Yazı boyutunu değiştir
Sistem saati: 16 Oca 2018, 16:44


Yeni bir konu gönderCevap gönder 2 sayfadan 1. sayfa   [ 29 ileti ]
Sayfaya git 1, 2  Sonraki
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Türk Ordusuna Karşı Yapılan Tezgahlar ve Düşmanlıklar
İletiTarih: 20 Haz 2012, 19:40 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan

Alıntı:
''Türk Ordusu’nu Kafesledik''

Utah Üniversitesi’nde konferans veren CIA’nın Türkiye uzmanı Henri Barkey, AB üzerinden yapılan derin operasyonu bu ifadeyle tanımladı.

Bu şoke edici sözler, TBMM’de 2003 yılında 1 Mart tezkeresinin reddedilmesinden 25 gün sonra Utah Üniversitesi’ndeki “Felaket ile Flört: Türkiye- Irak-ABD” adlı konferansta söylendi. Kürsüye çıkan Barkey, 3 Kasım’da ilk kez bir İslami partinin iktidara geldiğini hatırlatarak şöyle dedi:

Ordu ABD’ye güvenmiyor
Yaptığımız görüşmelerde bize, ’AB’ye girmek ve demokrasi istediklerini, bunu kendileri için bir rönesans olduğunu’ söylediler. Türk Ordusu ise ABD’ye güvenmiyordu. Irak’a ABD’den bağımsız girmek istediler. Avrupa Birliği adaylık sürecinde müzakereler yoluyla orduyu çok sıkı bir kafese kapattık.

“AKP ile anlaşarak TSK’yı kafesledik”

CIA ajanı Barkey, 1 Mart tezkeresinin reddinden sonra ABD’de verdiği konferansta, “AKP liderleriyle anlaşarak Türk Ordusu’nu kafeslediklerini” anlatmış.

Haber: Salim Yavaşoğlu
CIA’nın Türkiye uzmanı Henri Barkey’in, 2003’te 1 Mart tezkeresinin reddedilmesinden 25 gün sonra 26 Mart’ta Utah Üniversitesi’nde verdiği “Felaket ile Flört: Türkiye, Irak ve ABD” adlı konferansta, AKP lideriyle anlaşarak “Türk Ordusu’nu çok sıkı bir kafese kapattıklarını” söylediği ortaya çıktı. Barkey, AKP’nin, AB reformlarında ısrarlı tutumu ve ABD’nin Türkiye’ye gün vermesi için AB’ye baskı yapmasının “Türk Silahlı Kuvvetleri’ni kafesleme” planı olduğunu ifade ediyor.

“Felaket ile flört”
Barkey’in bu sözleri kullandığı dönemde Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda Orgeneral Hilmi Özkök oturuyordu. Konferanstan 3 ay sonra, 4 Temmuz 2003’te de K. Irak’ta Türk askerlerinin başına çuval geçirildi. İlerleyen yıllarda ise Ümraniye ve Balyoz gibi soruşturmalarla çok sayıda subay tutuklanarak adeta “kafes”leniyor. Konuşmasında, 1 Mart Tezkeresi’nin reddedilmesinden Türk Ordusu’nu sorumlu tutan Barkey, ABD’nin en büyük felaketinin Türk Ordusu’nun, “PKK terörü ve çıkacak karışıklıkta Türkmenleri korumak için” Kuzey Irak’a girmekte ısrar etmesi olduğunu, bu nedenle konuşmasının adını “Felaket ile Flört” koyduğunu anlatıyor. Barkey, tezkerenin reddiyle gerçekleşmeyen kuzey cephesinin sırf TSK’nın K. Irak’a girmesinin engellenmesi için düşünüldüğünü ifade ediyor.

Kızarlar ama unuturlar
Tezkerenin reddinden sonra TSK’nın “Ne olursa olsun ABD’den bağımsız olarak K. Irak’a girmek” tavrında ısrarlı tutumunu sürdürdüğünü kaydeden Barkey, bunun engellenmesi için “AB’nin Türkiye’ye müzakere tarihi vermesi gerektiğini, müzakere tarihinin en büyük yararının Türkiye’nin dikkatini Irak’tan uzaklaştırmak” olacağına parmak basıyor. Barkey bu sürecin AKP hükümeti eliyle yürütüleceğini, AB reformları ile TSK’nın kafese kapatılacağını anlatıyor. TSK’nın Irak’a girmesi engellenirse bunun ABD için en iyi senaryo olacağını belirten Barkey, Türklerin başta çok kızacağını sonradan unutup ilişkilerin derinleşerek devam edeceğini söylüyor. Barkey, AKP ile yürütülen bu planın gerçekleşmesinin 1 Mart tezkeresinin reddedilmesinden daha önemli olduğunu da vurguluyor. Barkey, “Türk Ordusu’nu çok sıkı bir kafese kapattıklarını” açıkça söylediği konferansta 1 Mart tezkeresi öncesinde yaşananlar hakkında da çarpıcı açıklamalar da yapıyor.

Türkiye’nin Kuzey Irak’a girmesini hiç istemedik!
Henri Barkey, Kuzey cephesinin açılmasına neden olacak 1 Mart tezkeresinin aslında Kuzey Irak’a girmekte ısrarlı olan Türk Ordusu’na karşı düşünülen bir önlem olduğunu da şöyle itiraf ediyor. “1 Mart tezkeresinin geçmemesinin tüm suçu Türk Ordusu’nda. Çünkü, İslamcı hükümet ile Türk Ordusu arasında çekişme vardı. Problemin önemli bir parçası Türk Ordusu’nun Amerika Birleşik Devletleri’ne güvenmemesiydi. Halbuki biz ’Bağımsız Kürdistanı’ desteklemiyorduk. İnanmadığımızı söylüyorduk. O yüzden bu konuşmanın adını ’Felaketle Flört’ koydum. Türk Ordusu, ABD’den bağımsız olarak Kuzey Irak’a girmek istiyordu. Ne olursa olsun! ABD’nin ise en son istediği şey buydu. Çünkü, Iraklı Kürtlerle Türk Ordusu arasında gerilim olacaktı. Zaten Kuzey cephesi bu tür sorunların ortaya çıkmaması için düşünülmüştü.”

Askerleri, “güç” olarak görmek istemiyorlardı
AKP’nin değişim söylemine inandığını belirten Barkey, iktidar partisini, “Askeri, güç olarak görmek istemeyen, sivilleşmeden yana ve merkez sağ olmak isteyen bir parti” olarak tanımlıyor. Barkey, 2002’de iktidara gelen AKP hükümeti ve lideriyle “Türk Ordusu’nu sıkı bir kafese kapatma” temaslarını ise şöyle anlatmış: “İlk kez bir İslami parti tek başına iktidara geldi. O güne kadar Türkler, AB’ye temkinli yaklaşıyordu. İlk kez ‘AB’ye girmek ve demokrasi istediklerini’ söylediler. İlk kez bir Türk hükümeti, ‘AB’ye girmek istiyoruz, onların kriterleri bizim için ölçü olur’ diyor. Bir İslamcı liderin rönesans terimini kullanması bana çok belirleyici geldi. Çünkü, AB’ye katılarak adaylık sürecinin Türkiye’yi daha fazla demokrat yapacağına inanıyorlar. Bu demokratikleşme süreci içinde biz orduyu çok sıkı bir kafese kapattık. Bundan sonra asker, eskiden olduğu gibi her 10 yılda bir müdahale edemeyecek. Keyfince hükümetleri değiştiremeyecek. AB’ye adaylık süreci Türkiye’yi daha demokratik bir ülke haline getirecek. Bu süreç Türk Ordusu’nun tutumuyla darbe yedi. Şunu söylemeliyim ki; Kuzey Irak’ta bir çatışma bu süreci zaafa uğratır ve geriletebilir. Eğer; biz bu Saddam’ı umut ettiğimiz kadar çabuk devirirsek, Türk Ordusu’nun Kuzey Irak’a girmesini engelleyebilirsek, 1 Mart tezkeresi 1 yıl içinde unutulur. Türk hükümeti de reformlar yolunda devam ederse ilişkilerimiz iyileşmeye devam eder. Gelecek için umutluyuz. Türk Ordusu, Kuzey Irak’a girmelerinin hakları olduğunu söylüyordu. Ancak Başkan Bush, Türklere ‘giremezsiniz’ dedi.”

http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/ha ... aber=68868



_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türk Ordusuna Karşı Yapılan Tezgahlar ve Düşmanlıklar
İletiTarih: 20 Haz 2012, 19:42 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
AKP'li Danışmandan şok itiraf: "Çok büyük, çok fahiş bir hata yaptık. Zaten Wolfowitz Türk ordusunu bizimkilerin teklifi üzerine cezalandırmaya karar verdi. Bu Tayyip Erdoğan ve Gül'le paylaşıldı, onlar da "olur" dediler."

Alıntı yapılan kitap: AKP İntihara Gidiyor
Yazar: Ahmet AKGÜL
Basım: İstanbul 2007
Alıntı yapılan sayfalar: 278, 279

İşte, BİR AKP'Lİ DANIŞMANIN İTİRAFLARI

"Kuzey Irak'ta, askerlerimizin başına çuval geçirmelerini ve Genel Kurmayı zor duruma düşürmelerini, Amerikalılara biz söyledik." AKP'yi kuranların ve kurduranların, özellikle Tayyip Erdoğan'ın özel bir önem verdiği danışmanlarından ve operatörlerinden biri ile yemekte karşılaştık. Tam bir panik havasındaydı. "Hayrola işleriniz iyi gitmiyor galiba!" dedim.

AKP'li Danışman: "Tezkere krizinde oldu ne olduysa, büyü o zaman bozuldu, beklediğimiz sonuç çıkmadı, sonrasını zaten biliyorsunuz."

AA: "Katılmıyorum, Edelman'ın YSK'ya ziyareti, Londra, Washington, New York, Dubai ve bazı şehirlerde daha AKP kurulmadan önce verilen sözler sonunuzu hazırladı. Devleti tanımadan, Anayasal organlardan ve milletten gerçek anlamda bir ‘olur' almadan küreyi yerinden oynatacak kararları alabileceğinizi sanmak çocukçaydı. Bu durum AKP'yi bitirdi."

AKP'li Danışman: "Hayır, bizi Özkök Paşa ve Paşalar bitirdi. Tezkere krizinde ne yapacağımızı bilemedik. Sorduk ne yapılmalı diye; "İktidar sizsiniz, karar almak sizin işiniz, biz kararı uygularız" dediler."

AA: "Ama zaten siz orduya sormadan informel olarak her türlü garantiyi vermiştiniz. Asıl hata o değil mi?"

AKP'li Danışman: "Tamam her türlü garantiyi ve tavizi verdik ama ABD'nin Doğu ve Güneydoğu'ya tam yerleşeceğini bilmiyorduk. Yani, ABD ve İngiltere Türkiye'yi işgal edeceklerdi, paniğe kapıldık."

AA: "Ama ABD'lilere bu garantinin AKP'nin kurulması aşamasında verdiniz."

AKP'li Danışman: "Evet, çok yanlış yaptık."

AA: "Peki o halde Özkök Paşa'nın ve Paşaların suçu ne?"

AKP'li Danışman: "Onlar diyebilirlerdi ki; "Tezkerenin çıkmasına karşıyız." Ancak asker kararı bize bıraktı!"

AA: "Normal, demokrasilerde zaten böyle olmaz mı?"

AKP'li Danışman: "Tamam da, tezkerenin faturasını sonunda AKP'ye kesti ABD'liler. Asker, "tezkereye karşıyız" deseydi, parti ile ABD değil, ABD ile TSK karşı karşıya gelecekti, biz yırtacaktık!?."

AA: "Özkök Paşa ve Paşalar size tezkere çıkarmayın demedi mi?"

AKP'li Danışman: "Hayır demedi ama cesaret edemedik!"

AA: "ABD, Türk askerlerinin başına çuval geçirdi ama ceza olarak?!"

AKP'li Danışman: "Yahu o olayı hiç sorma. O Wolfowitz'in halt yemesi. Bizimkiler (AKP'liler), "tezkerenin öcünü TSK'dan alalım" diye ona akıl vermiş!..."

AA: "Yoksa sizin danışman arkadaşlarınızdan biri ve İstanbul'da iki işadamı Wolfowitz'e asıl suçlu AKP değil, TSK demiş olmasın?! Çünkü Amerika'ya söz verdiği gibi AKP tezkereyi çıkaracaktı! TSK'yı cezalandırma teklifi, iki işadamı ve bir danışmandan gitmedi mi?"

AKP'li Danışman: "Çok büyük, çok fahiş bir hata yaptık zaten Wolfowitz Türk ordusunu bizimkilerin teklifi üzerine cezalandırmaya karar verdi."

AA: "Tek başına mı?"

AKP'li Danışman: "Yok canım, Tayyip Erdoğan ve ve Gül'le paylaşıldı, onlar da "olur" dediler."

AA: "Yani Wolfowitz'in, ABD'nin bu çokbilmiş danışmanının ve İstanbul'daki iki işadamının: "Türk ordusunu cezalandırma önerisine" Tayyip Erdoğan ve Gül ya da Eş Genel Başkanlar "Evet" mi
dedi?"

AKP'li Danışman: "Maalesef öyle!... Tayyip ile Gül'ün gezileri bu plana göre ayarlandı. O gün Tayyip Erdoğan Rize'de, Gül de Kayseri'de olacaktı. Çok ters bir şey olursa ikisi ABD'liler tarafından alınacaktı. Bu planı Wolfowitz hazırlamıştı."

AA: "Ne tür bir terslik bekliyordunuz?"

AKP'li Danışman: "Tayyip Erdoğan ve Gül'e yönelik askeri bir hareket olabilir diye düşündük."

AA: "Yani AKP üst yönetimi, AKP'nin yıldız danışmanı ve İstanbul'daki iki işadamı Türk askerlerinin başına çuval geçirileceğini biliyor muydu?"

AKP'li Danışman: "Evet tabi... Yanılmıyorsam bir de emekli bir Paşa biliyordu."

AA: "Hiçbir kimse çıkıp ta Tayyip ve Gül'e bunun sonuçlarının çok ağır olabileceğine ilişkin görüş bildirmedi mi?"

AKP'li Danışman: "Tezkerenin mecliste reddedilmesine çok kızmıştık. ABD Savunma Bakanı arkamızdaydı. Kendimizi çok güçlü hissediyorduk!"

AA: "Ordunun sessiz kalacağını mı düşündünüz?"

AKP'li Danışman: "Biz değil, Wolfowitz öyle düşündü. Türk askerlerinin başına çuval geçirilince, Genel Kurmay Başkanı Özkök ve diğer Kuvvet Komutanı Paşalar'ın, o günkü Harekat'ın nöbetçisi Büyükanıt'ın isifa edip emekli olacaklarını öngörmüştük. Eğer o gün paşalar istifa etseydi, bizim Genel Kurmay Başkanımız hazırdı..."

Kitabın yazarı Ahmet Akgül kimdir?

1949 doğumlu, inşaat ustası ve marangoz derviş Hacı Behzat Efendi'nin oğlu.Küçük yaşlardan itibaren Kur'an-ı Kerimi, tecvidi, Osmanlıca mızraklı ilmihali ve diğer temel dini bilgileri Hacı Dursun Efendi'den öğrenmiştir. Şu anda Medine'de hocalık yapan Hafız Mustafa Albayrak'tan Kur'an dersleri almıştır. Gülüşkür'de kaldığı 7 yıl boyunca bir nevi inziva hayatı yaşamış, Risale-i Nur üzerine o dönemler yoğunlaşmıştır. 1977 yılında hizmet ehli arkadaşlarının isteği ile Akıncılar teşkilatını yeniden kurmak üzere Elazığ'a taşınmıştır. 1995 RP Adana milletvekili adayı olarak seçimlere katılmış, iki sene sonra da emekliye ayrılmıştır. Araştırmacı Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci Ahmet Akgül, Milli Görüş'ün temel taşlarından birisidir.

http://www.etikhaber.com/content/view/37445/77


_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türk Ordusuna Karşı Yapılan Tezgahlar ve Düşmanlıklar
İletiTarih: 20 Haz 2012, 19:45 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
“Sayın Mustafa Mutlu

Uzun zamandır yazılarınızı büyük bir beğeni ile takip ediyorum. Sizin gibi kalemini, beynini satmamış gazetecilerimizin bulunduğunu görmek beni gelecek açısından umutlandırıyor.

Bu kurmaca davada inanılmaz durumlardan biri de benim yaşadıklarımdır. Ben TSK bünyesinde ülkesine hizmet etmiş emekli bir jandarma subayıyım. Allah, 28 yıllık meslek hayatımda bana hep kritik ve nitelikli görevler nasip etti. Başta teröristbaşının sorgusu olmak üzere safahatim terör örgütleri ile mücadele içinde geçti. Sayısız çatışmalar yaşadım, kucağımda personelimi şehit verdim. Bu görev süreci nedeniyle hem PKK, hem DHKP-C ve hem de Hizbullah terör örgütlerinin hedefi oldum. 1 Temmuz 2008 günü sözde ‘darbeci’ sıfatı ile gözaltına alındığımda, teröristbaşı ile ilgili icra ettiğim görev ve ismim deşifre oldu.

Tutuklanmamı müteakip gönderildiğim Tekirdağ Cezaevi’nde her gün koro halinde terör örgütü mensubu hükümlü ve tutukluların aileme ve şahsıma küfürlerini dinledim, havalandırmada kafama içi doldurulmuş kola şişeleri attılar. Fiziki olarak hiçbir şey beni yıldıramaz, umursamam bile... Ancak hayatını terör örgütleri ile mücadeleye adamış biri olarak teröristlik suçlaması ile tutuklu bulundurulmak çok zoruma gitmektedir.

Meselenin komik yanı; ben teröristlik suçlaması ile tutuklu iken, 26 Ocak 2009 tarihinde Ankara Valiliği Koruma Komisyonu’nca ‘terör örgütlerinin hedefi olmam sebebi ile’ hakkımda ‘özel koruma’ kararı alınmış olmasıdır.

Yani ben hem teröristim, hem de teröristlerin hedefi olduğum için devletim tarafından özel korumaya alınmışım. İlginç değil mi?

Sayın Mutlu...

Bunları size sızlanmak amacı ile yazmadım. Türkiye mutlaka bu karanlık sisin içinden pırıl pırıl çıkacaktır. Ama milyonların beğeni ile takip ettiği, onurlu bir gazeteci olarak bunları bilmelisiniz diye düşündüm.

İçten selam ve saygılarımla.

6 Mart 2010/Silivri

Atilla Uğur

(e) J. Kd. Albay”

http://haber.gazetevatan.com/Haber/293965/1/Gundem

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türk Ordusuna Karşı Yapılan Tezgahlar ve Düşmanlıklar
İletiTarih: 20 Haz 2012, 19:46 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
ÖCALAN HEP BENİM KİM OLDUĞUMU ÖĞRENMEK İSTEDİ

İşte emekli Albay Atilla Uğur'un ifadesi;

- 1999 yılının şubat ayında terörist başının sorgulanması görevini devletim bana ve arkadaşlarıma verdi. Elbette bu büyük bir onurdu... İmralı'daki görevimi de başarıyla tamamladım. Daha sonra terörist başının, avukatlarına defalarca 'Beni sorgulayan kim, adını öğrenin' şeklinde talimatlar verdiği bilgisini aldım. Devletim ve şahsım bu konuyu yaklaşık 10 yıl gizli tutmayı başardık. Taa ki bu dava ile gözaltına alınıncaya kadar b u konu gizli kalabildi. Ciddi devlet anlayışının da gereği zaten buydu. Ancak bu gözaltından sonra tamamen deşifre oldum. Bu husus sorgu sırasında heyetinizde yer alan savcı S. S. H'na da şahsım ve avukatım tarafından söylendi. Deşifre olmama müteakip eşim ve çocuklarım defalarca tehdit aldılar, hâlâ da sıkıntı içerisindeler...

- Emniyet amiri M. K, bana 'Albayım, sen 25 sene ben 15 sene hizmet etmişiz. Bak seni kullanmışlar, bunu söylemekten çekinmiyorum, bir dönem ben de kullanıldım. Bu çok doğaldır. Seni de kullanmışlar, s en bize Şener (Eruygur) ve Hurşit (Tolon) ile ilgili şeyler söyle, mesleki taassubu bırak. Savcı Zekeriya Öz biz ne dersek onu yapar, seni bıraktıralım. Bak göreceksin, Şener ve Hurşit kesinlikle tutuklanacaklar' dedi. Sayın Başkan, emniyet amiri bana bunları söylediğinde Şener ve Hurşit paşaların henüz sorguları yapılmamış ve mahkemeye de sevk edilmemişlerdi. Bir emniyet amiri, onların tutuklanacaklarını nereden biliyordu ve nasıl böyle emin konuşabiliyordu, takdiri size bırakıyorum."

- "Savcı Z. Ö, emniyette bana, 'Biz seni geçen sene alacaktık , baktım yeni emekli olmuşsun, bırakalım biraz emekliliğini yaşasın, dedim. Bu Şener ve Hurşit'le ilgili bir şeyler anlat hakkında iyi düşünelim, seni yarın bırakalım.' dedi."

- "01 Temmuz 2008 günü gözaltına alındım. Emniyette 6 metrekarelik bir hücreye konuldum. İçeri leş gibiydi ve kokuyordu, gözüme vuran ışık ve ortam, zaman mefhumunun kaybettirilmesini amaçlamıştı. Tabiri caizse uyku uyunmaması için tüm şartlar mevcuttu. Ben askeri ve komando eğitimi almış bir insan olarak, bunlara dayanabilirdim, ama hiç böyle yerleri görmemiş bazı insanlar için bu resmen bir çökertme harekâtı idi. Nitekim yanımdaki hücrelerde bulunan bazı insanlar rahatsızlandılar ve bağırış çağırış ile doktora sevk edildiler.
Ben yıllarca terörle mücadele etmiş bir jandarma subayı olarak bölücü teröristlere ve hatta sorgulamam nasip olan terörist başına bile bu eziyeti yapmadım."

NOT: Emekli Albay Uğur'un mahkemede isimlerini açıkça verdiği emniyet görevlisi ve savcıların adlarını yasa gereği baş harfleriyle verdik.

http://www.odatv.com/n.php?n=ocalan-hep ... 0912091200

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türk Ordusuna Karşı Yapılan Tezgahlar ve Düşmanlıklar
İletiTarih: 20 Haz 2012, 19:48 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Yıllarca Özel Kuvvetler Komutanı olarak Kuzey Irak'ta Pkk ile vuruştu. Şemdin Sakık'ı yakalayıp getirdi. Öcalan olayının pek çok aşamasında bulundu. Korgenaral Engin Alan, balyoz tutuklusu olarak Silivri'de yatarken tahliye olunca Gata'da tedaviye alındı. Bu arada tekrar tutuklama kararı çıktı.

Hastanede Çölaşan'a Anlatıyor: (Posta, 11 Nisan 2010)

"18 mart törenlerinden kolordu olarak biz sorumluyduk. (Tayyip) bana valiyle haber gönderiyor, 2 saat geç gelecekmiş. "Töreni geç başlatsınlar" diyor. Kabul etmedim, "emir değişmez" dedim. Zamanında gelmek zorunda kaldı. Konuşması bitti. Ayağa kalkmadım, alkışlamadım. Olay bu. Ben dağlarda ölümden dönmüş adamım. Kucağımda nice mehmetçikler, hatta emir subayım şehit düştü. Üç kez helikopterde mermi yedim, iki kez yerde Pkk taradı. Kuzey Irak'ta Metina Dağları'nda tümgeneral rütbesiyle 38 gün dağlarda kaldım, bitlendim. Ben bedavadan yaşayan adamım. Ölümden korkmam. Ben bunlardan mı korkacağım, bunlara mı diz çökeceğim. Poliste, sanki aranan sabıkalılar gibi üzerimize lavha koyup resimlerimizi çektiler, parmak izlerimiz alındı. Savcılar, sorguda bir tek suçlama getiremedi. Ancak gözlerindeki nefreti hepimiz görüyorduk. Bizi, düşman ordusunun esir generalleri gibi sorguladılar. Neyle suçlandığımı söylemediler, çünkü mahkemenin gizlilik kararı varmış, her şey gizli imiş. "Hele bir Silivri'ye git, suçunu orada öğrenirsin" dediler. Bunların hepsi onurumuzu kırmak için yapılıyordu. Benim 20 yıl savaştığım adamlar Habur'dan girdi, serbest bırakıldı. Şimdi biz terörist olduk. Doktorlar bıraktığı anda ben burada bir dakika durmam. Silah arkadaşlarım cezaevinde yatarken ben burada yatmam. Doktorlar karşı çıksa bile mutlaka Silivri'ye döneceğim. Hepimizden korkuyorlar, çok korkaklar. Ama en büyük korkuları Özel Kuvvetlerle birlikte SAS ve SAT komandolarıdır. onun için denizcilerin üzerine gidiyorlar. Abd/Cia - Fethullah - Akp üçlüsü tarafından tezgahlanan sahte ve düzmece bir kurgu ile insanların onuru ayaklar altına alınıyor. TSK her gün hakaretlere uğruyor."

Hürriyet'ten Saygı Öztürk'e yaptığı açıklamada ise şöyle diyor:

"Benim Adım Engin Alan. Ölüm dahil hiçbir şeyden korkmuyorum. Şu anda aşırı tansiyon hareketinden dolayı kroner bakım servisindeyim. Buradan çıkınca doğruca cezaevine gideceğim. Beni Silivri'ye değil İmralı'ya koysunlar. Silivri'den tabutum çıksa bile tabutun kapağını kaldırıp dimdik yürüyeceğim. Kimse burada olduğum için 'gata gulle' demesin. Ölümden korkmayan Engin Alan, cezaevine girmekten korkmaz. Bunu herkes böyle bilsin.''

http://www.milliyetciler.de/News-file-article-sid-3124

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türk Ordusuna Karşı Yapılan Tezgahlar ve Düşmanlıklar
İletiTarih: 20 Haz 2012, 19:49 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Korgeneral Engin Alan Olayı Gideceği Yeri Bulmuş!..

Sevgili okuyucularım,
Tayyip önceki gün yine inanılmaz, yakışıksız, yüz kızartıcı sözler söyledi, Bu kez hedefinde Özel Kuvvetler eski komutanı emekli Korgeneral Engin Alan vardı. Vatana en büyük hizmetleri yapmış, emrindeki komandolarla dağda bayırda PKK ile vuruşmuş bir komutan.

Şimdi taşlar bağlı, köpekler serbest!

PKK ile vuruşan kahramanlar Silivri’de, Kürtçüler ve bölücüler ise AKP‘nin “Kürtçülük açılımı” doğrultusunda meydanlarda ve isyan provalarında!

Engin Paşa bu seçimde İstanbul’dan MHP birinci sıra adayı. Meclis’e gireceği kesin. Ve girdiği zaman Tayyip‘i fena silkeleyecek. Tayyip bundan korkuyor ve şimdi onu hedef alamaya kalkışıyor.

Evet, Tayyip önceki gün Ankara’da bir konuşma yaptı ve yine önündeki yazılı metinden okuyup bu kez Silivri’de Balyoz davasından yatmakta olan Engin Alan‘ı hedef aldı. Eli kolu bağlı, oradan yanıt vermesi mümkün olmayan insanlara vurmak kolay!.. Aynen şöyle dedi:

“Başbakan (Çanakkale’de) şehitleri anma törenine gider de, bir korgenaral ayağa kalkmaz mı?(Kalkmazsa) Bedelini öder. Ödedi de. Gereği yapıldı, şimdi gideceği yeri buldu. (Silivri Cezaevi’ne tıkıldı)“

Yarabbim bu ne kin, bu ne nefrettir! Bu nasıl bir başbakandır ki, ağzından ona buna saldırmak dışında tek bir cümle duymak mümkün değildir.

Tayyip‘in bu sözleri dünkü gazetelerde yer buldu, bazılarında manşete çekildi. Pek çoğunda bu olay, geçen yıl kendisiyle yaptığım bir söyleşide Engin Paşa’nın bana söylediklerinden yola çıkılarak verildi.

O gerçekten ilginç bir söyleşi idi ve Tayyip‘in nefretinin nereden kaynaklandığını gösteriyordu. Bugün size 11 Nisan 2010 günü burada çıkan yazımı bir kez daha aynen iletiyorum. Bunun ilk nedeni, konuyu bir kez daha gündeme getirmek. İkincisi ise aradan geçen 13 ay içerisinde Sözcü‘nün o yazımı okuma olanağı bulamayan yaklaşık 100 bin yeni okuyucu kazanmış olması.

İşte o yazım! Virgülüne bile dokunmadan veriyorum… Amacım o yürekli, mert adamı, şimdi hapis yatmakta olan o kahramanı size bir kez daha tanıtmaktır.

“Silivri Cezaevi’nde Balyoz’dan yatmakta olan emekli Korgeneral, Özel Kuvvetler eski Komutanı Engin Alan’ın yazdığı bir mektup önceki gün elime ulaştı. Ben mektubu aldığımda Alan tahliye edilmiş, sonra yine tutuklanma kararı alınmış ve şimdi GATA’da yatıyordu. Dün Engin Paşa’yı, gazeteci arkadaşım Saygı Öztürk’le birlikte hastane odasında ziyaret ettik. Bir sürü aletlere bağlı, pijamalarıyla yatıyordu. İki gün önce anjiyo yapılmış.

Engin Alan Paşa, gerçek bir kahramandı. Yıllarca Özel Kuvvetler Komutanı olarak Güneydoğu ve Kuzey Irak’ta PKK ile vuruşmuş, Şemdin Sakık’ı yakalayıp Türkiye’ye getirmiş, Abdullah Öcalan olayının pek çok aşamasında bulunmuştu. Dün hastane odasında konuştuklarımızla bana gönderdiği 6 sayfalık mektupta söylediklerini harmanlayarak yazıyorum.

“Ben hayatımda Aspirin almamış adamım. İlk kez hastanede yatıyorum ve bu bana çok koyuyor. Son yaşadıklarımızın etkisiyle tansiyonumda anormal oynaklıklar, kalpte bozukluk ortaya çıkınca buraya yatırdılar. Şimdi hayatımda ilk kez bir sürü ilaç veriyorlar. Ben dağlarda ölümden dönmüş adamım. Kucağımda nice Mehmetçikler, hatta Emir Subayım şehit düştü. Üç kez helikopterde mermi yedim, iki kez yerde PKK tarafından tarandım. Kuzey Irak’ta Metina dağlarında Tümgeneral rütbesiyle tam 38 gün dağlarda kaldım, vücuduma su değmedi. Bitlendim. Ben bedavadan yaşayan adamım. Ölümden korkmam. Ben bunlardan mı korkacağım, bunlara mı diz çökeceğim? Benim 20 yıl savaştığım adamlar Habur’dan girdi, seyyar mahkeme tarafından serbest bırakıldı. Şimdi biz terörist olduk! Hem bunlar, hem de Türkiye’nin göz göre göre bitirilişi bana çok koyuyor. Bize poliste ve savcılıkta yapılan işlemler daha da fazla koyuyor.

Poliste, sanki aranan sabıkalılar gibi üzerimize levha koyup resimlerimizi çektiler, parmak izlerimiz alındı. Savcılar, sorgulamada bir tek suçlama getiremedi. Ancak gözlerindeki kin ve nefreti hepimiz görüyorduk. Neyle suçlandığımı bilmiyorum çünkü mahkemenin gizlilik kararı varmış ve her şey gizliymiş. Bizi düşman ordusunun esir düşen generalleri gibi sorguladılar. Bunların hepsi onurumuzu kırmak için yapılıyordu.”

Peki, Özel Kuvvetler Komutanı Engin Alan Paşa, hastanede yatmayı sürdürecek mi?

“Doktorlar bıraktığı anda, ben burada bir dakika durmam. Silah arkadaşlarım cezaevinde yatarken ben burada yatmam. Doktorlar karşı çıksa bile mutlaka Silivri’ye döneceğim. O yürek, o cesaret bende var. İşte, aletleri görüyorsunuz. Bir sürü aletle sağlık durumum 24 saat izleniyor. Tek çareleri beni öldürüp kurtulmaktır. İdam cezasını getirsinler, beni assınlar, ona bile razıyım. Ya da beni İmralı’da Abdullah Öcalan’ın veya Diyarbakır’da Şemdin Sakık’ın yanına gönderecekler, yarım kalan hesabımızı orada bitireceğim.”

Peki Balyoz olayı nedir? Var mı böyle darbe gibi şeyler?

“Yok böyle bir şey. O seminere katılan 162 komutan aklını mı yitirdi ki böyle bir şey olsun! Cami bombalama falan külliyen yalan. Orada, Yunanistan’la aramızda savaş çıktığında arkamızda toplu isyan olursa ne yapılır, onlar irdelendi.”

Geçmişte Engin Alan Paşa Gelibolu’da Kolordu Komutanı iken Tayyip’le aralarında bir sürtüşme yaşanmış mıydı?

“18 Mart törenlerinden Kolordu olarak biz sorumluyduk. Bütün program yapıldı. Bana Vali aracılığı ile haber gönderiyor, 2 saat geç gelecekmiş, töreni geç başlatsınlar diyor! Kabul etmedim, emir değişmez dedim. O da zamanın da gelmek zorunda kaldı. Konuşması bitti. Ayağa kalkmadım, alkışlamadım. Olay budur.”

Bunlar özellikle Özel Kuvvetler’den korkuyor mu?

“Hepimizden korkuyorlar. Çok korkaklar. Ama en büyük korkuları Özel Kuvvetler’le birlikte, denizcilerin SAS ve SAT komandolarıdır. Onun için denizcilerin üzerine gidiyorlar.”

Bordo berelilerin efsane komutanı Engin Alan Paşa’dan aldığım mektup ve dün kendisiyle Saygı Öztürk’le hastane odasında yaptığımız söyleşiyi harmanlayarak yazdığımı belirtmiştim. Şimdi bu bölümde, uzun mektubunu özetleyerek devam ediyorum:

“Sayın Çölaşan… Balyoz isimli tertip sonucu cezaevindeyiz. Bu mektup benim için bir ilk. Sadece size yazıyorum. Neden size? Düşüncelerimi onurlu, namuslu, yürekli bir vatansever, Atatürk milliyetçisi ile paylaşmak için… 26 Şubat’ta Çetin Doğan Paşa ile savcılık sorgusuna alındık. Tam 2.5 saatlik sorguda bana, benimle ilgili tek soru yok! Ben ne yapmışım? Yok! Arada bir de tuzak soru var. Diğer ordular da böyle seminerler yapar mı? Amaçları, olayı TSK’nın bütününe yansıtmak. Adalet Bakanlığı Müsteşarı o gün, bizler tutuklanmadan önce, Beşiktaş Adliyesi’nin hemen yanındaki Four Seasons otelinde kamp kurmuş durumda.

Tutuklamayla ilgili ben ve avukatlarım ısrarla neyle suçlandığımızı gösteren belge ve bilgileri istiyoruz. Cevap: Mahkemenin gizlilik kararı var. Hele bir Silivri’ye git, orada öğrenirsin!

Okyanus ötesinde ABD/CIA-Fethullah-AKP üçlüsü tarafından tezgahlanan sahte ve düzmece bir kurgu ile insanların onuru ve şerefi ayaklar altına alınıyor. TSK her gün hakaretlere uğruyor. ÇOK GİZLİ PLANLARINI bile koruyamaz, tatbikat ve seminer yapamaz, üç kamyonunu yürütemez, mühimmatını taşıyamaz hale getiriliyor.

TSK’yı bitirdikten sonra gelsin Kıbrıs, gelsin Ermenistan protokolü. ABD çekilince Irak bataklığı ve bunun öncüsü olan Kürt açılımı! Sonra gelsin ABD’nin İran planları. İşgalci TC, Kürdistan’dan defol… Öcalan’a özgürlük… İste size SIFIR SORUN!

Ben niye 20 yıl bunlarla mücadele ettim? Niye fidan gibi şehit evlatlarımı toprağa koydum? Ben neyin bedelini ödüyorum? Terörist yaftalamasıyla beni Silivri’ye attıran irade kim? Benları sormak hakkım değil mi?

Ben hapisten, mahkemeden, ölümden korkmam. Asla diz çökmem, teslim olmam. Eğer bir şey yaparsam, yaptım diyecek ve bunun bedelini ödeyecek yürek ve cesaret sahibiyim. Öyle bir durumda savcı, hakim ve infaz memuru da ben olurum,infazı bunlara bırakmam. Ama bu haksızlıkların, hukuksuzlukların bir sonu olmalıdır diye düşünüyorum.

Belki inanmayacaksınız ama Sayın Çölaşan, ben ne Sakık, ne de Öcalan olayını eşim ve çocuklarımla bile paylaşmadım. O sırları mezara götüreceğim. Ama bugün ilk defa düşüncelerimi sizinle, bir vatanseverle paylaşmak istedim. Bu mektup, bu isteğimin ürünüdür. Size ve Hanımefendiye saygılar sunuyorum.”

Bu mektubu okuyunca gözlerim dolmuştu. Dün GATA’daki kısa ziyaretimizde bu kez, hayatımda ilk kez görüp tanıştığım Engin Alan Paşa’nın gözlerinin dolduğunu gördüm. O sırada kucağında can veren şehitlerimizden söz ediyordu…

Vedalaşırken sarıldık… Bir şey daha söyledi, be kez benim gözlerim doldu:

“Düzeldiğim anda cezaevine döneceğim. Gidişim fazla uzun sürmeyecek. Ama başımı eğmeyeceğim, dimdik ayakta olacağım… Ve şunu herkes iyi bilsin. Hak, hukuk, adalet kalmadığı için, bir girdik mi bizi bir daha bırakmayacaklar, dışarı çıkarmayacaklar.”

Evet, 11 Nisan 2010 tarihli yazım böyle idi. Sonrasında efsane komutan Engin Paşa’yı bir daha görmedim, haber almadım…

Çünkü Tayyip’in deyişiyle “Gideceği yeri bulmuştu!” Onunla bir kez bile olsa sarılıp el sıkışmaktan hep onur duydum.

Emin Çölaşan - Sözcü

http://www.ankaraport.net/yazarlar/7/57 ... lasan.html

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türk Ordusuna Karşı Yapılan Tezgahlar ve Düşmanlıklar
İletiTarih: 20 Haz 2012, 19:59 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
İSTANBUL- Mahkeme heyeti, Çelebi’nin yurtdışına çıkışını yasakladı. Bu tahliye ile birlikte İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ikinci Ergenekon davasında tutuklu sanık sayısı 23’e düştü. Çelebi, Ergenekon adına Hizb-ut Tahrir örgütünü yönlendirmekle suçlanıyordu. Çelebi’nin cep telefonuna emniyette Hizb-ut Tahrir üyesi olduğu iddia edilen Mahmut Oğuz Kazancı’ya ait 139 telefon numarasının yüklendiği ortaya çıkmıştı. Emniyet, numaraların ‘sehven’ (yanlışlıkla) yüklendiğini açıklamıştı.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx? ... egoryID=77




_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türk Ordusuna Karşı Yapılan Tezgahlar ve Düşmanlıklar
İletiTarih: 20 Haz 2012, 20:01 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türk Ordusuna Karşı Yapılan Tezgahlar ve Düşmanlıklar
İletiTarih: 20 Haz 2012, 20:03 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Değerli Ülküdaşlarım;

Herşeyden önce, şahsıma gösterdiğiniz ilgi ve alakaya teşekkür ederim. Bana ulaştırılan selam ve dualarınız, beni çok daha güçlü kılıyor.

Ülkücü kardeşlerim;

Bir çetenin tezgahladığı düzmece ve sahte delillerle, Türk Silahlı Kuvvetlerinin 365 güzide general-amiral ve subayı yargılanıyor. Vatana ve millete hizmet etmekten başka suçları olmayan bu değerli vatan evlatları, ülkeyi bölmek isteyenlerle aynı kategoriye sokuluyor.

Elbette tarih bir gün bu haksızlık ve hukuksuzlukları yazacaktır. Ben ise dimdik duruyorum. Sonu ne olursa olsun duruşum değişmez. Aslolan Türk Devleti ve Türk Milletidir.

Bu vatana bir değil, bin Engin ALAN feda olsun.
Yeter ki Allah Devlete, Millete zeval vermesin.

Devletin ve Milletin geleceği de, kaderi de Türk Milliyetçilerinin duruşuna bağlıdır.
Bir olun, diri olun! Bölünmeyin! Toplanın! Davanıza sahip çıkın!

TANRI Türk'Ü KORUSUN!

Selam ve Saygılarımla..

Engin ALAN

Haber: Yusufiyeli Cengiz AKYILDIZ

http://www.etikhaber.com/content/view/116875/28/

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türk Ordusuna Karşı Yapılan Tezgahlar ve Düşmanlıklar
İletiTarih: 19 Ekm 2012, 20:09 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Recep Güven’in, TSK aleyhine zorla gizli tanık yaptırdığı ortaya çıktı

Ergenekon ve Balyoz tertiplerinin Emniyet istihbaratındaki kritik görevlisi Diyarbakır Emniyet Müdürü Recep Güven'in bir PKK itirafçısını TSK aleyhine ifade vermeye zorladığı ortaya çıktı. PKK itirafçısı Hıdır Altuğ, Recep Güven'in kendisine; "Bir soruşturma için Diyarbakır'a gideceksin. Biz seni koruyacağız" dediğini açıkladı.

Açıklamalarıyla dikkatleri üzerine çeken Diyarbakır Emniyet Müdürü Recep Güven'in PKK itirafçı Hıdır Altuğ'u faili meçhuller davasında tanık olmaya zorladığı ortaya çıktı.

PKK itirafçısı Altuğ, Emniyet Müdürü Güven’in yönlendirmesiyle Türk Ordusu aleyhine ifade verdiğini Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na verdiği dilekçede itiraf etti.

Emekli albay Cemil Temizöz’ün de yargılandığı davada PKK itirafçısı Hıdır Altuğ gizli tanık. Kod adı da “sokak lambası”…

Aydınlık Gazetesi, Altuğ'un dilekçesine yayımladı. PKK itirafçısı Altuğ dilekçesinde, o dönem İstihbarat Dairesi Başkan Yardımcısı olan Recep Güven'in, kendisini faili meçhul soruşturması için Diyarbakır’a gönderdiğini anlattı.

“Ankara İstihbarat Dairesi Başkan Yardımcısı Recep Güven patronum Ali İhsan'ı da tanıdığından işyerime geldi. Bana 'Bir soruşturma için Diyarbakır'a gideceksin. Korkulacak bir şey yok. Biz seni koruyacağız' dedi. Benim üzerimde birçok kişinin ifade verdiğini ve bu suçlar sebebiyle 'sen cezaevinde çürürsün' dediler. Şayet gizli tanık olmazsam işimin çok zor olacağını, ama gizli tanık olursam beni cezaevine koymayacaklarını söylediler.”

Tehditle TSK aleyhine gizli tanık yapılan Hıdır Altuğ, Diyarbakır Emniyet’inde ifade verirken neler yaşadığında da bir bir anlattı.

“Terörle mücadele polisleri 'Korkma, ordu eski ordu değil. Biz seni koruruz’ vaadinde bulundular. Savcı da aynı şeyleri söyledi. ‘Artık askerden korkma onları bitirdik görmüyor musun? ‘Paşaları bile karargâhlarından alıyor, yargılıyoruz' dediler.”

Altuğ, terörle mücadele şubesinde alınan gizli tanık ifadesinin kendisine gösterilmeden zorla imzalatıldığını da vurguladı.

http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/re ... h6054.html

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türk Ordusuna Karşı Yapılan Tezgahlar ve Düşmanlıklar
İletiTarih: 19 Ekm 2012, 20:13 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Ergenekon'un Gizli Tanığına Tecavüzden Hapis

Bursa'da, Ergenekon davasının hem sanığı hem gizli tanığı olan 45 yaşındaki Yüksel Dilsiz, 2010 yılında 14 yaşındaki çocuğa tecavüz ettiği iddiasıyla tutuklu yargılandığı davada 'cinsel istismar' ve 'hürriyeti tahdit' suçlarından toplam 31 yıl hapis cezasına çarptırdı.

Bursa'da 2008 yılında bir ihbarı değerlendiren polis, Yüksel Dilsiz'i takibe aldı. Kendisini 'JİTEM görevlisi' ve 'Yüzbaşı' olarak tanıtan Dilsiz, 17 yaşındaki bir erkek çocuğunun cep telefonuna '3 bin lira vereyim. Benimle birlikte ol' mesajı gönderince Ahlak Büro Amirliği ekipleri tarafından gözaltına alındı. Dilsiz'in, merkez Yıldırım İlçesi'ndeki evinde yapılan aramada Ergenekon soruşturmasıyla ilgili dokümanlar, iki dizüstü bilgisayar, çok sayıda porno içerikli CD ve DVD, ses kayıt cihazı ele geçirildi. Dilsiz'in evinde, Bursa'da 2000– 2002 yılları arasında Jandarma Bölge Komutanı olarak görev yapan Ergenekon Davası'nın tutuklu sanıklarından emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ile çekilmiş fotoğraflarına da el konuldu.

Mahkemeye sevk edilen Dilsiz, 'Erkek çocuğun cinsel istismarı' ve Ergenekon soruşturması kapsamında 'Yasa dışı örgüt üyesi olmak' suçlarından sevk edildiği nöbetçi mahkemece tutuklandı, ancak avukatının itirazı üzerine 4 gün sonra tahliye edildi.

2 YIL SONRA ERKEK ÇOCUĞA TECAVÜZ

2010 yılının aralık ayında ise 14 yaşındaki M.D. adlı çocuğun şikayeti üzerine Yüksel Dilsiz, Yavuz Selim Mahallesi'ndeki evinde bir kez daha gözaltına alındı. M.D. isimli erkek çocuğunu cep telefonu ve kontör vererek kandırıp defalarca tecavüz ettiği öne sürülen ve olayı kimseye anlatmaması için tehdit ettiği iddia edilen Yüksel Dilsiz tutuklandı.

Bursa 3'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nde 'Cinsel istismar' ve suçundan 'Hürriyeti kısıtlama' suçundan yargılanan Yüksel Dilsiz son kez hakim karşısına çıktı. Mağdur M.D.'nin, olay günü kız arkadaşına yüzük almak için evine gelip kendisinden 100 TL para istediğini söyleyen Dilsiz, "O kadar param olmadığı için cebimdeki 40 TL'yi ona verdim. Benimle şakalaşmaya başladı. Fermuarımı açtığını biliyorum. Çok alkollü olduğum için sonrasını hatırlamıyorum. Suçsuzum" diye konuştu.

'ÇARŞAFTAKİ LEKELERİ PAPAĞANIM YAPTI'

Polisin delil olarak el koyduğu ve üzerinde cinsel ilişki izlerinin bulunduğu iddia edilen çarşafla ilgili de konuşan Yüksel Dilsiz, "Ben evimde papağan besliyorum. Olay günü kafesin kapısı açık kalmış. Kafesinden çıkan papağan mutfaktaki fıstıkları yedikten sonra çarşafa pisleyip kirletmiş. Çarşaftaki izler papağanıma aittir" dedi.

31 YIL HAPİS CEZASI

Kısa bir aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti Yüksel Dilsiz'i birden fazla kez cinsel istismar suçundan 22 yıl, yine bir çok kez hürriyeti kısıtlama suçundan da 9 yıl hapis cezasına çarptırdı.

Bu arada, 4 yıl önce 14 yaşındaki bir çocuğa cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla gözaltına alınıp, 4 gün cezaevinde yattıktan sonra tahliye olan Dilsiz'e geçen ay bu suçtan yargılandığı Bursa 1'inci Sulh Ceza Mahkemesi bin 800TL para cezası verdi. Mahkeme bu cezada hükmün açıklanmasını erteledi.

ERGENEKON'UN GİZLİ TANIĞI

Öte yandan, İkinci Ergenekon davası kapsamında İstanbul 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nde tutuksuz olarak yargılanan Yüksel Dilsiz geçtiğimiz nisan ayındaki duruşmada da dava tutuklu yargılanan bir sanık tarafından gizli tanık olduğu iddialarıyla tehdit edildiğini ileri sürmüştü.

Ergenekon Davası'nın ayrıca gizli tanığı olan Dilsiz, nisan ayında görülen duruşmada mahkemeye dilekçe vererek duruşmayı sanıklar, izleyiciler ve basın mensuplarına kapattırmıştı.

http://www.dha.com.tr/ergenekonun-gizli ... 76293.html

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türk Ordusuna Karşı Yapılan Tezgahlar ve Düşmanlıklar
İletiTarih: 19 Ekm 2012, 20:17 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Kıran Kırana Türk-Amerikan Savaşı




_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türk Ordusuna Karşı Yapılan Tezgahlar ve Düşmanlıklar
İletiTarih: 19 Ekm 2012, 20:44 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
4 Mayıs 2007 Tarihinde Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Büyükanıt arasında yapılan Dolmabahçe görüşmesi, günümüz siyasi koşullarını yönlendirici ve gelişme sürecini belirleyici yetkinliğiyle yakın tarihin en önemli pencerelerinden biri…

Aydınlık gazetesinin,Türkiye’de Wikileaks belgelerinin sahibi Taraf gazetesinden temin ettiği belgelerle yayınladığı 29-30 Mart 2012 Tarihli tefrika dudakları uçuklatıcı nitelikte…
Ancak Türk medyası Aydınlık gazetesinin bu flaş haberini görmezden geliyor… Ya korkudan üç maymunu oynamak işlerine geliyor, ya da Aydınlık tarafından yayınlanan belgeler gerçek değil.
Bu konuda, belgelerin kaynağı konumunda ki Taraf gazetesi tefrikayı yalanlamayarak, bilginin doğruluğunu zımnen onaylarken, Başbakan, konuttan yapılan kısa bir yalanlama açıklaması istisnasıyla konuyu görmezlikten geliyor. Büyükanıt ise geçtiğimiz günlerde, Silivri’ de, tanık sıfatıyla hakim karşısına çıkıyor…

Görüşme öncesi günleri kısaca anımsayacak olursak ; Büyükanıt’ ın 27 Nisan 2007’ de dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ ün olası cumhurbaşkanlığını önlemek üzere yayınladığı e-muhtıraya, Erdoğan ertesi gün Cemil Çiçek aracılığıyla cevap vermiş, sonrasında seçim ve referandum resti çekmişti.

Tarafları 4 Mayıs ta buluşturan ise, 27 Nisan’ı 28 Nisan’a bağlayan gece telefonlara çıkmayan Büyükanıt’ ı bizzat arayarak Dolmabahçe’ ye çağıran Başbakan Erdoğan’dı.

Aydınlık gazetesinde yayınlanan belgelere göre, Dolmabahçe görüşmesinin 4 Yıl öncesinde dönemin ABD Büyükelçisi Robert Pearson, 2003 Yılında Amerikan menfaatlerine muhalif olarak tanımladığı bazı generalleri isimlendiriyor ve karşı hamle olarak bu orgenerallerle diğer bazı üst rütbeli subaylar hakkında CIA ajanları vasıtasıyla bilgi topluyor. Kendi deyimiyle "özel kaynak verileri" olarak adlandırdığı bu bilgileri kripto vasıtasıyla Amerika’ya gönderiyor.

ABD Büyükelçisi Pearson, kriptolarda konuyu ayrıntılarıyla şöyle aktarıyor:

- TSK üst kadrosu ile ilgili tesbitler yapıyor:

"... (Türk generaller) Tayyip Erdoğan’ın davranışlarından büyük rahatsızlık duymaktadır… Orgenerallerin tutum ve duruşu, Amerikan menfaatlerinin korunması ve devamı açısından engelleyici olmaktadır… Muhalif orgeneraller, Orgeneral Hilmi Özkök’ün çizgisine itiraz etmektedirler... Orgeneral Hilmi Özkök’ün sadakatli duruşu mutlaka sahiplenilmelidir… Amerikan menfaatlerine karşı çıkan Org. Aytaç Yalman, Org. Şener Eruygur, Org. Çetin Doğan, Org. Hurşit Tolon, Org. Fevzi Türkeri, Org. Tuncer Kılıç, Org. Yaşar Büyükanıt, Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök’ün emir ve talimatlarına uymadıkları gibi, Org. Hilmi Özkök’e her an muhtıra verebilirler… Bu bakımdan değerlendirildiğinde güçlü bir medya grubunun oluşturulmasına acilen ihtiyaç duyulmaktadır… Bu ihtiyaç acilen giderilmelidir… Bu konu Recep Tayyip Erdoğan ile paylaşılmış olup " gereğinin değerlendirileceği hakkında olumlu değerlendirmelerin yapıldığı ve yapılacağı" teyidi alınmıştır…“

- Irak Savaşının başlamasından ardından Başbakan Erdoğan’ın Irak işgaliyle ilgili duruşunu değerlendiriyor:

“ … R. Tayyip Erdoğan güçlü bir müttefiğimizdir… Erdoğan, kendisine desteğin devamı halinde, ABD’nin bir müttefiği olarak, Ortadoğu ve Irak dahil olmak üzere Türk hava sahasını, kara ve demir yolları ile Mersin ve İskenderun limanlarını kullanımımıza açacağını taahhüt etmektedir… Tayyip Erdoğan’ın siyasi kavrayışı ve bölge ülkeleri ile Türkiye içindeki yüksek orandaki halk desteğinin kalıcı desteğe dönüşmesi mutlak destek olarak değerlendirilmelidir…“

23 Mart 2003 Tarihli Kriptoda adı geçen orgeneraller hakkında toplanan “özel kaynak verileri“ çerçevesinde 17 No.lu klasörün içeriğine dikkat çekilerek “mevcut bilgi ve belgelerin incelenerek değerlendirilmesinde büyük fayda olduğu“ belirtiliyor ve "…Yaşar Büyükanıt hakkındaki belgelerin Recep Tayyip Erdoğan’a ulaştırılmasının onayı gerekmektedir. A, B, C, D, E, F, G kodlu klasörlerin içeriğinin tensibi ve uygulanması için 500 kişilik özel adamların devreye sokulması değerlendirilmelidir. Onay bekliyorum… Pearson“ ifadeleri kullanılıyor.

ABD Büyükelçisi Pearson’un ısrarla değerlendirilmesini talep ettiği 17 No.lu klasörün içerdiği başlıklar gelecekte Genelkurmay Başkanı olmasına kesin gözüyle bakılan Büyükanıt hakkında derlenmiş iddialardan oluşuyor. Bunlar:

Yaşar Büyükanıt’ın eşi Filiz Büyükanıt’ın Genelkurmay ödeneğinden yaptığı ve usulsüz olduğu iddia edilen harcamaların makbuz ve belgeleri (Toplam tutarı yaklaşık 400 bin lira).

Rusya’dan alınması düşünülen silah sistemleri ve helikopter ihalesi öncesinde, Büyükanıt’ ın 3 Rus kadınla birlikte olduğu iddiası ( Özel hayatına ait ses, video ve belgelerden oluşan 8 dosya ). Amerika’ nın hazırladığı dosyaya göre, ünlü bir işadamı Büyükanıt’a 3 Rus kadın gönderiyor. Konu, Rusya’dan alınması düşünülen silah sistemleri ve helikopterler… Ancak, Amerikan Büyükelçisinin telgrafında önemli bir not var: " Kadınların adları Vera, Eva ve Petra, ama bunların ismini koruyun, çünkü bunlar bizim yardımcı haber elemanlarımız"… Bu, kripto dilinde "bizim adamımızdır" yani "istihbaratçıdır, ismi duyulmasın" anlamına geliyor.

Şemdinli İddianamesinde yer alan Mehmet Ali Altındağ ve Hüseyin Baybaşin’in ifadeleri. Büyükanıt’ ın Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı dönemine ait yolsuzluk ve faili meçhul iddiaları.

İçinde hem ihalelerle ilgili iddialar, hem de hem de dinleme kayıtlarına ait dökümanların olduğu Büyükanıt’ın 1. Ordu Komutanı olduğu döneme ait 5 dosya, Kara Kuvvetleri Komutanı olduğu döneme ait 7 dosya, Genel Kurmay Başkanı olduğu döneme ait 9 dosya.

Orgeneral Hilmi Özkök tarafından Amerikalılara hitaben yazılmış Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanı olmasını tavsiye eden bir yazı.

Büyükanıt NATO karargahında istihbarat bölümünde görev yaparken Amerikalılar tarafından toplanan özel bilgiler.

Büyükanıt döneminde İsrail’e verilen tank ve uçak modernizasyonu ihaleleriyle ilgili yolsuzluk iddiaları ve Büyükanıt’ın aile seceresi hakkında Amerikalılar tarafından toplanmış bilgiler.

17 No.lu klasörün hazırlanmasının 4 Yıl sonrasında, 28 Nisan e-muhtırasının ardından yaşanmakta olan siyasi gerilim ortamında, Başbakan’ ın çağrısı üzerine Dolmabahçe görüşmesine iki taraf da dosyalarla geliyor. İki taraf da gergin…

Konuşmaya önce Büyükanıt başlıyor. Tepkilerini anlatıyor. Elindeki dosyaların satırbaşlarını okuyor. "Ordunun talebi, eşinin başı açık olan birinin Cumhurbaşkanı olmasıdır" diyor.

Bunun üzerine Tayyip Erdoğan elindeki dosyaları masaya koyuyor ve Büyükanıt yaşadığı büyük şaşkınlığın ardından geri adım atma ruh haline giriyor.

Erdoğan fırsatı kaçırmayarak ortamı yumuşatıyor ve görüşme karşılıklı iltifatlarla devam ediyor. Hatta spor ve Fenerbahçe dahi konuşuluyor.

Görüşmenin ardından geçen 5 yıla rağmen Türk halkına, kamuoyuna taraflar hiçbir şey açıklamazken, hatta Başbakan bu görüşmenin içeriği benimle mezara gider demişken, dönemin ABD Büyükelçisi Ross Wilson buluşmanın olduğu akşam Amerika’ ya görüşmenin tüm ayrıntılarını geçiyor. ( Acaba Büyükelçi bunu nereden öğrenmiştir ?...)

Kriptoda: “Tayyip Erdoğan ile Org. Büyükanıt anlaştı… Operasyon başlayabilir… Erdoğan’ın bu özelliğinden faydalanılırsa, Amerikan çıkarlarının devamı çok kolay olacaktır… Bu fırsat elimizde bulunmaktadır...." ifadeleri kullanılıyor.

Görüşmenin 39 gün sonrasında, Ümraniye’de bir gecekonduya düzenlenen operasyonda, çatı katında bir sandık el bombası bulunduğu iddia ediliyor. Bu operasyon Ergenekon soruşturmasının ilk adımı olarak tanımlanacaktır.

Ardından Başbakan ABD Başkanı’ nı ziyaret ediyor. Fehmi Koru, 5 Kasım 2007’ de Yeni Şafak Gazetesinde Beyaz Saray’da yapılan Erdoğan - Bush görüşmesine atıfta bulunarak Ergenekon’ un düğmesine bu toplantıda basıldığını yazıyor.

21 Ocak 2008 tarihinde ABD Ankara Büyükelçisi Ross Wilson, saatler 23.00’ü gösterirken Başbakanlık Resmi Konutu’nda Erdoğan ile sürpriz görüşme yapıyor. Bu buluşmadan 4 saat sonra Ergenekon operasyonunda "ilk gözaltı dalgası" hayata geçiriliyor.

Dolmabahçe görüşmesi ile Ergenekon soruşturması arasında olduğu iddia edilen maddi bağ henüz resmen kanıtlanmış olmasa da, yukarıda sözü edilen olayların takvimsel gelişimi mantıklı bir neden – sonuç ilişkisi çağrışımı yapmaktadır.

http://www.yenibursa.com/KosePrint.php?Hid=2037

http://www.guncelmeydan.com/pano/cia-ni ... 31705.html

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türk Ordusuna Karşı Yapılan Tezgahlar ve Düşmanlıklar
İletiTarih: 19 Ekm 2012, 20:46 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
Balyozda Tutuklanan Askerler ÜLKÜCÜ MÜ?

Milliyetçiler sitesi olarak Ergenekon Davasının başlaması ile birlikte Türk Milliyetçiliği Hareketi içerisinde bu tutuklamalara ilk isyan eden bizler olduk. Bu sebepten bir çok Ülküdaşımız ile de yollarımız ayrıldı. Yerine göre Komünistlikle yerine göre Dinsizlikle itham edildik. Oysa bizler taa o zaman bunun sonunun gelip dayanacağı yerin Türk Devleti ve Türk Milliyetçiliği olacağını yazdık ve söyledik. Bu davaya verilen ismin bile biz Ülkücülere yönelik olduğunu biz Ülkücüler haricinde herkes görmüş ve fark etmişti. Ama bazı gafletteki delaletteki ülküdaşlarımız bunu bile okuyamadılar. Ve sonuçta olan oldu. Binlerce şerefli Türk askeri ve TSK mensupları Zindanlara atılarak Bebek Katili APO ile ayni cezaya çarptırıldılar… Biz ta o günlerde yazdık söyledik ve konuştuk. Ülküdaşlarımıza dedik ki ''Ey Ülkücüler bu içeri atılan albayların subayların Generallerin yüzde 99'u Türk Milliyetçisi, Ülkücü ve Türkçü. Yani bu askerler ÜLKÜCÜ.''

Dün bize Başka yerleri ile gülenlere bir hatırlatma olması açısından Balyoz’da yargılanan asker çocuklarından bazılarının isimlerini buraya aktarıyoruz…

En çok Oğuzhan var;

Kağan,

Tolga,

Aslıhan,

Ecem,

İstemihan,

Aybike,

Bengü,

Begüm,

Metehan,

Alparslan,

Gökçe,

Bilgehan,

Ülkühan,

Pusat,

VE

Kürşat...

Ve şimdi soruyoruz.

Türk Milleti’nin adını, tarihini, kimliğini evladıyla bir sonraki nesle aktaran bu babalar “millet düşmanı” olabilir mi! Umarız bu isimlerden sonra hala gaflet ve delalet uykusunda yatan Ülküdaşlarımız uyanır… Uyanmazlarsa bir daha ki AKP Kongresinde SAYIN Bebek Katili APO itini “Türkiye Seninle Gurur Duyuyor” diye alkışlamaya devam ederler…

Tanrı Uyuyan Türkleri Uyandırsın!

Milliyetçiler Sitesi

http://www.milliyetciler.de/haberoku371 ... ler-ulkucu

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Türk Ordusuna Karşı Yapılan Tezgahlar ve Düşmanlıklar
İletiTarih: 19 Ekm 2012, 21:47 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Arl 2011, 03:53
İleti: 2930
Konum: Turan
'Savcı Zekeriya Öz gençliğinde Atatürk'e 'Beton Kemal' derdi'

Resim

Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Zekeriya Öz hakkında şok iddialar!

Aydınlık Dergisi, yeni sayısında Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’ün 'bilinmeyen 4 yılını' sayfalarına taşıdı. Dergi, Zekeriya Öz’le ilgili hazırladığı dosyada çok çarpıcı iddiaları gündeme getiriyor. Buna göre Öz’ün ilk görev yeri bilinenin aksine Bitlis’in Mutki ilçesi değil. Dergi, Ergenekon Savcısı Öz’ün Aydın’ın Çine ilçesinden Mutki’ye sürgün edildiğini söylüyor. Ve bunu da Resmi Gazete ile belgeliyor.

Savcı Öz'ün teyzesinin oğlu olduğu iddia edilen Seyfullah Vatansever'in Öz için, 'Savcı olduğunu duyunca çok şaşırdım. Atatürk adını ağzına almaz, “beton Kemal” ifadesini kullanırdı' sözleri de dergide yer almakta.

İşte Aydınlık’ta yayınlanan o haber:

'KIDEMLİ SAVCIYA ÇİRKİN TEKLİF'

Yıl 1995, Çine Adliyesi, Bütün adliyelerde olduğu gibi, faks ve adli sicil kaydı yaptıran yurttaşların ödediği paralar Çine Adliyesi’nde de Adaleti Güçlendirme Vakfı’na aktarılıyordu.

Zekeriya Öz, bir gün dönemin kıdemli savcısı Ayhan Uğurdan’ın kapısını çaldı.

Savcı Öz, Vakfa aktarılan paranın bir bölümünü “paylaşma” teklifinde bulunuyordu!

Kıdemli Savcı, çirkin teklife büyük tepki gösterdi. Kıdemli Savcı Ayhan Uğurdan, Zekeriya Öz’ü Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na şikayet etmeyi de ihmal etmedi. Sonunda hem Zekeriya Öz hem de Kıdemli Savcı Ayhan Uğurdan soruşturma geçirdi.

Zekeriya Öz, Çine’den Bitlis Mutki’ye sürüldü. Ayhan Uğurdan ise uğradığı haksızlığa dayanamayıp görevinden istifa etti.

Zekeriya Öz’ün vukuatları bununla bitmiyor. Hakkındaki soruşturma tamamlanıp sürgün cezası yiyene kadar Savcı Öz, yeni skandallarla Çine’yi sarsmaya devam etti…

RESMİ GAZETEDE DE YAZILI

Resim

Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’ün savcılıkta ilk dört yılı böyle geçti.

Fethullahçı medya tarafından titizlikle sürdürülen “İlk görev yerim Mutki” yalanıyla örtülmek istenen gerçekleri, böylece açığa çıkarmış oluyoruz.

Zekeriya Öz, Mutkiye’ye tayin olmadı, Çine’den sürgün gitti!

Mutki’nin Zekeriya Öz’ün ilk görev yeri olmadığı, Mutki’ye Çine’den gittiği, 2 Temmuz 1998 tarihli ve 23390 sayılı Resmi Gazete ‘de de yazılı. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanlığı tarafından yapılan atama kararlarının beşinci sayfasında şöyle yazıyor: “Mutki Cumhuriyet Savcısı 35837 Zekeriya Öz”.

ADALET BAKANLIĞI’NIN AYDINLIK’A YANITI

Aydınlık, 28 Temmuz’da Adalet Bakanlığı’na savcı Zekeriya Öz’ün “hangi tarihte, nerede göreve başladığını ve nerelerde görev yaptığını” sordu. Adalet Bakanlığı da “kamusal gizlilik ve kişisel gizlilik ve kişisel gizlilik sorularımızı yanıtsız bıraktı.

ÇİNELİLER: PARAYA ZAAFI VAR

Zekeriya Öz, adan 10 yıl geçmesine rağmen Çine’de adliye, polis ve işadamları çevreleri tarafından çok iyi tanınıyor.

Çineliler bu olayları Aydınlık’a anlatırken, Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz hakkında şu sıfatları kullanıyorlar:

-“Doğru adam değildir.”

-“Paraya zaafı vardır.”

-“Para Zekeriya Öz’ün her şeyidir!”

Çinelilerin anlattığına göre, Zekeriya Öz Çine savcısıyken kanuna aykırı olduğu halde ticaretle uğraştı. Merkezi Çine’de bulunan “İstanbullular Nakliyat” isimli bir firma ile araba alım satım işlerine girdi…

ATATÜRK’TEN “BETON KEMAL” DİYE SÖZ EDERDİ”

Öz, 1951’de Bulgaristan’dan Bursa’ya göç eden 8 çocuklu mutaassıp bir ailenin tek erkek çocuğu. 1968 doğumlu.

Teyze oğlu Seyfullah Vatansever, Zekeriya Öz’ün İmam Hatip (İHL)’te okuduğu yıllarda Fethullah tarikatı tarafından “devşirildiğini” anlatıyor. Zekeriya Öz, o yıllarda Fethullah Gülen’in finanse ettiği Yeşilırmak Dershanesinde eğitim gördü. Kurban Bayramı’ında vatandaşlardan kurban derileri toplar, Fethullahçıların vakfına verirdi.

Öz’ün çocukluğu ve gençliği, Bursa- Yalova-İstanbul hattında geçti.

Zekeriya Öz, 1997’de Hakimlik ve Savcılık Sınavı’nı kazandıktan sonra, Aktüel dergisine verdiği bilgiye göre, Bursa Barosu’ndaki kaydını sildirip 35837 sicil numarasıyla savcı oldu. Mutki’de 2 yıl görev yaptıktan sonra, Balıkesir Bigadiç’e atanıyor. 2004’ten sonra da İstanbul Ümraniye’ye ve sonra da Beşiktaş’ta eski adıyla Devlet Güvenlik Mahkemeleri, yeni adıyla özel yetkilendirilmiş Ağır Ceza Mahkemeleri’ne “özel olarak” tayin ediliyor.

Teyzesinin oğlu Seyfullah Vatansever, Zekeriya Öz için “Atatürk adını ağzına almaz, “beton Kemal” ifadesini kullanırdı…Savcı olduğunu duyunca çok şaşırdım. Hala da şaşkınım.”

Zekeriya Öz, 4 CIA ajanını Saka ile görüştürdü

Savcı Öz’ün Ergenekon’dan önce baktığı en önemli soruşturma, El Kaide’nin Avrupa, Türkiye, İran, Suriye, Pakistan sorumlusu “Louai Saka “davasıydı. Zekeriya Öz, İsrail gemisine saldırı hazırlığı yaparken yakalanan El Kaide’ci Saka hakkında hazırladığı iddianameyle dikkatleri üzerine çekti. Savcı Öz, HSBC Bank, İstanbul’daki İngiliz Başkonsolosluğu ve sinagogları bombalayan eylemciler Azad Ekinci ve Abdülkadir Karakuş’un Suriye’ye Sakka’nın yanına gittiğini belirledi. Öz, Sakka’ya müebbet hapis talep etti. Zekeriya Öz, eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri süikastiyle Sakka’nın bağlantısını araştıran Birleşmiş Milletler Soruşturma Komisyonu’na da bilgi verdi. Louai Sakka, ABD’deki ünlü ikiz kulelere yönelik büyük eylemi gerçekleştiren militanları Yalova’daki terörist kamplarında eğittiğini de daha sonra açıklamıştı.

Tarih:15 Kasım 2005. Yer: İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı. CIA uçağı Türkiye’ye Louai Sakka için geldi. Bu uçağın geliş nedeni sonradan ortaya çıktı.

Sakka’nın avukatı Osman Karahan’ın verdiği bilgiye göre, “4 CIA ajanı Kandıra F Tipi Cezaevi’nde Sakka ile görüştü.”CIA akanlarının cezaevine girişleri için izni veren de Savcı Zekeriya Öz.

Ayrıntıları Avukat Karahan’dan dinleyelim: “Uçak olayından önce 2 defa müvekkilimle görüşen yabancılar, Sakka’ya Suriye aleyhinde ifade vermesi halinde o dönemde havalimanında bekleyen uçakla dünyanın istediği yerine götürme vaadinde bulundular. İlk görüşmeden kısa bir süre sonra 2 si Türk 4 kişinin Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’nde görevli Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’den aldıkları yazılı bir belge ile cezaevine geldiler. Sakka ile 4 saat süren bir görüşme olmuş. Gelenlerden Türkçe konuşan 2’si kendilerini emniyet görevlisi olarak tanıtmış. Benzer önerileri sıralamışlar. Sakka, hiç konuşmayan diğer 2 kişiden şüphelenerek, “Bunlar Türk değil mi?” diye sormuş. Diğerleri “Onlar da Türk” diye cevaplamışlar. Ancak, bu kişilerin konuşmaları diğerlerinin kulağına aktardığını görünce sinirlenmiş “Bunlar CIA ajanı” diye bağırmış. Gerginlik yaşanması üzerine bu kişiler “ Seninle nasıl burada görüşüyorsak, gücümüzü biliyorsun. Ay’a da gitsen seni infaz ederiz’ diye tehdit etmişler.”

Aydınlık, 9 Aralık 2007’de “4 CIA Ajanı El Sakka’yla F Tipinde” görüştü başlığıyla çıkmıştı. Sakka’nın avukatı olayın tüm ayrıntılarını Aydınlık’a açıklamıştı.

http://haber.gazetevatan.com/Ataturke_B ... 29/1/Haber

_________________
Tanrı bize Türk adını verdi ve bizi yeryüzüne Hakan kıldı! METE HAN

Ben ve Milletim Tanrının Kırbacıyız! BAŞBUĞ ATTİLA

Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! BİLGE KAĞAN

Türk'lüğü yüceltmek için yaşa, Türk'e kılıç kaldıran eli kır! BAŞBUĞ TİMUR

Türk ve TÜRKÇÜLÜK düşmanlarını ezeceğiz! BAŞBUĞ ATATÜRK


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni bir konu gönderCevap gönder 2 sayfadan 1. sayfa   [ 29 ileti ]
Sayfaya git 1, 2  Sonraki


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Google [Bot] ve 3 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan SiyasiForum.net Siyasi Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. SiyasiForum.Net hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde dönüş yapacaktır. Forumumuz kesinlikle hiçbir şekilde parti, örgüt, kurum, kuruluş ve oluşumu desteklememektedir. Tüm Problemler ve Reklam İçin: İletişim Formu için tıklayınız.