Yazı boyutunu değiştir
Sistem saati: 22 Oca 2018, 05:13


Yeni bir konu gönderCevap gönder 1 sayfadan 1. sayfa   [ 5 ileti ]
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Bir Medeniyetin Yok Edilmesi II: Amerika ve Afrikali Köleler
İletiTarih: 19 Tem 2017, 10:40 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 28 Haz 2011, 12:32
İleti: 2750
Konum: Salpazari Cepni

Resim

BATININ ZENGİNLİĞİNİN ÖNEMLİ BİR KAYNAĞI: AFRİKA’DAN KAÇIRILAN KÖLELER

Nasıl Başladı?

1452’de Portekiz Kralı VI. Afonso’ya izin veren Papa savaşlarda yakalananların köle olarak satılabileceğine ve kullanılabileceğine dair resmi bir bildiri çıkartarak bu büyük zulme onay vermişti.

Nasıl Yayıldı?

Transatlantik Köle Ticareti Amerikan Kolonileri’nde ve daha sonra Amerika Eyaletleri’nde işgücü eksikliğinden ortaya çıkmıştır. Avrupa Kolonileri içinde iş- gücünden yararlanılan ilk köleler Amerikalı yerliler, yani Kızılderililerdi. Bu durum Afrika’dan yüklü miktarda ve uygun fiyata köleler getirilinceye kadar sürdü.

Yeni Dünya’da Kızılderilileri esir alan Avrupalı sömürgeciler esir ticaretine pek de yabancı değillerdi. Karayip Adaları’nda savaş ve salgın hastalık yüzünden yerli halkın telef olması neticesinde Kızılderili nüfusunun yerini bu dönemde Afrikalı yerliler aldı. Diğer bir örnekteyse, Güney Carolina ve Virginia’da Afrikalı köleleri daha ucuza elde edebilecek anlaşmaların altına imza atılarak Kızılderili esirlerin yerlerini Afrikalı esirler aldı.

Esir ticaret üçgeninin bir bacağı Avrupa’dan ticari malların Afrika’ya ihracatıydı. Bu ticaretin ikinci bacağını oluşturan Afrika hükümdarları ve tüccarları, 1440 yılından 1900 yılına kadar köle ticareti içinde aktif rol oynadılar. Her köle karşılığında Afrikalı hükümdarlar Avrupalılardan yüklü miktarda ticari mal temin ettiler. Yeni Dünya’da esirlerin işgücü ile üretilen pamuk, seker, tütün, pekmez ve rom gibi ticari malların Amerika’dan Avrupa’ya nakli ise üçgenin üçüncü ve son bacağını teşkil ediyordu.

Resim

Kölelerin Taşınması Nasıl Gerçekleştirildi?

Köle taşıyan gemilere, “Tumberio”, yani “ölü taşıyıcıları” adi takılmıştır. Bu gemilerden biri ile denizi asan bir İtalyan Fransiskeni söyle yazmıştır. “Erkekler güverte altına üst üste yığılmış, ayaklanıp gemideki tüm beyazlari öldürürler korkusuyla da zincirlerle bağlanmışlardı. Kadınlar için, ikinci güverte arası ayrılmıştı. Hamile olanlar arka kamarada toplanmıştı. Çocuklar birinci güverte arasında, balık istifi gibi sıkıştırılmıştı. Uyumak istediklerinde, birbirlerinin üstüne düşüyorlardı. Doğal gereksinmelerini gidermek için sintineler vardı, ama çoğu yerini kaybetmek korkusuyla bulunduğu yerde rahatlıyordu. Özellikle erkekler acımasızca üst üste yığılmış oldukları için, bulundukları yerde koku ve sıcak dayanılmazdı. Atlantik Okyanusu 35–40 gün arasında aşılmaktadır. Ölüm oranı, havasızlıktan boğulma ve salgın hastalıklar yüzünden çok yüksektir. Bu oran %50’ye ulaşabilir. Çogu zaman salgınlarla baş edebilmek için hastalar öldürülür. (Amerika Kıtasına) varışta sağ kalanlar, açık arttırmalar sırasında iyi para etmeleri için, yeniden özenli bir bakımdan geçirilirler. Doğal olarak fiyatlar boya, yaşa, güce, cinsiyete vs. göre değişir. Tehlikelere ve kayıplara karşın, kazançlı olan bu ticaret, kaçakçılığa ve korsanlığa yol açar. İngiliz gemileri, sık sık zenci taşıyan gemilere saldırıp, yüke el koyar ve köleleri Virginia ya da Antillerde satarlar.” * Türk ve Dünya Tarihi Ansiklopedisi; Cilt 4, s.1176 ( Gelişim Hachette, Istanbul–1985)


Resim

Gine körfezinde bulunan bu tip çok sayıdaki krallıklardan birine misafir olan bir tüccarın izlenimleri söyledir:

“Kral Peel… iç bölgelerden yollanacak binlerce zenci arasında bana iyi bir “yük” hazırlamakla uğraştığını söylüyor… Birkaç gün sonra boyunlarından uzun sırıklarla bağlı birkaç dizi zencinin geldiğini görüyorum. İşte benim yük’üm! 300 yolcumu karşılamaya hazırlanıyorum. Kadınlar kıç tarafta, erkekler ise kıç direğinden teknenin başına kadar dizilmiş ve hepsi de zincire vurulmuş. Yiyecek olarak hint patatesi, pirinç ve bolca su. Tabanca ve hançerlerimiz kemerlerimizde, kimi zamanda ellerimizde, doktor muayenesinden geçiyorlar… Muayene bitince hepsi kızgın demirle işaretleniyor. Bunu yaparken daha zayıf yaradılışlı olan kadınların etlerini fazla dağlamamaya özen gösteriyoruz.” (Aynı eser 1319-1312)

Resim

Resim
Köle ticareti için bir köle gemisi yüklenişi


Nasıl Sona Erdi?

Afrika Kıtası’nın Atlantik kıyısı ve Afrika’nın iç kısımlarındaki yerlilerin satılması ve istismarına dayanan Atlantik Köle Ticareti Portekizliler tarafından 15. yy’da başlayıp 19. yy’a kadar sürdü.

Köle ticareti gelişmeye başlayınca hükümdarlar, köle karsılığı Avrupalılardan mal alarak gelirlerini artırmıslar, fakat bu mallar hep tüketimle ilgili olduğundan üretim biçiminin değişmesinde etkili olamamıştır.

Kuzey ve Güney Amerika’daki plantasyonlardan gelen istem çesitli uluslardan esir tüccarlarının milyonlarca Afrikalı zenciyi köle olarak götürüp buralarda satmaları sonucunu doğurdu. Bu yeni ticaret, Afrika’da bir ölçüde ekonomik hareketlilik yarattı. Kıyıdaki beyaz esir tüccarına içerilerden hemcinslerini yakalayıp getiren Afrikalılar, bu kıtanın koşulları içinde orta sınıf sayılabilecek bir öğe olarak ortaya çıktılar.

Batı ve Orta Afrika’dan Yeni Dünya’ya taşınan kölelerin çoğunluğu Avrupa ile Afrika devletleri arasında yapılan anlaşmalar çerçevesinde elde edilmiş olsa da, diğer kısmı da yağmalama esnasında kaçırılarak ele geçirilmiştir.
Kara Kıta için korkunç bir darbe olan bu yeni ticaret, ailelerinden ve vatanlarından koparılan milyonlarca insanın dramı bir yana, en sağlam insanların köle olarak seçilip götürülmesiyle, Afrika’yı insan gücünden de yoksun kıldı.

Afrika’da Avrupalılar tarafından kölelerin satın alındığı ve nakledildiği sekiz belli başlı bölge vardı. Bunlardan bir tanesi de Orta Afrika’da Kongo Demokratik Cumhuriyeti, batıda Gabon ve Angola’ydı.

Portekiz’i takiben Atlantik Köle Ticareti’nden paylarını almış olan diğer ülkeler, İspanya, Fransa, İngiltere, İskoçya, Almanya, Danimarka ve Hollanda’dır. Zaman içinde denizcilikte güçlenen İngiltere köle ticaretinde lider konumuna gelmiştir. Bristol ve Liverpool İngiltere’nin köle ticaret gemilerinin yola çıktığı belli başlı limanlarıydı. 17.yy’da Liverpool’dan yola çıkan her dört gemiden biri köle ticaret gemisiydi.

Atlantik Köle Ticareti’ne karşı zaman içinde ahlaki, ekonomik ve politik mulahefet başladı. Atlantik Köle Ticareti ilk olarak Hawai Devrim’inde (1791-1804) resmen yasaklanmıştır. Köle ticaretinde hayli aktif rol alan Danimarka köle ticaretini kanuni olarak ilk yasaklayan ülkedir (1792). İngiltere ise köle ticaretini Hawai kararlarından üç sene sonra yasaklamıştır. 1808 yılında da Amerika İngiltere’yi takiben köle ticaretini kanunen yasaklamıştır.


Resim

Amerikan İç Savaşı: Kuzey ve Güney Eyaletleri arasında 1861-1865 yılları arasında yapılmıştır. Savaşın başlıca sebebi, Başkan Lincoln’un köleliği kaldırma vaadi olmuştur.


Kaç Köle Afrika’dan Kaçırıldı ve Etkisi Ne Oldu?

İngiliz Parlamentosu’nun raporlarına göre 1768’de Afrika’dan Amerika’ya İngilizler 60.000, Fransızlar 23.000, Hollandalılar 11.000, Portekizler 1.700 köle göndermiştir. Toplam olarak (bir yilda) 97.500 köle, 1787 yılında bu sayı (yılda) 100.000’e ulaşmıştır. Köle ticareti XVIII. yüzyıl boyunca sürekli artar.(Aynı eser syf. 1312

Bazı çağdaş tarihçilerin tahminlerine göre bu dönem içinde 12 milyon civarinda Afrikalı Yeni Dünya’ya taşındı. Bu insanlık tarihinin en büyük zoraki göçü olarak kabul edilmektedir. Diğer bir kaynağa göreyse bu rakam 25, hatta 40 milyona kadar çıkmaktadır.

Senegal başkanı Senghor’un Afrika sosyalizmi konusunda yapılan 1962 Dakar Kollokyumu’nda verdiği rakama göre ise, esir ticaretinin yapıldığı dönemde Amerika’ya 20 milyon esir varmıştır. Fakat 1 esir alırken avda veya gemi ambarında öldürülenler hesab edildiğinde korkunç bir rakam ortaya çıkmaktadır.



SONUÇ

Saint-Pierre’li Bernardin, Voyagea L’lle-de-France’da (ile-de-France’a Yolculuk), şu değerlendirmeyi yapıyordu: “Avrupalıların mutluluğu için şekerin ve kahvenin gerekli olup olmadığını bilmiyorum. Fakat bu iki ürünün dünyanın iki kıtasında mutsuzluğa yol açtıgını biliyorum. Amerika, ekin yetiştirecek topraklar elde etmek için boşaltıldı; şimdi de bu topraklarla uğrasacak insanları sağlamak için Afrika boşaltılıyor”. Maurice Lengelle: Kölelik, s.82 (Iletisim, Istanbul–1993)

Bu kadar çok sayıda köle ticaretinin gerçekleşmesi Afrika’nın sağlıklı nüfusunu kaybetmesine, Avrupa ve Asya’daki ülkelerde nüfus artarken Afrika’nın nüfusunun sabit kalmasına, yerel dili, kültürü ve dininin tahrip olmasına buna mukabil Amerika ve Avrupa’nın zenginleşmesine yol açtığı bir gerçektir.

Resim
Hollanda bandıralı HMS Daphne gemisinde yasadışı taşınan köleler. 1 Kasım 1861. 1500-1870 yılları arasında yaklaşık 12 milyon Afrikalı köle, Amerika’ya getirilmiştir. Köle ticareti 1700’lü yıllarda en üst seviyeye çıkmıştır. En fazla köle satın alan ülke, dört milyon ile Brezilya’dır. Bu yıllarda, Florida ve Kaliforniyalı tacirler tarafından İspanya kolonilerinden Arjantin’e iki buçuk milyon köle satılmıştır. Değişik tacirler tarafından da, Fransız kolonilerinden bir milyon altı yüz bin, İngiliz kolonilerinden iki milyon ve Hollanda kolonilerinden beş yüz bin köle getirtilmiştir. Karaib Adalarındaki halkın % 90’ı da köleleştirilmiştir. Köle ticareti yapan gemilerdeki kaptan ve tayfaların en korktukları şey, kölelerin isyan etmeleriydi. Bu sebepledir ki, köleler götürülecekleri yere, el ve ayaklarından birbirlerine bağlanarak sevk edilirdi.

Kaynak: https://insanveevren.wordpress.com/2011/05/22/koleligin-tarihcesi/


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Bir Medeniyetin Yok Edilmesi II: Amerika ve Afrikali Köl
İletiTarih: 19 Tem 2017, 11:25 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 28 Haz 2011, 12:32
İleti: 2750
Konum: Salpazari Cepni


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Bir Medeniyetin Yok Edilmesi II: Amerika ve Afrikali Köl
İletiTarih: 19 Tem 2017, 12:20 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 28 Haz 2011, 12:32
İleti: 2750
Konum: Salpazari Cepni
16. YÜZYILDA GÜNEY AMERİKA’YA KÖLE TİCARETİ

16. yüzyılda Avrupa’da yaşayan devletler Amerika Kıtasını istila etmeye başlamışlardır. Özellikle İspanyol istilacılar Amerika’da yaşayan yerli halkı köleleştirip şekerkamışı tarlalarında ve madenlerde son derece kötü koşullarda çalıştırmışlardır. Avrupalılar’dan geçen bulaşıcı hastalıklar ve kötü çalışma koşulları sonucu yerli halk kısa bir sürede yok olmuştur. Bunun üzerine İspanyollar ve Portekizliler ucuz işçi kaynağı bulabilmek için Afrika’ya yönelmişlerdir.

1502 yılında İspanyol Krallığı köle ticaretini yasallaştırmıştır. 1509 da İspanya’nın Chiapas kentinin Katolik piskoposu Bartolome de Las Casas, Amerika’ya giden her İspanyol yerleşimcinin belli bir miktarda köle götürmesini önermiştir. Bu öneri Afrika’dan Amerika’ya olan köle ticaretinin başlangıcı sayılmaktadır. 27 Aralık 1511 yılında İspanya Krallığı tarafından Amerikan yerlilerini korumak amacıyla Amerika’ya yerleşenlerin yerlilerle olan ilişkilerini düzene sokmak için yürürlüğe sokulan ilk kanun olan Burgos Kanunları, zenci köleliğe izin vermiştir. 1518 yılında ise, Lorens de Gominot 4000 Afrikalı kölenin Amerika kıtasına sevki için ilk resmi izni almıştır. Afrika’dan Amerika Kıtası’nda ilk köle gemisinin 1519 yılında Porto Rico’ya hareket ettiği sanılmaktadır.

Köle ticaretinin başlarında köle ticareti ile ırkçılık arasında bir bağ bulunmuyordu. Ancak, Afrikalı kölelerin artması ile birlikte, Batı Dünyasında kölelik ve zenci olmak aynı anlamda kullanılmaya başlanmıştı. Avrupalı Hıristiyanlar diğer Avrupalıların (beyazların) köle olmalarını kabul etmiyorlardı. Ancak, siyah Afrikalıkların köleleştirilmesine herhangi bir itirazları da yoktu.

Köle ticaretinin devam ettiği 1519 – 1867 tarihleri arasında Afrika’dan Amerika kıtasına 11.062.000 köle gemilerle götürülmüştür. Bu ticaret, Ticaret Üçgeni denilen Afrika, Avrupa ve Amerika arasındaki üçgende yapılmaktaydı. Afrika’dan Amerika’ya köle, Amerika’dan Avrupa’ya şeker, maden cevheri, pamuk, tütün; Amerika’dan Afrika’ya silah, barut; Avrupa’dan Amerika’ya işlenmiş mamuller, kumaş gidiyordu. Orta Yol denilen üçgenin Amerika Afrika ayağında yapılan köle ticaretinin en insafsız yanı çok olumsuz koşullarda yapılan gemi yolculuğuydu. Yolculuk Brezilya’ya bir ay Orta Amerika’ya iki ay sürmekteydi. Afrika’dan ayrılan kölelerin %30’u varış yerine kadar hayatlarını çeşitli nedenlerden kaybetmişlerdir.

Afrikalı kölelerin neredeyse tamamı Batı Afrika sahilinden ve kuzeyde Senegal Nehri ile güneyde Güney Angola arasında bulunan Batı ve Orta Batı Afrika’dan, az bir sayıda ise Mozambik ve Madagaskar Adasından gelmekteydi.

Portekizlilerin köleleri rüşvet ve hediyeler karşılığı satın almaya başlamasıyla, bu durumdan rahatsız olan o dönemin Kongo Kralı Katolik Affonso I (Mvemba Nzinga) 1529 yılında Portekiz kralı John’a yazı ile köle ticaretini yasaklamasını rica etmiş, ancak John herhangi bir önlem almamıştır.

1519 – 1599 yılları arasında Afrika’dan Amerika kıtasına götürülen kölelerin miktarı 266.100 dür. Bunun 2.000’i İngilizler, 264.100’ü Portekizliler tarafından nakledilmiştir.

Bu kölelerin Afrika’daki geliş yerlerine göre dağılımı aşağıdaki gibidir:

Senegal-Gambiya 10.700, Sierra Leone 2.000, Altın Sahili 10.700, Benin Körfezi 10.700, Biafra Körfezi 10.700, Batı Orta Afrika 221.200.

Kölelerin gittiği yerler ise, Latin Amerika (İspanyol Amerikası) 151.600, Kuzeydoğu Brezilya 35.000 ve Brezilya Bahia 15.000.

Brezilya’daki şekerkamışı tarlalarında çalıştırılmak üzere ilk Afrikalı köleler 1550 yılında Amerika kıtasına ulaşmışlardır. Brezilya’da köleler şekerkamışı tarlalarının dışında, zengin altın ve gümüş madenlerinde de çalıştırılıyordu. Afrika’dan Brezilya’ya 300 yıllık köle ticaretinde giden kölelerin miktarı o kadar fazladır ki (toplamın %40’ı), şu anda güney yarımkürede en fazla zenci Nijerya dışında Brezilya’da yaşamaktadır. Karşılaştırmak açısından şu anda A.B.D. de yaşayan zenciler, Afrika’dan Amerika kıtasına gelen toplam kölelerin sadece %4’ünü oluşturmaktadır.

Kaynak:

http://timelines.ws/1500_1524.HTML


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Bir Medeniyetin Yok Edilmesi II: Amerika ve Afrikali Köl
İletiTarih: 20 Ağu 2017, 19:00 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 28 Haz 2011, 12:32
İleti: 2750
Konum: Salpazari Cepni
Irkçılık en büyük zararını zencilere, özellikle zenci kölelere vermiştir. John Hawkins adında bir İngiliz’in sahip olduğu ilk köle gemisi. 1562’de Amerika sularına girmiştir. Ancak, köle ticaretinin, şeker kamışı plantasyonlarının yaygınlaştığı 1630’lardan sonra yoğunlaştığını görüyoruz. Köle ticaretinin yoğunlaşması, yoğun bir kokuyu da birliğinde getirmiştir. Gerçekten, o tarihlerde bir köle gemisinin okyanusu geçmekte olduğu, rüzgârın getirdiği kokuyla, daha gemi ufukta görünmeden, yüzlerce millik uzaklıktan anlaşılabiliyordu. Çünkü gemiye, olabildiğince çok “mal” yüklemek için, ellerinden ve ayaklarından birbirlerine zincirlenerek balık istifi gibi dizilen zenciler, bir ay kadar süren bu yolculuk boyunca, ağızlarına akıtılan çorba ile orada besleniyor ve yediklerini içtiklerini üstten ve alttan, orada çıkarıyorlardı. Kimbilir, zencilerin kötü koktukları önyargısı belki bu “gerçeğe” dayanarak doğmuştu. Zencilerden böylesine tiksinen Beyazların, durmadan gemiler dolusu zenciyi Amerika’ya getirmeleri anlaşılır şey değil doğrusu.

1562’den köleliğin kaldırıldığı tarih olan 1863’e dek, zenci kölelerin çektiklerini. Tanrı dışında hemen herkes bildiği için geçiyorum. Zenci köleliği, 1863’te, artık zencilerin de insan, üstelik öteki insanlara eşit değerde insan oldukları düşünülmeye başlandığı için kaldırılmadı. Böyle bir nedenle kaldırılmadığını, köleliğin kaldırılması yolunda, siyasal düzeyde verilen savaşı yürüten Lincoln’un, 1858 tarihinde yazdığı bir mektubundaki şu satırlardan biliyoruz: ‘Beyazlarla zenciler arasında fizik farkların. toplumsal, siyasal eşitlik içinde birlikte yaşamalarına olanak vermeyeceğine inanıyorum.” Gerçekten, köleliğin kaldırılmasının asıl nedeni, sanayileşen Kuzey’in “özgür emek” gereksinimiydi.

Resim

Zenciler özgür ve vatandaş sayılınca. Güney devletlerinde çıkarılan, zencilerin vatandaşlık haklarını sınırlayan “kara yasalar”a karşı Kuzey’in dayattığı 1867 tarihli Reconstruction Act’e tepki olarak en az beş bin zenci öldürülmüştü. Ku Klux Klan. Reconstruction Act ile birlikte, 1867’de kurulup. bu eşitlikçi insan yasasına karşı orman yasası olan “linç”leri zencilere karşı kullanmaya başladı.238 Her biri bir trajedi konusunu oluşturacak nitelikte olan bu linç olayları, istatistiğin soğuk rakamlarıyla ne kadar yansıtılabilir ki? Linç istatistiklerinin tutulmaya başlandığı 1880’lerde, bu yolla siyahtan çok beyaz “suçlu” öldürülmüşken, geçen yıllarla birlikte denge kurulup, bu dengenin hızla zenciler zararına bozulduğu görülüyor. 1882-1888 yılları arasında, 595 Beyaz, 440 zenci linç edilmişken; 1889’da, 76 Beyaz, 84 zenci; 1892’de 69 Beyaz, 162 zenci; 1893-1904 yılları arasında yılda ortalama 100 zenci, 29 Beyaz linç edildi; 1883-1915 yılları arasında, yılda ortalama 50 zencinin linç edilmiş olmasına karşılık. Beyaz linçi sayısının hızla düştüğü görülüyor. 1906-1915 yılları arasında 650 zencinin 61 Beyazın linç edilmiş olması, zenci linçinin Beyazları on kat aştığını gösteriyor. Kitlesel gerçeği yansıtan bu rakamlardan sonra, “temsil edici” olmalarına bakarak, iki somut, tekil linç örneğini görelim. Georgia federe devletinde Mary Turner, kocasını öldüren beyazların adlarını söylemek tehdidinde bulununca, neredeyse doğurmak üzere olmasına bakılmayıp, asılır ve yakılır. Yakma yanı sıra, kızgın demirle göz oyma, ağır ağır kızartma; “kurban”ın kemiklerinin armağan olarak kapışılması, cinsel organların koparılması, parmakların gösteriş için kasap dükkanlarına asılması240 bu orman yasasının “incelik”lerinden bazılarıdır. Bir suçsuzun linçini gördükten sonra bir de “suçlu”ların linçinden bir örnek verelim. 1930’larda. işsizliğin arttığı ekonomik bunalım yıllarında, Leeville adlı bir Teksas kasabasında, haftalığını istemek üzere geldiğinde, çalıştığı çiftlik sahibinin karısından, kocam ücretini bırakmadan kasabaya indi yanıtı alması üzerine, ona cinsel saldırıda bulunan zencinin, yakalanması, tutuklanması, kasaba halkının ayaklanması, mahkeme salonunun yakılıp, zencinin içinde korunduğu özel hücrenin kubbesinin kaynak makinasıyla delinip, cesedinin çıkarılıp alkışlar arasında fırlatılışı, asılışı, kesilişi, yakılışı, Durwald Pruden tarafından, bir bilimsel araştırmada saptanmıştır.241 Olay sırasında, büyük çoğunluğu aşağı tabakalardan olan halk tarafından, gene büyük çoğunluğu aşağı tabakalardan olan 200 kadar zencinin işyerlerinin ve evlerinin yağmalanıp, yakılıp yıkıldığını öğreniyoruz. Linç ve ayaklanma hakkında açılan dava sonunda, linçin sarhoş önderi suçlu bulunmamış, tutuklanan 44 kişiden 43’ü bırakılmış, suç, 17 yaşındaki sabıkalı bir çocuğa yüklenmiş, kendisine iki yıl tutukluluk cezası verilmiş, bir yılı doldurmadan salıverilmiştir. Aynı kasabada geçerli olan yasaya göre, bir Beyaz, bir zenci kadına cinsel saldırıda bulunsaydı, yalnızca 12,5 dolar ceza ödeyecekti, öte yandan gene aynı kasabada, bir Beyaza cinsel saldırıda bulunduktan sonra, üstelik onu öldüren bir Beyazın, hiç bir sorun çıkmadan yargılandığını okuyoruz. Linç kitlelerin önyargılarının ve kitle psikolojisinin ürünüdür, kabul; ama bu önyargıların beslenmesinde, Georgia federe devletinden Tom Watson adında bir düşünürün, zencinin erdemsiz olduğunu, şeref, gerçek, minnet ve ilke gibi kavranılan kavrayacak yetenekte olmadığını, Güney’in onu arada sırada linç edip kırbaçlamasının, kokusuyla ve rengiyle kadiri mutlak’a (tanrıya) saygısızlık etmeye kalkmasını önlemek için gerekli olduğunu; linç yasasının, halkın içindeki adalet duygusunun daha ölmediğini gösteren bir belirti olduğunu ileri süren görüşlerinin242 hiç payı yok mu?

Resim
ABD’de sadece beyaz öğrencilerin devam ettiği Harry Harding Lisesi’ne kabul edilen ilk siyah öğrencilerden Dorothy Counts’ın okuldaki ilk günü. Counts tacizlere sadece 4 gün dayanabildi. fakat 50 yıl sonra (2008 yılında) kendisinden özür dilendi.

Zenciler özgür vatandaş sayılınca, siyasal haklarını kullandırmamak için akla hayale gelmeyecek “bayağı” yollara başvuruldu. Bunlardan biri, hukuk tarihine “ata maddesi” olarak geçen düzenlemeydi. 1897’de Louisiana federe devleti anayasasında, oy hakkının kullanılması için. Anayasanın bir pasajını okuyup, anladığını gösterecek biçimde anlatmak koşuluna, bu koşulu yerine getiremeyecek olan Beyazları kollamak için, bir kolaylık getirilerek, daha önce oy kullanmışsa, ya da ataları, l Haziran 1867’de oyunu kullanmışsa, yapılacak seçimlerde de kullanabileceği belirtildi. Bu tarihte zencilere oy hakkı tanınmadığından, zenciler bu kolaylıktan yararlanamayacaklardı. Yüksek Mahkeme, “ata maddesi”nin Federal Anayasaya aykırı olup olmadığına 18 yıl karar veremedi; 1915’te karar verebildi ve bu madde kaldırıldı; ama “ata maddesi” Amerika ve hukuk tarihinde kara bir leke olarak kaldı. Federal Anayasa’daki “eşitlik” maddesi, 1875’te Jim Crow yasasıyla, zencilere ayn (ama eşit) kamu hizmeti sunulması biçiminde yorumlanıp, Yüksek Mahkeme’nin de, eşit olursa ayrı olabileceği yolunda ödün vermesiyle, “ayrı fakat eşit” ilkesi yürürlüğe sokulunca, Amerika’da görülen ırk ayrımcılığı (segregation) hukuksal temellere dayandırılmış oldu. Bu uygulama, “ayrı” olunca “eşit” olmasının olanağının bulunmayacağı görüşünün sonunda kabul edildiği 1954 yılına kadar sürdü. Bu ara, bu ilkeyi uygulayan Oklahoma’da, üniversiteye kabul edilmek zorunda kalınan bir zenci öğrencinin sandalyesinin, kapı açık bırakılarak, sınıfın dışına konması, dersleri böyle dinleyerek eşit haktan yararlanmasının sağlanması244 gibi gülünç ve insanlık adına üzücü uygulamalar görüldü. Irk ayrımcılığının yarattığı zencilerle ilgili acılardan verdiğimiz bu örnekler bölümünü, 1963 gibi geç bir tarihte, güneyin bazı kasabalarında zencilerle Beyazların evlenmelerine izin vermeyen yasaların bulunduğunu, yüz kadar kasabada ise zencilerin oy verme olanağının bulunmadığını, Güney Afrika’daki ayrımcı politikanın hâlâ (1984’de] sürdüğünü belirterek kapatalım.

Kızılderililer ve Irkçılık

Irk ayrımcılığı, ırkçılık, zenciler kadar Amerika yerlileri olan Kızılderililere zarar ve acı verdi. Gözlerini altın hırsı bürümüş bir avuç çeteden başka bir şey olmayan İspanyol “fatihleri”, Hernando Cortes (1488-1547) ve adamları, ateşli silahların sayesinde koskoca Aztek İmparatorluğu’nu yıktıktan sonra, İmparator II. Montezuma’yı (1466-1520) kendisine dokunulmayacağı, fidye öderse serbest bırakılacağı sözü verilerek, uyruklarına ülkenin dört bir yanından, özellikle tapınaklardan altın eşya ve sanat yapıtları getirtip, bunları dağ gibi yığdırması sağlandı. Kızılderili tarihini ve kültürlerini kavramamızda eşsiz yardımları olarak bu sanat yapıtlarının, tarih ve sanat değerlerinden çok altınıyla ilgilenen İspanyollar, bunların büyük bir bölümünü, taşımada kolaylık olsun diye eritip, para olarak Avrupa’ya gönderdiler. Bunun Avrupa’ya, “para devrimi” denen ve birliğinde korkunç bir enflasyonu da getiren ekonomik çalkantılardan başka etkisi, yararı olmadı. Ama Kızılderililere verdiği zarar yanı sıra, bilime, sanata ve insanlığa verdiği zararlar hiçbir şeyle karşılaştırılamayacak ve hiçbir biçimde onanlamayacak kadar büyüktü. Askerler, altın sanat yapıtlarını fırınlarda eritirken, İspanyol din adamları, Montezuma’nın sarayındaki bir odanın tavanlarına kadar istif edilmiş tarih tomarlarını, içlerinde “küfür” var diye, fırına atarak, kültür tarihinin belki en büyük “soykırım” suçunu işliyorlardı.

[img]http://www.cafrande.org/wp-content/2013/03/Kızılderili-soykırımı.jpg[/img]
50 Milyonun üzerinde Kızılderili soykırıma uğratıldıktan sonra, bugün Amerika’da yaşayan tüm Kızılderililerin toplam sayısı yaklaşık 2,5 milyon. Bartolomè de Las Casas tarafından 1542’de İspanya Prensi II. Philip’e ithaf edilerek yazılan Kızılderili Katliamı, Amerika kıtasının nasıl ele geçirildiğini eski dünyanın gözlerinin önüne seren çarpıcı bir belgedir; “Sırf eğlence olsun diye, kadın erkek demeden yerli halkın ellerini, burunlarını ve kulaklarını kesip kopardıklarını ve bunun bölgenin değişik yerlerinde defalarca tekrarladığını kendi gözlerimle gördüm. Bazen de insanların üzerine köpek saldıklarına, yerlilerin bu şekilde paramparça edildiğine, çok sayıda evi ve yerleşim merkezini yaktıklarına şahit oldum. Memeden kesilmemiş bebekleri annelerinin göğsünden alarak onları en uzağa fırlatma konusunda birbirleriyle yarıştılar…”

Altınlar toplandı, tarih tomarları yakıldı, ama Montezuma serbest bırakılmadı; yargılandı ve “dinsizlikten” ölüme mahkum edildi. Kendisini kutsal bilen ve halkı tarafından kutsal bilinen imparator, hiç değilse inançlarına uygun olarak ölmek istedi, boğularak ölmek istemedi. Bunun için ne isterlerse vermeye hazırdı, inançlarını istediler; Hıristiyanlığa geçerse, vurularak öldürülebileceğini söylediler, inancı için inanç değiştirmeyi bile kabul ettiği halde, verilen söz yerine getirilmedi ve İspanyol geleneklerine göre, boynu mengenede sıkılıp ensesi kırılarak öldürüldü. Kuzey Amerika’daki Kızılderililere geçelim, İngilizler, 1653 gibi çok erken tarihlerde, Kızılderilileri belli bölgelerde tutma (“rezervasyon”) sistemini başlattılar. Ellerinden aldıkları uçsuz bucaksız bozkırlar yerine, her Kızılderili savaşçıya, onları çiftçi yapıp başlarını bağlamak amacıyla, işgal edilmemiş boş topraklardan elli dönüm verdiler. Ama daha sonra bu topraklar da, binbir düzen ile ellerinden alındı. 1787’de çıkarılan Northwest Territory Ordinance’da, kağıt üzerinde, “Kızılderililere karşı her zaman elden gelen en büyük iyi niyet gösterilecek, rızaları olmadan toprakları ve mülkleri ellerinden alınmayacak, haklarına ve özgürlüklerine dokunulmayacak” denirken, uygulamada yerel yönetimlerin, Beyaz vatandaşlarına getirecekleri her bir Kızılderili kafatası derisi için ödüller verdiğini görüyoruz. 1641’de Hollandalılar tarafından başlatılan bu uygulamanın, “vatandaşların girişim ve yürekliliğini teşvik için” dağıtılan ödüllerden sonuncusunun 1818’de Indiana federe devletinde verilişine kadar sürdüğünü biliyoruz. Kuzey ve Güney Amerika’da Avrupalılar gelmeden önce ne kadar Kızılderilinin yaşadığı tam olarak bilinmiyor. Kestirimler yazardan yazara değişiyor. Ama 1832’de topraklarını vermek istemeyen bir kızılderili şefine karşı açılan Black Hawk Savaşı’nda, bu kabilenin sayısının 1000’den 150’ye düştüğü biliniyor. 1850 yılında California’da 110-130 bin kadar Kızılderilinin yaşadığı hesaplandı; otuz yıl sonra, 1880’de, bu sayı 20 binin altına düşmüş bulunuyordu. Yüzbinlere ne oldu? Bir bölümünün Beyazların getirdiği, yerlilerin bağışıklıkları olmayan hastalıklar nedeniyle öldüğü söyleniyor, ne kadarının öldürüldüğü söylenmiyor, söylenemiyor. Çünkü, Batı’nın çoğu yerinde Kızılderili öldürmek bir suç sayılmadığı için, olaylar adalet kayıtlarına işlenmemiş. Ünlü 1890 Yaralı Diz soykırımında, Beyaz baskısından bunalıp, “Kurtarıcı ruh”u çağırmak için yapılan “hayalet dansı”, savaş dansı olarak yorumlanınca, Birleşik Devletler ordusu, 98 silahsız savaşçıyı ve 200 kadar kadını ve çocuğu kılıçtan geçirmişti. Bugün Birleşik Devletler’de “toplama kampları”na kapatılmış Kızılderililerin sayısının çok az olduğunu biliyoruz. Tarihin bu en büyük soykırımında “En iyi Kızılderili ölü Kızılderilidir” gibi atasözlerinin bir etkisi olsa gerek. Bu sonuçta, ırkçı düşünüşün içinde bulunulan yüzyılın kültürüne uygun olarak aldığı renge göre, 16. yüzyılda Kızılderililerin insan soyundan olmadıkları, 17. yüzyılda ve 18. yüzyılın başlarında Şeytanın soyundan geldikleri, 18. yüzyılın sonlarıyla 19. yüzyılda (ve bazı kafalarda hatta 20. yüzyılda) Kızılderililerin biyolojik yapılarının, özellikle zekâlarının, doğuştan, Beyazlarınkinden geri olduğu yolundaki inançların ve düşüncelerin de payı olsa gerek. Irkçılığın verdiği zarar, zenciler ve Kızılderililer gibi, ilkel topluluklarla sınırlı kalmamıştır; ırkçılık uygar halklara da büyük zararlar vermiş, büyük acılara yol açmıştır. Bu yolda, göçmenlere, Yahudiler’e azgelişmiş ülke halklarına ve çok gelişmiş ülkelere verdiği zararlar unutulmamalıdır.

Kaynak: http://www.cafrande.org/irk-ve-irkcilik-dusuncesi-zenci-ve-kizilderililere-uygulanan-irkciligin-kisa-tarihi-alaeddin-senel/


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Bir Medeniyetin Yok Edilmesi II: Amerika ve Afrikali Köl
İletiTarih: 20 Ağu 2017, 19:02 
Onursal Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 28 Haz 2011, 12:32
İleti: 2750
Konum: Salpazari Cepni
Kisacasi, kendimizi begenmeyip girmeye calistigimiz “Bati Uygarligi”nin temelinde Afrikali insanlarin iskeletleri var.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni bir konu gönderCevap gönder 1 sayfadan 1. sayfa   [ 5 ileti ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 5 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan SiyasiForum.net Siyasi Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. SiyasiForum.Net hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde dönüş yapacaktır. Forumumuz kesinlikle hiçbir şekilde parti, örgüt, kurum, kuruluş ve oluşumu desteklememektedir. Tüm Problemler ve Reklam İçin: İletişim Formu için tıklayınız.