı ve çâresizlik içinde, gözyaşları dökerek olup biteni seyrediyorlardı.

Brentano eserinde devamla, Fransızlar'ın millî destan (!) olarak kabul ettikleri "Chanson d'Antioche" den şu tüyler ürpertici satırları nakleder:

"Antakya önlerinde açlıktan şikâyet eden haçlılara, hıristiyan din adamı (!) Pierre I'Ermit şu tavsiyede bulunur: 'Açlığınızın sebebi korkaklığınızdır. Türk cesedlerini toplayın! Tuzlayarak pişirilirse daha lezzetli olur!.." Bunun üzerine haçlılar onun dediğini yaptılar." (Funck Brentano, "Les Croisades", Paris 1934, s. 24.)

Bugün kendilerini medenî olarak tanıtmaya çalışan Türk ve Müslüman devletlere kendilerince medeniyet dersi vermeye kalkışan batılı ülkelerin nasıl bir dinî ve millî geçmişe sâhip olduklarını, soylarının ve köklerinin nasıl bir asla dayandığını bu gibi "Millî Destan"larından açıkça görmek mümkündür. Bugün ellerine fırsat geçtiğinde, yine aynı şeyleri yapacaklarında şüphe yoktur. (Avrupa dillerinin ilk yazılı eserleri arasındaki bu gibi birçok destan, Türkler aleyhindeki söz ve iftiralarla doludur.) Gözlerini kan ve vahşet bürümüş olan haçlı gürûhu yalnız bu kadarıyla kalmamışlar, Antakya'ya saldırdıklarında yaklaşık on bin Türk'ü boğazlayarak, bölgedeki bütün câmileri yakmışlardı. Nitekim hâdiseyi bizzat gözleriyle gören papaz Lemoine yapılan yağma ve katliamdan bahsederken; "Bizimkiler sokakları dolaşıyor, rastladıkları çocuklarla ihtiyarları paramparça ediyorlardı. Ancak o gün herkes boğazlanamadı. Ertesi gün bizimkiler geri kalanları kestiler." demişti.(Funck Brentano, "Les Croisades", Paris 1934, s. 57)

http://yunus.hacettepe.edu.tr/~cesur/ro ... a013.shtml

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türklere Yapılan Katliamlar
İletiTarih: 24 Oca 2013, 17:43 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Türkler ALEYHİNDE SOYKIRIM İDDİALARI NE ZAMAN VE HANGİ AMAÇLA BAŞLATILDI

Tarihte Türklere karşı ilk soykırım iddiaları, Osmanlı Devletinin zayıflığının açığa çıktığı “Napolyon Savaşları” döneminde, “milliyetçilik” akımlarının Osmanlı Gayrimüslim tebaasını harekete geçirmesiyle birlikte başlamıştır. Avrupa’nın Hıristiyan ülkeleri; İsyan eden Osmanlı Gayrimüslimlerine karşı kendilerini dinen ve ırk olarak borçlu hissettiler. Onlara doğrudan ve dolaylı olarak yardım için çareler aradılar. Bu devletler için en önemli husus, zayıf Osmanlı Ordusuna karşı savaşmaktan çok, kendi kamuoylarının Türklere karşı yapılacak müdahaleler için ikna edilmeleri ve savundukları “çağdaş, medeni ve insancıl ideallere” ters düşmemeleriydi. O zaman da propaganda ile “Türklerin ve Müslümanların karalanması” görüşü benimsendi.

Osmanlının daha ziyade dinsel anlayışından kaynaklanan geniş hoşgörüsü nedeni ile yabancılar ve Gayrimüslimlere tanınan “özel haklar” ve kapitülasyonlardan yararlanarak oluşturulan ve 1800’lü yıllardan itibaren yayılan misyoner ve azınlık okullarının gayretleri ile, içerde milliyetçi isyanlar başlatıldı. Avrupalı Güçler bu isyanların bastırılması sırasında meydana gelen olayları ve isyancıların kayıplarını olumsuz ve abartılı bir şekilde kendi halklarına aktardılar. Böylece Osmanlı devletinden ayrılmak isteyen değişik toplumlar için değişik soykırım iddiaları doğmuş oldu.

Mesela 1808’de “Sırp İsyanı” çıktığında, Sırplar bölgede tam bir kıyım yaptılar, İsyanı bastırma yolunda alınan tedbirlere, Avrupalılar; günümüze benzer şekilde “Sırplara Soykırım yapılıyor” iddiaları ile karşı çıktılar ve 10 sene bile geçmeden (1816’da) Sırbistan Devleti kuruldu. Benzer şekilde 1820 lerde başlatılan “Mora İsyanı” sırasında, isyancıların parolası: “ Hiçbir Türk kalmayacak ne Mora’da nede dünyada” idi. Bu şarkı her yerde söylenerek Mora’da Türk bırakılmadı, buna rağmen Avrupa başkentlerinde “Türklerin zalimlikleri anlatıldı ve masum Yunan halkının özgürlüğü için yardım kampanyaları başlatıldı ve gönüllüler toplandı.”

Bu gizli olmayan "sır"ı çok iyi yakalayan Osmanlı Devleti'nin gayri müslim toplulukları kilise, siyasetçiler, okullar ve basın-yayın kanallarını ustaca kullanarak, Osmanlı yönetimini "karalama kampanyasını" hızlandırdılar. İlk propaganda çalışmaları 1820 "Yunan Ayaklanması" sırasında semeresini verdi ve "Yunan Ayaklanması" daha sonra Osmanlılara karşı girişilen "ulusal ayaklanmalar"da daima izlenen bir model oldu.(1)

Bu ayaklanma sırasında Avrupa’nın ilkel dinsel ve ırksal nefreti Türkler üzerine yoğunlaştırılırken, sevgi ve merhameti Yunanlılar hesabına çalıştı. Osmanlı görevlilerin isyanı bastırmak için aldıkları sert, yumuşak her türlü tedbir "barbarlık" olarak nitelenirken Yunanlıların yaptığı her türlü "barbarca soykırım hareketleri" masum "savunma" duygusu olarak nitelendirildi. Şu satırlar W. Allison Philips adlı bir İngiliz tarihçisinin kaleminden çıkmıştır.

"Yunanistan'da Türklerin telef edilmesi, savaş zamanlarının olağan telafatı değildi. Türklerin hepsi, kadınlar ve çocuklar da aralarında olarak, Yunan çetelerince alınıp götürülüyor ve öldürülüyordu. Tek istisna az sayıda kadınla çocuğun köleleştirilmesiydi."

"Üç gün boyunca zavallı (Türk) yerleşimciler bir vahşiler güruhunun şehvetine ve zulmüne teslim edildiler. Ne cinsiyet ne de yaş yönünden bir esirgeme yapıldı. Kadınlar ve çocuklar öldürülmeden önce işkenceden geçirildiler... Kıyım öylesine büyük ölçüdeydi ki (çete reislerinden) Kolokationes'in kendisi bile, kasabaya girdiğinde, Yukarı Hisar kapısından başlayarak "atımın ayağı hiç yere değmedi" demektedir. İlerlediği zafer kutlama töreni yolu, (Türk) cesetlerinden bir halı ile döşenmişti." (2)

Yunan ayaklanmasından bahseden Batı tarihçileri genellikle Türklerin kıyımdan geçirildiğine değinmez. Ama arada buldukları ilk fırsatta "Türklerin soykırım uyguladığını" veya "Türkler tarafından kötü muamelelere tabi tutulan" hıristiyan halklarla ilgili iddialar öne sürerler. Ancak Türkler hakkındaki bütün önyargılara rağmen gerçeği yazan bazı saygın bilim adamları da vardır.

"Thomas Gordon History of the Greek Revolution, Edinburg and London, 1832, s.149. 'Türklere Ölüm' sloganının ardında yatan yaygın duyguyu tasvir edecek bir örnek, W. Alison Phillips'in, The War of Greek independence, 1821 to 1833 adlı, New York'ta 1897'de basılmış kitabında, s.48'de bulunabilir.

...Nisan ayında ayaklanma, genelleşmişti. Her yerde, daha önceden kararlaştırılmış bir işareti almış gibi, köylüler ayaklanmakta ve yakalayabildikleri bütün Türkleri, erkeği ile kadını ile çocuklarıyla kıyımdan geçirmekte idi."Hiçbir Türk kalmayacak, ne Mora'da, ne dünyada!" ağızdan ağza dolaşarak bir kökten kazıma savaşının başlangıcını ilan eden şarkı böyle diyordu. Mora'nın Müslüman nüfusu 25.000 kişi olarak hesaplanmıştı. Ayaklanmanın patlak vermesinden sonraki üç hafta içinde, kentlere kaçabilenler dışında bir tek Müslüman bırakılmamıştı.(3)

Bazı Avrupa ülkelerinin liderleri Yunan isyanına büyük destek verdiler. Öyle ki, 1826 yılında tarihi ordusu Yeniçeri Ocağı’nı ortadan kaldıran Türkler, daha yeni bir ordu kurmaya fırsat bulamadan, donanması üç devletin baskın şeklindeki bir saldırısı ile 20 Ekim 1827'de birkaç saat içinde imha edildi.(4)

Dünya tarihçilerinin çoğu tıpkı Yunan soykırımı hareketlerini görmezlikten gelmesi gibi, bu olaya da pek temas etmek istemezler ve hatta ünlü tarihçi Toynbee bile "Türklerin ateşe başlaması sonucu" saldırının yapıldığı gibi (5) bir neden ileri sürer ki inandırıcılığını okuyucuya bırakıyoruz. Ancak bu olay tam bir "soykırımdır" ve o gün bütün gemiler içinde ve üzerlerindeki 10.000'den fazla "Osmanlı askeri" daha ne olduğunu bile anlayamadan yok edildiler.

Batılılar Osmanlı’ya karşı bu yeni model "Haçlı Seferi"nin peşini bırakmadılar ve bir yıl sonra Ruslar 1828–1829 savaşını başlattılar. 1829 Edirne Anlaşması ile Yunanlılar Mora'da bir krallık kurmayı başardılar. Böylece 1820'de "Aleksandr İpsilanti"nin önderliğinde başlatılan "Yunan Bağımsızlık Hareketi" Avrupa ülkelerinin sınırsız desteği ile on yıl içinde sonuca ulaşmış oldu. 16 Kasım 1829'da imzalanan Londra Protokolü gereğince Mora ve Kiklat adalarında kurulan Yunan Krallığını üç büyük devlet açıkça himayeleri altına aldılar.(6) Dünya tarihinde her halde bu kadar büyük destek gören ve bu kadar kısa bir sürede bağımsızlığını kazanmış başka bir ulus göstermek zordur. Kaldı ki bu dönem Avrupa Avusturya Başbakanı Meternih'in kurduğu sistem içinde milliyetçi hareketlerin bastırılması için "kutsal ittifak" yapıldığı bir dönemdir.(7) Yani Avrupa’da bağımsızlık peşinde koşan İtalyan, Alman ve Polonyalı milliyetçilerin hareketleri sert tedbirlerle bastırılırken Yunanistan için ve daha doğrusu "Osmanlı'yı yıkmak için" Avrupa güçleri rahatlıkla birleşebiliyorlardı.

İşte bu model'in kısa bir zamanda elde ettiği inanılmaz başarı, Osmanlı toplumundaki diğer gayri müslim toplumları da etkileyince ulusal isyanlar birbirini takip etti. 1877-78 savaşının çıkış nedeninin, 1828-1829 savaşının nedenine çok benzediğini hatırlıyoruz.

Batıda “Barbar Türk- Zalim Türk” imajının verimliliğini gören Osmanlı’nın Gayrimüslim azınlıkları bu senaryoya sıkı sıkıya bağlandılar. Hele Kırım Harbi sonunda, 1856 yılında ilan edilen Islahat Fermanından sonra olaylar gittikçe gelişti. Lübnan’da çıkarılan isyanı bastırmak için Fransızlar: o bölgede yaşayan Hıristiyanlara “Soykırım uygulanıyor, bunu önlemek istiyoruz” bahanesi ile Lübnan’a 5000 kişilik bir güç gönderip, Hıristiyan Marunîlere özel haklar sağlarken (1861), isyanı önlemeye çalışan devlet görevlileri ve Müslüman Halk temsilcileri kurulan sehpalarda can verdiler.

Benzer olaylar Eflak- Buğdan ve Girit Eyaletlerinde de oluştu, Avrupa Devletlerinin büyük baskısı ve emri vakileriyle tıpkı Lübnan gibi, Eflak-Buğdan’a da müşterek olarak bazı haklar tanındı (2 Kasım 1861) ve Girit’in yönetimine de yeni bir düzen getirildi(1867)

Türkler “Soykırım iddiaları” konusunda en büyük darbeyi 1875 yılında başlayan “Bulgar Ayaklanması” sırasında, hiç umulmadık bir yönden, o güne kadar Lord Palmerston’un ortaya koyduğu genel politika nedeni ile dost bilinen İngiltere’den yediler. 1870’lerde İstanbul da Rus Büyükelçisi General İgnatiev ve onun “Pan Slavist Politikası” sonucu Balkanlar’da büyük fırtınalar oluşurken, Batı dünyasında Türklerin güvendiği tek ülke olan İngiltere’de de bir adam, bu zamanın süper gücünün devlet politikasını, Türklerin aleyhine çeviriyordu. Bu kişi ilk defa 1868 yılında iktidara gelen, ülkesinde Türk aleyhtarı “bir ekol” yaratan ve günümüzde dahi bu ekole sıkı sıkıya bağlı taraftarları bulunan Başbakan Gladstone’dur.

Bu kişiyi yakından tanımak ve bilmek, günümüz Avrupası’nda meydana gelen ve hatta gelebilecek olayları anlamak isteyen her Türk aydını için kaçınılmaz bir görev olmalıdır. İşte bu nedenle biz bu yazımızda, bu büyük “Türk Düşmanı” politikacıyı değişik yönleri ile ve ilk “Portre” olarak sizlere tanıtmak istedik. Gelecek yazılarımızda Batı Dünyasında “Soykırım iddialarının mimarları olan” diğer önemli isimleri sizlere sunmaya devam edeceğiz. Konuya ilgi duyan ziyaretçilerimizin bizi izlemelerini tavsiye ederiz.

1875'te Hersek'de isyan çıkıp genişleyince büyük devletler duruma müdahale ederek buralarda ıslahat yapılmasını istediler. Bulgaristan'da da olaylar çıkınca isyanları bastırma hareketi hemen "soykırım" olarak vasıflandırıldı.(8) Bu kampanyada başrolü maalesef Osmanlı halkına ilim irfan getirebileceği ümidi ile izin verilen, başta İstanbul'daki "Amerikan Robert Koleji" olmak üzere kolejler ve ülkenin her tarafına sistemli bir şekilde yayılmış bulunan misyoner örgütleri oynadılar.(9)

Bu konuda, hayatının 50 yılını Robert Kolejde öğretmen olarak geçirmiş ve aynı zamanda Bulgar Devlet örgütünde üstün bir mevkie sahip olmuş George Washborn'un anılarının 110–130 sayfalarına göz atmak yeterli olacaktır. Hayatının 50 yılını İstanbul'da geçirmiş bu zatın; 300 küsur sayfalık hatıratında "Türkler lehinde bir tek cümle" bulabilirseniz, mutlu olabilirsiniz.

Bu zat ve bütün kolej Bulgarları savunmak için İngiltere Başbakanı’ndan "Daily News" ve "London Times" gibi basın organlarına kadar herkesi etkilemeye çalışmıştır. Bununla birlikte savaş sonunda yok edilen yüz binlerce Türk için parmaklarını dahi oynatmamakta ve İstanbul'a kaçabilen, hayatta kalmaya çalışan bir Milyona yakın Türk ve Müslüman karşısında ne kadar "kaygısız" kaldıkları anılarda açıkça görülmektedir.(10) İşin en hazin yönü de maalesef ki, Batı Dünyası bundan böyle Türkleri bu gibi Türk düşmanlarının yapıtları ile tanıyacaktır.

Kaynak: Dr. M. Galip Baysan

DİPNOTLAR:
(1) Arnold J. Toynbee= The Western Question in Greece and Turkey, s.17 (London–1922).
(2) W.Allison Phillips, The War of Greek İndependence, 1821 to 1833, New York, 1897, s.60–61, Justin Mc Carty, Ölüm ve Sürgün s.9 (Çeviren Bilge Umar, İnkilâp, İstanbul –1998)
(3) Thomas Gordon, History of The Greek Revolution s.149 (Edinburg and London –1832).
(4) A.Toynbee, a.g.e., s.67; Allan Canningham, Anglo-ottoman Encounters in the Age of Revolution Volume One, s.313-314 (Frank Cass, 1993).
(5) A.Toynbee s.67.
(6) Türk Yunan İlişkileri ve Megalo, İdea, Genelkurmay Harp Tarihi Yayınları, s.16, (Ankara –1975); Yusuf Sarınay, Tahir Sünbül, Emperyalizm ve Büyük Hayal s.23 –32 (Ankara –2001).
(7) Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, s.11 (İş Bankası –1985)
(8) Bulgar isyanına karşı yapılan masum bir zabıta olayının bile nasıl kasıtlı olarak “Bulgarlara soykırım uygulanıyor” şeklinde lanse edildiğini Bulgar asıllı bir Robert Kollej öğretmeninin anıları olan George Washlburn, D.D. LL. D.’nin “Fifty Years in Constantinople (Boston and New York –1909), s.100–110 arasında görebilirsiniz. Ayrıca Bknz. c.B. Norman, Ermenilerin Maskesi Düşüyor s.5–7 (Ankara Üniversitesi, 1993).
(9) Ki Young Lee, Ermeni Sorunu’nun Doğuşu, Kültür Bakanlığı, 1998, Ankara, s.65.
(10) George Washburn, D.D. LL. D. Fifty Years in Contantinople And Recallections of Robert Collage, s.100–110 (Boston and New York –1909).

http://www.ilk-kursun.com/haber/126977

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türklere Yapılan Katliamlar
İletiTarih: 24 Oca 2013, 17:52 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
19.-20. Yüzyıllarda Ermenistan’daki Azeri Türklerinin Göç Ettirilmesi Ve Soykırım Gerçekliği

Ermeni Enstitüsü - 18 Ekim 2006 - İntikam BEŞİROĞLU

Tarihi Türk topraklarından olan Erivan Hanlığı son iki yüzyıllık süreç içerisinde Ermenilerin bu bölgeye göç ettirilmeleri ile beraber Ermenilerin kontrolüne geçmeye başlamıştır. Ermeniler Erivan ve çevresinde çoğunluk nüfusunu sağlamak için bölgede meskunlaşmış Türk nüfusunu çeşitli dönemlerde bir süreç halinde göç ettirmişlerdir. Haliyle bu göç bölgede yüzyıllardır yaşayan Türklerin istekleriyle değil Ermenilerin uyguladıkları tehcir ve soykırım politikalarıyla gerçekleştirilmiştir. Bu yazı Ermenilerin tarihsel süreç içerisinde Ermenistan’daki Azeri Türklerine uyguladıkları soykırım gerçekliğini canlı şahitlerle anlatmaktadır.

1. Giriş

Dünyanın çeşitli ülkelerinde tarihi gerçekleri saptırarak 1915 yılında Osmanlı döneminde soykırıma uğradıklarını kabul ettirmeye çalışan Ermeniler, kendilerinin yaptıkları soykırımları binbir yolla gizlemeye çalışıyorlar. Fakat tarihi gerçekler Türklerin soykırıma uğradığını ispatlamaktadır. Bunu birçok Ermeni yazarları da itiraf etmektedir. Biz de bu yazıda asırlarca Azerilerin İrevan[1] dediği, Ermenilerin ise Erivan dediği bölgede yaşayan Türklerin tarihi vatanı olan bu topraklarda onlara (Türklere) karşı yapılan soykırımın boyutlarını ortaya koyabilmek için özellikle Ermeni ve Rus kaynaklarından yararlanmaya çalıştık.

Her ne kadar tarihi gerçekleri saptırmada uzmanlaşan Ermenilerin Erivan bölgesinde gerek nüfus, gerekse soykırım konusunda gerçekleri gizlemelerine rağmen Ermeni ve Rus yazarlarının eserlerinde 19. ve 20. Yüzyıllarda bugünkü Ermenistan topraklarında nüfusun çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu ve Türklere karşı soykırım yapıldığı ortaya çıkmaktadır. Yapılan soykırımın asıl amacı tek bir Türkün yaşamadığı”Büyük Ermenistan” devletini kurmaktı. Bu amaçlarına ulaşmak için Ermenilerin 19. yüzyılda ve özellikle de 20. yüzyılda Azeri Türklerine karşı soykırımlar yapmış, insanların topraklarından tehcirini gerçekleştirmiştir. Çeşitli tarihlerde yapılan soykırım ve tehcirler şunlardır; 1905-1907 yılları katliamı, 1918-1920 yılları soykırımı, 1948-1951 yıllarında yapılan tehcir ve 1988-1989 yılları soykırımı ve tehciri. 170 yıl içerisinde yapılan soykırım sonucu günümüz Ermenistan’ında tek bir kişi bile olsa Türk insanı yoktur. Gerek Türkiye’de ve gerekse Azerbaycan’da çok sayıda Ermeni rahat bir şekilde yaşamaktadırlar. Ermeni soykırımı iddialarının asıl amacı mevcut Ermeni devletinin sınırlarını Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan toprakları üzerinde genişleterek hayal ettikleri “Büyük Ermenistan” devletini kurmaktır.

2. Bugünkü Sınırları İle Ermensitan Devleti’nin Kuruluş Tarihi ve Nüfusu

Bu günkü sınırları ile Ermenistan Devleti’nin kuruluş tarihi 19. yüzyılın ilk yıllarıdır. 1804-1813 yıllarında birinci Rusya-İran Savaşı sonucu imzalanan Gülistan Anlaşmasına göre Erivan ve Nahçıvan hanlıkları hariç Aras Nehrinin kuzeyinde olan Azerbaycan hanlıklarının Rusya tarafından işgal edilmesi tamamlanmış oldu. Ülkenin güneyindeki hanlıklar, Erivan ve Nahçıvan hanlıkları dahil İran tarafından işgal edildi. Bu savaş sonucunu kabul edemeyen İran, Rusya ile yeni savaşa karar verdi ve Ekim 1826 tarihinde Şemkir yakınlarında yapılan savaşta ağır yenilgiye uğradı. Böylece ikinci İran-Rusya savaşı 10 şubat 1828 tarihinde Tebriz yakınlarında Türkmençay Anlaşması ile sona ermiş oldu[2]. Anlaşma şartlarına göre Erivan ve Nahçıvan Hanlıkları da Rusya tarafından işgal edilmiş oldu[3]. 20 Mart 1828 tarihinde Çar I Nikolay Türkmençay Anlaşmasını onayladı ve 21 Mart 1828 tarihinde Ermeni vilayetinin kurulması ile ilgili fermanı imzaladı. 1828 yılına kadar, yani Erivan Hanlığının Çar Rusya’sı tarafından işgalinden önce nüfusu ve milli terkibi aşağıdaki gibiydi[4]:

Milletler Nüfus Sayısı

Azeri Türkleri 84.089
Ermeniler 57.305
Kürtler 26.911
Diğer 850
Toplam 169.155

İşgalden hemen sonra 1831 yılında Erivan şehrinin nüfusunu çoğunluk olarak Azeri Türkleri oluşturmuştur. Şehirde 7331 Azeri Türkü, 4484 Ermeni ve 105 kişi de diğer milletlerden ibaretti[5]. Bir başka bilgiye göre bu dönemde Erivan şehrinin nüfusunun dörtte birini Ermenilerin oluşturduğu ve Türklerin çoğunlukta olduğu anlaşılmaktadır[6].

Ayrıca, 1441-1828 yılları arasında Erivan’ın kimler tarafından yönetildiğini bir Ermeni olan Hovhannes Şahhatunyan Ermeni dilinde yazmış olduğu “Eçmiedzin Vilayetinin ve Ararat Baş Kazasının Tarihi” (Eçmiedzin, 1842, II CİLTTE) adlı eserinde şöyle sıralamaktadır[7]:

1. Emir Se’d (14.yüzyılın sonu-1410)
2. Pir Hüseyin Emir Se’d’in oğlu(1410 yıldan )
3. Pir Yakup Pir Hüseyin’in oğlu(1420 yılından )
4. Ebdül Pir Hüseyin’in oğlu (1430 yılından )
5. Yakup Bey (1440 yılından)
6. Hasan Ali Karakoyunlu (1460 yılından)
7. Uzun hasan (1471yılından)
8. Hasan bey Bayandur (1475 yılından)
9. Div Sultan Rumlu (1515 yılından)
10. Hüseyin Han Sultan (1550 yılına kadar)
11. Şahgulu Sultan Ustaclı (1550-1575)
12. Lala Paşa “Kara Mustafa” adlı -Sultan Murat Dönemi- (1577)
13. Mahmut Han “Tohmak” -Hudavend Şah Dönemi- (1578-1583)
14. Ferhat Paşa –Sultan Murat Dönemi-(1583)
15. Mehemmet Şerif Paşa (1604 yılına kadar)
16. Emirguna Han Gacar –Şah Abbas Dönemi-(1605-1625)
17. Tehmezgulu Emirguna oğlu (1635)
18. Murtuza Paşa – Sultan Murat Dönemi-(1635)
19. Kelbeli Han (1636-1639)
20. Mehmet Han “Çağata Kütük” (1639-1648)
21. Hosrov Han (1648-1652)
22. Mehmetgulu Han (1652-1656)
23. Necefgulu Han (1656-1663)
24. Abasgulu Han (1663-1666)
25. Sefergulu Han (1666-1674)
26. Sarahan Bey (1674-1675)
27. Sefigulu Han-Tebrizli Rüstem Han’ın oğlu-(1675-1679)
28. Zal Han (1679-1688)
29. Murtuzagulu Han (1688-1691)
30. Mehmetgulu Han (1691-1694)
31. Zöhrab Han (1691)
32. Ferzeli Han –Sultan Ahmet Dönemi-(1694-1700)
33. Zöhrap Han (1700-1705)
34. Ebdül Muhammet Han 1705-1709)
35. Mehreli Han (1709-1719)
36. Allahkulu Han (1719-1725)
37. Recep Paşa (1725-1728)
38. İbrahim ve Mustafa paşalar (1728-1734)
39. Ali Paşa (1734)
40. Hacı Hüseyin Paşa (1734)
41. Mehmetgulu Han (1735-1736)
42. Pir Muhammet Han 1736
43. Halil Han (1752-1755)
44. Hasan Ali Han Gacar (1755-1762)
45. Hüseyin Ali Han (1762-1783)
46. Gulam Ali Han (1783-1784)
47. Muhammet Han (1784-1805)
48. Mehdigulu Han (1805-1806)
49. Muhammet Han Şorağalı (1806-1807)
50. Hüseyin Han Gacar kardeşi Hasan Han’la (1807-1827)

Görüldüğü üzere Erivan’ı yaklaşık 400 yıl yönetenler içerisinde milliyet bakımından Ermeni olan tek bir kişi yoktur. Erivan Bölgesi bazı dönemlerde Osmanlı sınırları içerisinde, bazı dönemlerde ise Safevi sınırları içerisinde bulunmuştur. Bazı dönemlerde de bu bölgede Hanlıklar şeklinde bağımsız devletler kurulmuştur.

Erivan Hanlığının Çar Rusya’sı tarafından işgalinden hemen sonra bölgenin Ermenileştirilmesi politikası yürütülmeye başlatıldı. Bu şekilde Çar Rusya’sı Kafkas’larda çıkarlarını koruyabilmek için bölgede en yakın müttefikleri olan Ermenileri bu topraklara yerleştirmeye başladı ve bunun için bütçeden bol miktarda para harcadı. Ayrıca, Türkmençay Anlaşmasının 15. maddesine göre Ermenilere hiç bir zorlukla karşılaşmadan İran’dan göç etme hakkı verilmişti. Ermeniler genellikle Erivan, Nahçıvan ve Ordubad bölgelerine yerleştirilirdi. Türkmençay Anlaşmasına iştirak etmiş olan dönemin İran sefiri Griboyedov A. S. şöyle yazmaktadır[8]:

“1828 yılından –1830 yılına kadar biz İran’dan Kafkaslara 40 bin ve Türkiye’den 84 bin Ermeni yerleştirdik. Onları Ermeni nüfusun sayıca çok az olduğu Yelizavetopol (Gence) ve Erivan Guberniya’larının (vilayet) en verimli topraklarına yerleştirdik ve kendilerine 200 bin desyatin* hazine toprağı ayırdık”.

Osmanlı Devleti’nde Ermenilerin Zeytun isyanı 1895 yılında bastırıldı. Dış güçlerin kışkırtmasıyla başlatılan Zeytun isyanı esnasında Ermeniler amaçlarına ulaşabilmek için Türklere ve Kürtlere saldırmışlardır. İsyanın bastırılmasından sonra Ermenilerin Erivan Bölgesine yeni göçler başladı. Göç eden Ermenilerin anlattığına göre Türklerden kaçmadıklarını, Ermeni milliyetinden olan katillerden kaçtıklarını söylemekteydiler.[9] Bu göçlerden sonra asırlarca Türk toprağı olan Erivan bölgesinde Ermeni nüfus çoğunluk oluşturdu. Suni olarak Ermeni nüfusun çoğalması sonucu Çar Rusya’sında 1897 yılında yapılan ilk nüfus sayımına göre, 9 Haziran 1849 tarihinde Çar fermanı ile oluşturulmuş Erivan Guberniyası’nda toplam nüfus 829.550 kişi olmuştur. Bu nüfus içerisinde Azeri Türklerinin sayısı 313.178 kişi olarak kalmıştır[10].

3. 1905-1907 Yıllarındaki Katliam

19. yüzyılın sonlarına kadar Ermeniler perakende bir şekilde eylemlerini yaparak amaçlarına ulaşmaya çalıştılar. Bu yıllarda “Taşnak” Partisi’nin kurulması ile birlikte organize bir şekilde faaliyete geçen Ermeniler 20. yüzyılın başlarında “Türksüz Büyük Ermenistan” politikasını uygulamaya başladılar. “905-1907 yılları arasında Erivan bölgesinde Azeri Türklerine karşı yapılan soykırımla ilgili çok kısıtlı bilgiler mevcuttur. Hatta Azerbaycan Devlet Tarih Arşivi’nde bu dönemle ilgili belgeler yoktur. Bu dönemle ilgili belgeler Sovyet döneminde çeşitli yönetim kademelerinde ve arşivlerde çalışan Ermeniler tarafından yok edilmiştir. Bu gün 1905-1907 yıllarında Erivan bölgesinde Azeri Tüeklerine karşı yapılan soykırımı anlatan ve dönemin basın-yayın organlarından, canlı şahitlerin hikayelerini kaleme alarak her bir olayı tekrar tekrar araştırarak objektif bir şekilde yazılan Büyük Azerbaycan edibi Memmet Seid Ordubadi’nin “Kanlı Yıllar”[11] eseridir. Bu eseri Sovyet döneminde “Milletler Kardeştir” ideolojisine aykırı olduğu için yasakladılar. Eserin tekrar basılması Azerbaycan’ın 1991 yılında bağımsızlığını kazandıktan sonra mümkün olabilmiştir.

4. 1918-1920 Yılları Soykırımı

Osmanlı Devleti 29 Ekim 1914 tarihinde Birinci Dünya Savaşı’na girerek çeşitli cephelerde İtilaf devletlerine karşı savaşmaya başladı. Enver Paşa komutasındaki Türk ordusu Ruslara karşı Kafkasya cephesinde ilerleyince Ermeniler Rus Ordusunun yanında savaşa katıldı. Ermenilerin ileri gelenleri kapı kapı dolaşarak bütün Ermenileri silahlanmaya çağırdı Türkler aleyhine harekete geçen Ermenilerin masraflarını İngilizler karşıladı. Ruslar ve İngilizler tarafından desteklenen Ermeniler, Kafkas ordusunun ilerleyişini engellemeye ve yıpratmaya çalıştılar[12]. Ruslar her zaman olduğu gibi kendi amaçlarına ulaşmak için Ermenilerden yararlanmak istemişler, fakat onlar için her hangi bir riske girmemişlerdir. Bu defa da aynı şekilde Ermenilere desteğini kaldırarak Rus ordusu Kafkas cephesinden çekildi. Silahlanan Ermeniler Türk ordusundan kaçarak Erivan Bölgesine yerleşmeye başladılar. Osmanlı Devleti’nde Türklere karşı yaptıkları katliam ve soykırımı[13] Erivan Bölgesi’nde tekrarladılar.

1918 yılında Kafkas’larda üç bağımsız devlet kuruldu. Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan. Taşnakların iktidarda olduğu Ermenistan Devleti asırlarca Türk toprağı olan Erivan Bölgesini bir taraftan Türklerden temizleme, diğer taraftan Ermenileştirme politikasını yürütmeye başladı. Erivan Bölgesini Türklerden temizleme politikası soykırım yapılarak gerçekleştirilmekteydi. Azeri Türklerine karşı yapılan soykırımla ilgili bilgiler birçok Azeri kaynaklarında mevcuttur. Ancak, önemli olan soykırımın Ermeni kaynaklarında itiraf edilmesidir. Ermeni ve Rus kaynaklarına göre 1918-1920 yılları arasında Taşnakların iktidarda olduğu Ermenistan’da 500 bin Azeri Türkü soykırıma uğramıştır. Gerçekte ise bu rakam bir milyondur. 1926 yılında yayınlanan Büyük Sovyet Ansiklopedisi’nde Ermenistan nüfusunun 1918 yılında 1.510.000 kişi olduğu ve bu nüfus içerisinde Ermenilerin 795 bin, Azeri Türklerinin 575 bin ve diğer milletlerin de 140 bin kişi olduğu belirtilmektedir[14]. Bir Ermeni olan Korkodyan’ın “Ermenistan’ın nüfusu 1831-1931” eserinde ise şu ifadeler yer almaktadır[15]:

“1920 yılında Sovyet Ermenistan’ı Devletinde Taşnakların soykırımından dolayı ancak 10.000 kişi civarında Türk nüfus kalmıştır. Soykırımdan kurtulmak için kaçan Türklerden hayatta kalan 60.000 kişinin 1922 yılında geri dönmesinden sonra buradaki Türk nüfusu 72.596 kişi olmuştur.”

Görüldüğü gibi birisi Ermeni, diğeri Rus kaynaklarından alınmış bu rakamlarda 500 bin Türk insanının yok olduğu, dolayısıyla öldürüldüğü ispatlanmaktadır. (gerçek rakam ise 1 milyon kişidir) Yine, Türklere karşı yapılan soykırımı bir Ermeni olan A. A. Lalayan “İstoriçeskie Zapiski” eserinde şöyle itiraf etmektedir[16]:

“Ermeniler tarafından Azerbaycanlıların katledilmesi önceden planlanmış, devlet politikasıydı ve sadece Azerbaycan’ın hudutları ile sınırlı kalmamıştır. O zaman hiç şaşmamalı ki, Ermenistan’da Taşnak hükümeti 30 aylık iktidarı döneminde(Mayıs 1918-Kasım1920) Azerbaycanlı nüfusun % 60’ı öldürülmüştür.”

Yine bir Ermeni olan A.Palayan 1936 yılında yayınlanan “Revolyutsyonnıy Vostok” Dergisi’nde (No: 2-3) bir Ermeni katilin itiraflarını şu şekilde yazmaktadır[17]:

“Ben Basargeçer’de (Ermenistan’ın bir bölgesidir) hiç umursamadan Tatarları (Türkleri) öldürdüm. Bazen insan bunları kurşunla öldürmek istemiyor. Bu köpeklere karşı en etkili yöntem savaştan sonra kurtulanları toplayıp kuyuya doldurmak ve üzerlerine ağır taşlar dökmektir ki, onlardan hiç kimse kurtulmasın. Ben de aynen böyle yaptım: bütün erkekleri, kadınları ve çocukları toplayıp kuyuya doldururdum, üzerilerine de ağır taşlar döktürdüm.”

1918-1920 yıllarında Ermenistan’da Azeri Türklerine yapılan soykırım dönemin Tiflis, Bakü ve Erivan gazetelerinde de geniş yankı bulmuştur. Örneğin, Tiflis’te yayınlanan “Gruziya” Gazetesi, Zengezur Kazası reisi’nin 30 Ekim 1918 tarihli bildirisinde Ermeniler tarafından Aralık 1917-Ağustos 1918 tarihleri arasında baskına uğrayan birkaç Azeri köyünün ve katledilen insanların sayısını şöyle vermektedir.[18]

1. Behreli köyü, Aralık 1917; katledilen 9 kişi, maddi zarar 100 bin Manat
2. Karakilise köyü, Ocak 1918; katledilen 165 kişi, maddi zarar 90 bin Manat
3. Şıklar köyü, Haziran 1918; katledilen 95 kişi, maddi zarar 500 bin Manat
4. Şeki köyü, Ağustos 1918; katledilen 95 kişi, maddi zarar 19 milyon Manat
5. Vağurdu köyü, Ağustos 1918; katledilen 96 kişi, maddi zarar 13 milyon Manat
6. Sisiyan köyü, Eylül 1918; katledilen 60 kişi, maddi zarar 800 bin Manat

Azerbaycan’da neşredilen “Azerbaycan” Gazetesi şöyle yazmaktaydı:[19]

“Ermeniler, Zengezur Kazası’ndaki Çamurlu köyündeki 4 erkeği ve 6 kadını vahşicesine katlettiler. Erkeklerin başını, kadınların ise göğüslerini kestiler”

Erivan’da yayınlanan “Joğovurd” Gazetesi’nde Muradyan isimli bir Ermeni Azeri Türklerine karşı yapılan soykırımı şu şekilde anlatmaktadır:[20]

“Bizim hükumetin tedbirleri sonucu Azerilerin yaşadığı Tokluca, Akbulak, Ardanış (Göyçe Kazası) köylerinin nüfusu Ermenistan sınırlarını terkettiler. Ben sahipsiz kalan köyleri gördüm. Orada birkaç kedi gördüm ve şaşırtıcı sükunetin etkisiyle havlayan köpeklerin sesini işittim”

5. Sovyet Dönemindeki Tehcir

Sovyetler döneminde Ermeni taşnakları şekil değiştirerek bolşevik oldular. Ermeniler bolşevik adı altında Sovyetler Döneminde Azeri Türklerine karşı soykırımı devem ettirdiler. Bu soykırım gizli şekilde yapılmakta ve Ermenistan’ın Türklerden tamamen temizlenmesi amaçlanmaktaydı. Sovyetlerin ilk yıllarında devlet karşıtı suçlamasıyla birçok Azeri Türkü ölüme mahkum edildi veya en azından Sibirya’ya sürgün edildi. Ermenistan’ın Ermenileştirilmesi politikası İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da devam ettirilmiştir. 1943 yılında Tahran Konferansında Sovyet-İran ilişkileri müzakere edilirken savaşta zararlı taraf gibi İran’a yardım amacı ile burada yaşayan Ermenilerin Sovyetlere göçü kararlaştırılmıştır. Ermenilerin Ermenistan’da yerleştirmesi istenmekteydi. Bunun için ise Ermenistan’dan Azeri Türklerinin tehciri gerekirdi. SSCB Bakanlar Kurulunun 29 Aralık 1947 tarihli kararı ile Ermenistan’da yaşayan Azeri Türklerinin Azerbaycan’a tehciri yasallaştırıldı. Karara göre Ermenistan’da yaşayan Azerilerin güya pamuk yetiştirilmesinin geliştirilmesi amacıyla Azerbaycan’ın Kür ve Aras Nehirleri arasındaki sıcak iklimin hüküm sürdüğü bölgeye yerleştirilmesi gerekiyordu ve bu insanların evlerine dışardan gelen Ermenilerin yerleştirilmesi isteniyordu. Ermenilerin itiraf ettiği gibi dışardan gelen Ermeniler genellikle kırsal kesimde yaşayan Azerilerin evlerinde yaşamak istemediler. Bu Ermeniler şehirlerde yaşamayı tercih ettiler. Bu dönemde Ermenistan’da 476 köy harabeye çevrilmiştir.[21] 1948-1952 yılları arasında Ermenistan’dan Azerbaycan’a 150 bin Azeri Türkü sürüldü. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra açlıkla mücadele eden insanlar bir de tehcir edildiler. Tehcir edilen 150 bin Azeri Türkü Azerbaycan’ın sıcak bölgelerine yerleştirildi. Bu insanların yarısı açlıktan ve iklim değişikliğinden hayatını kaybetti[22].

1948-1952 yılları arasında yapılan tehcirden sonra Sovyetlerde 1959 yılında yapılan nüfus sayımına göre Ermenistan’da nüfusun milli terkibi aşağıdaki gibi olmuştur[23]:

Milliyetler
Nüfus Sayısı

Ermeniler
1.361.800

Azeriler
107.700

Ruslar
56.500

Kürtler
25.600

Toplam
1.551.600

Görüldüğü gibi Ermenistan’ı Azeri Türklerinden temizleme politikası başarılı bir şekilde uygulanmıştır. Parsamyan’ın vermiş olduğu rakamlarla bu rakamları karşılaştırıldığında 130 yıl içerisinde Erivan bölgesinin nüfusunda aşağıdaki değişiklikler olmuştur:

-Ermeniler 57.305 kişiden 1.361.800 kişiye yükselmişti
-Azeriler 84.089 kişiden ancak 107.700 kişiye ulaşabilmişti
-Kürtler 26.911 kişiden 25.600 kişiye gerilemişti.

Doğum oranının çok yüksek olduğu Kürt nüfusun hiç artmadığı hatta gerilediği, dolayısıyla Azeri Türkleri gibi müslüman Kürtlerin de acımasızca soykırıma uğradığı açıkça görülmektedir. Görüldüğü üzereErmenistan’ın Azeri Türklerinden temizleme politikası bu yıllarda da devam ettirilmiştir. Fakat Ermeniler bu yıllarda da tamamen amaçlarına ulaşamamışlardı. Çünkü Türk nüfusu Ermenistan’dan tam anlamıyla bertaraf edilememişti.

1960’lı yılarda Ermenistan’ın Azeri Türklerinden temizleme politikasının yeni merhalesi başladı. Bu aşamanın özellikleri şunlardır:

1. Azeri aydınlarına karşı yapılan baskılar. Bu döneme kadar var olan, Azeri Türkçe’sinde eğitim yapan okullar kapatıldı. Örneğin, 1930 yılında kurulmuş Azeri Türkçe’sinde eğitim yapan Erivan Pedagoji Enstitüsünün dört bölümü (Azerbaycan Dili, Tarih, Coğrafya, Fizik ve Matematik) kapatıldı. Yine, öğretmen kadrolarının yetiştirilmesinde önemli olan 1925 yılında kurulmuş Erivan Azerbaycanlı Pedagoji Meslek Okulu kapatıldı. Netice itibariyle Ermenistan’da Azeri okullarından mezun olan ortalama 5000 öğrenci mezun olduktan sonra öğrenimini devam ettirmek için Ermenistan’dan gitmek zorundaydı. Ayrıca Ermenistan dışında yüksek öğrenim görmüş insanlar Azeri oldukları için işle temin edilmemekteydi. Çalışma imkanı bulamayan bu insanlar yine Ermenistan’ı terk etmek zorundaydılar ve genellikle eğitim gördükleri Azerbaycan’a geri dönmek mecburiyetinde kalmaktaydılar. Bu şekilde Ermenistan’ın herhangi bir köyünde yaşayan aile sayısı kadar Azerbaycan’da aile yaşamaktaydı. Örneğin, benim doğduğum Ermenistan’ın Vedi ilinin Halisa köyünde 550 hane Azeri ailesi yaşamaktayken, Azerbaycan’a dönmek zorunda bırakılan aile sayısı da 500 aile civarındaydı.

2. Devletin yönetim kademelerinde olan Azeri Türkleri işten çıkarılarak Ermenilerin işe alınması. Bu dönemde Ermenistan’ın Basageçer, Krasnoselo, Karabağlar, Zengibasar, Yedi illerinde (Bu illerin nüfusunun % 75-90’ı Azeri Türkleriydi Komünist Partisi İl başkanları (Sovyet Döneminde Komünist Partisi İl başkanları aynı zamanda devletin yerel yönetimlerini temsil etmekteydiler) görevlerinden atıldılar. Ermenilerle Azerilerin karışık yaşadıkları 10 fide ise başkan yardımcıları Azeri türkü olduğu için işten çıkarıldılar. Sadece nüfusunun % 80’i Azeri Türkü olan Amasya ili istisnaydı. Ayrıca, Azeri Türkçe’siyle yayınlanan bütün basın organları kapatıldı.

3. 1965 yılında sözde “Ermeni Soykırımı“nın 50. yıldönümü Ermenistan’‘da anılması. 1960’lı yıllarda Ermenistan’ın basın ve yayın organlarında Türkler aleyhine geniş propaganda başlatıldı. Uzun yıllar gizli faaliyette bulunan “Taşnak” partisi bu yıllarda açık bir şekilde faaliyetini devam ettirdi. 23 Nisan 1965 tarihinde sözde “Ermeni Soykırımı”ının 50 yılı anıldı ve Erivan şehrinde 400 bin kişilik miting yapıldı. Bu mitingde Ermenilerin sloganları şunlar olmuştu; “Batı Ermenistan (Anadolu) Ermenistan’ın Olmalıdır”, “Karabağ Bizimdir”, “Nahçıvan Ermenistan Toprağıdır”, “Ermeniler, 1915 Yılının İntikamını Alma Zamanıdır, Birleşin” vb. Milletlerin kardeş olduğu propagandası yapılan Sovyetler gibi sıkı yönetimi olan bir ülkede Ermenilerin 400 bin kişilik miting yapması ve açık bir şekilde Türkler aleyhinde bulunmaları onu göstermektedir ki, Ermeniler hiçbir zaman Türklere ve bütün Türk Dünyasına karşı olan düşmanlıklarını ve hayal ettikleri “Büyük Ermenistan” devletini kurmak amaçlarını unutmamışlar. Hangi milletin egemenliğinde ve yönetiminde yaşasalar da devamlı bu fikirle yaşamış, çocuklarını da bu düşünce ile yetiştirmişlerdir.

Sovyet Döneminde Ermenistan’da yapılan nüfus sayımlarında devamlı Azeri Türklerinin sayısı ile ilgili bilgilerde saptırmalar yapılmıştır. Sovyetlerde nüfus sayısını arttırmak amacıyla çocuk sayısı eşten fazla olan annelere “Kahraman Ana” ünvanı verilmekteydi. Ermenistan’da “Kahraman Ana” ünvanı verilen her 10 kişiden 7-8’i Azeri Türküydü. Buna rağmen nüfus sayımında Azeriler az gösteriliyordu, Azerilerle Ermenilerin karışık yaşadıkları köylerde ve hayvancılıkla uğraşan birçok Azeri genellikle nüfus sayımına alınmıyordu.

6. 1988-1989 Soykırımı ve Tehciri

170 yıl boyunca devam eden Ermenistan’ı Azeri Türklerinden temizleme politikası 1988-1989 yıllarında sonuçlandı ve nihayet 8 Ağustos 1991 tarihinde Ermenistan’da Azeri Türklerinin yaşadığı son köy olan Nüvedi köyünden de Azerilerin kovulmasıyla Ermenistan % 100 Ermenilerin yaşadığı bir ülke oldu. Son olarak 230 bin[24] Azeri Türkü öldürülerek, dövülerek ve her türlü işgenceye maruz kalarak Ermenistan’dan çıkarıldı.Bu yıllarda 214[25] Azeri Türkü zalimane bir şekilde katledilmiştir. Örneğin 50’si ölünceğe kadar dövülmüş, 35’i (7 çocuk ve 10 yaşlı) işgence sonucu hayatını kaybetmiş, 15’i (9 yaşında çocuk ve 78 yaşında yaşlı kadın) yakılmış, yine diğer 15’i (2 çocuk 6 yaşlı) kurşuna dizilmiş, 7’si araba ile üzerinden geçilerek katledilmiş, 3’ü suda boğulmuş, birisi ise elektirik verilerek öldürülmüştür. Amasya ilinden olan 19 yaşındaki Hakverdiyev B. İ ise asılarak öldürülmüştür.[26] 230 bin Azeri Türkünün yaşadığı zulmü bu soykırımın canlı şahidi olarak doğduğum köy olan Ermenistan’ın Vedi ilinin Halisa köyünde yaşadıklarımı yazmakla yetinmek istiyorum. Çünkü, bu makalenin yazarının yaşadıklarını ve gördüklerini asgari olarak her bir Azeri Türkü yaşamış ve görmüştür.

“Halisa köyü Erivan şehrinden 45 km uzaklıkta Iğdır’ın Aralık ilçesinin karşısında Aras Nehrinin kıyısında konuşlanmıştır. 30 Kasım 1988 tarihinde Erivan’dan ve komşu köylerden gelen Ermeniler köyümüzü bastılar. Ermeniler gruplar halinde “Türklere ölüm”diye bağırarak ve köyün her yerine yayılarak çocuk, kadın, yaşlı ayrımı yapmadan herkesi acımasız bir şekilde dövmeye, para ve altınları insanların elinden almaya başladılar. Baskın sırasında ben anneannemin yaşadığı sokaktaydım ve 6-7 Ermeninin 65 yaşındaki anneannemi dövdüğünü gördüm. Kendimi onun üzerine atarak korumaya çalıştım. Bunun üzerine Ermeniler anneannemin yerine bana vurmaya başladılar. Kısa bir sürede saldırgan Ermenilerin sayısı 20’yi geçti ve beni tekme tokat yere yatırarak üzerime çullandılar. Yediğim darbelerin etkisiyle bayıldığımı ve bir gün sonra Nahçıvanın Sederek köyünün hastanesinde ayıldığımı öğrendim. Sonradan bir yıl içerisinde çeşitli hastanelerde tedavi gördüm. Ailece evimizi terk etmek zorunda kaldık ve ayrılırken de hiçbir malımızı götüremedik.. Evden ayrılma sırasında sadece babam ailemize ait olan Kuranı götürebilmişti ki, onu da Ermeniler babamın elinden alarak yaktılar. Halisa köyünde İsmayılova Gülgez ismindeki ihtiyar nine 20 Ermeni tarafından tekmelenerek gözümüzün önünde öldürüldü. Bu işgenceler sonucunda Azerbaycan’a geldikten sonra bir çok insan kısa bir sürede hayatını kaybetti”

7. Kültür Soykırımı

19. ve 20.yüzyıllar arasında Ermenistan’daki Azeri Türkleri sadece can kaybına uğramamışlar, aynı zamanda cebri kültür kaybına da maruz kalmışlardır. Ermenilerin hayali olan “Büyük Ermenistan” sınırları içerisinde yer alan Van Gölünün adı asırlarca aynı kalmış ve hiç değişmemiştir. Oysa 170 yıl içerisinde, Rusların Erivan Bölgesini işgal etmelerinden sonra Ermeniler bu toprakları Türklerden temizlemekle yetinmemişler, Türkçe ifade edilen vilayet, dağ, nehir, göl, köy vb. isimlerini değiştirerek Ermeni kimliği vermişlerdir. Asırlarca Azeri Türklerinin yaşadıkları yerlerin isimlerinin değiştirilmesi 1935 yılından başlayarak 1978 yılına kadar devam ederek 465 köyün ismi değiştirilmiştir. En son Ermenistan Devlet Başkanı Levon Ter Petrosyan’ın 9 Nisan 1991 tarihili kararı ile 97 köyün adına Ermeni kimliği verilmiştir.[27] Adları değiştirilen yerlerin bazıları şunlardır:

Ağbaş-Abovyan, Eskipara-Voskepar, Hamamlı-Spitak, Göyçe Gölü-Sevan, Basargeçer-Vardanis,Vedi-Ararat, Zengibasar-Masis vb

8. Sonuç

Bugün dünyada Ermenilerin kendilerine soykırım yapıldığı iddiasıyla Azerbaycan ve Türkiye’ye yapmaya çalıştığı baskılar aslında Ermenilerin yaklaşık 170 yıldır Anadolu ve Azeri Türklerine yaptıkları soykırım ve tehcir gerçekliğini gizlemeye yöneliktir. Ermenilerin biz Türklere (Anadolu ve Azeri Türkleri) yapmış oldukları soykırım ve tehcirin hem Türkiye’de ve hem de Azerbaycan’da inkaredilemez kanıtları bulunmaktadır. “Ermeni sorunu” diye gündeme getirilen sorun aslında Emenilerin kendileri için büyük sorunlar teşkil edebilecek niteliktedir. Yapılacak şey bir an önce bütün dünyaya Ermenilerin yaptıklarını kanıtları ile sunmaktan ibarettir. Bu kanıtlar ise biz Türklerde yeterince mevcuttur.


[1] Evliya Çelebi’nin “Seyehatname” isimli eserine göre 1407-1408 yıllarında Timur’un askerlerinden biri olan Hocacccan Lahicani bu topraklara yerleşmiştir. Daha sonra akrabalarını da buraya getirerek pirinç yetiştirmişlerdi. 1509-1510 yıllarında ise Şah İsmayil, Veziri Revangulu Hana bu topraklarda kale inşaa etmeyi emretmiştir. 7 yıl içerisinde Zengi Nehrinin kıyısında inşaa edilen kale Revan olarak adlandırılmıştır. Azeri Türkçesinde halk dilinde “R” harfi ile başlayan adların önünde “i” harfi kullanıldığı için Revan kalesinin ismi de sonralar İrevan olmuştur.

[2] Bu anlaşmaya göre Azerbaycan iki kısma bölünmüş oldu. Kuzey Azerbaycan Rusya tarafından, Güney Azerbaycan ise İran tarafından işgal edilmiş oldu. Ermeniler Kuzey Azerbaycan’da ve Erivan bölgesinde katliam ve mezalimleri Güney Azerbaycan’da da tekrarlamışlardır. Birinci Dünya Savaşı yıllarında İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa, Rusya) Türklere karşı kullanılmak üzere 90 bin kişilik Ermeni Ordusu kurma girişimlerinde bulundurlar. Ermeni ordusu Urumiye civarında kuruldukça Salmas-Urmu ve Hoy’da köylere baskınlar düzenleyerek Türkleri katletmeye başladılar. Ancak bu dönemde Rusya’da bolşevik ihtilalinin olması ve Rus Ordusu’nun dağılması Ermeni Ordusu’nun kuruluşunun tamamlanmasını durdurdu. Bu dönemde 8.000 kişilik Ermeni çetesi Hoy şehrine baskın düzenledi. Osmanlı Ordusu’nun yaklaştığı haberini duyan Ermeniler 17 Mart 1918 tarihinde Urumiye şehrinde soykırım başlattılar ve 10 bin Türkü katlettiler. (Büyük Resuloğlu, “Soykırım” Edebiyat Gazetesi, 6 Nisan 2001, Bakü)

[3] BÜNYADOV Ziya, Azerbaycan Tarihi, Azerbaycan Devlet Neşriyatı, CİLT I, Bakı, 1994, ss. 455-457

[4] PARSAMYAN V.A., İstoriya Armyanskogo Naroda 1801-1900, Kniga Pervaya, İzdatelstvo “Ayastan”, Erivan, 1977, ss. 75-88

[5] KORKODYAN Z., Xophrtayin Hayastani Bnagçutyunı (1831-1931), Hpataopagutyun Melkonyan Fondi, Erivan, 1932, s. 94

[6] İOANİSYAN A.İ., 18.Yüzyılda Ermeni-Rus Münasebetleri, CİLT II, Erivan, 1964, s. 23

[7] BUDAGOV Budag ve Diğerleri, Ermenistan Azerbaycanlıların Tarihi Coğrafiyası, Gençlik Yayınları, Bakı, 1995, s. 8

[8] GRİBOYEDOV A.S., Soçineniya v Dvux Tomax, CİLT II, Moskova, 1971, s. 340

*Desyatin-Bir hektarın onda biridir.

[9] VELİÇKO, V. L., Kafkas, Russkoe Delo i Mejduplemennie Vaprosı, Elm Yay., Bakı, 1990, s. 99

[10] Azerbaycan Sovyet Ansiklopedisi, Baş Redaksiya Yayınları, CİLT IV, Bakı, 1980, s. 79

[11] ORDUBADİ, Memed Seid, Kanlı Yıllar, 3 No’lu Matbaa Yay., Bakı 1971, Kanlı Yıllar kitabı 1905-1907 yılları arasında Bakı, Tiflis, Erivanşehirlerinde ve genellikle bütün Kafkas’larda Azeri Türklerine yapılan soykırımı anlatmaktadır. Bu dönemde Erivan Bölgesi’nde Azeri Türklerine yapılan soykırımın boyutlarını anlayabilmek için “Kanlı Yıllar” eserinden birkaç hadisenin verilmesi yeterli olacaktır:

“9 Haziran 1905 tarihinde Ermeniler Azerilerin yaşadığı Tekye (Eçmiadzin Kazası) köyüne baskın düzenlediler. Müslümanlar tamamiyle silahsızdılar, Ermenilerin ise her türlü silahı vardı.Bundan dolayı Ermenilerin şerrinden canlarını kurtarmak için insanlar köyü terk ederek dağlara kaçtılar. Köyü harabeye çeviren Ermeniler 200 cilt kuran ve mukaddes kitapları yaktılar. Azerilerin mescidde saklandıklarını zanneden Ermeniler mescidi kurşunladılar.

29 temmuz 1906 tarihinde Kafan kazasının Meden-bazarını dağıttıktan sonra Ermeniler Karahana köyüne baskın düzenlediler. Ermeniler kaçarak canlarını kurtarmak isteyen insanları yakalayarak katlediyorlardı. Kana susamış Ermeniler köyü dağıtmakla yetinmeyerek kaçarak saklanan 30 kadını yakalayıp her türlü mezalimi yaparak katlettiler. Aynı gün Ermeniler Azerilerin yaşadığı Halaç, Sadaşlı, İcevar, Daşnov köylerini dağıtarak insanları vahşice katlettiler.

[12] EYİCİL Ahmet, “Zeytun Ermenilerinin Tehciri ve Fındıcak İsyanı”, Tarih Dergisi, TDAV Yay., İstanbul, Şubat 2001, s.14

[13] Bu katliam ve mezalimlerin gün ışığına çıkması için SERDAR Törehan’ın “Batı’nın Ermeni Politikası” makalesinde (Tarih Dergisi, TDAV Yay., Kasım 200, İstanbul, ss. 47-48) Muş ahalisinden Mehmet Resul’ün yeminli ifadesini buraya almak istiyorum:

“Ben asker olarak harpte bulunuyordum. Aldığım yaralar yüzünden Bitlis tarafına doğru çekilen müfrezeyi takip edemeyerek; benim gibi yaralı ve kötü durumda olan 3 askerle birlikte geri kaldık Bir müddet sonra Rus askerlerinin rehber/eri olan Ermeni çeteleri yanımıza geldiler. Arkadaşlarımızdan Harputlu Hüseyin ismindeki askerin gözlerini çıkararak; “Kalk bak. Osmanlı askeri geliyor mu?” dediler. Sonra zavallıyı şehit ettiler. Diğer askerin de sağ tarafının derisinin bir kısmını yüzerek çanta şekline getirdiler. Bu biçareye de; “Elini sok. Bu çanta da padişahınızın parası var mı?” diyerek bir takım işgenceler yaparak şehit ettiler. Üçüncü arkadaşımızı yere yatırıp tenasül aletini keserek ağzına soktular. “Bu boruyu çal. Size Osmanlı askerlerinden imdat gelsin” diyerek onu da şehit ettiler. Sıra bana gelmişti. Bu Ermeniler beni alarak bir dere içine götürdüler. Yaktıkları ateşte tüfeklerinin şişlerini iyice kızdırdıktan sonra 24 yerimden dağladılar. Feryat ve yalvarmalarıma katiyen önem vermiyor/ardı. O sırada birkaç Rus askeri yetişti. Bunlardan birisi beni Ermenilerin elinden alarak Rus Müslümanlarından olduğunu bildirdi. Daha sonra Rus-Kazak-Ermeni çetesiyle birlikte Bitlis’e doğru yola çıktık. Yolculuk esnasında göç eden kafilelere rastlıyorduk Ermeniler bu kadın ve çocuklara, zavallı ihtiyarlara şiddetle saldırıyor, yürekleri parçalayacak bir vahşetle onları şehit ediyorlardı. 6-7 tane Ermeni,, 6 Müslüman kızını getirerek rükuya varacak şekilde çıplak bir şekilde durdurarak fiili şen-i işlerine başladılar.

[14] BUXARİN İ.İ., Bolshaya Sovetskaya Ensiklopediya, İzdatelstvo Sovetskaya Ensiklopediye, CİLT 3, Noskova, 1926, s.437

[15] KORKODYAN Z., A.g.e., s.184

[16] BUDAGOV Budag ve Diğerleri, A.g.e., s.10

[17] HİDAYET, Diderginler, Genclik Yayınları, Bakü, 1990, s.156

[18] HİDAYET, Diderginler, Gençlik Yayınevi, Bakü 1990, s. 156

[19] Azerbaycan Gazetesi, Bakü 9 Ocak 1919

[20] Joğovurd Gazetesi, Erivan, No: 5, Yıl 1920

[21] Komünist Gazetesi (Erivan), 20 Ocak 1975

[22] PAŞAYEV Atahan, Respublika Gazetesi, Bakü, 1990, No=14,15

[23] PROXOROV A.M., Bolshaya Sovetskaya Ensiklopediya, İzdatelstvo Sovetskaya Ensiklopediye, CİLT 2, Noskova, 1970, s.210

[24] United Nations Development Programme, The Report on the Status of Women of Azerbaijan Republic, p. 51

[25] Ermenistan’da öldürülen 214 kişinin listesi “Ülfet” Gazetesi’nin 22 ubat 1992 tarihli sayısında verilmiştir. Bu bilgiler eski SSCB Baş Savcılığı’na ve Azerbaycan İçişleri Bakanlığı’na yapılan şikayetlere göre hazırlanmıştır.

[26] YUNUSOV, Arif “1988-1989 İllerinde Ermenistan’daki Gırğınlar” Ekspres-Xronika Gazetesi, No: 9, Bakü 1991

[27] Budagov, Budag v.d., age, s. 7

http://www.turksam.org/tr/a1097.html

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türklere Yapılan Katliamlar
İletiTarih: 24 Oca 2013, 18:11 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Osmanlı'nın son dönemlerinde Arabistan cephesinde İngilizlere esir düşen 150 bin Türk askerinden 15 bininin, Mısır'da kurulan esir kamplarında, Ermeni doktorlarca "fenni temizlik" bahanesiyle "cerasol" katkılı su tanklarında zorla banyo yaptırılarak gözlerinin kör edildiği ortaya çıktı.

İŞTE İŞKENCE BELGELERİ

Tarihçi Cezmi Yurtsever, "Toroslar'da Görüşürüz" isimli kitabını hazırlarken, Adana'nın Karaisalı ilçesinin tarihini araştırdığı esnada 1917 yılında Osmanlı ordusunda teğmen olarak görev yapan Hasan isimli teğmenin "Kara Bomba" müfrezesini kurarak Toros geçitlerinde düşman güçleri ile ölümüne mücadele ettiğini öğrendiğini ifade ederek, "Teğmen Hasan, savaş ortamında, Arabistan çöllerinde ve Filistin cephesinde iken giydiği başörtüsünü hiç çıkarmamıştı. Ve de omzunda kurşun yarası vardı. Arkadaşlarının da hemen hepsinin vücutları kurşun ve bomba izleri ile delik deşikti. Hasan ve arkadaşlarının Filistin'den Çukurova'ya, Karaisalı dağlarına uzanan kahramanlık destanlarını konu edinen 'Toroslar'da Görüşürüz" isimli kitabı gözyaşları dökerek yazdım" dedi.

Teğmen Hasan'ın yaşadıklarının izini sürdüğünde korkunç gerçeklerle karşılaştığını belirten Yurtsever, şöyle devam etti:

İŞTE İŞKENCE BELGELERİ

"1917 yılı Kasım ayı başlarında Osmanlı ordusunun Gazze-Birüssebi Savaşı'nda savunma hatları harita ve fotoğraflarının casuslar tarafından düşman tarafına verilmesi sonucu ağır bir yenilgi alındı. 13 bin Türk askeri hayatını kaybetti. 12 bin civarında da esir vardı. Osmanlı ordusundan yenilgiler ve bozgun sonrasında Arabistan cephesinde 150 bin asker İngilizlere esir düşmüştü. Ve Türk askerleri için Mısır'da esir kampları kuruldu. Geçtiğimiz günlerde Türk Tarih Kurumu arşivinde bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) 27 Mayıs 1921 tarihli oturum zabıtları belgelerini okudum. Edirne mebusları Faik ve Şeref beylerin Atatürk'e sundukları 'görüşme konusu' (takrir) belgesinde, (Mısır'da sonuçlandırılan İngilizlerin 'fenni temizlik' bahanesiyle miktarından fazla 'cerasol' banyosuna sokarak gözlerini kör ettikleri 15 bin evladı kobay olarak kullandıkları bu cinayetin mutemet failleri olan İngiliz tabipleriyle garnizon kumandan ve zabitlerinin de cezalandırılmasını isteriz" sözleri yazılıydı. İnsanlık tarihinde bir eşi duyulmamış böyle bir olay, 15 bin Türk askerinin 'cerasol' katkılı banyolarda gözleri kör edilerek en hayati fonksiyonlarını kaybetmeleri 'savaş suçu' olduğu kadar insanlık onurunu ayaklar altına alan vahşi bir uygulamaydı. Konuyu gündeme getiren milletvekilleri olay öncesi işgal İstanbul'unda cadde ve sokaklarda birbirine tutunarak yürümeye çalışan çok sayıda esir kamplarından gelme askerin perişan halini görmüşlerdi. Aynı manzara Anadolu'nun her yerinde de yaşanıyordu."

"VAHŞET ERMENİ DOKTORLARA AİT"
Yurtsever, olayın farklı boyutlarını Avustralya ve İngiltere savaş arşivlerinden de araştırdığını ifade ederek, "Arşivde, 'JO1208' kod numaralı Türk askerlerinin Mısır'da kırbaçlı kasketli düşman görevliler karşısında çırılçıplak bir halde 'cerasol' karıştırılmış su tanklarında zorla banyo yaptırılma fotoğrafına ulaştım. İngiltere arşivlerinde bulunan Mısır'daki esir Türk askerleri tutanak ve belgelerinde Heliopolis esir kampının sorumluları Arsen Kohoren ve Leon Samuel adındaki doktorlardı. Sidi Beşir kampından sorumlu doktor da Osmanlı ordusunda görevli iken bir şekilde düşman safına geçen Halepli ve Ermeni asıllı bir doktordu. Ve bütün bilgiler, dünya tarihinde eşi görülmemiş 'cerasol' katkılı su tanklarında zorla banyo yaptırarak, kitle halinde askerlerin gözlerini kör etme olayında savaş suçu sorumlularının Ermeni asıllı doktorlar olduğunu gösteriyor. Bir şekilde Mondros Anlaşması'na göre Osmanlı ve karşı taraf arasında esirlerin serbest bırakılması maddesi yer alıyordu. Ancak Osmanlı askerlerinin Anadolu'daki Milli Mücadele'de dirençlerini yok etmek için savaş hukuku çiğnenerek kitle halinde Türk askerlerin gözleri kör edildi" ifadelerini kullandı.

İŞTE İŞKENCE BELGELERİ

Bağımsız tarihçilerin yapacakları araştırmalar ve bulunacak belgeler ışığında Mısır'daki esir kamplarında yaşanan savaş suçundan dolayı İngiltere ve Avustralya'nın özür dilemesi gerektiğini vurgulayan Yurtsever, TBMM'nin, bu konuyu dünya gündemine getirmesi gerektiğini kaydetti.

İHA

http://haber.mynet.com/iphone/guncel/15 ... mis/366230

[youtube]http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=VqAt8L9vKtY[/youtube]

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türklere Yapılan Katliamlar
İletiTarih: 28 Oca 2013, 22:43 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Ermeni Mezalimi

YENİ MESAJ: Bir de General Harbord’un Erzurum’da yaptığı incelemelerin üzerinde önemle durulması gereken bir konu diye düşünüyorum.

TİMSAL KARABEKİR: Karabekir Generale yardımcı oluyor. Generalin görevi, “burası Ermeni yurdumu yoksa Türk yurdumu” olduğunu tespit ederek, rapor düzenlemek. Karabekir generali minareye çıkartıyor ve generale hitaben “Burası kimin yurdu olduğunu ölülerimiz söylesin. Türkler burada yaşamış, burada ölmüş. Gördüğünüz gibi Türk Mezarlığı bu uçtan öbür uca uzanıyor. Şuradaki küçük mezarlık ise Ermenilere ait.” General Harbord raporunda “Erzurum’a gittim ve olayı yerinde inceledim, esas yok edilmek istenen öz vatanında Türklerdir. Türkler Ermenilere kötü davranmamıştır” diye kayıt düşüyor. Bu vahşeti bu soykırımı bizim vatanımızda bizim ecdadımız yaşadı. Dolayısıyla gençlerimizin bu konuları çok iyi bilmesi lazım... Ermenilerin yaptığı mezalim o kadar ileri derecelere gitmiş ki, Doğu illerimiz düşman işgalinden kurtuluyor ama çok büyük acılar yaşanmış. Babam notlarında şöyle aktarır: “Erzurum’a o kadar yaklaşmıştım ki, artık insanların dişlerini görecek kadar yakınlarındaydım, beni gülerek karşılıyorlar. Biraz daha yaklaştığım zaman ortada bir gayri tabilik hissettim, bu insanlar hiç kımıldamıyordu. Daha da yaklaştığım zaman ıstırapla gördüm ki, her biri canlı canlı kazığa oturtulmuştu, ıstıraptan kasılmıştı, yüzleri gülmüyorlardı ve şöyle devam ediyor: Allah benim gözümün gördüklerini dünya üzerinde hiçbir göze göstermesin!”

Babam baş delege Sevr’i reddeden Gümrü Anlaşması’nı imzalarken ve Ermeni baş delegeye soruyor: “Nasıl cüret ettiniz bize saldırmaya?” Ermeni baş delegenin cevabı ise “Aldatıldık paşam.” Bugün de aynı şey oluyor. Fransa ve İsviçre’nin çıkardığı yasalar ortada…

http://www.yenimesaj.com.tr/?haber,660730


_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türklere Yapılan Katliamlar
İletiTarih: 04 Şub 2013, 00:40 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Türkler'e 108 ırkçı saldırı gerçekleşti

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün, 2012 yılında Avrupa’da Türklere yönelik toplam 108 saldırı gerçekleştiğini söyledi.

Komisyonun hazırladığı rapora göre, 2012 yılında Avrupa’da Türklere yönelik toplam 108 ırkçı saldırı gerçekleşti. Bu saldırılarda 67 saldırı ile Almanya başı çekerken, Hollanda da 13 saldırı ile ikinci sırada yer alıyor. Suç türüne göre saldırı sayılarına bakıldığında ise, bunlardan 38'inin saldırı, 15'inin kundaklama, 19'unun tehdit mektubu, 36'sının gösteri, Kur'an yakma, hayvan ölüsü atma gibi eylemler olduğu belirtildi.

http://www.iha.com.tr/turklere-108-irkc ... 0359-haber

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türklere Yapılan Katliamlar
İletiTarih: 27 Şub 2013, 21:20 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Hocalı Sorusuna Linç Girişimi

“Fransız Ulusal Meclisi'nde "Hocalı katliamını" soran Azerbaycanlı gençler az daha linç ediliyordu.“

Fransa'daki Ermeniler'in, Fransız Ulusal Meclisi'nde Sumget olayları ve Dağlık Karabağ sorunu ile ilgili yaptıkları toplantıda soru soran ve "Bugün Hocalı katliamının yıldönümü" diyen iki Azerbaycan Türkünü dövdüğü belirtildi.

ÖLÜMDEN KAÇARAK KURTULDULAR

Irkçı Ermeni partisi Federation Revolutionnaire Armenienne Dasnaksutyun üyesi oldukları öne sürülen 40 kadar Ermeni, konuşmayı dinlemeye gelen ve 26 Şubat'ın Hocalı katliamının yıldönümü olduğunu söyleyen Paris'teki Azerbaycan Evi'nin yöneticisi 29 yaşındaki Mirvari Fataliyeva ve Paris'te öğrenci olan 25 yaşındaki Vüsal Hüseynov'a saldırdı. Azerbaycan haber ajansı APA, Vüsal Hüseyinov'un darp edildiği sırada kadın gösterici Mirvari Fataliyeva'nın kaçarak diğer salonda toplantı yapanlardan yardım istediğini; bu sayede ölümden döndüklerini yazdı.

DAŞNAK SEMPATİZANLARI VARDI

Ajans Ermeniler'in yaptığı toplantıya sözde Yukarı Karabağ devleti Fransa temsilcisi Hovhannes Kevorkian, Ermenistan'ın Paris Büyükelçisi Viken Tchitetchian, sözde Yukarı Karabağ devleti eski dışişleri bakanı Georgi Petrossyan, Fransa Val de Marne bölgesi milletvekili Rene Rouquet, Fransa Loire bölgesi milletvekili François Rochebloine, Irkçı Ermeni partisi Dasnaksutyun'un batı Avrupa temsilcisi Mourad Papazian ve 40 kadar aktivist ve Daşnak sempatizanın katıldığını yazdı.

LİNÇTEN SON ANDA KURTARILDILAR

Olaya Fransız milletvekillerinin seyirci kaldıklarını belirten Mirvari Fatalyeva, adli tıptan rapor alıp olayı Fransız mahkemelerine taşıyacaklarını belirtti. DHA muhabirinin telefon ile ulaştığı Azerbaycan'ın Paris Büyükelçisi Elçin Amirbayov, olayı duyar duymaz meclise gittiğini, güvenlik görevlilerinin Fataliyeva ve Hüseynov'u linçten kurtardıklarını gördüğünü, dövülen gençlere ilk sağlık müdahalesinin mecliste yapılığını, ardından kendisinin iki genci en yakındaki hastaneye götürdüğünü söyledi.

İÇ ORGANLARI ZARAR GÖRDÜ

Büyükelçi Amirbayov, Vüsal Hüseynov'un iç organlarının zarar gördüğünü, kaburga kemiğinin kırıldığının, Mirvari Fataliyeva'nın ise yüzünde darp sonucu ezilmeler olduğunun tespit edildiğini söyledi.

DHA

http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/hab ... isimi.html

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türklere Yapılan Katliamlar
İletiTarih: 27 Şub 2013, 21:34 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Anakara'da Hocalı Standında bulunan 7 kişiye 200 kişilik şerefsiz bir grup saldırdı.



Başkent’in Göbeğinde Yaşanan Olaya Bak

Burası Erivan değil, Türkiye’nin Başkenti, Ankara. Başkent’in göbeği Kızılay’da, Hocalı katliamı aleyhine imza toplayan Dernek yetkilileri, PKK sempatizanları ile marjinal sol çevrelerce darp edildi…

Malum yarın, 26 Şubat. Hocalı Katliamı’nın 21. yıldönümü. Azerbaycan’da olduğu gibi ülkemizde de çeşitli illerde düzenlenen etkinliklerde, bu Ermeni katliamı kınanıyor.

Başkent Ankara’da da bir dernek, Kızılay’da stant oluşturarak, Hocalı Katliamı’nın soykırım olarak tanınması amacıyla imza toplamak istedi.

Sen misin, Hocalı Katliamına karşı imza toplayan!

Bölücü terör örgütü sempatizanları ile marjinal sol örgütlerden oluşan 100 kişilik bir grup, standı bastı.

Saldırganlar “hepimiz ermeniyiz, hepimiz kürdüz” diye slogan attılar.

Taşlı sopalı saldırı sonucu 7 stant görevlisi yaralandı.

Ellerinde taş, sopa ve şişelerle standa saldıran grup 7 kişiyi yaraladı.

Stantta bulunan Türk ve Azeri bayraklarını da yırtan kişiler, saldırı sonrası ellerini kollarını sallaya sallaya olay yerinden kaçtılar.

ERMENİ SOYKIRIMI İDDİALARI LEHİNE OLSAYDI?

Medyanın olay karşısındaki duyarsızlığı “Bu stant sözde Ermeni soykırımı iddiaları lehine açılmış ve soykırım iddialarını reddeden bir grupça basılmış olsaydı ne olurdu” sorusunu akla getir

http://www.sonkale.org/baskent-in-gobeg ... 98055.html

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türklere Yapılan Katliamlar
İletiTarih: 20 Mar 2013, 23:01 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Ermeni Eşkiyalığı, Türklere Uyguladıkları Soykırım, Mezalim ve Yeni Bir Kitap Yanık Dere Erzurum

Prof. Dr. Mehmet Metin KARAÖRS[1]

Dünyada en çok soykırıma uğramış, vahşice katledilmiş, zulüm görmüş milletin Türk milleti olduğu tarih araştırmalarıyla da ortaya çıkmaktadır. Karolenj Hükümdarı Şarlman binlerce Bulgar Türkünün gözlerine mil çekip kör etmiş, Çin zulmü ve vahşeti Ata Yurdu Doğu Türkistan’ı, Moskof zulmü ve vahşeti Kuzey, Orta ve Batı Türkistan’ı, Yunan ve Batı zulmü ve vahşeti Batı Anadolu ve Balkanları, Ermeni zulüm ve vahşeti de Doğu Anadolu ile birlikte bütün sözde medeni dünyadaki diplomatlarımızı soykırıma uğratmıştır. Türk halkı arasında Çin zulmü, Moskof zulmü, Yunan zulmü, Ermeni zulmü, bütün vahşetiyle anlatılır haldedir. Bunlar sadece zulüm değil, devlete baş kaldırma, isyan ve eşkiyalıktır, bu hareketlerin cezası da Türk hukukunda ölümdür. Türk’e yapılan katliam, soykırım olmasaydı bugün dünya üzerindeki Türk nüfusu üç yüz milyon değil, bir milyarın üzerinde olurdu.

Ermeni meselesinin uzmanlarından ABD Loisville Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Justin MCCHARTHY şu tespiti yapmaktadır:[2]

“Türklerin sessizliği Ermeni efsanesini yok etmekle etkili olamadı. Kendi davalarına inanmış, iyi eğitilmiş ve kitle iletişiminin önemini kavramış bir grup Ermeni, kendi çocuklarının da aynı davaya inanmalarını sağlayarak bu sahte soykırım görüntüsünü devam ettirdiler.

Ermeni terörizmi konusunda tarih göz ardı edilemez. Ermeni terörünün sebebi ve yegâne çözümü tarihte yatar. Ermeni terörizminin kökü, saptırılmış bir tarihî görüşe dayanır ki, Ermeni terörizminin yenilmesi için bu görüşün yıkılması şarttır. Ben bu durumda terörizmle mücadelede pek kullanılmayan bir yöntem önereceğim: Tarihin incelenmesi…

Bugün yalnızca Ermeni teröristlerinin kendilerini haklı göstermek için tek dayanak tarihtir. Çünkü kurtarılacak kimse yoktur. Ermeni teröristlerinin gayesi geçmişte yapıldığına inandıkları hataların öcünü almaktır.

Ermeni terörizmini haklı gösterecek bir neden bulunduğu söylenemez. Sovyetler Birliği gibi Ermeni terörizmine destek sağlayan bazı ülkelerin Türkiye ve NATO’yu zayıflatmak açısından bazı çıkarları olabilir, ama Ermeniler bu terörden hiçbir kazanç elde edemez. Bölgenin bir zamanlar kendi vatanları olduğunu iddia etmeleri de dayanaksızdır. Bugün Sovyetler Birliği’nin dışında yaşayan Ermenilerin sayısı üç milyondan azdır; bunların da çok az kısmı yeni yaratılan bir Ermenistan’a göç edebilir. Aynı bölgede ise on milyonun üstünde Müslüman ve Türk yaşamaktadır. Bu durumda Ermeniler nüfusun ancak %10’unu teşkil edebilirler. On bir milyon Müslüman’ı yok edecek bir savaş dışında Anadolu’da bir Ermeni devleti hayaldir.

Ermeni teröristlerin, kendi halklarını baskıdan veya politik boyunduruktan kurtarıp onlara daha iyi bir hayat veya özgürlük sağlamak için savaştıkları da iddia edilemez. Çünkü kimse Türkiye’deki Ermenilerin politik bir baskı altında olduğuna ciddi bir şekilde inanmamaktadır. Zaten, teröristler de Türkiye’deki Ermeni vatandaşlarının isteyerek Türkiye Cumhuriyeti’nin bir parçası olmalarından dolayı onları gerçek Ermeni saymamaktadır. Eğer, Ermeni teröristleri gerçekten kardeşlerini politik baskıdan kurtarmak isteselerdi, saldırılarını Türkiye’ye değil, Rusya’ya yöneltirlerdi. Kısaca, Ermeni terörizminin gerçekleşebilir bir politik anacı olmadığı gayet açıktır. Erzurum’a veya Harput’a geri dönmek soyut, politik laflar ve velveleden arındırılınca, Ermeni terörizmi bir intikam isteğinin ürünüdür…

Ermeni sorunu, çok nadir olarak yarı gerçekler ve saptırmalar olmadan yazılmaktadır. ABD ve Batı Avrupa’da bir yapma tarih rüzgârı esmektedir Ermeni sözcüleri Nazi Almanyası’ndaki soykırımın (Holocaust) acılarını hiçbir zaman unutmamaya niyetli bir grupla dayanışmaya girmiş ve Ermenilerin yaşadığı olaylar bir Yahudi soykırımı ön provası olarak gösterilmeye başlanmıştır.

Televizyon gösterileri ve gazete makaleleri, bu efsaneyi tekrarlayışı güçlendirmekte Avrupalı ve Amerikalılar da gerçeği hiç duymadıklarından buna kolayca inanmaktadırlar. Yeni kuşak Ermeniler, ilerde onları teröre sürükleyecek hikâyeler öğrenmektedirler.

Çıkarılacak sonuç açıktır: Suskunluk işe yaramamaktadır. Eğer aksi ispatlanmazsa, tarihî yalancılar kendilerini sürdüreceklerdir.”

İşte susmayan, gerçeği, Ermeni zulüm ve vahşeti ile Ermenilerin Türklere uyguladığı soykırımı anlatan son kitaplardan biri, Mehmet DAĞISTANLI’nın yazdığı tarihî belgesel özellikte olan YANIK DERE ERZURUM adlı romandır.[3] (Bilgeoğuz yayınları, İstanbul 2012, 704 sayfa, 13.5×21 ebadında, enso kağıda siyah beyaz basılmış, Amerikan ciltli)

Erzurum’a iki defa gittim. Her iki gidişim de kış mevsimine rastlamıştı. Türkiye’de Doğu Anadolu’nun kalesi olan bu şehri, Erzurum Kongresi’yle ve soğuğu ile hatırlarım. Palandöken eteklerinde Abdurrahman Gazi’nin mekânını soğuk bir kış günü ziyaret edişim Taşhan’dan Oltu işi tespihlere ve Çifte Minareli Cami ve Medrese’ye hayran kalmam hiç unutamadığım anılarımdandır. Bu şehri, Dağıstanlı’nın bu eseriyle daha iyi tanıdım.

“Erzurum sabırlıydı, sakin, ağır yaratılışlıydı. Özü içindeydi. İçini görmeyen yanlış karar verebilirdi. Yürekleri bağlıydı dostluğa, vefaya. Onu diğerlerinden farklı kılan da işte bu özelliğiydi. Burası Anadolu’nun fedakar insanlarının yaşadığı Erzurum’du. Burada her an her şey olabilirdi. Erzurumlu biz varız diyorsa bir bildiği vardı elbette. Yani Erzurumlu daha ölmemiş, ayaktaydı.” (s. 75)

Dağıstanlı’nın kitabını okumak çok zor. Sağlam bir sinir yapısına sahip olmanız, sabırlı olmanız, tahammüllü olmanız gerekiyor. Romanın adındaki yanık kelimesi zaten sinirlerinizi germeye, yakanlara lanet etmeye yeterli. Ama Yanık Dere bir hakikat.

Portekiz Lizbon Büyükelçisi Yurtsev Mıhçıoğlu’nun eşi Cahide Mıhçıoğlu (eşimin akrabasıdır) Ermeni vahşet örgütü Asala tarafından şehit edilince (Allah bütün şehit diplomatlarımıza rahmet eylesin) Ermenilerin Türklerle ne derdi var diye merak ederek Türk-Ermeni münasebetlerini inceleyip birçok kitap okudum. Hiçbiri bu roman kadar bana tesir etmemişti.

Kitabın ön kapağı üzerinde Genelkurmay arşivinde[4] “Subatan köyünde Ermeniler tarafından 25 Nisan 1334 (1918) tarihinde öldürülen masum ve savunmasız Türk kadın ve çocukları ile hamile kadınların rahimlerinden yarılarak çıkarılan bebekleri; Ermenilerin asılsız soykırım iddialarına destek veren ülkelerin komu oylarına ithaf olunur!..” sözleriyle yer alan vahşetin, katliamın resmi var. Bu resim, Azerbaycan Türklerinin yurdu olan Hocalı’da işlenen cinayet ve vahşeti yaşayan Ermeni gazeteci Daud Kheriyan’ın şu sözlerini hatırlattı:[5]

“Haçın Hatırı İçin”

Gaflan denen ve ölülerin yakılmasıyla görevli Ermeni grup, Hocalı’nın 1 kilometre batısında bir yere 2 Mart günü 100 Azeri ölüsünü getirip yığdı. Son kamyonda 10 yaşında bir kız çocuğu gördüm. Başından ve elinden yaralıydı. Yüzü morarmıştı. Soğuğa, açlığa ve yaralara rağmen hala yaşıyordu. Çok az nefes alabiliyordu. Gözlerini ölüm korkusu sarmıştı. O sırada Tigranyan isimli bir asker onu tuttuğu gibi öteki cesetlerin üstüne fırlattı. Sonra tüm cesetleri yaktılar. Bana sanki yanmakta olan ölü bedenlerin arasından bir çığlık işittim gibi geldi. Yapabileceğim bir şey yoktu. Ben Şuşa’ya döndüm. Onlar Haç’ın hatırı için savaşa devam ettiler.”

Türk’e karşı dünkü Ermeni ile bugünkü Ermeni aynı. Pek değişiklik yok.

Yazar Mehmet DAĞISTANLI kendisini şöyle tanıtıyor:

“1953 yılında Erzurum’da doğdu. Kazım Karabekir Öğretmen Okulu’nu bitirip Diyarbakır’da öğretmenliğe başladı. Askerlik görevini Doğubeyazıt’ta tamamladı. İstanbul-Üsküdar Örnek Lisesine tayin olundu. Kandilli Kız Lisesi’nde öğretmenliğime devam ederken, Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. Kadıköy Kız Lisesi’nde çalıştı, bir süre yöneticilik yaptı ve emekli oldu. Katıldığı sosyal etkinliklerden teşekkür ödülü, ‘Yılın Öğretmeni’ seçilerek maaşla ödüllendirildi. Teftişler neticesinde teşekkür aldı. Özel okullarda çalıştı. ‘Anadolu Liselerine Hazırlık’, ‘Okullarda Anma ve Kutlama Günleri’ , ‘Masalistan’, ‘Masal Bahçesi’, ‘İz Bırakan Hikâyeler’, ‘Öykü Demeti’, ‘Yaşamdan Öyküler’, ‘Şiirle Yolculuk’ kitapları ve ‘Yanık Dere-Erzurum’ romanı yayınlandı. ‘Bir Hizmetçi Aranıyor’, ‘Büyük Ana’ ve ‘Sessiz Haykırış’ tiyatro oyunları çeşitli sahnelerde sergilendi. Bestelenen ve ödül alan şiirleri var. İstanbul Büyük Şehir Belediyesince hazırlanan Fethin 550. Yılında ‘İstanbul Yazıları ve Şiirleri’ Antolojisi’nde şiirlerine yer verildi. Öğretmenler arasında yapılan bir anı yarışmasında ödül aldı. Yayınlanan kitaplarımın tüm resimlerini kendisi yaptı. Yurt içinde muhtelif karma resim sergilerine ve uluslararası ‘Atatürk Portresi’ yarışmasına katıldı. Türk Dili’nin Dünyaca ünlü unutulmaz eseri Kaşgarlı Mahmut’un başyapıtı ‘Divan ü Lügati’t Türk’ adlı eserin yazılışını ve tesadüfen bulunuşunun senaryosunu yazdı.”

Romanda bahsi geçen Hamşioğulları sülalesi, kitabın yazarı Mehmet Dağıstanlı’nın soyu, sopu, ailesi olması lazım. Çünkü böyle, neredeyse sabır taşının çatlayacağı bir kitabı ancak Türkoğlu Türk yazabilir. “Bu ailenin geçmişi ta Uygur Türklerine dayanmaktaydı. Dağıstan’a kadar gelmiş, Kafkasya bölgesine dağılmış Artvin, Erzurum ve Kars bölgelerinde efsanevi kahramanlık örnekleri sergilemiş, geniş ve soylu bir aile idi. Hamşioğulları soyu, toprağı yatak, taşı yastık, yaprağı yorgan kabul eden bir aileydi.”

Roman;

“1914-1918 Erzurum’un işgali yıllarında eli kanlı silahlı Ermeni çetelerinin katlettiği masum Erzurumluların anısına…

1915 Tehciri sırasında yollarda ölen masum Ermenilerin anısına… ithaf edilmiş.

Kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısı şöyle: “Yanık Dere, Erzurum’un doğusunda Aziziye Tabyaları’nın batısında, Tabya ile şehir arasında Palandöken dağlarından süzülerek akan suyu şehre getiren ince, sıradan bir dereydi. Benim çocukluğumun geçtiği yerlere yakındı burası. İlkokul yıllarında sevgili öğretmenlerim bizi derenin bulunduğu yere götürüp, “işte burası Yanık Dere’dir” dediler. Anlattılar neden Yanık Dere olduğunu; ama bir şey anlamadık o yıllar. Fakat içimde, hafızamda hep bir yanık dere kalmıştı, ne olduğunu tam bilmeden. Hafızamda bir de Mahallebaşı semtinde Fransız Hastanesi kalmıştı. O da ilkokulu okuduğum Mahallebaşında hemen okulumuzun arkasındaydı. Üç katlı, yıkık, yer yer yanık izleri olan ve sadece duvarları ayakta kalan bir harabe taş bir bina. Sonra nenemin kardeşinin Ermeni askerlerince sandıkta süngülenişi anlatılırdı çocukluğumda. Çocukluğumda o eve her gidişimde o sandığı görürdüm…Sonra duyduklarım ve okuduklarım; on bir kişinin idamı, Gürcükapısı’nda Seyidov ve Belediye Başkanının katledilmesi . Emirzikliler; evlere, odalara ahırlara doldurularak katledilen insanlar… Bütün bunlar beni tekrar Yanık Dere’ye götürdü. Ermeni askerlerin türlü bahanelerle şehirden topladıkları Erzurumluları bu dereye götürüp kurşunladıklarını, kimilerini sırt sırta bağlayıp kurşunla ya da süngüyle öldürdüklerini, bununla da yetinmeyip üzerlerine gaz dökerek yaktıklarını, dereden günlerce su yerine kanın aktığını tespit ettim onlarca eser ve anılar arasından. Yanık Dere, Erzurum için çok önemli yermiş meğer. Bunu çok geç anladık; ama iş işten geçti artık. Sonra bir şey daha öğrendim içimi sızlatan:

Tehcir sırasında Erzurum’dan yola çıkan Ermenilerin yollarda ölüme gidişleri…”

704 sayfalık kitap 28 bölüm halinde yazılmış. Bölüm başlıkları kitabın içeriğini tanıtmaya yeterli: Bölüm başlıkları şöyle: Horasan 1914, Ermeni Kurultayı, Sarıkamış Harekatı 1914, Pasinler, Çiftlik Baskını, Seferberlik 3 Ağustos 1914, Talat Paşa’nın Toplantısı 27 Mayıs 1915, Tehcir-Sivas, Selimoğlu Sabri, Albayrak Gazetesi 1915, Tehcir Musul’a, Vali Tahsin Bey, Hasta Sevki-1915, Tehcir–Adana, Tehcir–Halep, Ermeni Toplantısı, Lolanlı Mamo, Ruslar Erzurum’da 1916, Baskınlar, Göç, İdamlar 1917, Mahmut Bey’in Esareti, Ruslar Çekiliyor, Ermeniler Erzurum Sokaklarında, YANIK DERE, Kurtuluş, Erzurum 1930. Amerikalılar Erzurum’da. En uzun bölüm Yanık Dere adlı bölüm.

Osmanlı’nın Millet-i Sadıkası Ermeniler: “Ermeniler ki Osmanlı onlara millet-i sadıka diyordu. Kendi insanından ayırt etmiyordu. Sınırsız hak ve özgürlükleri vardı. Her şeyden önce savaştan muaftılar. Askere gitmiyorlardı. Savaşta ölen yaralanan Türklerdi. Çanakkale’de, Galiçya’da, Kafkasya’da, Şark vilayetlerinin savunmasında binlerce Türk evladı şehit olmuştu. Tükler çalıştıkları iş yerlerinden ayrılıp askere gidip şehit oldukça yerlerini Ermeniler alıyordu. Çünkü devletin işlerinin yürümesi lazımdı. Bu işlere savaştan muaf olan Ermeniler çağırılıyordu. Bütün bunlara rağmen Osmanlı en üst rütbelere Ermeni vatandaşlarını getirmekte bir sakınca görmemişti…”(s. 49)

Dadaşlar onlara ne yaptı ki Ermenilere böyle acımasız oldular: Dadaşlık ve anlamı… “Bu ne acayip millet, Kendine silah çeken bir tebaaya bağlı bir grubu canından çok koruyor. Bunu Türklerden başka kim yapar acaba?”

“Ne ilginç değil mi, Garp cephesinde Türklerle Ermeniler omuz omuza çarpışıyor, Şark cephesinde Türklerle Ermeniler karşı karşıya savaşıyor…”s. 319

Millet-i sadıka kışkırtıldı: Katliamlar kendiliğinden olmadı. Ermeni halkı kışkırtıldı. İngiliz savaş bakanı Lord Kitchener açıkça ‘Türkleri yok edinceye kadar savaşacağız’ diyordu. Türkleri yok etmek için Ermeniler lazımdı İngilizlere. (s. 81)

1914 Temmuzunda Erzurum’da Talat Paşa’nın izniyle toplanan VIII. Ermeni Kurultayı’nda, Osmanlı, Ruslarla savaşırsa Rusların yanında yer alma kendi topraklarına sahip olma gibi düşüncelerin temeli atılır. Papaz Avram’ın sözleri Ermenilerin niyetlerini açıklamaktadır: “Tanrıma bize bahşettiği bu günler için teşekkür ediyorum. Ermeni İhtilal Komiteleri Birlikleri toplantısı için buraya geldik.” Vali Tahsin Bey Ermenilere “Yani siz diyorsunuz ki Osmanlı Hükümeti ayağını denk alsın; Ermeniler kendi milli emellerine yeniden sahip çıkacak ve kendi devletlerini kuracaktır. Osmanlı Hükümeti’nin teklifini reddediyoruz.” Ermeni Milletvekili Viremyan, Vali Tahsin Bey’in yanından zafer kazanmış bir komutan gibi çıktı ve gitti.”

1915 yılının Ocak ayında Osmanlı Ordusu yaklaşık altmış bin askerini şehit, Rus ordusu kırk bin askerini kaybettiği Sarıkamış harekatı Osmanlı için hüsranla bitmişti.

Anadolu’ya giden içlerinde Şevket Süreyya Aydemir, Hüseyin Avni Ulaş gönüllüler grubunun Anadolu ve savaş hakkındaki düşünceleri ve görüşleri de anlatılıyor.

Savaş niçin oluyordu? Bazı güçlü devletlerin topraklarına yeni topraklar katması için savaş oluyordu ki o topraklara bu ülkelerin ağızlarının suyu akıyordu. Toprakların sahibi Osmanlı Devleti olduğuna göre bu coğrafya Osmanlı’nın elinden alınmalıydı… Bütün bunlardan daha önemli olan bir istek daha vardı ki o da bu toprakların petrol ve su kaynakları yönünden olağanüstü değerde olmasıydı. (s.192)

Selanikli Yarbay Mustafa isimli bir kumandan savaşın vatan savunması gibi önemli bir sebebin dışında yapılması cinayettir diyormuş….

Türklerle ve Ruslar arasındaki Yeniköy civarındaki savaşta bir ara ateş kesilip her iki tarafta ölen ve şehit olanları tespit ederken Kastamonulu er Refik ölüler arasında bir Rus’a ait cüzdan bulur. İçinde resimler ve mektuplar vardır. Ruslara verirler. Üç Rus bir çanta getirip teslim ederler. Çantada bulunan bir mektup üç yıldır savaş meydanlarında olan şehidin mektubunu Ruslarda dahil herkes dinler:

7 Teşrin-i evvel 1329

Evvela Hazreti zul celal Mevla’nın bana bir asker babası olmayı nasip etmesine şükrederek, asakir-i Muhammediye ocağı bilerek vazife yaptığın o şerefli ocakta memleketimiz için, bayrağımız için, bu ebedi Türk topraklarının muhafazası için ölmeyi bile göze alıp, toprağın kara bağrına girmeyi hiçe sayıp şehitlik mertebesine yükselmeyi belki de kardeşlerinden, benden önce kucaklaşmayı düşünmeni kıskanarak mektubuma başlkamak isterim benim iki gözümün nuru oğlum.

Neyidim, neyidim

Düşman sefil idi ben neyidim?

Moskof toprağıma girmiş

Oğul ben şimdi neydim?

Hatırladın değil mi oğul ta 93 Harbinde söylenirdi bu mani! Moskof toprağımıza girmiş ama oğul, çıkacağı günler yakındır, bunu unutmayın. Hazreti zul celal sizleri yalnız bırakmaz. Yüreğinizi ferah tutun. Bir gün tekrar köyüne geldiğinde kendi ellerinle yetiştirdiğin kavaklar da büyüdü, gögercinlerin çoğaldı, yüzüğünü taktığın avrtadın, anan, bacın yolunu gözler. Amma oğul en ilk evvel düşmanı memleketimizden defetmeniz lazımç Fahrıkainat efendimizin duası üzerinize olsun. Anan gözlerinden hasretle öper. Bacın Seher ellerinden öper, avradın Bahar selam eder.

Baban

İhsan oğlu Selim

Bu mektup

Annem beni yetiştirdi…

Sütüm sana helal olmaz saldırmazsan düşmana..

türküleriyle, marşlarla askere yollayan Türk anaları, babaları ve evlatlarının duygularının tercümanıdır.

Çiftlik Baskını (Erzurum’un eşrafından Mahmut Bey’in çiftliği) ile ilk Ermeni tedhişi başlar. Erzurum’u savunan ve ordunun Kazaz’a çekilmesini temin için şehirden ayrılan gönüllüler gittikten sonra aynı şehirde yaşayan Ermenilerden “Murat (Sivaslı), Gragos, Bedros, Sempat, Nezir, Vartan, Nazar, Garin, Mazmanof (bunlar Erzurumlu) hepsi bu şehrin insanlarıydı, bu şehrin sokaklarında dolaşmışlar, bu topraklarda karınlarını doyurmuşlar, Türklerle yan yana komşuluk etmişlerdi. Bu toprakların gördüğü en zalim ve acımasız insanlardı.

-Vay vay, vay… Gökte ararken yerde bulduk. Demek sen Mahmut Bey’in hanımısın!

Mazmanof, Zühre Hanım’ı kolundan tuttu ve kendisine çekti Zühre adamı iterken Gökhan yakasına sarıldı ve çok sert bir yumruk attı adamın yüzüne. Çeteci sendeledi ve yere düştü. Ne olduysa o anda oldu. Atlılar tarafından atılan mermi Gökhan’a isabet edince yere düşen Gökhan’a kardeşleri müdahale etmek istedi. Ayhanım babasının silahlarından almak için eve koştu ve odaya girdi…Atlılar öldürdükleri insanların üzerinden defalarca geçtiler. Konaktan en son çıkan Bedros’tu. Elinin tersiyle ağzını sildi ve daha bağlamadığı kemerini bağladı, üstünü başını düzeltti. Konağa herkesi doldurup konağı ateşe verdiler ve cayır cayır yaktılar. Hiç kimse beklemiyordu böyle bir saldırıyı. Onlarca insanın suçsuz günahsız insanın katledilmesi affedilir gibi değildi. Savaş meydanlarda yapılıyordu ve savaşı yapanlar da askerlerdi.”

Türk hukukunda, devlete isyan edenlerin cezası ölümdür. Osmanlı Devleti kendi, güvenliği için tedbir aldı. Bunlardan bir tanesi isyan bölgelerinde oturan ve isyana karışan halk memleketin başka yerlerine sevk ve iskan edilecekti. Yani tehcir. Osmanlı kendisine isyan eden millet-i sadıkasının yerleşim yerini değiştirmelerine karar vererek aslında Ermenilere taviz bile vermiştir.

Osmanlı idaresi tehcirde Ermenilerin zarar görmemesi için bütün tedbirleri almıştır. Kitapta bu tedbirlerle ilgili telgraflar, tamimler ve emirleri gösteren belgeler de bulunmaktadır. (s: 225):

Tehcir hikayelerinden bazıları:

Eserde Tehcir-Sivas, Tehcir Musul’a, Tehcir–Adana, Tehcir–Halep adlı bölümlerde mecburi iskana tabi tutulan Ermenilerin yolculuk sırasındaki serüvenleri anlatılıyor.

“Ama bu bir bedeldi,. Bunu Ermeni Cemaati önceden düşünmeliydi, tahmin edebilmeliydi. Akil Ermeniler cemaatlerindeki komitelere katılan isyankar Ermeniler’i ikaz etmeliydiler…”

Sivas’a bir tehcir hikayesi: 235 kişi 15 günde Erzincan’a gelir. 40 kişilik silahlı koruyucu müfreze vardır. Trenle, otobüsle, getirmek mümkün değil. 5 gruba ayrılırlar Her grup 47 kişidir. İkinci grup görevlileriyle beraber tifodan ölür. Üçüncü grubu eşkiyalar soyar ve yarısını öldürürler. 47 kişiden 10 kişi kalmıştır, soyulmuşlardır.

“Türkler bu bölgelere egemen onların toprakları, buralar” diye konuşur Ermeniler.

Tehcir Musul’a: Erzurum’dan Muş yoluyla Musul tehciri: 150 kişilik kafileye yolda eşkiyalar saldırır. Eşkiyaların öldürdüğü Derun’un intikamını karısı Peruz köylü bir Türk kızının yardımıyla alır. İsyan eden göç kafilesine tedbirleri anlatan resmi yazıların okunur.

Osmanlı yed-i düvelle savaşmaktadır. Onlarca cephede askerleri vardır. İçeride de Ermeniler, Türkün en büyük düşmanı durumundadır. Buna örnek olarak kitapta Erzurum’dan Erzincan’a yapılan Türk hastaların sevki hikayesi çok acıdır:

Hasta Sevki -1915: Rus işgalinden çekinildiği için Erzurum’dan hastanelerdeki on sekiz bin hasta yaya olarak veya kağnılarla, arabalarla kırk günlük yolculuk sonunda Erzincan’a nakledilir. Altı bin hasta yolda ölür. İp gibi sıra halinde, Şubat ayı başında doktorların kararı ile. Dünya kurulalıdan beri tarihin hiçbir döneminde 18 bin hasta ve yaralı bir aylık yolu bu şartlarda yürümemişti. Acaba tarih böyle bir sevkiyatı yazmış mıdır? Ufuk çizgisinin kaybolduğu bembeyaz karla örtülü ovada on sekiz bin insan sıra halinde ip gibi dizilmiş yürüyordu. Sebep neydi? Hastalık ve düşman. Salgın hastalık, kızıl, kızamık, tifo, tifüs, kolera, dizanteri, çiçek, yılancık, lekeli humma, ince hastalık “verem adının yaygınlığından ve ürkütücülüğünden olacak ki bu adı kullanmak istemeyen ahali kendince bu adı koymuştu”. Bit salgını. gıdasızlık, kirlilik, ilaçsızlık, soğuk hastaları mahvetmektedir.. (sayfa 263….)

Romanda Ermenilerin Erzurum’da astıkları Türk kabadayılarından biri Selimoğlu Sabri, bir Türk demircisidir. Demirci “…kimi zaman Şamdan, kimi zaman Hint ve Orta Asya’dan getirilen demir tozları, toza karıştırılan ham ufak metal parçaları ya da özellikle Türkmenistan’daki Merv ve Özbekistan’daki Fergana vadisinden tacirlerin kervanlarla pota çeliğini getirmeleri işin ne kadar zor olduğunu gösteriyordu…Çeliğin semahı…Su verme safhası.. sertliği.

Selimoğlu kılıç yapıyordu ama Osmanlının Frenk ülkelerine açılmasıyla birlikte artık kendi kılıcını bırakır olmuştu. Buna asrileşme demişti Dersadettekiler. Kılığı, kıyafeti, yaşayışı, eğlencesi, ordusu, silahı hep Frenk tarzında olmuştu. Hal böyle olunca Orta Asya’dan itibaren beline bağladığı kılıcı terk etti. Osmanlı, Frenk tarzı kılıç takmaya başladı. Bellerine Frank tarzı kılıç takmayı yahut binlerce yıllık gelenekleri değiştirmeyi Çinliler yapmadı, Araplar, Acemler yapmadı, hatta her seferinde meydanlarda Osmanlıya yenilen Frenk ülkeleri asırlardır bellerine taktıkları kılıçları değiştirip Osmanlı kılıcı takmadı; ama Osmanlı binlerce yıllık geleneğini üstelik kılıcı ilk imal eden millet olarak, geleneğini değiştirdi ve beline ne olduğu belli olmayan kılıca benzeyen bir süs kılıcı takar oldu.”

Erzurum kurtulunca Selimoğlu’nu asanlar ve katliam yapanların bir kısmı mahkeme kararıyla Erzurum’da asılırlar.

Lolanlı Mamo’da Türkistan’dan Lu-lan kasabasından gelen bir Türkmen beyidir. Türklere adamlarıyla yardım eder.

Ruslar Erzurum’da 1916: Grandük Nikola komutasındaki Rus ordusunun büyük şaşaa ve haşmetle Erzurum’a girişi, ve şehri törenle teslim alışı anlatılır. 26 şubat 1916 altmış binden 15 bine düşmüş şehirdir Erzurum. Ezanı sustururlar. Guardiyan muhabirinin değerlendirmesi şu şekildedir:[6] “Şimdiye kadar zapt edilemez olarak görülen bu büyük kalenin zaptı, bütün bir kıtada büyük bir heyecana sebep oldu… Erzurum’un işgali İtilafların Asya’da ilk büyük başarısıydı…Rusya’nın Erzurum’da patlayan silahları Avrupalılara şöyle sesleniyordu: Siz Avrupa’da ne olursanız olun, Asya’nın efendisi olamayacaksınız.”

Papaz Avram Efendi: “Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak mümkün değildir. Çünkü Türklerin dini İslam’dır. Çok sabırlı ve mücadeleci insanlardır. Türkler zekidirler ve kendilerini müspet yola sevk ve idare edecek liderlere sahip oldukları müddetçe de çalışkandırlar. Gayet kanaatkâr ve ananelerine bağlıdırlar. Türklerde evvela itaat duygusunu kırmak, manevi bağlarını parçalamak, dini sağlamlıklarını zayıflatmak lazımdır. Bunun da en kısa yolu milli geleneklerine ve manevi değerlerine uymayan harici fikirler ve hareketlere alıştırmaktır.”

Kitabın daha sonraki bölümlerinde Erzurum Ruslar tarafından işgal edilince çeşitli bahanelerle Ermeni ve Rus baskınları, vahşice öldürme ve tecavüz olayları görülünce bıkan Erzurum halkının bir kısmının şehri terk etmesi, yakalanan bazı Türk mukavemetçilerinin meydanda asılması, Azerbaycan Türkü Rus Milletvekili Seyidov’un Erzurumlulara yardım etmesi, Türk milis kuvvetlerinin kurulmaya başlaması, romanın baş kahramanlarından, daha evvel çiftliği basılarak eşi ve iki çocuğu katledilen Mahmut Bey’in harika bir planla esaretten kurtarılması, Mahmut Bey’in sağ kalan tek kızının bu olayları inceleyecek ve dünyaya duyuracak şekilde yetişmesi, Rusya’da Bolşevik ihtilali olduktan sonra Rusların defolup gitmesi, Ermenilerin, Ermeni asıllı Rus Generali Antranik’in Erzurum sokaklarında Ruslarla birlikte eşi benzeri görülmemiş katliamlara ve tecavüzlere girişmesi anlatılır.

Roma adını veren 25 bölüm Yanık Dere 1918: Kurşunlanarak birbirinin üzerine düşen sivillerin cesetlerinin bulunduğu dere. Kendi kazdıkları mezarın önünde vurulan Erzurumlular, “-ne duruyorsunuz aptallar, kazın diyorum size!.. Çukurdan bir inleme sesi geldi. Yerde bir kıpırdanma oldu. Önce kanlı bir kol çıktı ortaya. Koldan sonra kanlar içinde kalmış bir baş göründü. Bu gözünün üstüne dipçiği yiyerek çukura düşen altmış yaşlarındaki çiftçinin oğluydu.” Nişanlı kızlara tecavüz eden Ermeni kumandanlar ve onları tırnaklarıyla öldüren kadın ve kızlarımız.

Romanda Ermenilerin ve savaştaki namertliği de anlatılır. “Savaş göğüs göğse yapılırdı. Mertçe, erkekçe yapılırdı, Böyle rezil bir savaş olur muydu?”

Ermeniler şehri terk ederken önce beş yaşına kadar, daha sonraki karala iki yaşına kadar olan bütün Türkleri öldürmek ve şehri tamamıyla yakmak kararındalar. Bu kararın belgeleri kitapta mevcuttur:

Kurtuluş: “Karar, geçmişte her ne kadar 5 yaşına kadar olanların yok edilmesine karar verilmiş ise de bu beş yaşındaki çocukların nüfus itibariyle ehemmiyeti göz önünde bulunmaları ve ileride mensup oldukları milleti hatırlatarak gelecekte Ermeni milleti için bir tehlike teşkil etmesi muhtemel bulunduğundan iki yaşına kadar olanların imha edilmesine müttefikan karar verildi.”

Reis: Hanzarlı Murat

Kolordu Kumandanı : Bünyamin

-İki yaş dedi yüzbaşı. Bu demektir ki Türklerin soyunu kurutun!

Erzurum’u terk ederken Ermeniler gördüklerdi Türkü öldürür ve şehri yakarak terk edeceklerdir.

-Doktor, dedi Antranik, şu ovaya bakıyor musun? Türkler Kiremitlik Tabyası’nı da geçmiş durumda. Korkarım yarın şehre girerler. Kazım (Kazım Karabekir) dediğini yaptı ve şehrin kapılarına dayandı. Artık onu hiç kimse durduramaz. Yapacağımız tek şey var: Askerleri toplamak ve şehri terk etmek! Haydi yüzbaşı gidiyoruz!”

Şehir kurtulur, ama bu kurtuluş bitkin bir kurtuluştur. Ermeni çeteciler yakalanır ve Belediyecileri astıkları yerde adil yargılama sonucu idam edilirler.

Şehre yeniden dönüş başlar. Bazı insanlar şuurlarını kaybederler. Bunlardan biri olan, babası eşi ve çocukları katledilen ‘kendi Rusya’ya Nargen Adası’na esir olarak gönderilen Berrin’in dönüşü, acı hayat hikayesi ve ölümü çok acıdır. Bu arada namusa ve ırza dokunmayan, haksızlığa karşı gelen eşkya Şeyho gibileri de çoğalmıştır.

Romanın sonunda, romanın baş kahramanlarından Mahmut Bey’in çiftlik baskınından mucize eseri kurtulabilen ve daha sonra Kandilli Kız Lisesinde okuyup Amerika’da tahsilini bitirmiş olan Amerika’da kızı Ayhanım, Ermenilerin yaptıklarını tasvip etmeyen Ermeni kız arkadaşı Hayganuş (Hayganuş tehcir sırasında kocasını eşkiyaların öldürdüğü, öldüren eşkiyaları arayıp bulan ve kocasının intikamını alan Piruz isimli bir Ermeni kadının kızıdır.) ile birlikte Erzurum’a gelerek yakılmış, yıkılmış mezalim görmüş, soyu kurutulmaya çalışmış bu şehri babası Mahmut Bey’le gezerler ve mezalimi tanıtan yazılar hazırlarlar.

“Yine bir gece sıra sıra insanların götürüldüğünü, Erzurum’un boşaltıldığını bir derede toplandıklarını, üst üste yatırılıp üstlerine toprak attıklarını gördüm rüyamda. Bu bizim Yanık Dere’ydi. Yüzlerce insan Yanık Dere2de kurşunlandı, , süngülendi ve yakıldı. Dereden günlerce su yerine kan aktı. Bu Erzurum’un bittiği gündü. Hiçbir kitap böyle bir katliamı izah edemez. Hiçbir dünyalı, çoluğun çocuğun, masum insanların böyle öldürülmesini açıklayamaz.

Orası Erzurum’un hem geçmişi hem geleceğidir. Yanık Dere’yi unutursanız hafızanızı kayberdersiniz. (s.704)

Sonuç olarak romanda

1. Doğu Anadolu’nun Ermeni yurdu olmadığı,

2. Türkler, Selçuklular ve Osmanlılar ile başlayarak Ermeni topraklarını Ermenilerden zorla almadıkları ve işgal etmedikleri,

3. Türkler hiçbir tarihte hiçbir zaman Ermenilere baskı ve zulüm yapmadıkları,

4. Türkler. Ermenileri 1890’lardan itibaren katletmedikleri,

5. Türkler Ermenileri 1915’de planlı ve sistemli bir soykırıma tabi tutmadıkları,

6. Talat Paşa’nın, soykırımı emreden gizli telgrafı olmadığı,

7. Hayatlarını kaybeden Ermenilerin sayısı 1.5 milyon değil, üç yüz bin, Türk kayıpları ise bir milyon üç yüz bin civarında olduğu,

8. Sevr anlaşması geçerliliğini yitirdiği,

9. Türkler bugün de Türkiye’de Ermenileri baskı altında tutmadıkları”[7]

araştırma ve incelemelerle ortaya konduğu halde Ermenilerin hala Türk topraklarında gözleri olması, Ermeni Devleti başkanı Sarkisyan’ın “Ağrı dağını almak bundan sonraki Ermeni gençlerinin görevidir” mealinde laflar etmesi Türk milletinin iç ve dış düşmanlara karşı çok uyanık olmasını ve gerekli millî politikaları gütmesini icap ettirmektedir.

Bir şaheseri görmeden, bir musiki bestesini dinlemeden, bir romanı da tam olarak okumadan anlamak, haz, zevk ve ders almak mümkün değildir. 43 yıllık hocalığımda öğrencilerimden roman özeti istemedim, bütününü okumalarını istedim.

Mehmet DAĞISTANLI’nın son romanı YANIK DERE ERZURUM’u herkesin, bilhassa Türk gençlerinin hafızalarını kaybetmemeleri için okumaları gereklidir.

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Emekli, Yeni Türk Dili Anabilim Dalı, metinkaraors@yahoo.com

[2] Justin McCarethy, Ermeni Teorisinin İflası, Zehir ve Panzehir Olarak Tarih, Türk Metal Aylık Yayın Organı, Ekim 2000, 4,7.11. ss.

[3] Eğik yazılı satırların bir kısmı Yanık Dere Erzurum romanından alınmıştır.

[4] Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt ‘ATESE’ Başkanlığı Arşivi, Birinci Dünya Harbi Fotoğraf Koleksiyonu, Albüm Nu: 4, Fotograf Nu. 123

[5] Fort he Sake of Cros, www.iqkultursanat.com,

[6] Yanık Dere Erzurum, s. 387-388

[7] 9 Soru 9 Cevapta Ermeni Sorunu, Trabzon Aydınlar Ocağı yayınları, İstanbul 2011

http://aydinlarocagi.org/2012/07/ermeni ... e-erzurum/

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türklere Yapılan Katliamlar
İletiTarih: 25 Ağu 2013, 18:37 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Baltayla öldürdükleri bir Türk köylüsünün başında poz veren Yunan askerleri. (Türk Kurtuluş Savaşı, ATO Yayını, s.38)

Resim


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türklere Yapılan Katliamlar
İletiTarih: 28 Ağu 2013, 18:04 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
2009'daki olaylarda Uygur Türklerinin sokak ortasında Çin polisleri tarafından katledilmesi.

http://www.liveleak.com/view?i=37e_1322395235


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni bir konu gönderCevap gönder 11 sayfadan 9. sayfa   [ 157 ileti ]
Sayfaya git Önceki  1 ... 6, 7, 8, 9, 10, 11  Sonraki


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan SiyasiForum.net Siyasi Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. SiyasiForum.Net hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde dönüş yapacaktır. Forumumuz kesinlikle hiçbir şekilde parti, örgüt, kurum, kuruluş ve oluşumu desteklememektedir. Tüm Problemler ve Reklam İçin: İletişim Formu için tıklayınız.